Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Soçi’de yaptığı görüşmenin ardından, Türkiye dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı ve değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’in davetine icabetle Soçi’ye yaptığı çalışma ziyaretini “olumlu, başarılı” bir şekilde tamamladıklarını belirterek, “Sayın Putin’le 19 Temmuz’da Tahran’da bir araya gelmemizin ardından Soçi’de ikili ilişkilerimizi ve uluslararası meseleleri etraflıca değerlendirdik. Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyimizin müteakip toplantısını Türkiye’de yapmak üzere Sayın Putin’e davetimi gerçekleştirdim.” dedi.

Türk-Rus ilişkilerinin karşı karşıya kaldığı meydan okumaların üstesinden diyalog ve iş birliği ile gelmeyi başardığına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Sayın Putin’le tesis ettiğimiz karşılıklı güven ve saygıya dayalı ortak anlayış, ilişkilerimizin teminatıdır. Mevcut şartlar altında önemli olan, ilişkilerimizi ortak çıkarlarımız temelinde ve uluslararası sistem içinde sürdürmek, ileri götürmektir. İkili görüşmemizde ticari ve ekonomik iş birliğimizin daha da geliştirilmesi üzerinde etraflıca fikir alışverişinde bulunduk. Ticarette hedefimizi daha önce 100 milyar dolar olarak ifade etmiştik. Bu doğrultuda enerji başta olmak üzere, ticaret, turizm ve tarım gibi alanlarda iş birliğimizi geliştirmek istiyoruz. İkili ticaret hacmimizin daha dengeli bir zemine kavuşmasını temin etmek noktasında kararlıyız. Ekonomik ve ticari ilişiklerimize dair yol haritası mahiyetinde bir mutabakat zaptı da Soçi’de Ticaret Bakanımız ile Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak tarafından imzalandı. Suriye’de yuvalanan terör örgütlerine karşı atılabilecek adımları da aramızda mütalaa ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden, Suriyeli kardeşlerimizle birlikte askerimize, polisimize, güvenlik güçlerimize, sivil vatandaşlarımıza saldıran bu katil sürüleriyle mücadelemize birlikte gereken cevabı verme kararında da mutabık kaldık.”

“Ukrayna’daki savaşın kazananı olmayacağını başından beri vurguluyorum”

Erdoğan, Rusya’yla sürdürdükleri diyaloğun müspet yansımalarına Kafkaslar’da, Suriye’de ve Ukrayna’da şahit olduklarına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden ihraç edilmesine yönelik girişim, bunun en son küresel örneğidir. Şimdi önemli olan, planın sağlıklı şekilde uygulanması ve oluşan müspet havanın İstanbul’daki müzakerelere dönüşe yönelik somut adımlara tahvil edilmesidir. Ukrayna’daki savaşın kazananı olmayacağını başından beri vurguluyorum. Sahadaki sıkıntılara rağmen krizin müzakere masasında çözüleceğine olan güçlü inancımı da koruyorum. Sayın Putin’e, Sayın Zelenski’yle görüşmesine ev sahipliği yapabileceğimizi bir kez daha hatırlattım. Karadeniz’den komşumuz Rusya’yla diyaloğumuzu, bölgesel ve küresel barışa katkı sunmak maksadıyla her alanda ilerletmeye devam edeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Soçi’deki görüşmelerin, Türkiye ve Rusya başta olmak üzere, bölge için hayırlara vesile olmasını diledi.

“Tarafların buradaki yaklaşımı büyük önem arz ediyor”

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Erdoğan, bir gazetecinin, “Ukrayna ve Rusya savaşının önlenmesinde, bitirilmesinde bir ateşkes söz konusu mu, yakın zamanda gerçekleşir mi ve Türk diplomasisi bu noktada rol alır mı?” sorusunu, “Türk diplomasisi aslında üzerine düşen bu görevi başarılı bir şekilde sürdürüyor. Burada herhangi bir sıkıntı söz konusu değil ancak tabii tarafların buradaki yaklaşımı büyük önem arz ediyor. Eğer taraflar, verilen sözlerin üzerinde gerçekten hassasiyet gösterip dururlarsa bu işi ciddi manada çözebilecek bir imkana sahip olduğumuzu veyahut da yaklaştığımızı görüyorum. Bunun olmaması için bu noktada bir sebep söz konusu değil.” şeklinde yanıtladı.

Görüşmede Suriye konusunun ele alındığı anımsatılarak, daha önce Rusya’nın böyle bir askeri harekata karşı çıktığı, çok sıcak bakmadığına ilişkin tavrının devam edip etmediği ve görüşmelerde bu konunun hangi çerçevede ele alındığına ilişkin soruyu ise Erdoğan, şöyle cevapladı:

“Sayın Putin, konuyla ilgili Türkiye’ye yönelik adil bir yaklaşım sürdürüyor. Terörle mücadele noktasında her zaman yanımızda olacağını özellikle de ifade ediyor. Burada şunu bize ima ediyor: ‘Mümkün olduğunca bunları, rejimle birlikte çözme yolunu tercih ederseniz çok daha isabetli olur.’ gibi bir yaklaşımı var. Biz de diyoruz ki şu anda bizim istihbarat örgütümüz, Suriye istihbaratıyla zaten bu konuları yürütüyor ama bütün mesele netice almak. ‘Eğer istihbaratımız, Suriye istihbaratıyla bu çalışmayı yürütürken buna rağmen hala orada terör örgütleri fellik fellik at oynatıyorsa bu konuda bize destek vermeniz gerekiyor.’ diyoruz. Bu konuda da mutabakatımız var.”

“Onlar da bir defa kesinlikle süreci durdurmak gibi bir şeyi kabul etmiyorlar”

Erdoğan, bir gazetecinin, Cumhuriyet tarihinin en büyük projelerinden biri olan Akkuyu Nükleer Santrali’nin önemine değinerek, “Sizin enerji konusunda da en başından beri çok sık vurgu yaptığınız konulardan bir tanesi yerlileşme ve millileşme. Rus tarafı ile bir Türk ortağın girişimi olarak yola çıkan IC İçtaş, zaman içinde önemli bir bilgi birikimi ve know-how üretmişti fakat kısa süre önce ilginç bir gelişme oldu ve Rus tarafı Rosatom yarı yarıya ortak olduğu bu şirkette çalışmalarını durdurdu ve feshetti. Acaba bu konu gündeme geldi mi? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu adım, bu projenin gecikmesi veya Türk tarafının bir miktar daha böyle taşeronlaştırılmasına neden olabilir mi? Böyle bir risk görülüyor mu?” şeklindeki sorusunu da şöyle yanıtladı:

“Tabii böyle bir konuyu görüşmemek olamaz. Görüştük. Akkuyu Nükleer Güç Santrali, ülkemizin enerji stratejisi içinde ayrı bir öneme sahip. Akkuyu’nun ilk reaktörünü 2023 yılında hizmete alma hedefimiz sürüyor. Bu hususları, Rus tarafıyla görüşmelerimizde bir kez daha ele aldık. ’25 bin kişi şu anda çalışmıyor. Burası kapatıldı.’ gibi ifadeler söyleniyor. Böyle bir şeyi ben de kabul etmedim, Rus tarafı da kabul etmiyor. Çalışıyorlar. Şimdi önümüzdeki hafta Mersin Taşucu’nda Abdülhamit Han sondaj gemimizi uğurlamaya gittiğimde aynı gün oradan Akkuyu’ya geçeceğim. Akkuyu’daki çalışmaları yerinde, bizzat heyetimle beraber izleyeceğim. Ondan sonra da Sayın Putin’e oradaki gelinen durumu aktaracağım, söyleyeceğim. Ona göre de yol haritamızı belirleyelim diyeceğim. Yani onlar da bir defa kesinlikle süreci durdurmak gibi bir şeyi kabul etmiyorlar.”

“Sayın Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ziyaretin ekonomik boyutu ve özellikle Türkiye ile Rusya arasında doğal gazda yeni bir anlaşma olup olmadığına ilişkin soru üzerine, Türkiye olarak kapılarının herkese açık olduğunu, Türkiye’de kimler yatırım yapmak isterse onlara her türlü desteği vereceklerini söyledi.

“Çünkü Türkiye, dünyada sadece bu son gelişmelerde değil, bunun dışında da serbest pazar ekonomisinin en önemli bir açık kapısıdır.” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tabii bu Soçi ziyaretinin bir güzel tarafı da şu oldu: Sayın Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık. Ruble noktasında bu alışverişlerimizi yapacağımız için o da tabii Türkiye-Rusya arasında mali noktada ayrı bir güç kaynağı olarak Rusya’ya ve Türkiye’ye inşallah kazandıracak. Bir de Rusya’nın Mir kartı var. Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor. Burada da çok ciddi gelişmeler var. Bu da tabii Rusya’dan gelen turistleri çok çok rahatlatan bir süreç. Onlarla alışverişini, otel ödemelerini yapabiliyorlar. Bu da tabii hem onlar için hem bizim için çok çok rahatlatıcı bir sistem. Bu ziyaretimizde Rusya Merkez Bankası Başkanı ile bizim Merkez Bankası Başkanımız da görüşmelerini yaptılar.”

“Azerbaycan’ın Londra Büyükelçiliğine saldırıyı da kabul edilemez buluyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, Azerbaycan-Ermenistan gerilimi konusunda Rusya’dan iki taraf için de “itidal” açıklaması geldiğini belirterek, “Gerilim artar mı?” şeklindeki sorusu üzerine şunları kaydetti:

“İlham kardeşimle iki gün önce bunları etraflıca konuştuk. Öncelikle bir Azerbaycanlı kardeşimizin şehit olmasına neden olan saldırıyı kınıyoruz. Karabağ, Azerbaycan’ın uluslararası tanınmış sınırları içerisinde yer alan Azerbaycan toprağıdır. Azerbaycan, tabiatıyla topraklarında yasa dışı hiçbir silahlı unsurun bulunmasını istemiyor. Üçlü Bildiri’den bu yana yaklaşık iki yıl geçti. Ermenistan’ın buradaki taahhütlerini de bir an önce yerine getirmesi önem taşıyor. Azerbaycan’ın Londra Büyükelçiliğine saldırıyı da kabul edilemez buluyoruz. Bu olayın ciddiyetle ve detaylı bir şekilde soruşturularak faillerine gerekli cezaların verileceğini ümit ediyoruz.”

Pelosi’nin Tayvan ziyareti

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’a yaptığı ziyaret hatırlatılarak “Meclis Başkanı’nın Tayvan’dan ayrılmasının ardından Çin, işgal senaryosunu andıran bir tatbikat başlattı. Bu gerilimin nereye evrileceğini düşünüyorsunuz? Pasifik’te olası bir çatışma, Türkiye’nin pozisyonunu nasıl etkiler? Ekonomik anlamda özellikle bir kriz çıkarsa hazırlık mıyız?” sorusu üzerine Erdoğan, “Biz hepsine hazırız, bir sıkıntı yok.” yanıtını verdi.

“Bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ukrayna’daki savaş ve koronavirüs salgınının küresel ekonomi ve istikrara olumsuz etkilerinin sürdüğü bir dönemde yeni bir krizin ortaya çıkmasına izin vermemeliyiz.” diyen Erdoğan, Tayvan’la ilgili ortaya çıkan gerginliğin azaltılması için tüm tarafların sağduyulu ve itidalli hareket etmesinin önemini vurguladı.

Şanghay Beşlisi’nin toplantısı

“Eylül ayında Şanghay Beşlisi Özbekistan’da toplanacak. Görüşmemizde Sayın Putin de rica etti, nasip olursa biz de inşallah oradaki toplantıya katılacağız.” ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Şanghay Beşlisi’nin gerek üyeleri gerek gözlemci ya da diyalog ortağı olarak oraya katılacak olanlarla biz de beraber olalım diyoruz. Örneğin Çin geliyor, öbür tarafta Suud gelecek, Katar gelecek. Orada onlarla bir arada olmayı hedefliyoruz. Şu anda fevkalade bir durum olmazsa inşallah ben de oraya katılacağım. Orada bunları çok daha iyi değerlendiririz.”

“Almanya ve Fransa, Rum-Yunan propagandasına alet oluyor”

“Avrupa derin bir enerji kriziyle baş başa. Buna karşın hem Almanya’nın hem Fransa’nın, Yunanistan’ın haksız iddialarını sahiplenerek, savunarak Türkiye’yi hedef aldıklarını görüyoruz. Türkiye tam da tahıl ve enerji krizini çözecek bir diplomasi ortaya koyarken Berlin ve Paris’ten gelen açıklamaları bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine de Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu “taraflı” açıklamalara Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun gerekli yanıtları verdiğini anımsattı.

Almanya ve Fransa’nın Rum-Yunan propagandasına alet olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

“Yunanistan’ın uluslararası hukuku hiçe sayan adımlarına göz yumulurken, doğru olmayan değerlendirmelerle ülkemizin eleştirilmesi kabul edilemez. Avrupa’nın istikrar ve güvenliği için Türkiye’nin yeri aşikar. Bu rolümüzü küresel tahıl krizinin çözümünde öncü olarak bir kez daha gösterdik. İstanbul’dan geçen Razoni kuru yük gemisi aslında bir ilkti. Bunun arkasında bu şekilde sırada olan 20 civarında gemi var. Hepsinden öte, şu anda Rusya diyor ki ‘Bizim ciddi manada çıkabilecek hazırlığımız var, gücümüz var. Bizdekilere ne zaman aracılık edeceksiniz?’ İlgili bakanlıklarımız, birinci derecede de Ticaret Bakanlığımız bu işlerin şu anda sorumlusu olduğu için bu konuda hızla çalışıyorlar. Hele hele burada imzayı attıktan sonra sorumluluğu daha da artmış vaziyette. Rusya diyor ki ‘Benim malım çok fazla. Örneğin asgari 40 milyon ton ben şu anda mal çıkarabilirim.’ Tabii arada kara kediler var, güya Türkiye gemileri durdurmuş gibi dedikodu dolaştırıyorlar. Böyle bir şey yok. Aksine, ilk gemi nasıl Lübnan’a gittiyse bu tür gemilerin hepsi bizim üzerimizden gitmeleri gereken ülkelere ulaşmaları için yola revan olacaklar. Bunun aracılığını da Türkiye en güzel şekilde ortaya koyacak. İstanbul’daki sözleşmeyle sağladığımız o başarıyı bundan sonra da devam ettireceğiz.

Yunanistan İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın istifa ettiği hatırlatılarak “Gerekçesi de Yunanistan muhalefet liderinin cep telefonundan casus yazılım bulunması. Miçotakis’in yeğeninin de işin içerisinde olduğu iddiaları söz konusu. Bir değerlendirmeniz olur mu?” sorusu üzerine Erdoğan, “Ben Yunanistan’ın içişlerine karışmam. Bu onların içişleridir.” yanıtını verdi.

“Terör örgütü PKK’nın bilindik saldırılarının değişik versiyonu”

Irak’ın Duhok vilayetinin Zaho ilçesindeki saldırıya ilişkin, “9 sivil defnedilmeden işi Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaptığına dair tezvirat yaptılar. Zaho’daki son durum nedir? Bunu Türkiye’ye karşı küresel bir kumpas olarak değerlendirenler oldu. Böyle bir kumpas var mı? Birileri acaba Suriye’ye operasyon yapılacakken böyle işler mi yapıyorlar?” sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce gerek Dışişleri gerekse Savunma Bakanlığının konuyla ilgili açıklamaları yaptığını bildirdi.

“Bu, terör örgütü PKK’nın bilindik saldırılarının bir değişik versiyonu.” değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, şunları söyledi:

“Nasıl bugüne kadar bu tür şeyleri yapıp ondan sonra kaçtıysalar, ortada görünmeme gibi yolları seçtiyseler şimdi burada da yine aynı şekilde bu tür suikastları yaptıktan sonra topu hemen Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türkiye’nin üzerine atmışlardır. Olayın aslı budur. Buna yönelik de bugüne kadar yapılmış olan açıklamalarımızın arkasındayız. Tabii başta Amerika olmak üzere, Avrupa’nın değişik ülkelerine bunları İletişim Başkanlığımız da anlattı ve bu şekilde süreç devam ediyor. Biz ilk andan itibaren orada yerel muhataplarımızla konuşmak, görüşmek, temas sağlamak suretiyle her konuda yardımcı olabileceğimizi, bu olayın açığa çıkması için elimizden geleni göstereceğimizi kendilerine söyledik. Bu teklifimiz halen baki. Onlar da teşekkür ettiler. Hatta oradaki yaralılarla alakalı eğer arzu ederlerse onlara sağlık desteği sağlayabileceğimizi kendilerine ifade ettik. Sadece Kuzey Irak’ta veya Irak’ta değil, biz oradan ülkemize alıp en yakın vilayetlerdeki şehir hastanelerimizde, eğitim araştırma hastanelerimizde, ameliyatsa ameliyat, bakımsa bakım bunların hepsini yapabileceğimizi söyledik. Bütün muhataplarımıza taziyelerimizi ilettik. Bizim başlangıçtan itibaren yaptığımız bütün operasyonlarda sivillerin, tarihi, dini, kültürel yapıların ve çevrenin dokunulmaz olduğunu, planlamada ve icrada kesinlikle bu konulara hiçbir ordunun yapmadığı kadar dikkatli ve hassasiyetle yaklaştığımızı ilave ettik. Zaho’daki olaydan sonra Musul Konsolosluğumuza bir saldırı oldu. Oranın bir sivil hedef olduğu biline biline oraya aleni saldırı yapıldı. Kimin sivil hedeflere saldırabileceğini, bu alçaklığı kimlerin yapabileceğini herkesin görmesi lazım.”

HDP’nin Zaho’daki olayı “Zaho ikinci Uludere’dir” şeklinde değerlendirmesinin ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da “helalleşme” konsepti altında Uludere’ye gittiği hatırlatılarak “Bu helalleşme konsepti altında Uludere’ye gidilmesini, HDP’nin çağrısının iki hafta sonra gidilmesini nasıl değerlendirirsiniz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

“Biliyorsunuz ben Uludere’deki o olayda ebediyete irtihal eden bütün kardeşlerimizin aileleriyle bir araya geldim. Şırnak’ta Şerafettin Elçi Havalimanı’nın açılışında o ailelerle görüşmelerimi yaptım. Bizzat eşimi de Uludere’ye gönderdim. Eşim Uludere’ye gitti, oradaki ailelerle yerinde görüşmeler yaptı. Dolayısıyla bizim Bay Kemal gibi kalkıp da nerede bir fırsatçılık var, o fırsatçılık anı geldiğinde onlarla bir araya gelmek gibi bir yaklaşımımız yok. Bay Kemal helalleşmeden bahsediyor. Sen bu ifadeyle bir defa kendini açığa çıkarıyorsun. Nedir o? Bir yerde bir borç varsa gidersin helalleşirsin. Demek ki sen bu işlerde tarafsın. Böyle bir durum zaten söz konusu. Onun için de helalleşme zarureti doğuyor. Bizim öyle bir helalleşme sıkıntımız yok. Çünkü biz bütün vatandaşlarımıza karşı her türlü yapmamız gerekenleri yaptık, yapıyoruz ve bundan sonra da aynı şekilde yapmaya devam edeceğiz. Bizim vatandaşlarımıza karşı hak noktasında evelallah bir sıkıntımız yok, buna inanıyoruz. Hele hele orada belediyeyi de biz kazandığımız için, nasıl oluyor bu iş, hem öyle hem öyle.”

KPSS’nin iptali

Cumhurbaşkanı Erdoğan, KPSS’nin iptal edilmesi hatırlatılarak “Son duruma ilişkin bilgi verebilir misiniz? FETÖ parmağı var mı? Sosyal medya tarandığında, bakıldığında resmi olarak parmağı olmasa da hükümetle gençleri karşı karşıya getirmek isteyen bir FETÖ’cü grubun varlığı çok aşikar görülüyor.” sorusunu yanıtlarken “FETÖ’cü grup mu desek, 6’lı masa mı desek, bir de masanın altı var, yedi…” ifadelerini kullandı.

“Şimdi dikkat ederseniz, aynı anda hepsi adeta aynı cümlelerle, aynı kelimelerle bunu tanımlamaya çalıştılar.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Yani biz orada boşta bulunsak veya boşluğa düşsek bunu seçime kadar satacaklardı. Çünkü gençleri nasıl aldatırız gayreti içerisindeler. Tabii bu tutmadı çünkü biz durumu gördük. Durumu gördükten sonra ben ÖSYM Başkanı olan arkadaşımızı da bir zan altında bırakmak istemem ama soruşturmaların hayırlı bir netice vermesi noktasından hareketle kendisini görevden almak suretiyle oraya hemen 24 saati bulmadan bir arkadaşımızın atamasını yaptık. Bu atamayla beraber de hemen ekibini en güzel şekilde kurması için talimat verdik. Üst düzey de bir ekip oluşturduk ve bu ekiple çalışmalarına anında başladılar. Atamayı yaptığımız gibi çalışmayla da hemen ertesi sabah çıktı basın toplantısını yaptı ve önümüzdeki ayın 17’sinde de süreci başlatma kararını aldık. Sınavı iptal edilenlerden herhangi bir ücret talebi de kesinlikle olmayacak. ÖSYM, bundan sonraki süreci, kademeleri de inşallah en güzel surette devam ettirerek, şaibeleri de ortadan kaldırarak yoluna devam edecek.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken sürekli ‘Bay Kemal’ ifadesini kullanıyorsunuz. O da ‘Evet ben Bay Kemal’im dedi. Buna dair ne diyorsunuz? Bay Kemal demeye devam edecek misiniz?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Şimdi burada da söyledik ya… Bay Kemal tabii uzun zamandır kendisine lütfettiğimiz bir isimdi ama bu ismi kabullenmekte önce zorlandı, sonra kabul etti. Bize düşen nedir? Hayırlı olsun demektir. Fakat enteresan olan bir şey daha var, bizim bu ziyaretler de kendisini rahatsız ediyor. Biz bu ziyaretleri yapacağız. Ne Bay Kemal ana muhalefet olarak ne yavru muhalefet, onlar bu tür şeylere giremezler. Bizim şu 40 yıllık siyasetimizin tamamı elhamdülillah bu yolda geçti. Dünyanın gitmediğimiz ülkeleri istisnadır, nadirdir. Bundan sonraki süreçte de Rabbimizin bize verdiği ömür boyunca bunları inşallah yapmaya devam edeceğiz.”

Haber

Diyarbakır’ın tekstilde hedefi “pamuktan podyuma” uzandı

Arazilerinin yüzde 65’i sulanabilir tarıma uygun olan Diyarbakır, artan tekstil yatırımları ile hedef büyüttü. Kral Kızı ve Silvan barajlarının sulama etapları tamamlanırsa, kent önemli bir pamuk üreticisi konumuna gelecek. Böylece tarladaki pamuktan, moda devlerinin podyumlarına uzanan bir süreç Diyarbakır için başlamış olacak.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde, DÜNYA 81 ildeki oda ve borsa başkanlarıyla ekonominin nabzını tutuyor. “Başkanlar Konuşuyor” söyleşi dizisinin bu haftaki konuğu Diyarbakır oldu. Diyarbakır TSO Başkanı Mehmet Kaya ile Diyarbakır Ticaret Borsası Başkanı Engin Yeşil, DÜNYA’nın sorunlarını yanıtladı.

Atıl tesisler istihdama kavuştu, çağrı merkezleri kuruldu

Mehmet KAYA DİYARBAKIR – TİCARET VE SANAYİ ODASI BAŞKANI

Uzun yıllardır oda bünyesinde Diyarbakır’a hizmet ediyorum. Ama açıkçası sanayi alt yapısı anlamında ilk defa ‘iyi bir noktadayız’ diyebiliyorum. Sanayide, tarımda, turizmde, lojistikte önemli mesafe kat ettik. Ancak sulama projelerinde pek yol alamadık. Doğrusu son 2 yılda hem Dicle Kral Kızı Barajı’nın sulama kanalları hem de Silvan Barajı ile ilgili ödenekler aktarılmasına rağmen henüz istenilen seviyeye ulaşılamadı. Türkiye’nin en büyük lojistik köyünü kuruyoruz. İhalesi yapıldı. Tekstilde bir mesafe kat ettik. Teşvikte 6. Bölgeyiz. Tekstil OSB’de 1. Etabı bitirdik. 66 fabrikanın 23’ü faaliyete başladı. Diğerleri 2023’ün ilk diliminde bitecek şekilde hızla devam ediyor. 2. Etap için çalışmalarımız var. Orası için şimdiden 90’a yakın başvuru var. Emek yoğun sektörlere uygun bir kentiz. Türkiye’de en genç nüfusa sahip 5 il arasındayız. Diyarbakır’da yaş ortalaması 24.2. Geçen yıl 23.2’ydi. Şanlıurfa’dan sonra en genç nüfusta 2’nciyiz. Bölge illerimizde yaş ortalaması 22 ile 24 arasında. 2 milyona yakın nüfusumuz var. Ailedeki fert sayımız, Türkiye ortalamasının üzerinde ve 5,6 olarak geçiyor. Ayrıca kentimizde 4 çağrı merkezi var. Birinin de alt yapısını oda olarak biz bitirdik. 1020 kişilik istihdamla açılacak. Fransız bir firma ile anlaşmamızı yaptık, eylülde atıl olan bir okulu alıp, “Atıl Tesisler İstihdama Kavuşuyor” projesini yaratarak destek aldık ve bitirdik. Hatta şimdiden 120 kişi evden çalışmaya başladı.

TEKSTİL OSB İÇİNDE, MODA TASARIM BÖLÜMÜ AÇACAĞIZ

Tekstil OSB’miz içinde Dicle Üniversitemizle Moda Tasarım bölümü açmak için çalışmalarımız var. Bizim 1500 metrekarelik 7 tane kuluçka fabrika dediğimiz yerimiz var. Tüm bunlar birleşince güzel bir iş çıkıyor. Merdiven altını öncelikle oraya taşıyacak fabrikaları yapıp kiraya verdik. Böylece kayıt altına alma, bu değeri ekonomimize kazandırma şansımız oldu.

ARSA BEDELİ SIFIRA YAKIN HESABINI BİLEN GELİR

Sanayide de önemli adımlar atıyoruz. Diyarbakır OSB’de 5’inci etabı yapıyoruz. 3 bin dönümlük Karacadağ OSB’de arsa tahsisine başladık. Silvan’da yine 3 bin dönümlük yeni OSB kuruyoruz. Bu ayın 11’inde Sanayi Bakanlığı’ndan yetkililer gelecek, arsa tespitine gideceğiz. Diyarbakır’a yatırım yapmak isteyen, hangi sektör olursa olsun ona uygun arsayı temin etme şansımız var. Batı’da arsa fiyatlarını biliyoruz. Diyarbakır’da Silvan OSB arsa bedeli 0’a yakın. Biri gelip orada 200 dönümlük bir arsayı ücretsiz alıp yatırımını yapabilecek. Yatırımcının gelmesi ile ilgili sorunumuz yok. Biz şöyle diyoruz: ‘Hesabınızı kitabınızı iyi yapın. Eğer ayakta kalacağınıza inanıyorsanız olduğunuz yerde durun, ama giderleriniz gelirlerinizi aşacaksa buraya gelin 6. Bölge’de arazisi bedava, eğitimli insan kaynağı olan yere yatırım yapın.’ Yatırım çağrısı yapmıyoruz, hesabını bilen zaten gelecektir.

GASTRONOMİMİZ ÇIKARILMAMIŞ PETROL GİBİ

Diyarbakır’ın gastronomisi henüz çıkarılmamış petrole benziyor. 48 coğrafi işaretli ürünümüz var. Odamızın Gastro İnovasyon kapsamında yaptığı merkez eylül ayında hizmete girecek. Şu anda tarihi merkezi restore ediyoruz. Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin mutfağını sergileme şansımız var.

KAHVE FESTİVALİ DÜZENLENECEK

Odamızın fuar alanı var. Fuar yapan ender odalardan biriyiz ve gerçekten bu konuda da güzel işbirlikleri yapıyoruz. 28-30 Ekim tarihlerinde kahve festivali düzenleyeceğiz. İstanbul ve Bodrum’dan sonra Diyarbakır da kahve festivali düzenlenen üçüncü kent olacak. Kahve kultürünün Mezopotomya’dan dünyaya yayıldığını onlara hatırlattık.

5 YILDIZLI OTEL SAYISI 7, YAKINDA 5 TANE DAHA EKLEYECEĞİZ

Diyarbakır TSO Başkanı Mehmet Kaya ile Diyarbakır TB Başkanı Engin Yeşil, Yönetim Kurulu Başkanımız Hakan Güldağ, Genel Koordinatörümüz Vahap Munyar, Yazı İşleri Müdürümüz Handan Sema Ceylan’ın sorularını yanıtladı. Başkanlar; “Şu anda Diyarbakır’da 5 yıldızlı 7 otel var. 2’si bitme, 3’ü de projelendirme aşamasında. Toplam yıldızlı otel sayımız 35. Bu neredeyse yıllık 2,5 milyon kişilik kapasite. Rakam 5 milyona çıkmalı. Havalimanımızın kapasitesi bu. Sun Express’le bir anlaşma yapmak üzeriyiz. En önemli markamız Mezopotamya” dediler.

Sulanabilir arazilerimiz yüzde 65 projeler biterse pamuk kenti oluruz

Engin YEŞİL TOBB YÖNETİM KURULU ÜYESİ VE DİYARBAKIR TİCARET BORSASI BAŞKANI

Diyarbakır, Türkiye’nin önemli tarım illerinden biri. Geçen sene kuraklık hat safhadaydı. Bu sene de yine belirli kesimlerde kuraklık var. Diyarbakır’da kuraklıktan önce yıllık 1 milyon 500 bin ton civarında buğday üretimi yapılıyordu. Bu sene beklenti 1 milyon 100 bin ton. Hem kuraklıktan dolayı hem de fazla gübre kullanılamamasından rakam düştü. Gübre fiyatları nerden baksanız yüzde 600 üzerinde artış gösterdi. Bundan dolayı 3-4 yıl önceki verimi yakalayamıyoruz. Türkiye’de yıllık buğday tüketimimiz yaklaşık 22 milyon ton diye biliyorum. Bu yıl beklendi Türkiye’de 19 milyon ton üretim olması. 3 milyon ton ithal etmek zorunda kalacağız. Sanayide kullandığımız buğday da yaklaşık 10 milyon tona tekabül ediyor. Onu da ithal edeceğiz. Diyarbakır’da 20 yılı aşkın süredir tamamlanamayan bir Silvan Projesi var. Proje tamamlanırsa 2 milyon 350 bin dönüm arazi daha sulamaya açılıyor. Hem ülkenin hem bölgenin hem de kentimizin ekonomisine çok büyük katkı sağlar. Ama maalesef çok yavaş ilerliyor. Kentimizde enerjiye dönük baraj projelerinin yüzde 95’i tamamlanmış durumda ama sulamaya yönelik projelerde yüzde 13’lerdeyiz. Şu anda Diyarbakır’da 1 milyon dönüm sulanıyor. Bizim 6 milyon dönüm arazimiz var yüzde 65’i sulanabilir arazi. Barajlar tamamlanırsa üretimde büyük fark olur. Hatta Diyarbakır pamuk kenti olur. Bugün Türkiye’de biz pamuğun yüzde 50’sini ithal ediyoruz. İthal ikamesi yaparız. Tekstilciler bunun farkında, İstanbul’dan yatırım için buraya geliyorlar. Şu anda burada 4 iplik fabrikası kurulmuş durumda. Pamuğu da yetiştirince Diyarbakır hammaddeyle entegre bir tekstil üssü olacak.

BUĞDAYDA İLK 3’TE MERCİMEKTE LİDER

Öte yandan Türkiye’de ilk sesi OSB Diyarbakır’da kuruldu. Şu anda orada 15 bine yakın besi hayvanımız var. TSO ile birlikte Ergani Çüngüş’te ikinci bir besi OSB açmayı düşünüyoruz. Diyarbakır, tarımın önemli bir merkezi olmaya devam edecek. Biz Türkiye buğday üretiminde ilk 3’teyiz. Mercimekte bazen birinci bazen 2’nci sıradayız. Mısırda 4’üncü, pamukta 3’üncüyüz. Ayrıca kadın kooperatiflerinin gelişmesi için de destek veriyoruz.

Haber

Tamer Çiçek, TÜRSAB Başkanlığı’na adaylığını açıkladı

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), aralık ayında 25’inci olağan genel kurulunu gerçekleştirmeye hazırlanırken, başkanlığa aday olduğunu açıklayan ilk isim Yeni Nesil TÜRSAB Hareketi lideri Tamer Çiçek oldu.

Turizm sektörüne 20 yıl önce kokartlı rehber olarak adım atan; ardından Türkiye’nin dijital acentacılık alanındaki ilk şirketi adonis.com’u kuran; Air Arabia ve Flybaghdad havayolu şirketlerinin Türkiye Genel Satış Acentalığını yapan Çiçek, Basın Ekspres Yolu’ndaki kendi oteli La Quinta by Wyndham İstanbul’da bir basın toplantısı düzenleyerek, projelerini anlattı.

Sektörün tüm alanlarında hizmet verdiklerini belirten Çiçek, bu nedenle tüm sorunların farkında olduklarını ve Yeni Nesil TÜRSAB Hareketi olarak bu sorunların hepsi için çözüm ürettiklerini dile getirdi. Çözüm önerilerini ve projelerini açıklayan Çiçek, başkan olması durumda ilk icraatın TÜRSAB’ın 35 milyon dolarlık yatırımla inşa ettirdiği ancak o günden beri atıl halde bulunan Kuşadası Kongre Merkezi’ni (KOMER) Turizm Merkezi’ne dönüştürmek olduğunu söyledi.

50 dönüm açık alandan oluşan bu merkezde kongre alanın yanı sıra sektörün en önemli ihtiyacı olan kalifiye eleman sorununa çözüm bulmak için yüzde 100 iş garantili TÜRSAB Üniversitesi’ni kuracaklarını belirten Çiçek, “Bütün fizibilite çalışmaları yapıldı. Kurulacak fakültelerden, eğitim verecek öğretim üyelerine, sosyal alanlarından hizmetlisinin maaşına kadar her şeyi planladık. Üniversite bünyesinde Turizm Fakültesi, Teknoloji Fakültesi, Kültür ve Sanat Fakültesi olacak. TÜRSAB Üniversitesi günümüzde mantar gibi biten apartman üniversitelerine benzemeyecek. Bu üniversiteden mezun olan her öğrenci daha diplomasını almadan iş sahibi olacak. Diplomalı işsiz tabiri TÜRSAB Üniversitesi’nden mezun olan hiçbir öğrenci için kullanılmayacak.” dedi.

Çiçek, “Ayrıca bütün bu alanı turizm merkezi haline getireceğiz. İçinde üniversitenin yanı sıra kongre merkezi ve kuluçka merkezi olacak. Bu alan bölge ihtisas fuarlarına da ev sahipliği yapacak. Bugün böyle bir merkezi kurmak isteseniz 100-120 milyon dolarlık yatırım yapmanız gerekiyor. İşte Yeni Nesil TÜRSAB Hareketi olarak biz bu atıl kapasiteyi küllerinden doğuracağız.” diye konuştu.

“Değişim değil, dönüşüm gerekiyor”

“TÜRSAB’ı değiştirmek değil, dönüştürmek istiyoruz” diyen Çiçek, “Yeni Nesil TÜRSAB Hareketi olarak, seyahat acentelerinin yaşadığı sorunları her koşulda çözmeyi hedefleyen, bahane üretmeyen, kamu ve özel kurumlarla kavga etmeyen, seyahat acentelerine sadece hizmet etmeyi ve fayda üretmeyi amaçlayan bir ekibiz. Birçok kişinin ağzına pelesenk ettiği gibi biz değişim için aday olmadık. Çünkü artık değişimin yetmediğini biliyor ve görüyoruz. Artık dönüşmek gerekiyor. Çünkü dijitalleşme ve sürekli gelişen teknoloji, dönüşümü zorunlu kılıyor. İşte biz, bu dönüşümü gerçekleştirmek için adayız” diye konuştu.

İş hayatında edindiği tecrübeyi sektöre aktarmak için aday olduğunu belirten Çiçek, “Acentelerimizin teknolojik gelişmeleri yakından takip ettiklerini görüyor ancak bu potansiyeli yeterince kullanamadıklarını gözlemliyoruz. TÜRSAB da bu konuda yönlendirici bir rol üstlenmiyor. Biz tüm acentelerimizin teknolojik gelişmeleri en iyi şekilde kullanabilmesi için TÜRSAB’ı dönüştüreceğiz. Böylece üyelerimize maksimum faydayı sağlamış olacağız” dedi.

Türkiye’deki tüm acentelerle görüşüyor

Yeni Nesil TÜRSAB Hareketi olarak son üç aydır Türkiye’nin 15 vilayetine gittiklerini ve oradaki acentelerle bir araya geldiklerini belirten Çiçek, “Hala bir araya gelmeye de devam ediyoruz. Seçimlere kadar Türkiye’de gitmediğimiz şehir kalmayacak. Adının başında Türkiye olan TÜRSAB’ın uzun süredir görmezden geldiği Türkiye’deki tüm acentelerin sorunlarına çözüm sunacağız” dedi.

İşte o projeler:

Sektörün yaşadığı sorunları tek tek sıralayan ve çözüm önerilerini dile getiren Çiçek’in yeni dönemde TÜRSAB’da yapılacak projeleri şöyle sıraladı: “Sağlık Turizminde, aracı kurum olarak seyahat acentelerinin daha etkin hale getirilmesi amacıyla etkinlikler ve gerekli yasal düzenlemeler için çalışacağız.

Eğitim Turizminin seyahat acenteleri aracılığıyla yapılması için gerekli yasal çalışmalar ile pazar yapılanmasında etkin rol alacağız.

Ülkemizin doğal ve kültürel zenginliklerinin değerlendirilmesine hizmet edecek Sinema Turizminin geliştirilmesinde aktif rol alacağız. Türkiye’nin uluslararası film endüstrisi için bir cazibe merkezi olarak algılanmasını sağlayacağız.

Turizmde destinasyonlar için oldukça önemli çekici ve cazibe unsurlarından biri olan yöresel kültür ve sanat etkinliklerini destekleyerek Festivaller’le turizmi çeşitlendirecek, daha çok yerli ve yabancı turistin gelmesine, bu yolla turizmin geliştirilmesinde aktif rol oynayacağız.

İnanç Turizmi kapsamında sadece Hac ve Umre turizmi yapan seyahat acentalara yeni yatırım yolları göstererek destek vereceğiz.

Ülkemizde ciddi bir potansiyel oluşturan doğa/yayla/karavan turizminin geliştirilmesi için aktif çalışmalar yapacağız. Yeni Karavan Parklarının açılmasını sağlayarak Karavan ve Milli parkların alternatif turizm merkezleri olarak turizme kazandırılması projelerimiz arasında yer alıyor.

Tur operatörleri ve havayolları ortaklığıyla gerçekleştirmeyi öngördüğümüz projelerle ülkemizde yeni destinasyonlar açılmasına destek olacağız; mevcut destinasyonlar için yeni pazar fırsatlarının yaratılması ve tüm yıla yayılması için projeler hazırlayacağız.

Engelliler başta olmak üzere herkes için Erişilebilir Turizm kavramının yaygınlaştıracak, böylelikle atıl durumdaki turist potansiyelini turizme kazandıracağız.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında kadın meslektaşlarımıza Pozitif Ayrımcılık yaparak girişimlerini desteleyecek, ödüllendirme ve ihtiyaç duydukları işbirliği ve deneyim aktarımı ile güçlendirilmeleri yönünde çalışacağız.

Dünyada hızla yaygınlaşan Ev Turizminin uluslararası standartlara uygun olarak geliştirilmesi yönünde çalışacak, seyahat acentelerinin öncülüğünde yürütülmesini sağlayacağız.

KOMER’de yapacağımız Turizm Merkezi projesinin yanı sıra, MICE sektörünün önemli merkezleri konumundaki Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda da TÜRSAB’ın hissesi var. Burada kongre turizminin geliştirilmesi ve önemli kongrelerin Türkiye’ye getirilmesi için çok çok daha aktif olacağız. Hedefimiz TÜRSAB’ın sahip olduğu tüm işletmeleri ile sektör için çalışmasını sağlamak.”

Haber

Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’dan Türkiye açıklaması

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun, yerel basın ve medya temsilcileriyle yıllık buluşmasında iç ve dış gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Cezayir devlet televizyonundan yayınlanan buluşmada Tebbun, ülkesinin Türkiye ile olan ilişkilerini de değerlendirdi.

Türkiye’nin Cezayir’deki en önemli yatırım yapan ülkelerden biri olduğuna vurgu yapan Tebbun, “Türkiye’nin Oran (Vahran) kentindeki çelik üretimi, ülkedeki tüm çelik üretimini ikiye katladı. Tekstil sektöründeki yatırım da öyle. Türkiye’den başka yatırımlar da gelmeye devam ediyor.” dedi.

Tebbun, “Doğrusu da bizim bu ikili ilişkileri geliştirmemiz ve güçlendirmemizdir. Bu durum her iki ülkenin yararınadır. Zira Cezayir’in Türkiye ile ilişkilerini geliştirmesi iki ülkenin tarihsel bağlarının yansımasıdır.” ifadelerini kullandı.

Cezayir FKÖ toplantısına ev sahipliği yapacak

Cumhurbaşkanı Tebbun, Filistin, Tunus, Libya ve Mali’deki gelişmeleri de ele aldı.

Tebbun, kasımdaki Arap Birliği Zirvesi’ne Cezayir’in ev sahipliği yapacağını söyledi.

Cezayir’in Filistin’deki Fetih ve Hamas hareketleri arasında uzlaşının sağlanması noktasında görev üstlenmeye hazır olduğuna vurgu yapan Tebbun, “Biz, Filistin’i kim temsil ederse etsin Filistin’in yanında olacağız.” dedi.

Tebbun, Filistin Kurtuluş Örgütünün (FKÖ) mevcut durumda Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olduğuna dikkati çekerek, “Birlikte çalışmaya devam ediyoruz. FKÖ’nün Arap Birliği Zirvesi öncesinde Cezayir’de bir toplantısı da olacak. İnşallah su yolunu bulacaktır.” diye konuştu.

Cezayir Tunus’un içişlerine karışmaz

Cezayir’in, Tunus’un İsrail ile normalleşme konusunu gündeme getiren Tunus Genel İşçi Sendikası Genel Sekreteri Nureddin et-Tabubi ile Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said arasında bir arabuluculuk yaptığına dair iddiaları reddeden Tebbun, “Cezayir, Tunus’un içişlerine karışma noktasında hareket etmez. Tunuslular kendi başlarına ülkelerinin sorunlarını çözebilirler.” dedi.

Cezayir Libya’daki meşru hükümetin yanında

Tebbun, Libya’ya ilişkin ise seçimlerin düzenlenmesi sürecinin hızlandırılması çağrısını yineleyerek, “Çünkü deneyimler, koşullar ve çıkarlar değiştiğinde diğer çözümlerin başarısız olduğunu kanıtlamıştır.” ifadesini kullandı.

Ülkesinin Libya’da meşru hükümetin yanında olduğuna vurgu yaparak, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmayan hiçbir değişikliği de kabul etmeyeceğiz.” diye konuştu.

Haber

“Türk tekstil sektörü fiyat değil inovasyonla rekabet etmeli”

Duygu GÖKSU / İZMİR

Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (AHK) Türkiye ile DÜNYA Gazetesi iş birliğinde “Sektörlerde Ufuk Turu” paneli İzmir’de gerçekleştirildi. Hugo Boss Tekstil Sanayi ev sahipliğinde düzenlenen panelde sektör olarak “tekstil” ele alındı. Toplantıda tedarik zincirinden, Avrupa Yeşil Mutabakatı hazırlıklarına uzanan farklı konu başlıkları ele alındı. Panelistler teknik tekstil, inovasyon, katma değerli üretim gibi konulara dikkat çekerek Türkiye’nin fiyat rekabetçiliğinden uzaklaşması gerektiğini vurguladılar.

AHK Türkiye Genel Sekreter Yardımcısı Hartwig Kühn’ün açılış konuşmasıyla başlayan düzenlenen panelin moderatörlüğünü DÜNYA Gazetesi Üst Yöneticisi Hakan Güldağ gerçekleştirdi.

AYSU: DEĞİŞİME EĞİTİMDEN BAŞLAMALIYIZ

Son iki yıldır markalaşma yönünde çalışmaları olduğunu söyleyen Aysu Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sibel Aysu, “1999 yılında Denizli’de kurulduk. Sadece bebek tekstili üretiyoruz. 2005 yılında biz farklı bir şey yapmalıyız diye yola çıktık. Şu an yüzde 100 ihracat yapıyoruz. Kaliteye çok önem veriyoruz. Ana pazarımız Avrupa. Bebeğe dair her şeyi üretebiliyoruz. Markalaşma yönünde çabamız var. Konfeksiyon ihracatı yapıyoruz ve bir noktadan sonra marka olmak istedik. İki yıl önce e-ticaretle başladık, önemli adımlar attık” ifadelerini kullandı.

Sektörde katma değeri ve karlılığı yüksek tasarımın önemini vurgulayan Aysu, “Şirketlerin bazı alanlarda rahatlaması gerekiyor ki diğer alanlara yatırım yapabilsin ve kafa yorabilsin. Şirketim para kazanıyorsa ben katma değer konuşabilirim. Dünyanın doğal düzenine dönmeye çalışıyoruz. Bu da ciddi bir maliyet istiyor. Bunların en temel noktası da eğitim olarak karşımıza çıkıyor. İşe eğitimden başlamalı, bilinci değiştirmeliyiz” dedi. Tekstil sektörünün kadın istihdamına açık olduğunu vurgulayan Aysu, kadın erkek dengesini paralel şekilde taşımak gerektiğini de sözlerine ekledi.

GÜLLE: ENERJİ, SU VE ZAMANI İYİLEŞTİRMELİYİZ

Tekstil sektöründe kullanılan pamuğun önemli bir bölümünün Türkiye’de üretilmesinin ciddi bir girdi maliyeti avantajı sağladığını dile getiren Gülle Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Servet Gülle, “Bu topraklarda üretilen pamuklardan elde edilen kumaş ve ürünlerin hepsi buradaki insanların emeğiyle elde ediliyor ve diğer sektörlere göre ithalat girdi sayıları daha az” dedi.

Diğer sektörlerden ziyade tekstilde standart bir üretim olmadığını belirten Gülle, “Uzun dönemli planlar yaparak üretimi organize edemiyoruz. Bu aksiyon bize dinamizm de veriyor. Sektör birçok regülasyonda bu anlamda önde gitmeyi başarıyor. Büyük birçok marka, birkaç senedir ciddi denetimlerle beraber üreticileri belli standartlar için sıkıştırıyor. Son 5 senedir, istenilen standartlar dâhilinde beklentileri karşılamak üzere su veya enerji gibi alanları düzenlemek ve hedefl eri tutturmak için çalışmalara başladık. Su tüketimiyle ilgili, üretimde her makine başında sayaçlarımız var. Ölçümlerimizi ve bunların raporlamasını çok güzel yapabiliyoruz. Su tekstilde iki yerde kullanılır, bir kazan çalışırken bir de işletme içerisinde. Son olarak kullandığımız suyu işletmeye tekrar geri kazandıracak bir projeye başladık. Maliyetinden de öte su kaynakları gittikçe azalıyor. Suyu bulamazsak hiçbir işletme üretim yapamaz. Enerji, su ve zamanı iyileştirmek çok önemli” değerlendirmelerinde bulundu.

Makinelerin ithal edildiğini ancak onu doğru çalıştıracak kişileri yetiştirme ve orada bulunmasını sağlamanın da önemli olduğuna işaret eden Gülle, “Türkiye kendi çevresinde üretim yapan rakiplerine bakıldığında açık ara önde. Güzel bir tasarım yapmak da çok önemli. Modanın trendlerini sunmak da başka bir konu. Yapmamız gereken tasarım ve kalite. Bu konularda eğitilmiş insanlarımızın sayısı artırılmalı” diye konuştu.

AYDINLI: “ELİMİZDEKİ DEĞERLERİ MARKALAŞTIRAMIYORUZ”

Türkiye’nin örme kumaşta dünya pazarının yüzde 8,4’üne sahip olduğuna dikkat çeken Biray Kumaş AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Gökmen Aydınlı, “Türkiye’nin bu konuda ciddi alt yapısı bulunuyor. Çok dile getirilmese de dünyada Türk tekstiliyle ilgili iyi bir algı var. Türkiye’nin önemli bir gücü de dünyada GDO’suz pamuk üreten 4 ülkeden birisi olması. Ama elimizdeki bu değerleri markalaştıramıyoruz” dedi.Dünyanın en iyi elyafl arını üreten ülkelerden birinin de Ege Bölgesi pamuğu ile Türkiye olduğunu belirten Aydınlı, “Tarım politikalarındaki bir takım yanlışlıklardan dolayı Ege’de üretilen pamuk miktarı düştü ama ancak halen daha Türkiye ihtiyacının yüzde 60’ını üretebiliyor” diye konuştu.

Türkiye’de iplik makinesi yapılamadığını söyleyen Aydınlı, “Örme makinesini de küçük girişimciler haricinde yapamıyoruz. Boya ve terbiye makineleri yapıyoruz. Türkiye ağır sanayi hamlesini yapmakta çok geç kaldı. İplik ve örme makineleri, ağır sanayiye ve elektroniğe çok yüksek ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla buralardan iyi sonuçlar almamız şu an çok mümkün değil. Yan sanayi tarafında ciddi bir kapasite oluştu. Yüzde 25’lik bir kısmını yerli üreticiden karşılayabiliyoruz. Şimdi dünyada büyüme modelleriyle ilgili örneklere bakarsak Çin’in yapabildiği en önemli şey teknoloji transferiydi. Biz yapamadık ama Özbekistan bile bir iplik makinesi yatırımı konusunda baskı yapıp sonuç almış. Treni kaçırmamış olabiliriz” ifadelerini kullandı.

Hugo Boss’la çalışmalarının kaliteyi artırıcı yönde etki yaptığını söyleyen Aydınlı, “Kasımda üretime başlayacak olan 1 milyon Euro’luk bir yatırım var. Ardından 500 bin Euroluk bir yatırımımız daha olacak ve yeni bir fabrika üzerinde çalışıyoruz. Kapasiteyi büyütüyoruz” dedi. Aydınlı, sürdürülebilirlik anlamında geri kazanımları tüm fabrikalarda sağlamak gerektiğini ancak düşük fiyatlı perakende zincirlerinin bu değişime gitmekte zorlanacağını söyledi. Aydınlı, kurumsal şirketlerde insana verilen değerin fazla olduğunun görüldüğünü ve bu anlamda da gelişmek gerektiğini sözlerine ekledi.

GÜRKAN: “SİPARİŞLER KONUSUNDA SEÇİCİ OLMALIYIZ”

Konfeksiyon konusunda gelecekten umutlu olduklarını söyleyen Şevkat Boya Genel Müdürü Yücel Gürkan, “Günümüzde en önemli sorun bugünün konusu olan yeşil mutabakat. Gelecekteki su sıkıntısı ve firmaların bunun için yaptıkları alt yapı yatırımları çok önemli. Biz Şevkat Boya olarak 2030’a şimdiden hazırız” dedi.

Türkiye’nin tekstil alanında her siparişi yapabilecek bir ülke olma konumundan çıkmak zorunda olduğunu belirten Gürkan, “Teknik tekstil ve katma değeri yüksek kumaşlara yönelmeliyiz. İhracat konularına dikkat edilmesi lazım. Daha seçici olmak zorundayız. Bugün Türkiye’de çok ucuz tabir edilen perakende zincirleri var. Daha düşük kalitede, fiyat odaklı perakende zincirleriyle yapılan anlaşmalarla bu sistemler kurulamaz. Hugo Boss’un Türkiye’ye bakışını çok önemsiyorum” diye konuştu. Gençlere ağırlık vermek gerektiğini söyleyen Gürkan, şunları söyledi: “Dünyayı tanısınlar, dünya insanı olsunlar. Eğitim ve üretim çok önemli.”

Türkiye tekstil ihracatının en büyük pazarlarından biri Almanya

AHK Türkiye’nin, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri ve ortak projelerin geliştirilmesi gibi amaçlar doğrultusunda çalışmaları olduğunu aktararak konuşmasına başlayan AHK Türkiye Genel Sekreter Yardımcısı Hartwig Kühn, “Türkiye tekstil ve giyim sektörlerinde oldukça güçlü. 2020 yılı tekstil ve giyim ihracat rakamlarına baktığımızda Çin’in dünyanın en büyük tekstil ve giyim ihracatçısı olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin, tekstilde 4’üncü sırada ve giyimde ise 6’ıncı sırada yer aldığını görüyoruz. Türkiye’nin ticaret hacmi en büyük sektörü otomotiv ve üçüncü sırada giyim beşinci sırada ise tekstil ihracatı geliyor. Tekstil ve giyim sektörlerine birlikte baktığımızda ise otomotivden daha büyük olduğunu görüyoruz. Tekstil ve giyim sektörü Türkiye ekonomisi için çok önemli bir konumda yer alıyor. Almanya ve Türkiye arasındaki 2021 yılı ticaretine baktığımızda, Türkiye’nin Almanya’ya ciddi oranda tekstil ve giyim ihracatı yaptığını, Almanya’nın ise Türkiye’ye bu sektörlerde çok az miktarda satışı olduğunu görüyoruz” dedi. Türk tekstil sektörünün avantajlarından bahseden Kühn, Türkiye’nin önemli bir lojistik avantajı bulunduğunu ve yüksek miktarda organik pamuk üretiminin ciddi katkılar sağladığını belirterek, iyi eğitimli iş gücünün ve ülkeye yapılan yatırımların önemini vurguladı.

Mutlu: Türkiye fırsatları kalıcı hale getirmeli

Hugo Boss’un 9 ayda 900 kişiyi istihdam ettiğini ve 2023 yılı sonunda ise 5 bin 500 istihdam hedefi olduğunu aktaran Hugo Boss Tekstil Sanayi Tedarik Zincirinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Özgür Mutlu, “Tedarik zincirindeki kırılma sürecinde biz de gitmekte zorlandığımız ürün gruplarında kendimizi geliştirdik. Faklı ürün gruplarında kaslarımızı geliştirdik. Hugo Boss İzmir farklı konularda gruba destek olmaya başladı. Geçmişte Hugo Boss bütün hammadde satın alımlarını Almanya ve İsviçre’deki merkezlerinden yürütüp oradan İzmir’e gönderiyordu. Bu dönemdeki Hugo Boss grubuna sağladığımız destekler olarak iş modelinde farklı açılımlara girdik. Bunlardan biri de bütün hammadde tedarikinin buradaki lokal tedarikçilerimizle yürütmemiz oldu. 2022’nin 6’ncı ayı itibariyle yaklaşık 8,5 milyon euroluk ham madde doğrudan İzmir üzerinden satın alınmış oldu. Türkiye’ye olan talep devam edecek. Önemli olan şey tedarik zincirindeki kırılmanın ötesinde rekabetçi olmak ve grubun ihtiyacı olan yerlerde stratejik destek sağlamak. Bu da beraberinde yatırımlar getiriyor. Türkiye için doğan fırsatları kalıcı hale getirmek çok önemli. 2022 yıl sonunu 5,5 milyon adet üretimle tamamlayacağız. 2023 yılı sonunda her ürün grubunda büyüyerek bu rakamı 7 milyon adete çıkaracağız” diye konuştu. Kurdukları güneş enerjisi santraliyle, harcadıkları enerjinin yüzde 35’ini güneşten sağlamayı hedefl ediklerini söyleyen Mutlu, “Bununla beraber karbon salınımımızı düşürdük. Sadece kendimizi değil tedarikçilerimizi de yürüttükleri projelere göre değerlendiriyoruz. Sürdürülebilirliği karşılamayan bir tedarikçi varsa projeler geliştirip marka olarak bunu destekliyoruz. Türkiye geçmişte hep rekabeti fiyat üzerinden sürdürdü. Şu anda Türkiye sadece fiyatla rekabet etmek yerine kalite, inovasyon ve sürdürülebilirlikle mücadele etme noktasına gelmeli” dedi.

SEKTÖRLERDE UFUK TURU’NUN TEMASI TEKSTİL OLDU:

AHK ile DÜNYA işbirliğinde düzenlenen “Sektörlerde Ufuk Turu” paneli İzmir’de Hugo Boss’un ESBAŞ’taki fabrikasında ‘tekstil’ temasıyla gerçekleştirildi. Şevkat Boya Genel Müdürü Yücel Gürkan (soldan sağa), Biray Kumaş AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Gökmen Aydınlı, Hugo Boss Tekstil Sanayi Tedarik Zincirinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Özgür Mutlu, Gülle Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Servet Gülle ve Aysu Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sibel Aysu’nun konuştuğu panelde, moderatörlüğü DÜNYA Gazetesi Üst Yöneticisi Hakan Güldağ yaptı.

Haber

Trabzon’un hedefi, bölgenin serbest ticaret bölgesi olmak

Osman ŞİŞKO / TRABZON

Sivil Toplum Dayanışma Platformu’nun düzenlediği TTSO’nun ev sahipliğinde yapılan Yeni Dünya Düzeninde Türkiye İçin Riskler ve Fırsatlar konulu Türkiye Sohbetleri Halk Buluşması, TTSO Toplantı Salonunda gerçekleştirildi. Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO) Başkanı M. Suat Hacısalihoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, odalar olarak bilgi çağına geçişte iş camiasına önderlik etmeye ve riskleri ortadan kaldırarak fırsata çevirmeye çalıştıklarını vurguladı. Başkan Hacısalihoğlu, Rusya ve Ukrayna savaşı, Suriye’deki olaylara bakıldığında Türkiye’nin ne denli zor bir coğrafyada yer aldığının anlaşılacağını belirterek, “Ülkemizin geleceği açısından önemli adımlar atılıyor. AB’ye yakınlığımız ve Çin’i dikkate aldığımız zaman Türkiye’nin risklere rağmen büyük fırsatlar da elinde. Ürettiğimiz ürünlerin kalite yüksekliği, AB standartlarında olması tedarik zincirinde de ön planda yer almaktadır. Gerekli altyapıların daha hızlı şekilde yapılması ülkemizin ihracatında, istihdamında, ekonomik kalkınmasında büyük fayda sağlayacak” dedi.

“Altyapı yatırımları devam ediyor”

Türkiye’yi ileriye taşıyacak altyapıların oluşmasının kamu ve özel sektör yatırımlarıyla gerçekleşeceğini vurgulayan Başkan Hacısalihoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Üretime dönük destek ve altyapı yatırımları devam ediyor. Amacımız üretimi destekleyerek istihdamı ve ihracatı artırmaktır. Ticaret merkezi konumunda olan Trabzon’la ilgili yıllardır üzerinde çalıştığımız konu, Trabzon’un serbest ticaret bölgesi olmasıdır. Bu konuyu Ticaret Bakanımıza da ilettik. Geleceğin planlanmasında bunun önemli bir adım olacağına inanıyoruz. Bu projeyi hazırladığımızda Dubai ticarette bugünkü kadar ön planda değildi. Şimdi Dubai ticaret merkez konumunda. Trabzon ve Türkiye’nin bulunduğu konum, hinterlandı göz önüne aldığımızda, Rusya, Kafkaslar, Türki Cumhuriyetler, İran’a baktığımızda, Trabzon güvenilir yatırım merkezi olarak öne çıkıyor. Üretime ve ticarete dönük altyapıyı bu şekilde tamamlamak gerekiyor. Beklentimiz kentimizin serbest ticaret şehri olarak ön plana çıkmasıdır.”

Biyoteknoloji ve inovasyon merkezi kuruldu

Başkan Hacısalihoğlu, Trabzon’da teknolojinin gelişmesine önemli katkı sağlayan teknik bir üniversite olduğunu da vurgulayarak, “Şehrimizdeki altyapıların kurulması, teknokentten başlayarak orta ve yüksek teknolojinin üretilmesi, ayrıca yatırım adası ve endüstri bölgesinin bir an önce hayata geçirilmesi konusunda verilen destekler nedeniyle Cumhurbaşkanımız ve bakanlarımıza teşekkür ediyoruz. Gerek kamu gerek özel sektör bazında yapılacak çalışmalarla ilgili yazışmaları sürdürüyoruz. Ayrıca teknokentte inovasyon ve biyoteknoloji merkezinde şehrimizin ve bölgemizin florasının ilaç sanayine dönüşümü konusunda bir merkez kurduk. Esas amacımız bölgedeki tıbbi aromatik bitkilerin ticarileşmesi ve yüksek katma değerli ürün haline getirilmesidir” dedi. Toplantıdaki konuşmaların ardından moderatörlüğünü Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Ayşenur Bahçekapılı’nın yaptığı panelde Cumhurbaşkanı Başdanışmanları Mehmet Uçum, Ahmet Selim Köroğlu, Cumhurbaşkanı Danışmanı ve Sivil Dayanışma Platformu Başkanı Ayhan Oğan Yeni Dünya Düzeninde Türkiye İçin Riskler ve Fırsatlar konusunda çeşitli sunumlar yaptılar ve katılımcıların sorularını yanıtladılar.

“Tüm turistler misafirimiz”

Başkan Hacısalihoğlu, Trabzon’a yıllardan beri Körfez ülkelerinden misafirler geldiğini vurgulayarak, “Bizler de bundan memnunuz. Karşılıklı memnuniyet sonucu şehrimiz turist akınına uğradı ve devam ediyor. Hedefimiz çok daha yüksek. Gerek Körfez, gerek ülkemiz ve batıdan gelen misafirlerimiz hepsi başımızın tacıdır. Ticaret Odası ve esnaf odaları olarak söylüyorum, hepsi misafirimizdir. Hep birlikte bu şehrin turizm yönünden gelişmesine katkı sağlayarak turizm sezonunu daha uzun tutarak ekonomik refahı artıralım” dedi.

Haber

Çavuşoğlu: Barışın kaybedeni olmaz

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Gürcistan Dışişleri Bakanı Ilia Darchiashvili ile görüşmesinin ardından bakanlığın İstanbul temsilciliğinde düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.

Geçen yıl Gürcistan ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 100. yılı, bu yıl ise diplomatik ilişkilerin yeniden tesisinin 30. yılını kutladıklarını kaydeden Çavuşoğlu, Darchiashvili ile yaptıkları görüşmede ortak gündemi ele aldıklarını, iki ülke arasındaki komşuluk ve stratejik ilişkileri nasıl genleştirilebileceklerini değerlendiklerini dile getirdi.

Türkiye ile Gürcistan arasındaki komşuluk ve stratejik ilişkilerin örnek düzeyde olduğunu söyleyen Çavuşoğlu, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere önem verdiklerinin altını çizdi.

İkili ticarete de değinen Çavuşoğlu, “Gürcistan’ın 14 yıl en büyük ticari ortağıyız. Geçen yıl ikili ticaret hacmimiz 2 milyar doları geçti. Bu yılın ilk altı ayındaki rakamlara baktığımız zaman bu sene sonunda 3 milyara doğru yaklaşacağız. Liderlerimiz daha önce 3 milyar dolar hedefi belirlemişti. Bu hedefi önümüzdeki günlerde güncellememiz gerektiğini biliyoruz.” dedi.

Söz konusu hedeflere ulaşabilmek için Türkiye ile Gürcistan arasında Serbest Ticaret Anlaşması (STA) bulunduğuna işaret eden Çavuşoğlu, “Bu serbest ticaret anlaşmasının kapsamını genişletmemiz gerekiyor. Her iki taraf da buna dahil olabilecek ürünleri paylaştılar. Önümüzdeki süreçte Karma Ekonomi Komisyonu Toplantısı dahil arkadaşlarımız bu müzakereleri devam ettirecekler. En kısa zamanda bunun kapsamını genişletmeyi istiyoruz.” diye konuştu.

Çavuşoğlu, Türkiye’nin her ülkeyle her zaman “kazan kazan” anlayışıyla ilişkilerini geliştirmek istediğini hatırlatarak iki ülke arasındaki ticaret hacminin giderek arttığını ancak Türkiye lehine bir açık olduğunu ve ticaretin daha da dengeli olabilmesi için Gürcistan’dan ithal edilebilecek ürünlerin listesi üzerinde çalıştıklarını söyledi.

Gürcistan’da ciddi miktarda Türk yatırımı bulunduğunu ve Darchiashvili ile görüşmesinde Türk firmaların durumunu da ele aldıklarını dile getiren Çavuşoğlu, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya ve diğer ülkelere Türk ürünlerini taşıyan tırların Gürcistan topraklarını daha fazla kullanmaya başladığını kaydetti.

“Çok önemli projeleri hayata geçirdik”

Nakliye tırlarının Gürcistan’da bazı gecikmelerle karşı karşıya kaldıklarını ancak konunun çözümü için Tiflis yönetiminin elinden gelen desteği verdiğini aktaran Çavuşoğlu, bu gecikmenin nasıl çözüme kavuşturulabileceğini mevkidaşıyla ele aldıklarını aktardı.

Gürcistan ile enerji alanı başta olmak üzere diğer alanlardaki iş birliğine de önem verdiklerini belirten Çavuşoğlu, “Gürcistan ve Azerbaycan ile çevremizin çehresini değiştiren çok önemli projeleri hayata geçirdik. Bakü-Tiflis-Kars, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Güney Gaz Koridoru bu anlayışla hayata geçirildi.” şeklinde konuştu.

Bölgedeki ulaştırma bağlantıları için önemli konumda olan Bakü-Tiflis-Kars demir yolundan daha etkin şekilde faydalanmak istediklerini ifade eden Çavuşoğlu, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü toplantısı için ev sahipliği sırasının Azerbaycan’da olduğunu ve bu toplantıyı da gerçekleştirmek istediklerini dile getirdi.

Azerbaycan’da, Türkiye-Azerbaycan-Kazakistan dışişleri ve ulaşturma bakanları toplantısını geçen haftalarda gerçekleştirdiklerini, 2 Ağustos’ta Taşkent’te Türkiye-Azerbaycan-Özbekistan dışişleri, ulaştırma ve enerji bakanları toplantısının yapılacağını kaydeden Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

“Bu toplantıların amacı şudur; son zamanlarda özellikle Ukrayna savaşından dolayı Asya ve Orta Asya bölgesindeki ürünlerin Rusya üzerinden Avrupa piyasalarına ulaştırılması zor ve imkansız görünüyor. Dolayısıyla orta koridor ve Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’nin konumunun önemi artıyor. Önümüzdeki süreçte bu tür toplantılara biz Gürcistan’ı da dahil etmek istiyoruz. Lojistik, enerji konusunda birlikte çalışmamız lazım. Bu bölgemizin ekonomik kalkınması, istikrarı bakımından da önemli, uluslararası piyasalar bakımından da önemli, bölgemizi enerji üssü yapma bakımından da son derece kritik.”

İki ülke arasındaki yüksek düzeyli stratejik iş birliği konseyinin üçüncü toplantısını yapmak istediklerini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Gürcistan’ı ziyaret etmeyi planladığını ifade eden Çavuşoğlu, Erdoğan’ın ziyaret tarihinin belirlenmesinin ardından hem bu ziyaret hem de yüksek düzeyli stratejik birliği konseyi toplantısının hazırlıkları için kendisinin de Tiflis’e gideceğini kaydetti.

“Ortak hedefimiz, Güney Kafkasya’da kalıcı bir barış ve istikrarın tesisi”

Gürcü mevkidaşıyla iki ülkeyi ilgilendiren güvenlik konularını da ele aldıklarını aktaran Çavuşoğlu, FETÖ konusunda Gürcistan’dan beklentilerini muhatabıyla paylaştığını söyledi.

Çavuşoğlu, “Gürcistan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne en güçlü destek veren ülkelerin başında Türkiye geliyor. Abhazya ve Güney Osetya ihtilaflarının Gürcistan’ın toprak bütünlüğü içinde barışçıl yöntemlerle çözülmesini arzu ediyoruz.” şeklinde konuştu.

Bakan Çavuşoğlu, Gürcistan’ın Avrupa-Atlantik entegrasyonunu da güçlü şekilde desteklediklerinin altını çizdi.

Mevkidaşıyla bölgesel konular, konsolosluk konuları, Ukrayna’daki durum ve Karabağ gibi meseleleri de ele aldıklarını dile getiren Çavuşoğlu, Gürcistan’ın Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanlarını Tiflis’te bir araya getirmesi nedeniyle mevkidaşını tebrik etti.

Çavuşoğlu, Kafkasya’da 3+2 formatında devam eden çabaların mevcut olduğunu belirterek, “Ortak hedefimiz, Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın tesis edilmesi.” ifadesini kullandı.

“Dost, komşu ve stratejik ortağımız Gürcistan’la ikili ilişkilerimizi ve uluslararası alanda bölgesel konularda iş birliğimizi derinleştirerek devam ettirme kararlılığımız var.” diyen Çavuşoğlu, bu doğrultuda Gürcistan hükümetiyle çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.

“İki taraf için de çok ciddi güven artırıcı önlem olur”

Türkiye’nin çabalarıyla İstanbul’da imzalanan Tahıl Sevkiyatı Anlaşması’nın ardından bir sonraki aşamada dışişleri bakanları düzeyinde bir girişim olup olmayacağı yönündeki soruya yanıt veren Çavuşoğlu, Türkiye’nin Ukrayna’daki savaş başlamadan önce ve başladıktan sonra savaşı sona erdirebilmek için yoğun çaba sarf ettiğini hatırlattı.

Tahıl Sevkiyatı Anlaşması’na giden süreci anlatan Çavuşoğlu, Türkiye’nin ilgili birçok kurumuyla verdiği çabalar ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderlerle görüşmeleri sayesinde yalnızca Ukrayna tahılının değil, Rus tahıl ve gübresinin ihracatının önündeki engelleri kaldırdıklarını dile getirdi.

Çavuşoğlu, dün Koordinasyon Merkezi’nin kurulduğunu ve teknik düzeyde çalışmaların devam edeceğini anımsatarak, “Temennimiz kesintiye uğramadan, sorunla karşılaşmadan bu ihracat gerçekleşsin. Öncelikle acil ihtiyacı olan ülkelere tahıl, buğday ulaşabilsin.” diye konuştu.

Tahıl Sevkiyatı Anlaşması’nın yalnızca gıda ihracatının önündeki engelin kaldırılması için atılan bir adım olmadığını kaydeden Çavuşoğlu, “Başarılı şekilde uygulanırsa, iki taraf için de çok ciddi bir güven artırıcı önlem olur.” değerlendirmesini yaptı.

Çavuşoğlu, şimdi ateşkese odaklanılması gerektiğini vurgulayarak, “Bu sadece dışişleri bakanları düzeyinde gerçekleştirilecek bir süreç değil. Elbette gerek dışişleri bakanları düzeyinde olsun, gerek diğer düzeylerde olsun görüşmelere iki taraf da hazır olursa biz bu görüşmelere ev sahipliği yaparız.” dedi.

Ukrayna ve Rusya arasında liderler düzeyinde kalıcı ateşkes için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın temaslarının da aralıksız sürdüğünü aktaran Çavuşoğlu, şunları kaydetti:

“Üçüncü ülkelerin de desteklemesi lazım. Savaşın kaybedeni, kazananı yok. Herkes kaybediyor. Barışın da kaybedeni olmaz. Yeter ki adil bir barış olsun. Eninde sonunda bu savaş diplomasi masasında bitecek. Bir an önce tarafları diplomasi masasına döndürmek için Türkiye olarak biz elimizden gelen gayreti göstermeye devam edeceğiz.”

Haber

Tat Gıda’nın iki projesine AB’den Ar-Ge desteği

Tat Gıda, araştırma ve yenilikçilik alanlarındaki projeleri destekleme amacıyla Avrupa Birliği tarafından yürütülen Ar-Ge programı Ufuk Avrupa (Horizon Europe) programı kapsamında, PV4Plants ve SolarHub projeleriyle Ar-Ge desteği almaya hak kazandı.

Konuya ilişkin açıklama yapan Tat Gıda Genel Müdürü Evren Albaş, “Ufuk Avrupa Programına çok değerli proje ortaklarımızla katılmaktan ve iki projemizin desteğe layık görülmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Türkiye’de sektöründe lider ve globalde her geçen gün büyüyen bir şirket olarak, tarım ve gıdanın geleceğine yatırım yapmanın kritik bir öneme sahip olduğunu biliyoruz. Dünyamızın ve ülkemizin geleceği, tarım ve güvenilir gıda üretiminin sürdürülebilirliği açısından tarımda dijitalleşme ve gıda alanında inovasyonun önemine inanıyoruz. Türkiye ve yurtdışından ilgili proje ortaklarımızla iş birliği içerisinde yöneteceğimiz PV4Plants ve SolarHub projelerinin başarılı sonuçlar üreteceğine eminim.” diye konuştu.

Tarım ve güneş enerjisi üretimi aynı anda

Ufuk Avrupa Programı kapsamında fon alınan PV4Plants, ‘Güvenli, Sağlıklı ve Gelişmiş Ürün Eldesine Yönelik İklim, Su ve Işık Spektrumu Kontrolü için Agrofotovoltaik Sistemler’ projesiyle aynı alanda hem tarım yapılması hem de güneş enerjisi elde edilmesi mümkün olacak. PV4Plants projesi, bitkilerin büyüme koşullarını iyileştirmek için AgriPV teknolojilerinin enerji-tarım sinerjisini artırarak, arazi kullanım verimliliğini, mahsul verimini ve yenilenebilir enerji üretimini arttırmayı hedefliyor.

4 yıl sürecek proje sonunda, yenilikçi çiftçi katılım stratejileri aracılığıyla agrofotovoltaik sistemlerin pazara girişini ve alımını artırmak, ilerleyen dönemde yeni finansman planları ve iş modellerinin ortaya konmasıyla birlikte agriPV sistemlerinin kullanımını hızlandırmak için tasarlanmış yeni mekanizmalar oluşturması hedefleniyor. Proje kapsamında geliştirilecek sistem Türkiye, İspanya ve Danimarka uygulama sahalarında test edilerek farklı iklim koşullarına ve ürün çeşitlerine uyumluluğu gösterilecek.

PV4Plants projesine 4’ü Türkiye’den olmak üzere 14 kuruluş katılım sağladı. Kalyon Güneş Teknolojileri Üretim’in koordinatör olarak yer aldığı konsorsiyumda, ODTU-GUNAM (Odtü-Güneş Enerjileri Araştırma ve Uygulama Merkezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Tat Gıda yer alıyor ve diğer 10 partner farklı ülkelerden katılıyor.

Sürdürülebilir gıda ve güvenli gıda üretimi desteklenecek

Excellence Hubs çağrısında fonlanan SolarHub projesinin genel amacı özellikle tarım uygulamaları kapsamında, Türkiye ve Yunanistan’da bulunan Güneş Enerjisi alanındaki yenilik ekosistemleri arasındaki bağlantıları güçlendirmek ve birleşik bir ekosistem yaratmak konusunda çalışmalar gerçekleştiriliyor. SolarHub’ın amacı, konsorsiyumun yeşil inovasyon kapasitesini geliştirmek ve bu kapasiteden yararlanarak Akdeniz bölgesinde sürdürülebilir ve güvenli gıda üretimini desteklemek için 4 açık güneş enerjisi çözümü oluşturmak. Ayrıca SolarHub, Yunanistan, Türkiye ve AB Yeşil Mutabakat önceliklerini, politikalarını, finansmanını, kapasitelerini ve faaliyetlerini tam olarak uyumlu hale getirerek Yunan ve Türk güneş enerjisi inovasyon ekosistemlerini güçlendirmeyi amaçlıyor. Uzun vadede ise SolarHub, Yunanistan ve Türkiye’de inovasyona dayalı yeşil ekonomik büyümeyi ve istihdamı desteklemeyi hedefliyor.

Projede 11’i Türkiye’den olmak üzere toplam 21 kuruluş yer alıyor. Türkiye’den paydaşlar arasında ODTÜ GÜNAM (Koordinatör), Ege Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu Türkiye Bölümü Derneği, Kalyon Günes Teknolojileri Üretim, Solimpeks Enerji, Tat Gıda, TÜBİTAK, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Ankara Gölbaşı Ziraat Odası bulunuyor.

Genel

Türkiye, konut fiyatlarında Avrupa’yı 10’a katladı

2022’nin ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre Türkiye’de ev fiyatları yüzde 110 yükselirken Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde konut fiyatlarında yaşanan artış oranı ortalaması ise aynı dönemde yüzde 10 oldu.

İKİNCİYLE BÜYÜK FARK VAR

AB İstatistik Ofisi (Eurostat) 2021 ile 2022 ilk çeyrekleri arasında konut ve kira fiyatlarının yıllık ne kadar yükseldiğini açıkladı. Buna göre Türkiye’de ev fiyatları yüzde 110 yükselirken ikinci sıradaki Çekya’da yıllık artış yüzde 25 oldu. Konut fiyatlarının en az arttığı ülkeler ise yüzde 1 ile Kıbrıs, yüzde 4 ile Finlandiya oldu.

Konut fiyatlarında aynı dönemde, Hollanda’da yüzde 19, Almanya’da yüzde 12, Bulgaristan’da yüzde 12, İspanya’da yüzde 9, Fransa’da yüzde 7 ve İtalya’da yüzde 5 artış yaşandı.

KİRADA TÜİK VERİSİYLE 3. OLDUK

Kira fiyatları ise Mayıs 2022 itibarıyla son bir yılda TÜİK’in verilerine göre, Türkiye’de yüzde 20 yükseldi. Kira fiyatlarında Türkiye, Slovenya ve Estonya’nın ardından 3. sıraya yerleşirken AB’de ise bu dönemde kiralar yüzde 1.7 yükseldi.

Avusturya, yüzde eksi 0.9 ile kiraların düştüğü tek ülke oldu. 2021-2022 ilk çeyrekler arasındaki değişime bakıldığında da Türkiye yüzde 15.4 artışla üçüncü sırada yer alırken bu dönemde AB ortalaması ise yüzde 1.4 oldu.

Kirada yıllık resmi enflasyonun bu kadar düşük olması Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hesaplama yönteminden kaynaklanıyor.

Türkiye yüzde 110’la en yüksek orana sahip

BETAM’a göre yıllık kira artışı yüzde 187.2

TÜİK, yıllık kira fiyat artışını yüzde 20 olarak açıklasa da emlak sitelerindeki yıllık fiyat artışı yüzde 100’ü aşmış durumda.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) bir emlak sitesinin verileri üzerinden yaptığı son hesaplamaya göre Türkiye genelinde ortalama kiralık konutların yıllık artış oranı nisan ayında yüzde 182.7 oldu.

BETAM’a göre, yıllık kira artış oranı aynı dönemde İstanbul’da yüzde 140, Ankara’da yüzde 133.9, İzmir’de ise yüzde 110.8 olarak tespit edildi. Bu verilere göre kiralık konut metrekare fiyatları ortalama olarak İstanbul’da 60 TL’ye, Ankara’da 29 TL’ye, İzmir’de ise 38.3 TL’ye yükseldi.

Genel

Konut fiyatlarında ürküten artış

AB İstatistik Ofisi (Eurostat) 2021 ile 2022 ilk çeyrekleri arasında konut ve kira fiyatlarının yıllık ne kadar yükseldiğini açıkladı.

2022’nin ilk çeyreğinde geçtiğimiz senenin aynı dönemine göre Türkiye’de ev fiyatları yüzde 110 yükseldi. İkinci sıradaki Çekya’da yıllık artış yüzde 25; 27 AB ülkesinin ortalaması ise yüzde 10,5.

Konut fiyatlarının en az arttığı ülkeler ise yüzde 1 ile Kıbrıs ve yüzde 4 ile Finlandiya oldu. Diğer bazı ülkelerde ev fiyatları son bir yılda şu kadar yükseldi: Hollanda yüzde 19, Almanya yüzde 12, Bulgaristan yüzde 12, İspanya yüzde 9, Fransa yüzde 7 ve İtalya yüzde 5.

TÜRKİYE’DE YILLIK KİRA ARTIŞI YÜZDE 20

Kira fiyatları ise Mayıs 2022 itibariyle son bir yılda Türkiye’de yüzde 20 yükseldi. Türkiye, Slovenya (yüzde 26,4) ve Estonya’nın (yüzde 24,5) ardından bu alanda 3. sırada bulunuyor. AB’de ise bu dönemde kiralar yüzde 1,7 yükseldi. Avusturya yüzde eksi 0,9 ile kiraların düştüğü tek ülke oldu.

Mayıs 2022 itibariyle son bir yılda diğer ülkelerde yaşanan kira artışı şöyle: Polonya yüzde 13,9; İrlanda yüzde 10,1; Bulgaristan yüzde 6,3; Belçika yüzde 2,9; Almanya yüzde 1,6 ve Yunanistan yüzde 0,9.

2021-2022 ilk çeyrekler arasındaki değişime bakıldığında da Türkiye yüzde 15,4 ile üçüncü sırada yer alıyor. Bu dönemde AB ortalaması ise yüzde 1,4 oldu.

KİRA ENFLASYONU NASIL HESAPLANIYOR?

Türkiye’de kanuna göre gelecek bir yıl için geçerli olacak kira artışı, geçmiş 12 aylık ortalama TÜFE’den fazla olamıyor. Ancak bu kanun mevcut kiracılar için geçerli. Ev sahipleri yeni kiracı bulurken istediği fiyatı talep edebiliyor. Bundan dolayı resmi kira enflasyonu daha düşük çıkıyor.

Emlak sitelerindeki yıllık fiyat artışı ise yüzde 100’ü aşmış durumda. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) sahibinden.com verileri üzerinden yaptığı son hesaplamaya göre Türkiye genelinde ortalama kiralık konut ilan yıllık artış oranı nisan ayında yüzde 182,7 oldu.

BETAM’a göre yıllık kira artış oranı Nisan ayında İstanbul’da yüzde 140, Ankara’da yüzde 133,9, İzmir’de ise yüzde 110,8 ölçüldü.