Haber

Güç birliği yapıldı, Bayburt’ta hibe ile doğal taş tesisi kuruldu

* DÜNYA Gazetesi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde 81 ildeki oda ve borsalarla bir araya geliyor. Bu ay birinci yılını deviren “Başkanlar Konuşuyor”un yeni durağı Bayburt oldu. DÜNYA’ya konuşan Bayburt Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Süleyman Seyhan, kentin sanayisini güçlendirmek için doğal taş sektörüne yöneldiklerini söyledi.

* Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Süleyman Seyhan, Valilik, Bayburt Belediyesi ve Ziraat Odası ile güç birliğine gittiklerini, Avrupa Birliği’nden tamamı hibe olan bir tesis kurduklarını söyledi. Bayburt Doğal Taş adını taşıyan işletmenin kentteki el değmemiş rezervlerin ekonomiye kazandırılması için öncü olması bekleniyor. Tesis şimdilik 25 kişi istihdam ediyor.

Taşımız camilerde ve villaların dış cephesinde kullanılıyor

Süleyman SEYHAN – Bayburt Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı

Bayburt’ta ekonomimiz genelde tarım ve hayvancılığa dayalı. Tarım ve hayvancılık teşviklerinden de yararlanıyoruz. En büyük sıkıntılarımızdan birisi göç vermemiz. Köylerimiz boşaldı, insanlarımız şehre göç etti. Tarım ve hayvancılık yok denecek kadar azaldı. Bunun dışında son yıllarda özellikle mermer ve doğal taş üzerinde bir gelişme kaydettik. Bayburt Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) olarak biz Bayburt Valiliği ve Bayburt Belediyesi’nin girişimleri ile bir proje düzenledik.

Avrupa Birliği’nden (AB) bu projeyi geçirerek tamamı hibe olan bir doğal taş fabrikası kurduk. Adı da Bayburt Doğal Taş Üretim ve Pazarlama Merkezi. Doğal taş sektörünü canlandırmak için çalışıyoruz. Ankara’dan bu bölgeye kadar böyle bir fabrika yak. Bayburt taşını ön plana çıkarmaya çalışıyoruz. Bu taşın özelliği özellikle camilerde kullanılması ve dış cephe kaplaması olarak da villalarda tercih edilmesi. Taşın ömrü çok uzun. O yüzden kalıcı. İşçilikte de iyiyiz. Çok sayıda ilde cami inşaatına gidin, mutlaka bizim Bayburtlu ustalarımız vardır. Şimdi kentimizde bu sektörün gelişmesi için çalışıyoruz.

El değmemiş rezervlerimiz var. Ancak sektörde henüz bir kurumsallaşma yok. Buradan çıkan taşı alıyorlar, işleyerek Trabzon Limanı üzerinden Çin’e ve Hindistan’a ihraç ediyorlar. Şimdi bu ihracatı kendimiz yapmak istiyoruz. Hatta işlemek istiyoruz ki katma değer Bayburt’ta kalsın. Ayrıntı vermem gerekirse, TSO’muzun şirketteki payı yüzde 50,5. Yüzde 42’si Bayburt Valiliği’nin yüzde 7’si Bayburt Belediyesi’nin, yüzde 2’si de Ziraat Odası’nın Mermer Kooperatifine ait. 5 yıl süre ile fabrikamızı satamıyoruz, özel sektörü ortak edemiyoruz. Ama bu işi özel sektörün daha iyi yapacağına inanıyorum.

Şu anda fabrikamızda 25 kişi çalışıyor, özel sektörde olsa işleyiş de artar, istihdam da 100’e çıkar. İhracatımız yok denecek kadar az. 2021 yılında 40 küsur milyonluk bir ihracatımız oldu. Bizim fabrikamızın ihracatını başka aracı kurumlar yapıyor. Ama bu özel sektörde olsa ihracatımız da daha çok artar.

DÜZCE DE 6. BÖLGEDE BAYBURT’DA DÜZENLEME ŞART

Türkiye’de biliyorsunuz gelişmişlik farklarına göre en dezavantajlı yerler 6. Bölge Teşviki alıyor. Biz Bayburt olarak teşvikte 6. Bölge’deyiz. Ancak teşvik düzenlemesi yeniden ele alınmalı. Mesela 1999 depreminden sonra Düzce, 6. Bölge teşvikinden faydalanmaya başladı. O gün bugün hala teşvik kapsamında. Geldiğimiz durumda İstanbul’a yakın bir yerde böyle bir teşvik olması, yatırımların buralara ve doğuya ulaşmasına engel oluyor. Çünkü pazar orada, hammadde orada, bizim buraya gelişi işlenip tekrar geri gitmesi baya bir maliyet. Bu nedenle Bayburt olarak doğru düzgün yatırım yapamadık. Trabzon’dan bir yakın illerimizden iki yatırımımız var. Onun dışında bize gelen yatırımcı yok.

TRABZONLULAR VE RİZELİLER YATIRIMA GELEBİLİR

Bayburt olarak, yatırım için Karadeniz bölgesinde en elverişli arazi yapısına sahip kentlerinden biriyiz. Kentimiz biliyorsunuz; Trabzon ve Rize’nin arka bahçesi. Çocukluğumuzda 8 saatte gittiğimiz Trabzon bugün yapılan yatırımlar sayesinde 2,5 saat. Bizim 6. Bölge kenti olduğumuzu düşürsek, Trabzon’da yatırım yapacak hemşerilerimizi Bayburt’a beliyoruz. Organize sanayi bölgemizde (OSB) Trabzon’dan buraya gelip dış cephe mantolama kimyasalları üreten firmamız var. Özellikle Gürcistan üzerinden Rusya pazarına ihracat yapıyorlar. Bu örnek olmalı. Bizim bir özelliğimiz de nemli bunaltıcı havamızın olmaması. Mesela Trabzon’da üretilen çayı fabrikası getirip kurutma işlemini burada yapıyor. Bizim havamız daha sert, daha kuru. Ayrıca Rusya, İran, Irak, Gürcistan pazarlarına üretim yapmak için iyi bir coğrafyayız. Trabzon limanına 180 kilometre yakındayız. Salmankaş Tüneli açıldıktan sonra bu yol üzerindeki ilçelerimizden Trabzonlular ve Rizeliler tarla aldılar. Çünkü Araklı üzerinden oralara bağlanıyoruz.

TARIM VE HAYVANCILIK YATIRIMCISINI BEKLİYORUZ

Biz ulaşımla ilgili sorunlarımız ortadan kaldırılınca, tarımımızın ve hayvancılığımızın da gelişeceğini öngörüyoruz. Şu anda bu alanda yatırım yapılacak elverişli arazilerimiz var. Pandemi ve savaşlar bize bu sektörün önemini daha iyi kavrattı. Bu alanda yatırım yapmaya gelecek her yatırımcıya desteğe hazırız.

ŞARJ İSTASYONU VE GÜNEŞ ENERJİSİ YATIRIMI İÇİN GÖRÜŞME…

Bayburt Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Süleyman Seyhan; DÜNYA Gazetesi Üst Yöneticisi Hakan Güldağ, Genel Koordinatör Vahap Munyar, Yazı İşleri Müdürü Handan Sema Ceylan’ın sorularını yanıtladı. Başkan Seyhan, “Elektrikli araçların şarj istasyonları üretimi için Diyarbakırlı bir hemşerimiz burada yatırım yapmak istedi. Valiliğimize ve bize müracaatı ile birlikte OSB’de yer gösterdik. Yatırımın içinde güneş enerjisi de var. Ancak henüz neticelenen bir gelişme yok” diye konuştu.

Trabzonlu tur operatörleri paketlere bizim yaylalarımızı da eklemeli

Uzungöl’e açılan Kılıçkaya Tüneli sayesinde, Çaykara üzerinden oraya bağlanacağız. Mesafe kısalacak. Karaçam Tüneli ile beraber mesafe daha da kısalıyor. Trabzon’a gelen Arap turistin buralarda konaklamasını sağlayabiliriz. Bunu sağlarken de turisti burada cezbedecek bir şeylerin olması gerekir. Bizim burada müzelerimiz var. Avrupa’dan ödüllü Kenan Yavuz müzemiz var. Hüsamettin Kösem hocamızın burada kurduğu müze var. Turizm konusunda hamlelerimiz yeni başladı ama umutluyuz. Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle Bayburt Belediye’miz kentimize yürüyüş yollara kazandırıyor. Kale’deki kazı çalışmalarımız bitince orada da çalışmalar yapacağız. Türkiye’nin en hızlı akan nehri Çoruh, şelalelerimiz, Aydıntepe Yer Altı Şehrimiz var. Özellikle yabancı turisti, bizim burada en az 2-3 günlük konaklatmamız lazım. Trabzon’daki tur operatörleri, tatil paketlerinin içine Bayburt’u da eklemeli. Otel sayımız yeterli. Havayolu ulaşımına da 2023’te kavuşacağız. Karadenizli bunalınca kendini bizim yaylalarımıza atar. Şimdi tüm turistleri bekliyoruz.

Umudumuz hızlı tren…

En büyük umudumuz hızlı trenin Bayburt’tan geçmesi. Böylece maliyetlerimiz düşer. Tren konusunda Gümüşhane ile bir çekişmemiz oldu. Hızlı treni Ankara-Sivas- Erzincan üzerinden makas açıp Trabzon’a ulaştıracaklar. Ama hızlı tren, Gümüşhane üzerinden mi geçecek yoksa Bayburt üzerinden mi, tartışması var. Bir taraftan da Rize ve Trabzon arasında da bir hızlı treni isteme konusunda çekişme yaşanıyor.

Haber

Kale Grubu’ndan 230 milyon dolarlık yatırım

65’inci kuruluş yıl dönümünü ve geleneksel Seramik Bayramı’nı kutlayan Kale Grubu, yeni yatırım planlarını açıklarken, Granit Slab yatırım hattının temelini de attı. 80 x 160/160 x 320 ebatlarda 6 milimetre, 10 milimetre ve 20 milimetrelik Mat/Parlak granit üretimi gerçekleştirilecek yeni üretim hattının temeli, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ve protokolün katıldığı bir törenle atıldı. Hattın, 32 milyon euro yatırımla 2022 sonunda üretime başlaması planlanıyor. Granit slab hattı devreye girdiğinde, toplam kapasiteye katkısının 1,5 milyon metrekare, yıllık ciroya katkısının ise ortalama 500 milyon TL olması öngörülüyor. Törende konuşan Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, dünya standartlarında en son teknoloji makine ve fırınlarla donatılacak hatta, üretimin yüzde 70’inin ihraç edileceğini ve ilk etapta 70 kişiye istihdam sağlanacağını açıkladı.

“Yeni yatırım fırsatları araştırıyoruz”

Kale Grubu’nun DNA’sında sanayiciliğin kodlandığını belirten Zeynep Bodur Okyay, şunların söyledi: “Küresel ve yerel pazardaki tüm zorluklara rağmen yatırım yapma şevkimizi asla kaybetmiyoruz. 2022-2026 döneminde 230 milyon doların üzerinde yatırım yapmayı planlıyoruz. Yatırım odağımızda yurt dışında büyüme, yeni iş alanları, dijital dönüşüm, inovasyon ve sürdürülebilirlik var. Önümüzdeki yıllarda ana faaliyet alanlarımızı destekleyen ve geliştiren katma değeri yüksek iş alanlarına odaklanacağız. Grubumuzun yapı sektöründe malzeme, izolasyon, proje ve uygulama alanlarındaki tecrübesinden güç alarak, çatı ve arazi tipi anahtar teslim güneş enerji sistem tasarımı ve kurulumu faaliyetlerini yürütmek üzere yeni yatırım fırsatlarını araştırıyoruz. Bunun yanı sıra enerji depolama sistemleri, yakıt pilleri ve hidrojen enerjisi gibi önümüzdeki yıllarda yaygınlaşması beklenen ileri enerji çözümlerine yönelik incelemelerimiz de devam ediyor. Köklerden göklere uzanan üretim yolculuğumuzu, güncel gelişmeler ve trendler doğrultusunda faaliyet alanlarımızı çeşitlendirerek sürdüreceğiz.”

Toprak ve Sanat Çınarı Sergisi açıldı

Etkinlikte İbrahim Bodur’u anmak üzere, merhum iş adamıyla 50 yılı aşkın dostluğu olan seramik sanatçısı Mustafa Tunçalp tarafından hayata geçirilen 65. Yıl Toprak ve Sanat Çınarı Sergisi de açıldı. Sergide, 1962 yılında Kaleseramik’te başladığı stajla Kale Grubu ile tanışan, 1970 yılından itibaren Kalebodur Sanat Atölyesi’nde birikimlerini gençlere aktaran Tunçalp’in elinden çıkan 75 eser ziyaretçilerle buluştu.

Haber

Dolandırıcılık iddiası: İfade tutanağı adı altında 100 milyon TL’lik arazi alındı

İstanbul’da yaşayan Murat ve Burcu Kartay çifti, Kocaeli’nin Derince ilçesinde bulunan 100 milyon TL değerindeki arazilerini 2018 yılında satışa çıkardı. İddiaya göre, kendisini Çin Yatırım Fonu Başkanı olarak tanıtan Oktay Ö., Çin’in Türkiye’de arazi alarak yatırım yapmak istediğini söyledi. Uzun bir süre güven telkin eden şahıs, Kartay çiftinin arazilerinin bir mafyanın takibinde olduğunu ve kendilerini mafyadan koruyabileceğini, ancak ne derse yapmaları gerektiğini söyleyerek kaygı uyandırdı. Çifti evlerinden alarak bir otele yerleştirdi. Bunu can güvenliklerini sağlamak için yaptığını söyledi.

‘İfade tutanağı’ adı altında imza aldılar

6 Mart 2018 tarihinde şüpheli Oktay Ö., polis olduğunu söylediği şahısla birlikte otelde kalan müştekilerin yanına gelerek müştekilere, “Mafya yerinizi öğrendi. Polis getirdim, ifadenizi alacak, şikayetçi olacaksınız.” dedi. Aralarında satış sözleşmesi, vekaletname, muvafakatnamenin bulunduğu evrakları ‘ifade tutanağı’ adı altında müştekilerin okumasına izin vermeden alelacele imzalattı. 2019 yılı Mayıs ayında dolandırıldıklarını fark eden Kartay çifti, savcılığın kapısını çalarak aralarında Oktay Ö., bir noter ve iki avukatın bulunduğu 6 şüpheli hakkında suç duyurusunda bulundu. Şüpheliler şikayetçileri telefonla arayarak, “Polise, savcıya gitseniz de çevrem var. Rüşvet veririm, işi çözerim” diyerek tehdit etti. Şikayet üzerine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheliler hakkında “tehdit”, “nitelikli dolandırıcılık”, “görevi kötüye kullanma”, “resmi belgede sahtecilik” suçlamalarından soruşturma başlatıldı.

“Kendisini, Çin Yatırım Fonu Başkanı olarak tanıttı”

Mağdur Murat Kartay, “Derince’de eşime ait olan ticari imarlı ve akaryakıt imarlı 9 adet parsel vardı. Biz buraların satışıyla uğraşırken Oktay Ö., kendisini bize Çin Yatırım Fonu Başkanı olarak tanıttı. Çin hükümetinin Türkiye’de yatırım yaptığını ve burayı almak istediğini söyledi. Bize güven telkin etmek için bazı bakanlıkların, güvenlik kuvvetlerinin isimlerini kullandı. Yaklaşık 1 ay kadar güven telkin etti. Bize bir mafya adı vererek bizim can güvenliğimizin tehlikede olduğunu, arazilerimizin elimizden alınacağını söyledi. Daha önce arazilerimiz çeşitli gruplar tarafından işgal altında olduğu için ve geçmişte tehdit edildiğimiz için biz buna inandık. Bizi apar topar evimizden alarak otele götürdü.” dedi.

“Bugünkü değeri 150 milyon TL olan araziyi 10 milyon TL’ye satmışlar”

Kartay, “Şüpheli, olay günü akşam saatlerinde, polis olduğunu söyleyen şahıslarla beraber geldi. Bu şahıslar bize ifade tutanağı altında satış sözleşmesi, muvafakatname, kendi avukatlarına vekaletname ve eski avukata azilname şeklinde evraklar imzalattılar. Tabii biz bunu bilmiyoruz. Daha sonra 3 gün içerisinde davalık olduğumuz, Kocaeli’deki firmalara satmışlar. Bugünkü değeri yaklaşık 150 milyon TL olan araziyi davalık olduğumuz şirketlere 10 milyon TL’ye satmışlar.” diyerek bu paraların kendilerine ödenmediğini öne sürdü.

“Biz kime güveneceğiz?”

Soruşturmanın 4 yıldır devam ettiğini söyleyen Kartay, “Bir noter ile avukatlar organize suç çetesine üyelik yapar, vatandaşları bu şekilde dolandırırlarsa biz kime güveneceğiz? Bu insanlar resmi görevlerini kötüye kullanıyorlarsa ne yapacağız? Biz bu insanların, avukatların ve noterin mesleklerinden atılmasını, hapis cezası varsa hapse girmelerini ve malımızı da aynen geri almak istiyoruz. Soruşturma süreci uzadıkça maddi ve manevi olarak mağduriyet yaşıyoruz. İnsanlar artık bize inanmıyor. 4 yıldır bir dava açılmaz mı?” diyerek duruma tepki gösterdi.

Haber

Bakanlıktan ‘Venezuela’ açıklaması: Tarım için devlet adına arazi kiralanmayacak

Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye’nin yurt dışında özel sektör aracılığıyla gerçekleştirilmesi planlanan tarımsal yatırımlarına ilişkin bilgilendirmede bulundu. Yapılan açıklamaya göre, planlanan tarımsal yatırımlar için özel sektöre yatırım ortamı hazırlanacak, soya,ayçiçeği vb.ithal ürünler üretilecek. Türkiye, inşaat gibi tarımda da yurt dışı yatırımları yapacak. Devlet adına arazi kiralanmayacak.

Açıklamada, Bakanlığın yabancı ülkelerde özel sektör aracılığıyla yatırım imkanları geliştirme konusunda yeni bir vizyon belirlediği belirtilerek, “Bakanlığımız, hem yurt içinde hem de yurt dışında tarımsal alanda yatırım yapan yatırımcılarımızın yanında olmaya devam edecektir” denildi.

Açıklamada şöyle denildi:

“Ülkemizin tarım politikasında önceliği, tüm tarım alanlarımızın verimli bir şekilde kullanılması, alın ve akıl teri döken çiftçimizin desteklenmesidir.

Bu minvalde Bakanlığımız göç, veraset ve diğer nedenlerle terk edilmiş tarım arazilerini yeniden üretime kazandırmak için yeni bir destekleme modeli geliştirmek üzere çalışma yürütmektedir.

Türkiye, tarımsal üretim, tarım teknolojileri ve gıda sanayiinde dünyanın en önde gelen ülkelerinden biridir.

Ülkemiz Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2020 yılı verilerine göre dünya bitkisel ürünler üretiminde 12’nci, sebze üretiminde 4’üncü ve meyve üretiminde ise G’ncı sıradadır. Tarımsal hasıla bakımından da Avrupa’da birinci durumdadır. Bakanlığımızca yürütülen çalışmalar ve üretime yönelik teşvikler ile çok sayıda tarım ürününde de dünyada liderliğimiz devam etmektedir.

Bunun yanı sıra ülkemiz, tohumculuk, tarım makineleri, tarımsal ürün işleme ekipmanları, modern hayvancılık tesisleri ve mezbaha ekipmanları, soğuk hava deposu teknolojileri, modern seracılık teknolojileri ve üst düzey gıda işleme, tesis, alet ve ekipmanları üretiminde çok büyük bir potansiyele sahiptir.

Pek çok ülkeye bu alanlarda ürün, hizmet ve teknoloji ihracatı gerçekleştirmekteyiz. Ayrıca Türkiye büyük bir bilgi, tecrübe ve know-how altyapısına da sahiptir.

Bakanlığımız yabancı ülkelerde özel sektör aracılığıyla yatırım imkanları geliştirme konusunda da yeni bir vizyon belirlemiştir.

Bu manada özel sektörün tarımsal kalkınma sürecine dahil olması için teşvik edilmesi büyük önem taşımaktadır.

Ülkemize döviz girdisi sağlayan en önemli sektörlerden biri inşaat sektörü, ülke kalkınmasının özel sektör aracılığıyla desteklenmesinin en güzel örneklerinden biridir. Müteahhitlerimiz Rusya’da, Kazakistan’da, Irak’ta, Katar’da ve diğer ülkelerde yatırım yaparak büyük başarı hikayeleri yazmaktadırlar. Türkiye inşaat sektöründe dünyada 2’nci sırada yer almaktadır.

Tarım sektörünün de inşaat sektörü gibi desteklenerek uluslararası düzeyde hak ettiği yere gelmesi hedeflenmektedir.

Türkiye’nin kendi teknolojisini ve bilgi birikimini devreye sokarak diğer ülkelerle yapacağı tarım alanındaki iş birliği, büyük potansiyelimizi hayata geçirme fırsatı sunacaktır. Bu sayede, Türk yatırımcılar da bilgi birikimlerini ve tecrübelerini ihraç edebileceklerdir.

Yurt dışında tarımsal yatırım yapmak konusunda Türk şirketleri, yani özel sektör nihai karar verici olacaktır. Bakanlık olarak görevimiz, yatırımcı firmalarımıza yatırım yapılacak ülke ortamı hakkında bilgi vermek ve yatırımcıların haklarını koruyacak şekilde hukuki bir zemin oluşturmaktır.

Kaldı ki; birçok gelişmiş ülke, sınırları dışında tarımsal arazi kiralamaktadır. Sanayileşmiş bu ülkeler, yatırımlarını tarımın önemini bilerek gerçekleştirmektedirler. Bu ülkeler ayrıca, bu yatırımlarını gelecekteki tarım ve gıda ürünü ihtiyaçlarını temin etmek için yapmaktadırlar.

Yaşanan pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı, küresel iklim değişikliği ve artan nüfus nedeniyle tarımsal üretim daha da hayati bir hal almıştır. Bu ortamda Türkiye’nin ve iş insanlarımızın küresel gıda piyasasında söz sahibi olması adına Bakanlığımızın yeni vizyonu büyük önem kazanmıştır.

Bu vizyon, bize ülkemizin ihtiyaç duyduğu hayati ve stratejik ürünlerin temininde belli başlı ülkelere bağımlılığın azaltılmasını sağlayacaktır.

Bunun yanı sıra, ülkemiz özellikle soya ve ayçiçeği gibi ürünleri büyük oranda ithal etmektedir. Bu ürünlerin yetiştirilmesi için yeterli arazimiz bulunsa bile iklim ve coğrafi koşullar iç talebi karşılayacak oranda üretim yapılmasına imkân vermemektedir. Ayrıca Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığı da aşikardır. Ülkemizin planladığı bu vizyoner yatırımlar, ithal edilen ürünlerin azalması ve cari açığın kapatılmasında da önemli bir rol oynayacaktır.

Dahilde işleme rejimi adı altında ülkemizdeki firmalara hammadde temini de bu yatırımlar sayesinde kolaylaşacaktır.

Vizyonumuzun gereği bu yatırımlar çevreyi korumak ve karbon ayak izini azaltmak için de son derece önemlidir.

Ülkemiz, tarımsal alandaki yurt dışı yatırımlarında “kazan-kazan” ilkesini benimsemektedir. İş birliği yapılan ülkelerde “birlikte üretip birlikte kazanmak” hedeflenmektedir. Dünyanın önde gelen tarım ülkelerinden Türkiye, deneyimlerini tüm insanlık ile paylaşmaktan yanadır. Bunu da tarihi misyonun bir gereği olarak görmektedir.
Dünya Ticaret Örgütünün raporlarına göre yaklaşık 41 ülke başka ülkelerde arazi kiralamış, 62 ülke de arazilerini başka ülkelere kiralamış veya satmıştır. İngiltere’nin başta Afrika’da olmak üzere 4,4 milyon hektar arazi kiraladığı bilinmektedir.

ABD’nin aynı yöntemle kiraladığı arazilerin büyüklüğü 3,7 milyon hektardır. İngiltere’nin kiraladığı arazilerin büyüklüğü Danimarka’nın yüzölçümüne eşitken, ABD, İsviçre ve Çin’in Moldova büyüklüğünde kiraladığı tarım arazileri vardır. Afrika’nın en yoksul ülkelerinden biri Kongo 8,1 milyon hektar arazi kiralamışken Endonezya 7,1 milyon, Filipinler 5,2 milyon ve Sudan 4,7 milyon hektar arazi kiralamış veya satmıştır.

Böylece kendi sınırları dışında tarımsal yatırım yapan ülkelerin, bu yatırımlarını mevcut tarım ve gıda ürünleri ihtiyacı için değil gelecekte dünya gıda piyasasında söz sahibi olmak için gerçekleştirdikleri açıkça anlaşılmaktadır.

Türkiye’nin tecrübesine ve üretkenliğine sonuna kadar güvenen ve tarımsal yatırımlara ihtiyaç duyan ülkeler, Türkiye’ye bizzat kendileri yatırım teklifinde bulunmaktadırlar.

Nüfusu 2050’1i yıllarda 100 milyonun üzerine çıkması beklenen Türkiye’nin, 2053 vizyonunun da bir gereği olarak tarımsal üretimini artırması aklın ve bilimin bir gereğidir.

Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Bakanlığımız, hem yurt içinde hem de yurt dışında tarımsal alanda yatırım yapan yatırımcılarımızın yanında olmaya devam edecektir.

Bakanlığımızın vizyonu yurt dışında tarımsal üretim yapmak için Türk yatırımcısını teşvik etmek ve onlara avantaj sağlamaktır. Bakanlığımızın görevi yatırımcılarımıza yabancı ülkelerdeki tarımsal yatırım imkanları hakkında bütün yönleriyle bilgi vermektir. Ayrıca yatırımcılarımızın haklarını koruyacak şekilde hukuki bir zemin oluşturmaktır. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurt dışında arazi kiralanması söz konusu da değildir.

Bakanlık olarak pandemi süreci başta olmak üzere alın terini büyük emeklerle toprağa dökerek insanımızın karnını doyuran çiftçilerimizin her zaman yanında olduk, sonuna kadar da yanlarında olacağımızı saygılarımızla kamuoyuna duyururuz.”

Haber

İş dünyası, Türkiye – BAE Yatırım Çalıştayı’nda buluştu

Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) üç bakan ve CEO’ların yatırım imkanlarını somutlaştırmak üzere Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın ev sahipliğinde düzenlenen yatırım çalıştayında iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler ele alındı.

Çalıştayın ardından TİM Başkanı Mustafa Gültepe toplantının detaylarına ilişkin bilgi verdi. BAE ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geçmişine atıfta bulunan Gültepe, bu çerçevede bugün gerçekleştirilen görüşmelerin iki ülke açısından önemli olduğunu söyledi.

Gültepe, devamında şunları kaydetti: “Çalıştaya Türkiye’den katılan çok sektör var, onların tarafından da ağırlıklı enerji ve dijitalleşme konularında daha fazla iş yapma ve yatırım yapma noktalarında görüşmeler yapıldı. Her sektör kendini anlattı, iş birlikleri ele alındı. Özellikle BAE bakanı bundan sonraki yatırım ve çalışmalarda çok daha iyi iş birliği yapacağını, bu toplantıları rutin haline getireceklerini aktardı. Türkiye ile BAE’nin ilişkilerinin karşılıklı artacağı ve ihracat hacminin, karşılıklı alım ve satımların daha yukarı çıkma noktasında iş birliği yapıldı. Bundan sonra bu çalıştaylar devam ederse, şu an da 5-5,5 milyar dolar olan ihracatımızı 10 milyar dolara çıkarmamak elde değil.”

“Yatırım için alakadar oldukları değişik sektörler var”

Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, iki ülkeden bakanların katılımıyla düzenlenen toplantının, iki ülke arasındaki iş fırsatları, yenilikçi teknolojiler ve potansiyel yatırım alanları, sanayi 4.0 dahil çok sayıda alanı kapsadığını dile getirdi.

Kibar, “BAE bakanı 10 milyar dolarlık Türkiye’de yatırıma yönelik bütçe ayırdıklarını söylediler. Alakadar oldukları değişik sektörler var. Önümüzdeki süreçlerde ikili müzakerelerde bir takım fırsatların ortaya çıkacağını düşünüyorum.” dedi.

“BAE bölge olarak önemli”

Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, işbirliğinin her zaman çok faydalı olduğunu belirterek, çalıştayda Türkiye’nin endüstrisini temsil eden katılımcıların yer aldığı bilgisini verdi.

BAE’nin bölge olarak dünya ticaretinde önemli olduğunu aktaran Okyay, “Türkiye gibi enerji konusunda dışa bağımlı bir ülkenin mutlaka daha derin ilişkiler kurup, fırsatları değerlendirmesi gerek.

Özellikle yeni dönemde, yenilenebilir enerji gibi fırsatları birlikte yapabilmek önemli olabilir. Türkiye’de de cari açık nedeniyle yapmak istediğimiz bir takım dönüşümler var, bunlar da büyük projeler ve finansman istiyor. İlgi olursa oralarda da birlikte çalışılabilir. Toplantıda karşılıklı ilişkiler üzerinde görüşler beyan edildi.” ifadelerini kullandı. Okyay, ikili görüşmelerde de firma özelinde konuların ele alınacağını söyledi.

“Yeni bir dönemin başladığını teyit eden bir görüşme oldu”

Getir Kurucusu Nazım Salur, çalıştaya ilişkin, “İki ülke arasında yeni bir dönemin başladığını teyit eden bir görüşme oldu. Ciddi bir BAE delegasyonunun Türkiye’de değişik alanlarda yatırım iştahının olduğunu, Türk iş insanları gördü. Bir çok değişik sektörden firma buradaydı. Buradaki prosedürel bir görüşmeden ziyade sıcak bir görüşme olarak geçti. Bunların meyvesini önümüzdeki günlerde, aylarda alacağımızı düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Haber

Türkiye ve BAE heyetleri, yatırım çalıştayında bir araya geldi

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Birleşik Arap Emirlikleri Sanayi ve İleri Teknoloji Bakanı Dr. Sultan Ahmed Al Jaber ile Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde bir araya geldi. Görüşmeye, BAE Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Dr. Thani Al Zeyoudi, BAE Halk Eğitimi ve İleri Teknolojiden Sorumlu Devlet Bakanı Sarah Al Amiri, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanı Dr. Ali Taha Koç ile bakan yardımcıları Hasan Büyükdede ve Mehmet Fatih Kacır katıldı. Basına kapalı gerçekleştirilen ve ülke ilişkilerinin ele alındığı görüşme yaklaşık bir saat sürdü.

Uzay teknolojileri alanında mutabakat zaptı imzalanacak

Görüşmenin ardından ‘Türkiye- BAE Yatırım Çalıştayı’ için konferans salonuna geçen Varank, iki ülke liderleri arasındaki yoğun temasların ikili ilişkileri çok üst düzey seviyeye gelmesinde önemli bir rol oynadığını söyledi.

Bu ziyaretin de sanayi, yatırım ve teknoloji alanlarındaki iş birliğine önemli katkılar sağlayacağını belirten Varank, şunları kaydetti: “Bugün aynı zamanda yenilenebilir enerji, otomotiv, petrokimya, makine, gıda, sağlık, e-ticaret ve diğer pek çok sektörden firmalarımızla bir Yatırım Çalıştay’ı düzenliyoruz. Potansiyel iş birliği imkanlarını hep beraber değerlendireceğiz. Türk ve BAE’li firmalarımızın, kurumlarımızın, yeni bağlantılar kurabilecek somut projeler geliştirebilecek ortamlarını bugün burada oluşturmuş olduk. İnşallah ticaretimizi çeşitlendirmemize ve yeni yatırımlarımızı teşvik etmemize, bu program vesile olacak. Bugün aynı zamanda uzay bilimi teknolojileri ve uygulamaları alanlarında da iş birliğimizi geliştirmek için mutabakat zaptı imzalayacağız. Dostum Cabir ve ben daha güçlü, daha sürdürülebilir ekonomiler inşa etmek için elimizden gelen her şeyi yapmak üzere liderlerimizden talimat aldık.”

Çalıştayda iki ülkenin temsilcileri buluştu

Ziyaret çerçevesinde gerçekleştirilen çalıştayda, BAE’den üç bakan ve yatırım fonu ve şirketlerinin üst yöneticileri, Türk kamu, özel sektör kuruluşları ve iş dünyası temsilcileri yer aldı.

Çalıştayda muadil bakanlıklar arasındaki görüşmelerin yanı sıra çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren kamu iştiraki kuruluşlar ve şirketlerin temsilcileri ile BAE’nin önde gelen şirketleri arasında potansiyel iş birliği imkanları değerlendirildi.

BAE’nin Türkiye’deki yatırım imkanları somutlaşıyor

Verilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın diplomasi trafiğinin ardından BAE’nin Türk ekonomisine yapmayı planladığı yatırımlar netleşiyor.

Bu çerçevede, BAE Sanayi ve İleri Teknolojiler Bakanı Sultan Ahmed Al Jaber, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Thani Bin Ahmed Al Zeyoudi ile aynı zamanda BAE Uzay Ajansı Başkanı olan Halk Eğitimi ve İleri Teknolojilerden Sorumlu Devlet Bakanı Sarah Bint Yousef Al Amiri Türkiye’ye geldi.

Bakan Varank’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen heyetler arası görüşmede, karşılıklı üst düzey ziyaretlerle normalleşen Türkiye-BAE ilişkilerinde başlayan yeni dönemin detayları ele alındı.

Ziyaret çerçevesinde BAE’nin Türkiye’deki yatırım imkanlarını somutlaştırması ve iki ülkenin iş birliği alanlarının belirlenmesi planlanıyor.

Haber

Türklerin Londra’dan ev alımları yüzde 50 arttı

Leyla İLHAN

Londra’da inşa ettiği projelerle tanınan Barratt London’un Uluslararası Satış ve Pazarlama Direktörü Stuart Leslie, Türk alıcıların Londra’ya olan ilgi düzeyinin son yıllarda yüzde 30-50 oranında arttığını söyledi.

Portföylerinde şehir merkezinin dışında, gelişmekte olan Londra 3-6 bölgelerinde Hounslow, Hayes, Barnet ve East Ham gibi popüler yeni yerleşim alanlarında 13 farklı proje yer aldığını söyleyen Leslie, “Halihazırda, en büyük yatırım Fransa, Hong Kong, ABD, Çin ve Hindistan’daki alıcılardan geliyor. Ancak Türk alıcıların ilgi düzeyi son yıllarda yüzde 30-50 oranında arttı ve şu anda satışlarımızın yüzde 5’ini oluşturuyor. Bu sebeple Türkiye bizim için hızla büyüyen bir pazar” diye konuştu.

Salgın sonrasında seyahat kısıtlamalarının kalkması ve Türk lirasının değer kaybetmesiyle İngiltere’yi ziyaret eden Türk alıcıların emlak talepleri yeniden canlandığını belirten Leslie,”Türklerin Londra’ya yatırım yapması artık bir gelenek haline geldi. Türk alıcıların emlak taleplerinin yıl boyunca artmaya devam etmesini bekliyoruz” diye konuştu.

“Lokosyona değil, güvene bakıyorlar”

Potansiyel alıcıların genellikle fiyatlara duyarlı olduklarını ve mümkün olan en yüksek getiriyi aradıklarını ifade eden Leslie, “Bu alıcılar eskiden olduğu gibi artık lokasyona değil yatırımlarının güvende olacağı fırsatlara bakıyorlar. Bu yüzden de Londra’yı güvenilir bir yatırım pazarı olarak görüyorlar. Londra emlak piyasası, yıldan yıla istikrarlı büyümesi ile bilinir. Türkiye’deki yatırımcılar dalgalı bir ekonomiyle mücadele ediyor. Geçtiğimiz yıl liranın dolar karşısında yüzde 44’lük düşüşü ve ocak ayında enflasyonun yüzde 48,7’ye yükselmesi başlıca örnekler. Ülke olarak hukuk sistemimiz de son derece şeffaf ve güvenilir olduğu için Türk yatırımcıların güvenini kazanıyoruz” diye konuştu.

Londra’da ikinci el piyasasının da oldukça avantajlı olduğunu, yatırımcıların ellerindeki mülkü çıkarmak istedikleri zaman da kazançlı çıkabildiğini dile getiren Leslie şöyle konuştu: “Ayrıca, Londra’nın gençlere yönelik sağladığı eğitim avantajları da şehrin merkezi ve erişilebilir emlak olanaklarına duyulan ilgiyi artırıyor. Bunlara ek olarak iki ülkenin ulaşım olarak yakınlığı da bir avantaj. Türk alıcıların Londra emlak piyasasına eğitim veya yatırım amaçlı ikinci bir ev için baktıklarını gözlemliyoruz.”

“Üniversiteler de ev aldırıyor”

Londra’nın aynı zamanda dünyanın en iyi üniversitelerinden bazılarına ev sahipliği yaptığını belirten Stuart Leslie, “Bunların başında ise dünyanın ilk 10 üniversitesi arasında yer alan Imperial College ve UCL, Kings College ve London School of Economics2 yer alıyor. Çocuklarını en kaliteli eğitimi alması için İngiltere’ye göndermeyi düşünenler için, bu okulların yakınlarında bir ev almak finansal açıdan tercih sebebi oluyor. Şehir merkezinde öğrencilere uygun olarak inşa edilmiş kiralık konutların oldukça yüksek fiyatları ve kiralık konutların genellikle standardın altında olması nedeniyle, birçok ebeveyn çocuklarının üniversite arkadaşlarına bazı odaları kiralayarak aylık ipotek masraflarının bir kısmını karşılayacakları güvenli ve modern bir mülk satın almayı tercih ediyor” diye konuştu.

Talep edilen evler hakkında da bilgi veren Leslie, “Özellikle kişisel bahçe veya teraslı, peyzajlı ortak alanlara sahip ve daha büyük parklara ve yeşil alanlara yakın olan evler için talep artıyor. Toplu taşıma araçlarına yakınlık, evde çalışmaya uygun çalışma odası bulunan esnek yaşam alanları ile birleştiğinde ideal evi yaratıyor. Örneğin, Eastman Village’daki en küçük akıllı evlerimiz bile, özel balkona açılan, çalışma masası için yeri bulunan açık plan bir yaşam alanına sahip” dedi.

“Kiralık eve talep yüksek”

Şu anda Londra’da ortalama konut fiyatlarının 712 bin Sterlin civarında iken portföylerinde genelinde ortalamanın 430 bin Sterlin arasında olduğunu kaydeden Leslie, Londra’nın merkezinde kiralık bir mülke olan talebin artık kontrolden çıktığını, piyasaya çıkan her konuta 20 ila 30 kişinin talep gösterdiğini öne sürdü. Leslie, 2 yıl öncesine göre kira bedellerinde yüzde 30-40 arasında bir artış olduğunu kaydetti.

Haber

Konut yatırımlarında ‘geri dönüş’ uzuyor

Denge Değerleme’nin DÜNYA için yaptığı araştırma bir konut yatırımının kiraya verilmesi halinde kaç yılda kendini amorti ettiğini ortaya çıkardı. Gayrimenkul, barınma ihtiyacının da ötesinde, ülkemizde her dönemde güvenli liman olarak kabul edilen bir yatırım aracı olarak görülüyor. Bu nedenle her gelir düzeyinden yatırımcının gerek ikamet amaçlı gerekse yatırım amaçlı olarak gayrimenkule yöneldiği biliniyor. Son 1 yılda ise özellikle konut fiyatlarının rekor düzeyde arttığı görülüyor. Talepte ve inşaat maliyetlerinde görülen hızlı yükseliş, konut fiyatlarında ve kiralardaki artışın temel nedenleri olarak dikkat çekiyor.

Ülke geneline yayıldı

Büyükşehirlerden başlayan bu fiyat artışlarının yalnızca büyük şehirlerle sınırlı kalmadığı, ülke genelinde fiyatların makul seviyede olduğu şehirlerde dahi, 3+1 sıfır konutların 1 milyon TL bandına yaklaştığı görülüyor.

Gayrimenkul yatırımının uzun vadeli bakıldığında istikrarlı bir yatırım olmakla beraber riskleri olduğunu da söylemek lazım. Kira artışlarındaki tavan oran, TÜİK tarafından, geçmiş 12 ayın Tüketici Fiyat Endeksinin ortalaması alınarak belirlenirken, yapılan yasal düzenleme ile beraber, 1 Temmuz 2023 tarihine kadar, enflasyon oranından bağımsız bir biçimde en fazla %25 oranında zam yapabilme yönünde bir sınırlama getirildi.

Ev sahibi-kiracı davaları artıyor

Piyasada boş durumdaki konutların kiraları arz/talep yetersizliği nedeniyle günden güne hızlı biçimde yükselirken, bu durumun bir sonucu olarak mevcut kiralamaların da etkilendiğini, birçok kiracı ile mülk sahibi arasında kira bedellerinin piyasanın çok altında kaldığına yönelik düşüncelerden kaynaklı olarak sorunlar doğduğunu, tahliye ve tespit davalarının yoğun biçimde artış gösterdiği biliniyor. Öte yandan, boş durumda olup, bu sınırlamaya tabi olmadan kiraya verilen konutlar üzerinden değerlendirildiğinde, konut fiyatlarındaki hızlı yükseliş sonucunda, kiralarda da artış olmasına rağmen birçok şehirde yatırımların geri dönüş süresinin uzadığı, yani bir başka deyişle kapitalizasyon oranının düştüğü görülüyor.

Denge Değerleme’nin yaptığı çalışmada, Türkiye’nin 20 büyük şehri incelendi. Çıkan sonuçlar, 20 büyükşehirin 18’inde yatırımların geri dönüş süresinin önemli ölçüde uzadığını ortaya koyuyor. Ülke genelindeki tablonun aksine, Antalya ve Muğla’da ise konutların geri dönüş süresinin kısaldığını, yani kiraların konut fiyatlarından fazla arttığı görülüyor. Bu durumun başlıca nedeninin ise Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaş olduğu belirtiliyor.

Gerek Rus vatandaşlarının gerekse Ukrayna vatandaşlarının savaş sonrası Türkiye’ye, özellikle de Antalya ve Muğla gibi sahil şehirlerine yoğun ilgi göstermesi sonrasında kira fiyatlarının normalin çok üstünde bir şekilde yükseldiğini ve yatırımın geri dönüş süresinin kısaldığı görülüyor.

İstanbul ve İzmir’de durum

İstanbul’un gerek Avrupa Yakası’nda gerekse Anadolu Yakası’nda, çalışmaya ilçelerinin tamamına yakınında kira geri dönüş süresinin önemli ölçüde arttığını ve piyasada kiralık konut sayısının oldukça kısıtlı hale geldiği görülüyor. Dünya genelinde büyükşehirlerde konutların kira geri dönüş süresinin 200-250 ay arasında olduğu bilinirken, İstanbul’un ilçelerinin büyük bir kısmının bu aralığın dışına çıktığı sonucuna varılıyor.

İzmir’in ön plana çıkan ilçeleri incelendiğinde de benzer bir sonuç ortaya çıkıyor. İzmir’in yoğun biçimde göç alması ve konut fiyatlarının hızlı artışı sonucunda kira geri dönüş sürelerinin 250-360 ay aralığına çıktığı görülüyor.

Ankara’da fark daha az açıldı

Ankara’nın ilçelerine gelince, burada da kira geri dönüş sürelerinin uzadığı görülüyor. İstanbul ve İzmir’e kıyasla farkın daha az açıldığı dikkat çekiyor. Ankara’nın çevre ilçelerinin İstanbul ve İzmir’e nazaran genişlemeye ve yeni konut üretimine daha elverişli olması, konut arzının daha kontrol edilebilir durumda olması gibi faktörlere dayanıyor.

Haber

Stellantis’ten küresel test merkezlerine 33 milyon euro yatırım

Stellantis, ileri teknoloji araçlar geliştirme çalışmaları kapsamında yatırımlarına devam ediyor. Uzun vadeli sınıfının en iyi elektrikli araç (EV) performansına ulaşma stratejisini desteklemek için müşterilerine güvenli ve güvenilir teknoloji sağlan Stellantis, en yüksek düzeyde otonom sürüş teknolojisine ulaşmak için iki küresel test merkezine toplam 33 milyon euro yatırım yaptığını açıkladı.

Açıklamaya göre, Ar-Ge yatırımları dışında güvenlik ve aerodinamik merkezlerine yapılan güncel yatırımlar, Stellantis’in elektrikliye geçiş ve dijital devrimdeki büyümesini destekliyor ve sürdürülebilir bir ulaşım teknolojisi şirketine geçişini hızlandırıyor. Bu yatırım kapsamında İtalya Torino’daki güvenlik merkezine, elektrikli ve otonom araç geliştirme ve sertifikalandırma için bilgisayar destekli kamera konumlandırma sistemine sahip test parkurları ekleniyor. Michigan, Auburn Hills’deki rüzgar tüneline, hassas aerodinamik ölçümler için hareketli zemin teknolojisi inşa ediliyor.

‘Dare Forward 2030’ stratejik plan hedeflerine yaklaştırıyor

Söz konusu yatırımlar, diğer Ar-Ge yatırımlarının yanı sıra Stellantis’in ulaşımın geleceğini tasarlamaya yönelik küresel kapasitesini güçlendiriyor, sürdürülebilir bir ulaşım teknolojisi şirketine dönüşümünü hızlandırıyor ve şirketi, ‘Dare Forward 2030 (2030’a Cesaretle)’ stratejik plan hedeflerine yaklaştırıyor.

Bu plana göre şirket, 2030 yılına kadar karbon emisyonlarında yüzde 50 azalma ve 2038 yılına kadar karbon net sıfır emisyona ulaşmayı hedefliyor.

Yapılan büyük yatırım ile hayata geçen tesislerin başında İtalya Torino yakınlarındaki Orbassano Güvenlik Merkezi geliyor. Bu merkez; yapılan yatırımlarla dijital mühendislik süreçleriyle tamamen entegre olup batarya elektrikli araçların (BEV’ler) ve binek otomobiller, kamyonlar ve hafif ticari araçlar için otonom sürüş teknolojilerinin kapsamlı testlerini yapmak üzere 4 çarpışma noktası ve teknik yeterliliğe sahip 4 test parkuru ile önemli oranda geliştirildi.

Michigan rüzgar tüneli ise hareketli zemin teknolojisinin eklenmesiyle daha da gelişti. Bu teknoloji, yolda seyahati simüle ediyor ve daha gerçekçi aerodinamik ölçümler sağlıyor. Rüzgar direncini azaltmak BEV’lerin sürüş menziline katkı sağlıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Stellantis Baş Mühendisi Harald Wester, dünya çapındaki üst düzey teknoloji merkezlerinin, gelecekte Stellantis araçlarını yetenek, performans ve güvenlikte endüstri lideri yapacak çözümleri bugün sağladığını belirterek, “Mühendislerimiz yetenek, çeşitlilik ve küresel erişimden güç alıyor. Mükemmellik arayışı ile teknolojik dönüşümümüzün özünü harekete geçirmek için diğer küresel işlevlerle yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Mükemmellik arayışı bize zorlukları kapsamlı bir şekilde gösteriyor. Yenilik ve iyileştirme yarışında bizi ön sıraya koyacak eksiksiz bir ulaşım çözümleri içeriğini düşünmemizi ve iyileştirmemizi sağlıyor.” ifadelerini kullandı.

Haber

Esen: Halka arz sürecindeki ‘dengesizlik’ normalleşiyor

A1 Capital Yatırım Menkul Değerler Genel Müdürü Atilla Esen, son dönemde hız kazanan halka arzları, oluşan fiyatlamaları ve ‘borsasaya koşan’ yerli yatırımcıları değerlendirdi… Gazeteci Kenan Sözbir’in sorularını yanıtlayan Esen, halka arzlarda yaşanan artışı, Türk yatırımcısının kendi sermaye piyasasındaki varlıklarına güven duyması açısından çok önemli gördüğünü söyledi. Esen, halka arz sürecinde talep ve arz açısından bazı dengesizlikler yaşandığını, bu durumun da normalleşmeye başladığını kaydetti. Yerli bireysel yatırımcıların yatırım yaparken ‘ödevini iyi çalışması’ gerektiğine işaret eden Atilla Esen, “Zararı bir yerde kesmeniz gerekiyor. Bu borsaya küsmek anlamına gelmiyor. Hatta bu size başka bir yerden kaynak yaratabilir” diye konuştu.

Kenan Sözbir: Pandemi döneminde çok sayıda şirket halka arz edildi ve yenileri de yolda… Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Atilla Esen: Pandemi döneminde arz ve talep dengesinde sıkıntılar yaşadık. Navlun ve hammadde fiyatlarındaki artış fiyatlamaların yanlış olmasına neden oldu. Örneğin bu dönemde ikinci el araç fiyatları birinci el araç fiyatlarını geçti. Bu tabiki anormal bir durumdu. Biz bunu talep arzın üzerine çıktığı için yaşadık. Bu durumu borsada da yaşadık. Bir hisse senedinin fiyatı, fiyat bazlı talepten dolayı ederinden çok fazla seviyeler görmesine sebep oldu. Bu dengesizlikler şuan yaşadığımız normalleşmeye evrildi.

Son dönemde gelen halka arzların birçoğu yıllardır Türkiye’nin beklediği halka arzlar. Tabi ki bunun dışında bu dalgadan faydalanmak isteyen şirketler de oldu, bu da çok doğal. Sonuçta şu an bir bankadan kredi çekmek istediğinizde hem rakam hem de uğraş anlamında bir sıkıntı yaşanıyor. Sermaye piyasalarına karşı olan bu ilgi şirketlerin nakit ihtiyaçlarını karşılamaya başladı. Bu da doğal, hatta iyi bir şey. Sonuçta Türk yatırımcısının kendi sermaye piyasasındaki varlıklarına güven duyması çok sağlıklı. Ancak talep ve arz esnasında bazı dengesizlikler vardı. Şimdi bu durum en azından dengelenmeye başladı.

Yılbaşından beri şuana kadar yaklaşık 2 milyar TL’lik yeni ihraç var. 2 milyar da bedelli sermaye artırımı. Bu yeni gelen halka arzlarla beraber bedelli sermaye artırımıyla da artık piyasa normalleşiyor. Yeni gelen yatırımcılar maalesef geçmişte yaşadığımız anormalliği normal zannediyordu. Borsaya yatırımın her gün yükseliş olacakmış mantığıyla değil, değere yatırım olması gerektiği konusunda da bir sonuç ortaya çıktı. Normal olan da buydu. Bu normalleşmeyle birlikte tabi ki yatırımcının risk algısı da değişecek.

Bazı yerli yatırımcılarda ‘ödevini yapmayan öğrenci’ durumu söz konusu

Kenan Sözbir: Arzın bu kadar artıyor olmasını sadece talebe mi bağlamalıyız?

Atilla Esen: Tabi ki talep burada en önemli faktör. Çünkü halka arza çıkıldığında eskiden yabancı ve yerli yatırımcılarla/kurumsallarla görüşülüyordu. Temettü dağıtma süreçleri oluyordu. Yatırımcı kitlesi sınırlı olduğu için kolay bir şey değildi. Yatırımcı sayısının çoğalıyor olması talebin de arttığına işaret ediyor. Halka arzlarda genelde eşit dağılım konusunda aksiyon alınmaya da başlandı. Bu sermayenin tabana yayılması açısından doğru. Normalleşme süreciyle birlikte yatırımcılar doğru sorular sorarak doğru adımlar atmaya başladı. Ayrıca yanlış anlaşılmasın yeni halka arz olacak şirketler değerinden düşük fiyatlama görmeyecek. Tamamen yanlış fiyatlamanın yapmış olduğu olumsuz durum dengeleniyor sadece. Yerli yatırımcı kitlesinde tek eleştirebileceğim konu ödevini yapmayan öğrenci durumu söz konusu. Hisse senedi alırken neden dikkatlice okuyup araştırmıyoruz?

Kenan Sözbir: Sanırım finansal okuryazarlık konusunda yanlış adımlar atıldı. Yeni gelen yatırımcılar sizce kalıcı olabilecek mi? Yatırımcının nelere dikkat etmesi gerek?

Atilla Esen: Genç olmaları bence sevindirici. Çünkü gençler kazanmayı ve kaybetmeyi erken yaşta öğreniyorlar. Eskiden hisse senedi işlemleri tezgah üzerinde yapılırdı ve insanlar hisse senedini evlerine götürebiliyordu. Daha sonra fiziksel durum ortadan kalkınca yatırımcı göremediği bir şeye yatırım yapmak istemedi. Böylelikle o yatırımcı neslini kaybettik. Yeni gelen neslin ise sanal olarak telefonda görüyor olması yeterli. Onların öğrenmesi gereken ise borsada biraz daha orta ve uzun vadeli yaklaşmanın önemi…

Bir malı alırken doğru seviyeden aldığınızda satarken eliniz çok daha rahat oluyor. Yatırımcının en önce kendisini tanımlaması gerekiyor. Ayrıca bizde nerdeyse zarar-kes anlayışı neredeyse hiç yok… Türk toplumu olarak kolay kolay bir şeyden vazgeçmiyoruz. Esasında bu iyi bir özellik ama zarar-kes sizi zarardan kurtarmaya yönelik bir süreç aslında. Zararı bir yerden kesmeniz gerekir bu borsaya küsmek anlamına gelmiyor. Hatta bu size başka bir yerden kaynak yaratabilir.

Kenan Sözbir: Halka arzdaki artış önümüzdeki dönemde de devam edecek mi?

Atilla Esen: Edecek gibi duruyor. Muhtemelen başvurular da devam ediyordur. Belki biraz seçici olunabilir. Çünkü arz ve talep dengeleniyor ve eldeki kaynaklar da sınırlı. Yatırımcı sayımız on milyona ulaşmış olsa o zaman durum belki farklı olurdu. Farklı sektörleri aynı süreçte halka arza açarsak yatırımcıların kafasında bu kadar soru işareti de olmaz.

Halka arzdaki ‘enerji’ furyası

Kenan Sözbir: Son dönemde enerji sektöründe yoğun halka arzlar oldu. Demek ki bu sektörün finansmana ulaşma çabası var…

Atilla Esen: Enerji şirketleri borçlarını kapatmak için bu kaynağa ihtiyaç duyuyor. Evet bu gerçekten güzel. Borçları kapatıp yeni yatırımlara dönmek için şirkete kaynak yaratılması bence bir sıkıntı değil. Aynı sektörlerin halka arzının aynı döneme getirilmemesi bence daha efektif olacaktır. Çünkü yatırımcı açısından kafalarda soru işareti yaratıyor. Yatırımcıyı küstürmeden doğru vadelerle doğru sektörleri bir araya getirmek bu süreçleri yürütmek açısından bence mantıklı olacak. Böylece hem yatırımcı hem de şirket kazanacaktır.

Yabancıya ‘bağımlı olmak’ çok iyi değil

Kenan Sözbir: Yabancı yatırımcıların payı hiç olmadığı kadar düşüş gösterdi. Yabancı yatırımcı olsaydı bahsettiğimiz normalden bu kadar uzaklaşma yine söz konusu olur muydu?

Atilla Esen: Yabancı yatırımcı tamamen yok diyemeyiz. Yabancı yatırımcıda da bir güvensizlik sorunu dolayısıyla bir sıkıntı var. Bu bizim için olumsuz bir gelişme mi hayır. Türk halkının kendi sermaye piyasalarına güvendiğinde ve destek çıktığında yabancıya ihtiyaç olmadığını da gördük. Bunca halka arzı karşılayan ana faktör yerli yatırımcı oldu. Ayrıca aracı kurumlar da 2020 yılını bence gayet iyi geçirdiler. Bence yerli yabancıya yeterli hizmetin bunca yıl aktarılmaması da bir sıkıntıydı. Yerli yatırımcının sınırlı bir sayıda kalması dolayısıyla aracı kurumlar yabancı işlem birimi kurmaya başladı. Çıkartılan tüm raporlar da yabancıya hizmete yönelikti, hatta bazı raporların Türkçesi bile bulunamıyordu. Yerlinin talebi olmadığı için şirketler de ister istemez yabancıya yöneldi. Yabancıya yönelmek kötü değil, ama yabancıya bağımlı olmak kötü. Yabancı yatırımcı Türkiye için bence olmazsa olmaz durumunda değil. Uzun vadeli yatırımcı kitlesi bence hala duruyor. Yabancı yatırımcıya sabit yatırımlarda bence ihtiyacımız var. Tabi ki borsada da tekrar katılımcı olması sevindirici bir gelişme olur. Ben yabancı yatırımcının doğrudan gelmesini daha değerli buluyorum. Özellikle yabancı yatırımcının kullandığı borsada işlem gören makinalar sebebiyle ister istemez bir mağduriyet de yaratıyor.

Kenan Sözbir: Makinelerin borsadaki işlem hacminin yaklaşık yüzde 70’e ulaştığı söyleniyor, bu doğru mudur? Ayrıca bireysel yatırımcılar için de bu hizmeti veren aracı kurumlar da var. Ne kadar etkili kullanabiliyorlar?

Atilla Esen: Makineler dünyanın artık bir gerçeği bundan kaçamayacağız. Beni üzen durum ise, Borsa İstanbul’un içerisinde gömlekçi şeklinde tabir edebileceğimiz bir dolu her gün gelip giden yatırımcı kitlemiz vardı. Onlar her gün borsada kendi ekranlarında işlem yapıyorlardı ve likidite sağlıyorlardı. Para kazandıklarında orada kazandıkları para tekrar ülke ekonomisine gidiyordu. Para kazandığında ev alıyordu, araba alıyordu… Sektör buradan besleniyordu. Biz şimdi bu yatırımcıları biraz küstürdük. Bu yatırımcılar bizim makinelerimizdi aslında. Şimdi yabancıların algoritma vasıtasıyla lazer silahla savaştığını düşünün biz hala kılıç ve kalkanla o savaşa karşı koymaya çalışıyoruz. Bu tabi ki imkansız. Dolayısıyla yerli yatırımcının da kendisini doğru bir şekilde geliştirmesi gerekiyor. Aracı kurumların gerek algoritma gerek hız konusunda destekleri de var. Bu konuda bilgi de çok fazla arttı.

Kenan Sözbir: Küçük yatırımcı makinelere karşı nasıl davranmalı?

Atilla Esen: Küçük yatırımcının bir makineye bence ihtiyacı yok. Çünkü onun sorunu hız değil, onun sorunu nasıl bir yatırımcı olduğuna karar vermek. Makineyle işlem yapan yabancı yatırımcı genelde Türkiye’de günlük pozisyon taşımıyor. Burada yerli yatırımcı hangi kimlikle işlem yaptığını netleştirirse aksiyon alması daha kolay olur. Küçük yatırımcının zarar ettiğinde nasıl davranması gerektiğini netleştirmesi gerekiyor. Bunları çözmemiz makine konusundan daha öncelikli faktörler.

Hisse Koçu uygulamamız yenileniyor

Kenan Sözbir: Önümüzdeki dönemde kurum olarak hedeflerinizde herhangi bir değişiklik oldu mu?

Atilla Esen: Hayır olmadı. 2020 yılı gerçekten tüm aracı kurum şirketleri için güzel bir sene oldu. Mesafeli sözleşmelerle ilgili yeni bir uygulama devreye girecek. Bu durum aracı kurumlar için de geçerli olacak. Türkiye’nin neresinde olursanız olun online bir şekilde hesap açma süreci gerçekleşebilecek. Bu süreçte borsaya olan ilginin devam etmesiyle yeni hesap açılışları da devrede olacaktır. Biz de bu anlamda dijital altyapımıza destek sağlamaya çalışıyoruz. Bizim de ilk defa deneyimleyeceğimiz bir şey ama ben tüm aracı kurumların bunun üstesinden gelebileceğini düşünüyorum. Şirket olarak da kendi callcenterımızı kurduk gelen talebi karşılamak için aldığımız bir aksiyondu bu. Araştırma bölümümüzü kuvvetlendirdik. Zaten online platformlarımız çok kuvvetli. Biz özellikle bir kesinti yaşanmamasına dikkat etmeye çalışıyoruz. Bizim Hisse Koçu isimli bir uygulamamız var. Bu uygulamanın yeniden dizaynının yapılmasını rica ettim. Aplikasyonlu uygulama olarak devreye girmesini bekliyoruz. Burada yatırımcı cep telefonundan kendisine günlük gelen araştırma raporlarını görme imkanına sahip olacak.

Kenan Sözbir: Raporlar konusunda da düzenleme yapıldı. Birkaç kurum dışında rapor yayımlanmayacak şeklinde. Siz başka raporlar da hazırlıyor musunuz?

Atilla Esen: Hisse Koçu genellikle likiditesi yüksek olan senetlerle ilgili yorum yapıyor. Çünkü ister istemez likiditesi düşük bir hisse senediyle ilgili yorum yaptığınızda burada yön vermiş oluyorsunuz. Bu doğru bir algı değil. Bizim yatırımcı sayımız da yirmi bine ulaştı. Yirmi bin kişiyi aynı anda yanlış anlaşabilecek yerlere yönlendirmek de istemeyiz. Yatırımcılarımızın daha kolay alıp satabileceği bizim şirketin de arkasında daha rahat durabileceği şirketlere yatırım yapıyoruz. Bunun haricinde yatırımcının beğendiği ve fikir sormak istediği hisse senetlerinde hem yatırım danışmanı arkadaşlarımızın bilgisine, eğer onların bilgisi yeterli değilse, hem de araştırma birimimizdeki arkadaşlarımızın özel olarak müşterilerimize yapacağı çalışmaları da teknik ve temel olarak soruyoruz.

Kenan Sözbir: Bu yıl için kur, borsa ve enflasyon hedefleriniz neydi? Buralarda bir değişiklik oldu mu?

Atilla Esen: Endekste iki dolar seviyesi üzerinde kalıp kalmayacağımız bence önemli. O seviyeden tekrar maalesef geri dönüş oldu. Bence iki doların aşılıp aşılmayacağını yatırımcılar takip etmeli. Dolar kurunda yerli yatırımcı ilk defa dolarını satmakta kaygı duymadı. Çünkü faiz kalkanı bizi korudu. Farkındaysanız yeni bir zirve yapmadık dolarda. Biraz daha makro ekonomik çerçeveleri ülke olarak dengeleyebilirsek o zaman biz de vereceğimiz değerleri daha iyi konumlandırabiliriz.

Kenan Sözbir: Türkiye’de yatırımcının kripto paraya çok büyük bir ilgisi var. Nedir bunun arkasındaki dinamik sizce?

Atilla Esen: Yatırımcı sayısı beş milyona yakın, sermaye piyasasındaki yatırımcı sayısından daha fazla. Kripto paranın bence tüm dünyada biraz daha regülatif tarafta kontrol altına alınması lazım. Siz sabah kalktığınızda ne olduğunu bilmediğiniz bir süreçle uyanmamanız lazım. Kripto paralar olmazsa olmaz, dijitalleşmenin de etkisiyle birlikte mutlaka daha fazla gündemimizde olacaklar. Regüle edilmemiş kripto paraya ben çok fazla güvenemiyorum. Olmazsa olmaz olduğunu biliyorum ancak açık şekilde ifade etmek gerekirse içime çok sinmiyor.

Kenan Sözbir: Peki kripto paraya yatırım yapan kişiler nelere dikkat etmeli?

Atilla Esen: Seçimlerini doğru yapmaları lazım. Ne aldığını ne değer ürettiğini bilmiyor yatırımcı. Bu fikirlere sahip olmadan sadece fiyata bağlı hareket etmek biraz kumar mantığıyla örtüşüyor ve bence bu doğru bir şey değil. Bir anda fiyat çekilmeleri yaşandığı için yatırımcı parasını kaybedebiliyor. Bence regülasyonu bekleyip öyle aksiyon almaları daha doğru olacak.

Kenan Sözbir: Sizin kurum olarak kripto para çalışmalarınız var mı?

Atilla Esen: Şu anda yok ama bu olmayacağı anlamına gelmiyor. Biz de regülasyonu bekliyoruz.