Haber

Hazır giyim ihracatında 16 aylık maraton ara verdi

Yener KARADENİZ/İSTANBUL

COVID-19 salgını, yıllık 500 milyar doları aşan dünya hazır giyim ihracatının tedarik zincirinde, önemli değişimlere yol açtı. Bu dönemde öne çıkan ülkelerden biri de Türkiye oldu. Gelişmelerin etkisiyle 2021 Mart ayından bu yana ihracatını bir önceki yılın aynı dönemine göre her ay sürekli artıran sektör, 16 ayın ardından ilk kez ihracatta gerileme yaşadı. Sektör ihracatı, temmuzda yüzde 4,1 gerileyerek 1 milyar 691 milyon dolardan 1 milyar 622 milyon dolara düştü. Düşüş oranı bir önceki ay olan hazirana göre ise yüzde 17’yi aştı. Geçen yılı 20 milyar 250 milyon dolar ile tamamlayan sektör temsilcileri, ana pazar AB’deki yavaşlamanın söz konusu gerilemede önemli bir etken olduğunu belirterek, küresel resesyona ilişkin gelişmelere bağlı olarak yılsonu için konulan 23 milyar dolarlık hedef tutturulamasa çok da gerisinde kalınmayacağını dile getirdi.

Bu yılın 7 aylık rakamlarına bakıldığında, sektör ihracatındaki artış hızının yavaşladığı görülüyor. İlk yarıda yüzde 14,4 olan ihracat artış hızı, Ocak-Temmuz döneminde yüzde 11,6’ya geriledi ve ihracat 12,4 milyar dolar oldu. Söz konusu rakam ile hazır giyim ve konfeksiyon ihracatının genel ihracat içindeki payı yüzde 8,6 olarak gerçekleşti. Bu oran 2019 yılında yüzde 9,9, 2020’de yüzde 9,3 ve 2021’de ise yüzde 9 olmuştu.

En belirgin düşüş İspanya’da 7 aylık dönemde en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke 2,2 milyar dolar ile Almanya oldu. Onu 1,6 milyar dolar ile İspanya, 1,2 milyar dolar ile İngiltere, 1 milyar dolar ile Hollanda, 688 milyon dolar ile Fransa ve 600 milyon dolar ile de ABD izledi. Temmuz ayı özelinde bakıldığında ise söz konusu pazarlardan İspanya’ya gerçekleştirilen ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17 gerileyerek 220 milyon dolara düşerken, İngiltere’ye yapılan ihracat yüzde 12 düşerek 166 milyon dolara ve ABD’ye yapılan ihracat da yüzde 4,2 düşerek 77 milyon dolara geriledi. Diğer ülkelerde ise artış sınırlı gerçekleşti. Almanya, 306 milyon dolar ile Temmuz ayında en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke oldu.

Parite darbesi hissedildi

TİM Başkanlığını da yürüten İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe, sektör ihracatının yüzde 70’inin AB’ye gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, “Bölgeye Euro ile ihracat yapıyoruz. Buradaki düşüşün en büyük sebeplerinden biri paritedir. Pariteden dolayı bir düşüş yaşandı. Aslında en kötü başa baş noktasını yakalama potansiyelimiz vardı. Kimse 2022’ye başlarken Euro/ dolar paritesinin 1,3’ten eşitleneceğini tahmin etmiyordu. Temmuzda 1’in altına kadar düştü. Şu an 1,01-1,02 civarında dönüyor. Paritedeki gerilemenin en büyük etkilerden biri de hazır giyim ihracatında görüldü. Beklentimiz paritenin yeniden en az 1,1 seviyesine çıkması. İkinci konu da AB’deki siparişlerde yaşanan yavaşlama. Umuyoruz ki resesyon gerçekleşmez. Gerçekleşirse en kötü 23 milyar dolarlık hedefin yüzde 5 gerisinde kalırız” ifadelerini kullandı.

Markalar stoklarını azaltıyor

Özak Tekstil Grup Başkanı ve İHKİB Başkan Yardımcısı Urfi Akbalık da, hem ABD hem de AB’de yaşanan yavaşlamanın söz konusu gerilemede önemli etken olduğunu aktardı. Akbalık, “Markaların stoklarında yavaşlama var. ABD ve AB’de gerçekleşmesi olası resesyon korkusu ile markalar daha az stok yapmaya başladı. Özellikle ABD pazarında bu daha fazla hissediliyor. Daha önce stoğa mal alıyorlardı. Onu durdurdular. Ayrıca yaz ayları ihracatın yavaşladığı dönemlerdir. Ağustos ve eylülde de yavaşlama olacak. Son çeyrekte yeniden bir toparlanma bekliyoruz. İkincisi de paritenin etkisi. Maliyetlerimiz dolar, gelirimiz Euro. Şimdi bire bir seviyesine geldi. Maliyet tutturmakla ilgili sıkıntı var. Ancak yine de yılsonu için koyduğumuz 23 milyar dolar hedefi koruyoruz. Resesyon riskine karşı yüzde 5’lik bir sapma olabilir” dedi.

Denizli’nin tektil ve hazır giyim- konfeksiyon ihracatında geçen yılın temmuz ayına göre yüzde 11 dolayında azalma yaşandığını söyleyen Denizli İhracatçılar Birliği Başkanı Hüseyin Memişoğlu ise, Avrupa ve ABD’deki talep daralmasının ihracat kanadında hissedilmeye başladığını belirterek, “ İhracatımızın lokomotifi konumunda bulunan ve ev tekstilinin de içinde bulunduğu hazır giyim-konfeksiyon sektörü talep azalmasından etkilenen sektörlerin başında yer alıyor. Öte yandan Ocak-Temmuz 2021 döneminde 1,20 seviyelerinde izleyen parite, 2022’nin aynı döneminde 1,08’e gerilemiş durumda. Temmuz ayı ortalaması ise bu sene 1,0181 oldu. İhracatımızın yarıya yakınının Euro cinsinden olduğunu göz önüne aldığımızda, Euro/Dolar’da yaşanan gerilemenin ihracatımızı etkilediğini söyleyebiliriz” dedi.

Resmi rakamların yerini bavul doldurdu

Temmuzda dikkat çeken bir diğer gelişme ise Rusya pazarında yaşanan düşüş oldu. Ülkeye genel ihracat geçen yılın aynı dönemleriyle kıyaslandığında; 7 aylık dönemde yüzde 13, temmuzda ise yüzde 63 artarken, hazır giyim ihracatında gerileme yaşandı. Sektör ihracatı 7 aylık dönemde yüzde 10,1 düşerken temmuzda ise düşüş hızı yavaşladı ve yüzde 3,1’e düştü. Oysa Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması sonrası AB ve ABD’li hazır giyim devleri ülkedeki operasyonların durdurmuş ya da çıkmıştı ve bu durumun Türk markalarının ülkeye ihracatının artması sonucunu doğuracağı belirtilmişti. Urfi Akbalık, markaların henüz tam olarak ülkeden çıkmadığını, öte yandan resmi olmasa da bavul ticaretinde önemli artışlar yaşandığını belirtti. Akbalık, çıkan markalara yönelik paralel ithalatında ülkeye ihracatı sınırlayan bir diğer faktör olarak öne çıktığını anlattı.

Haber

“Türk tekstil sektörü fiyat değil inovasyonla rekabet etmeli”

Duygu GÖKSU / İZMİR

Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (AHK) Türkiye ile DÜNYA Gazetesi iş birliğinde “Sektörlerde Ufuk Turu” paneli İzmir’de gerçekleştirildi. Hugo Boss Tekstil Sanayi ev sahipliğinde düzenlenen panelde sektör olarak “tekstil” ele alındı. Toplantıda tedarik zincirinden, Avrupa Yeşil Mutabakatı hazırlıklarına uzanan farklı konu başlıkları ele alındı. Panelistler teknik tekstil, inovasyon, katma değerli üretim gibi konulara dikkat çekerek Türkiye’nin fiyat rekabetçiliğinden uzaklaşması gerektiğini vurguladılar.

AHK Türkiye Genel Sekreter Yardımcısı Hartwig Kühn’ün açılış konuşmasıyla başlayan düzenlenen panelin moderatörlüğünü DÜNYA Gazetesi Üst Yöneticisi Hakan Güldağ gerçekleştirdi.

AYSU: DEĞİŞİME EĞİTİMDEN BAŞLAMALIYIZ

Son iki yıldır markalaşma yönünde çalışmaları olduğunu söyleyen Aysu Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sibel Aysu, “1999 yılında Denizli’de kurulduk. Sadece bebek tekstili üretiyoruz. 2005 yılında biz farklı bir şey yapmalıyız diye yola çıktık. Şu an yüzde 100 ihracat yapıyoruz. Kaliteye çok önem veriyoruz. Ana pazarımız Avrupa. Bebeğe dair her şeyi üretebiliyoruz. Markalaşma yönünde çabamız var. Konfeksiyon ihracatı yapıyoruz ve bir noktadan sonra marka olmak istedik. İki yıl önce e-ticaretle başladık, önemli adımlar attık” ifadelerini kullandı.

Sektörde katma değeri ve karlılığı yüksek tasarımın önemini vurgulayan Aysu, “Şirketlerin bazı alanlarda rahatlaması gerekiyor ki diğer alanlara yatırım yapabilsin ve kafa yorabilsin. Şirketim para kazanıyorsa ben katma değer konuşabilirim. Dünyanın doğal düzenine dönmeye çalışıyoruz. Bu da ciddi bir maliyet istiyor. Bunların en temel noktası da eğitim olarak karşımıza çıkıyor. İşe eğitimden başlamalı, bilinci değiştirmeliyiz” dedi. Tekstil sektörünün kadın istihdamına açık olduğunu vurgulayan Aysu, kadın erkek dengesini paralel şekilde taşımak gerektiğini de sözlerine ekledi.

GÜLLE: ENERJİ, SU VE ZAMANI İYİLEŞTİRMELİYİZ

Tekstil sektöründe kullanılan pamuğun önemli bir bölümünün Türkiye’de üretilmesinin ciddi bir girdi maliyeti avantajı sağladığını dile getiren Gülle Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Servet Gülle, “Bu topraklarda üretilen pamuklardan elde edilen kumaş ve ürünlerin hepsi buradaki insanların emeğiyle elde ediliyor ve diğer sektörlere göre ithalat girdi sayıları daha az” dedi.

Diğer sektörlerden ziyade tekstilde standart bir üretim olmadığını belirten Gülle, “Uzun dönemli planlar yaparak üretimi organize edemiyoruz. Bu aksiyon bize dinamizm de veriyor. Sektör birçok regülasyonda bu anlamda önde gitmeyi başarıyor. Büyük birçok marka, birkaç senedir ciddi denetimlerle beraber üreticileri belli standartlar için sıkıştırıyor. Son 5 senedir, istenilen standartlar dâhilinde beklentileri karşılamak üzere su veya enerji gibi alanları düzenlemek ve hedefl eri tutturmak için çalışmalara başladık. Su tüketimiyle ilgili, üretimde her makine başında sayaçlarımız var. Ölçümlerimizi ve bunların raporlamasını çok güzel yapabiliyoruz. Su tekstilde iki yerde kullanılır, bir kazan çalışırken bir de işletme içerisinde. Son olarak kullandığımız suyu işletmeye tekrar geri kazandıracak bir projeye başladık. Maliyetinden de öte su kaynakları gittikçe azalıyor. Suyu bulamazsak hiçbir işletme üretim yapamaz. Enerji, su ve zamanı iyileştirmek çok önemli” değerlendirmelerinde bulundu.

Makinelerin ithal edildiğini ancak onu doğru çalıştıracak kişileri yetiştirme ve orada bulunmasını sağlamanın da önemli olduğuna işaret eden Gülle, “Türkiye kendi çevresinde üretim yapan rakiplerine bakıldığında açık ara önde. Güzel bir tasarım yapmak da çok önemli. Modanın trendlerini sunmak da başka bir konu. Yapmamız gereken tasarım ve kalite. Bu konularda eğitilmiş insanlarımızın sayısı artırılmalı” diye konuştu.

AYDINLI: “ELİMİZDEKİ DEĞERLERİ MARKALAŞTIRAMIYORUZ”

Türkiye’nin örme kumaşta dünya pazarının yüzde 8,4’üne sahip olduğuna dikkat çeken Biray Kumaş AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Gökmen Aydınlı, “Türkiye’nin bu konuda ciddi alt yapısı bulunuyor. Çok dile getirilmese de dünyada Türk tekstiliyle ilgili iyi bir algı var. Türkiye’nin önemli bir gücü de dünyada GDO’suz pamuk üreten 4 ülkeden birisi olması. Ama elimizdeki bu değerleri markalaştıramıyoruz” dedi.Dünyanın en iyi elyafl arını üreten ülkelerden birinin de Ege Bölgesi pamuğu ile Türkiye olduğunu belirten Aydınlı, “Tarım politikalarındaki bir takım yanlışlıklardan dolayı Ege’de üretilen pamuk miktarı düştü ama ancak halen daha Türkiye ihtiyacının yüzde 60’ını üretebiliyor” diye konuştu.

Türkiye’de iplik makinesi yapılamadığını söyleyen Aydınlı, “Örme makinesini de küçük girişimciler haricinde yapamıyoruz. Boya ve terbiye makineleri yapıyoruz. Türkiye ağır sanayi hamlesini yapmakta çok geç kaldı. İplik ve örme makineleri, ağır sanayiye ve elektroniğe çok yüksek ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla buralardan iyi sonuçlar almamız şu an çok mümkün değil. Yan sanayi tarafında ciddi bir kapasite oluştu. Yüzde 25’lik bir kısmını yerli üreticiden karşılayabiliyoruz. Şimdi dünyada büyüme modelleriyle ilgili örneklere bakarsak Çin’in yapabildiği en önemli şey teknoloji transferiydi. Biz yapamadık ama Özbekistan bile bir iplik makinesi yatırımı konusunda baskı yapıp sonuç almış. Treni kaçırmamış olabiliriz” ifadelerini kullandı.

Hugo Boss’la çalışmalarının kaliteyi artırıcı yönde etki yaptığını söyleyen Aydınlı, “Kasımda üretime başlayacak olan 1 milyon Euro’luk bir yatırım var. Ardından 500 bin Euroluk bir yatırımımız daha olacak ve yeni bir fabrika üzerinde çalışıyoruz. Kapasiteyi büyütüyoruz” dedi. Aydınlı, sürdürülebilirlik anlamında geri kazanımları tüm fabrikalarda sağlamak gerektiğini ancak düşük fiyatlı perakende zincirlerinin bu değişime gitmekte zorlanacağını söyledi. Aydınlı, kurumsal şirketlerde insana verilen değerin fazla olduğunun görüldüğünü ve bu anlamda da gelişmek gerektiğini sözlerine ekledi.

GÜRKAN: “SİPARİŞLER KONUSUNDA SEÇİCİ OLMALIYIZ”

Konfeksiyon konusunda gelecekten umutlu olduklarını söyleyen Şevkat Boya Genel Müdürü Yücel Gürkan, “Günümüzde en önemli sorun bugünün konusu olan yeşil mutabakat. Gelecekteki su sıkıntısı ve firmaların bunun için yaptıkları alt yapı yatırımları çok önemli. Biz Şevkat Boya olarak 2030’a şimdiden hazırız” dedi.

Türkiye’nin tekstil alanında her siparişi yapabilecek bir ülke olma konumundan çıkmak zorunda olduğunu belirten Gürkan, “Teknik tekstil ve katma değeri yüksek kumaşlara yönelmeliyiz. İhracat konularına dikkat edilmesi lazım. Daha seçici olmak zorundayız. Bugün Türkiye’de çok ucuz tabir edilen perakende zincirleri var. Daha düşük kalitede, fiyat odaklı perakende zincirleriyle yapılan anlaşmalarla bu sistemler kurulamaz. Hugo Boss’un Türkiye’ye bakışını çok önemsiyorum” diye konuştu. Gençlere ağırlık vermek gerektiğini söyleyen Gürkan, şunları söyledi: “Dünyayı tanısınlar, dünya insanı olsunlar. Eğitim ve üretim çok önemli.”

Türkiye tekstil ihracatının en büyük pazarlarından biri Almanya

AHK Türkiye’nin, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri ve ortak projelerin geliştirilmesi gibi amaçlar doğrultusunda çalışmaları olduğunu aktararak konuşmasına başlayan AHK Türkiye Genel Sekreter Yardımcısı Hartwig Kühn, “Türkiye tekstil ve giyim sektörlerinde oldukça güçlü. 2020 yılı tekstil ve giyim ihracat rakamlarına baktığımızda Çin’in dünyanın en büyük tekstil ve giyim ihracatçısı olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin, tekstilde 4’üncü sırada ve giyimde ise 6’ıncı sırada yer aldığını görüyoruz. Türkiye’nin ticaret hacmi en büyük sektörü otomotiv ve üçüncü sırada giyim beşinci sırada ise tekstil ihracatı geliyor. Tekstil ve giyim sektörlerine birlikte baktığımızda ise otomotivden daha büyük olduğunu görüyoruz. Tekstil ve giyim sektörü Türkiye ekonomisi için çok önemli bir konumda yer alıyor. Almanya ve Türkiye arasındaki 2021 yılı ticaretine baktığımızda, Türkiye’nin Almanya’ya ciddi oranda tekstil ve giyim ihracatı yaptığını, Almanya’nın ise Türkiye’ye bu sektörlerde çok az miktarda satışı olduğunu görüyoruz” dedi. Türk tekstil sektörünün avantajlarından bahseden Kühn, Türkiye’nin önemli bir lojistik avantajı bulunduğunu ve yüksek miktarda organik pamuk üretiminin ciddi katkılar sağladığını belirterek, iyi eğitimli iş gücünün ve ülkeye yapılan yatırımların önemini vurguladı.

Mutlu: Türkiye fırsatları kalıcı hale getirmeli

Hugo Boss’un 9 ayda 900 kişiyi istihdam ettiğini ve 2023 yılı sonunda ise 5 bin 500 istihdam hedefi olduğunu aktaran Hugo Boss Tekstil Sanayi Tedarik Zincirinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Özgür Mutlu, “Tedarik zincirindeki kırılma sürecinde biz de gitmekte zorlandığımız ürün gruplarında kendimizi geliştirdik. Faklı ürün gruplarında kaslarımızı geliştirdik. Hugo Boss İzmir farklı konularda gruba destek olmaya başladı. Geçmişte Hugo Boss bütün hammadde satın alımlarını Almanya ve İsviçre’deki merkezlerinden yürütüp oradan İzmir’e gönderiyordu. Bu dönemdeki Hugo Boss grubuna sağladığımız destekler olarak iş modelinde farklı açılımlara girdik. Bunlardan biri de bütün hammadde tedarikinin buradaki lokal tedarikçilerimizle yürütmemiz oldu. 2022’nin 6’ncı ayı itibariyle yaklaşık 8,5 milyon euroluk ham madde doğrudan İzmir üzerinden satın alınmış oldu. Türkiye’ye olan talep devam edecek. Önemli olan şey tedarik zincirindeki kırılmanın ötesinde rekabetçi olmak ve grubun ihtiyacı olan yerlerde stratejik destek sağlamak. Bu da beraberinde yatırımlar getiriyor. Türkiye için doğan fırsatları kalıcı hale getirmek çok önemli. 2022 yıl sonunu 5,5 milyon adet üretimle tamamlayacağız. 2023 yılı sonunda her ürün grubunda büyüyerek bu rakamı 7 milyon adete çıkaracağız” diye konuştu. Kurdukları güneş enerjisi santraliyle, harcadıkları enerjinin yüzde 35’ini güneşten sağlamayı hedefl ediklerini söyleyen Mutlu, “Bununla beraber karbon salınımımızı düşürdük. Sadece kendimizi değil tedarikçilerimizi de yürüttükleri projelere göre değerlendiriyoruz. Sürdürülebilirliği karşılamayan bir tedarikçi varsa projeler geliştirip marka olarak bunu destekliyoruz. Türkiye geçmişte hep rekabeti fiyat üzerinden sürdürdü. Şu anda Türkiye sadece fiyatla rekabet etmek yerine kalite, inovasyon ve sürdürülebilirlikle mücadele etme noktasına gelmeli” dedi.

SEKTÖRLERDE UFUK TURU’NUN TEMASI TEKSTİL OLDU:

AHK ile DÜNYA işbirliğinde düzenlenen “Sektörlerde Ufuk Turu” paneli İzmir’de Hugo Boss’un ESBAŞ’taki fabrikasında ‘tekstil’ temasıyla gerçekleştirildi. Şevkat Boya Genel Müdürü Yücel Gürkan (soldan sağa), Biray Kumaş AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Gökmen Aydınlı, Hugo Boss Tekstil Sanayi Tedarik Zincirinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Özgür Mutlu, Gülle Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Servet Gülle ve Aysu Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sibel Aysu’nun konuştuğu panelde, moderatörlüğü DÜNYA Gazetesi Üst Yöneticisi Hakan Güldağ yaptı.

Haber

Ev ve mutfak eşyaları sektöründe hedef dünya üçüncülüğü

Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği (EVSİD) ile İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) iş birliğinde gerçekleşen sektör toplantısında konuşan EVSİD Başkanı Talha Özger, sektör olarak ilk buluşmalarını gerçekleştirdiklerini söyledi. Bu toplantılara katılımın sivil toplum kuruluşlarını ayakta tutan en önemli şey olduğunu kaydeden Özger, önümüzdeki dönemde de sektör buluşmaları ile yol haritası belirlemeye devam edeceklerini belirtti.

Ev ve mutfak eşyaları sektörünün ilk 5 ayı 1.42 milyar dolar ihracat ve yüzde 4.5’lik bir büyüme ile kapattığını anlatan Özger, Türkiye’nin bu sektördeki en büyük beşinci ihracatçı olma pozisyonunu koruduğunu kaydetti. Önümüzdeki dönem sektöre seviye atlatabilecek en önemli adımın ise birim ihracat değerinin yukarıya çekilmesi olduğunu vurgulayan Özger, “Birim/kilogram başına ihracat değerimiz şu an 3.7 dolar seviyelerinde ama bu yeterli değil. Hedefimiz ihracat birim fiyatını 5 dolara çıkarmak. Aynı ihracat miktarımızı koruyarak birim ihracat değerimizi bu seviyeye getirdiğimizde İtalya’yı geçerek Almanya’nın ardından üçüncü sıraya yerleşebiliriz.” dedi.

Birim fiyatını yükseltme noktasında yapılacak URGE projelerinin çok önemli olduğuna işaret eden Özger, “URGE projeleriyle neleri tasarlayacağımızı, nasıl farkındalık oluşturacağımızı ve ‘Made in Türkiye’ algısını istediğimiz yere nasıl taşıyacağımızı hep birlikte kurgulayacağız. URGE projeleri kapsamında markalaşma, ambalaj tasarımı ve endüstriyel tasarımda destekler bulup bunları kullanacağız. Yapacağımız organizasyonların da daha nitelikli olması için çalışacağız.” ifadelerini kullandı.

60 ülkeden 120 alıcı İstanbul’da buluştu

EVSİD olarak nitelikli alıcılarla Türk firmalarını buluşturdukları “Invitation Only” etkinliklerinin de devam edeceğini belirten Özger, en son İstanbul’da yaptıkları etkinliğe 60 ülkeden 120 alıcının katıldığını hatırlattı. Bu tip organizasyonların sadece ticaret değil aynı zamanda bir kültür alışverişi olduğuna dikkat çeken Özger, “Pandemi döneminde ara verdiğimiz Invitation Only etkinliğimize bu yıl tekrar kaldığımız yerden devam ettik. Hem konuk alıcı sayımızı hem de katılımcı sayımızı yaklaşık yüzde 50 oranında artırdık. Dünyanın her yerinden alıcıları İstanbul’da üreticilerimizle buluşturduk. Bu tip nitelikli etkinliklerin çok önemli sonuçları oluyor. Orta ve uzun vadede hedeflerimize ulaşmak için benzer etkinlikleri yapmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Haber

Armatür sektöründe hedef, katma değerli ihracat

Armatür, valf, vana, musluk ve tesisat ekipmanları sektörünün yeni dönem rotası belirlendi. ARMATÜR Derneği ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) iş birliğinde yapılan sektör toplantısında, pandemiyle başlayan küresel krizde yakalanan üretim ve ihracat ivmesini yukarı taşımak, parite ve resesyon kıskacındaki küresel ekonomideki kayıplardan minimum düzeyde etkilenmek, yeni pazar hedefleri belirlemek, firmaların finansal sorunlarına çözüm arayışı, Ar-Ge konusunda üyelerin gelişimi, yeni teknolojilerden ve son gelişmelerden sektörün haberdar olması konuları masaya yatırıldı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) çatısı altındaki ilk toplantıya İDDMİB Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, İDDMİB Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, Eximbank Portföy Yöneticisi Recep Can ve sektörün paydaşlarından birçok isim katıldı.

“Sektörü bir araya getirmeye devam ediyoruz”

Önceden TİM çatısı altında temsil edilemeyen bir sektör olduklarını, yeni dönem ile birlikte artık İDDMİB çatısı altında ‘armatür’ün ayrı bir sektör olarak değerlendirilmeye başlandığını söyleyen ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, yaptıkları toplantı ve organizasyonlarla da sektörü bir araya getirmeye devam ettiklerini aktardı. Bu işe ciddi zaman ve emek harcadıklarını belirten Turhan, devamında şunları kaydetti: “Bir sektörde birbiriyle benzer işler yapan firmaların aynı masaya oturması ve birbirleriyle iş yapmaya başlaması kolay değil. Bu bir süreç ve şimdi bu birlikteliğin faydalarını da görmeye başladık. Biz bu dernek çatısı altında rekabet ve beraberliği birleştirerek ‘Rekaberlik’i yaratmaya başladık. Artık birbirimizin üzerine bastığımız haksız bir rekabet ortamında değiliz. Bundan ziyade ihracat odaklı, iş birliği yapan bir çatı altında birleştik. Yararlarını da ihracat rakamlarımız ve iş potansiyellerimizdeki artış anlamında gözlemlemeye başladık. Ayrıca belirttiğim gibi sektörün sorunlarına birlikte çözüm arıyoruz, ihtiyaçlarının karşılanması için birlikte çalışıyoruz. Sektörümüze çok inanıyor ve güveniyorum. Eminim ki bu birliktelikten doğan güç günden güne çığ gibi büyüyecek ve sektörümüzü hak ettiği konuma getirecek.”

ARMATÜR Derneği olarak bugüne kadar ihracata yönelik çalışmalar gerçekleştirdiklerini anlatan Turhan, Pandemi ile birlikte Türkiye’den çeşitli ülke ve bölgelere sanal ticaret heyetleri düzenleyen ilk derneklerden biri olduklarını aktardı. İlk heyeti İDDMİB ile birlikte Güney Amerika’ya düzenlediklerini belirten Turhan, “Diğerlerini yine Güney Amerika, İtalya ve İspanya olmak üzere Ticaret Bakanlığı desteğiyle ARMATÜR Derneği olarak kendimiz gerçekleştirdik. İDDMİB çatısı altında sanal heyetleri fiziki ziyaretler ile pekiştireceğiz ve yine armatür sektörüne özel Ur-Ge Projeleri ile ihracat odaklı çalışmalarımıza yoğunlaşacağız.” şeklinde konuştu.

Gelen talepler doğrultusunda yapılacak çalışmalar ve projelerin sektöre çok faydalı olacağının altını çizen Gökhan Turhan, “Vana tarafında çok ciddi bir pazar var. Hidrojeni kullanan, kullanmayı hedefleyen ülkelerin hepsi vanalarını değiştirmek zorunda ve burada da ciddi bir çalışma var. Enerji tasarrufu gibi konular üzerinde de çalışmalar yapılabilir. Nükleer Santraller konusunda iş birliği yapmak istiyorlar. Vana, musluk, tesisat ekipmanlarında Türkiye maalesef çok başarılı olamamış. Rusya ile beraber bu alanda iş birliği yapılmak isteniyor. Böyle bir çalışma da yapılabilir.” dedi.

“Sektörün büyümesi için önünün açılması gerekiyor”

Armatür sektörünün, hammadde olarak ağırlıkla bakır hurdası olmak üzere demir döküm gibi ürünlere bağımlı bir sektör olduğunu söyleyen Turhan, “Sektörün hurda malzemeye ihtiyacı var. Türkiye’de hammadde yeteri kadar temin edilemiyor, olan da ihraç ediliyor. Bu da bizim hammaddeyi Avrupalı rakiplerimizden daha pahalıya temin etmemize neden oluyor. Bizim hammadde fiyatlarımız yükseliyor. İtalya mesela, üretici firmalarla resmi olmasa da kendi hammaddesini ihraç etmeme kararı alıyor. Almanya da aynı şekilde davranıyor. Biz bir liralık hammaddeyle 5 lira, 10 lira katma değer yaratabiliyoruz. Bu sektörün büyümesi için önünün açılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Eximbank kredilerinin önemine vurgu yapan Turhan, Eximbank’ın ihracatı desteklediğini söyledi. Turhan, “Kullanmasanız da Eximbank limitini açtırmanızı öneriyorum. Benim ihtiyacım yok dememek lazım. Eximbank çok iyi fon buluyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın da çok ciddi destekleri var. Hatta o destekler Eximbank’tan da uygun olabiliyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız yatırımı destekliyor. Yeni bir ürün imal ettiğiniz zaman devlet size arazi, bina ve birçok vergi avantajı verebiliyor. Yurt dışı satışlarda mutlaka sigorta yaptırmanızı tavsiye ediyorum.” diye konuştu.

Resesyon beklentisi

İlerleyen süreçte beklenen resesyondan etkilenmemek için devletten çalışmalar beklediklerini söyleyen Turhan, KDV indirimi, vergisel anlamda avantajlar, e-finansa erişim gibi birçok konuda desteğe ihtiyaç duyulan bir döneme girileceğini vurguladı. Turhan, devamında şunları kaydetti: “Dünya genelinde beklenen resesyonla beraber sektörlerde daralmalar ve kayıplar yaşanacak. Hem devletimizin hem de sanayicimizin bu döneme ilişkin stratejiler belirlemesi gerek. 300 milyar dolar ihracat hedefine armatür sektörü olarak ciddi destek vermeye hazırız.” dedi.

Haber

Büyükşehirlerde kira göçü başladı

Leyla İLHAN / Yener KARADENİZ / Merve YİĞİTCAN

Türkiye’de son aylarda hızla artarak haziran ayında yüzde 78,62 ile son 24 yılın rekorunu kıran enflasyon, büyük şehirler ve turizm bölgelerinde yüksek talebe bağlı olarak çok daha sert hissediliyor. Bu da söz konusu bölgelerde hayatın daha pahalılaşması anlamına geliyor. Fiyat artışlarının en sert hissedildiği alanlardan biri de konut kiraları…

En son temmuz ayında gerçekleşen asgari ücret zammına rağmen fahiş oranlarda artan kiralar, İstanbul gibi büyükşehirler ve Antalya gibi kıyı bölgelerde yaşamı daha da zorlaştırıyor. Söz konusu gelişmelerin Türkiye genelinde en yüksek kira bedeline sahip olan Muğla, Antalya ve İstanbul gibi kentlerden, doğu illerine kira kaynaklı göçe yol açtığı belirtiliyor.

İstanbul’da ortalama kira 8 bin TL’yi geçti

Gayrimenkul sektörüne yönelik analiz hizmeti sunan endeksa.com’un verilerine göre haziran ayı itibariyle ortalama kiralar son bir yılda Muğla’da yüzde 73 artarak 14 bin 937 TL’ye, Antalya’da yüzde 310 artarak 10 bin 397 TL’ye ve İstanbul’da yüzde 168 artarak 8 bin 107 TL’ye çıktı. Yüksek kira artışları, bir dönem en cazip bölgeler arasında gösterilen bu büyükşehirlerin memur ve düşük gelirler için adeta mahrumiyet bölgesine dönüşmesine yol açtı. Bu durum tersine göçü hızlandırırken, aynı zamanda çalışmak için büyükşehirlere gelmek isteyenleri de durdurdu.

Lojman için harekete geçenler var

Artan göç, perakende sektöründen tekstil sektörüne kadar emek yoğun birçok sektörde işçi bulma sorunlarının artmasına yol açtı. Bu bölgelerde faaliyet gösteren birçok şirket ise bu olumsuz durum için harekete geçti. Sağlık sektöründe faaliyet gösteren bazı oyuncuların lojman yapımı için kolları sıvadığı öğrenilirken, benzer desteklerin artması gerektiği dile getirildi. Birçok sektör temsilcisi, göçün yaşandığı bu kentlere yeniden cazibe kazandırmak için lojman yapımı, kira desteği, kooperatif modeliyle kiralık ev yapımı veya öğrenci yurdu gibi yetişkinlerin kalabileceği yurtların yapılması gerektiğini ifade etti.

“Bekar çalışanlar daha fazla istihdam edilebilir”

İstanbul Gayrimenkul Değerleme Kurucu ve Yönetici Ortaklarından Ahmet Büyükduman, kamu çalışanları için yüksek kiraların bulunduğu bölgelerin artık mahrumiyet bölgeleri haline geleceğini, bu nedenle bu bölgelerde kamuda daha fazla bekar çalışanın istihdam edileceğini savundu.

Onların da iki-üç kişi bir araya gelerek ev tutma yoluna gideceğini anlatan Büyükduman, ya da yetişkin yurdu gibi yurt veya otellerde kalma yoluna gideceğini ileri sürdü.

Sürecin devam etmesi halinde kamunun okullara öğretmen bulmasının zorlaşacağını kaydeden Büyükduman, “ABD’de belediyeler öğretmen çekmek için lojmanlar yapıyor. Kiraların 2 bin ila 3 bin dolar olduğu yerlerde iyi öğretmenleri çekmek için 500 dolarlık kira yardımı veriyorlar” dedi.

Büyükduman, eskiden yoksun bölgelerde kamunun çalışanları için lojman yaparken, günümüzde ise Muğla, Antalya gibi kiraların çok yüksek olduğu bölgelerde Merkez Bankası’nın fiyat endeksi baz alınarak bölgesel bazlı kira desteğinin verilebileceğini ya da lojman yapımının gündeme alınması gerektiğini söyledi.

Öte yandan Ahmet Büyükduman, Bodrum, Marmaris ve Muğla gibi bölgelerin aynı zamanda birer emeklilik alanları olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bu kişilerin sahildeki mevcut evlerini kiraya verip, memleketlerine gitme ihtimali olabilir. Dolayısıyla eskiden büyükşehirlerden sahillere emekli göçü vardı, şimdi ise sahillerden iç bölgelere emekli göçü olabilir.”

“Atatürk havalimanı barınma için kullanılabilir”

İstanbul Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Nizamettin Aşa da, aşırı derecede artan kiralardan dolayı İstanbul gibi bölgelerin başta memurlar olmak üzere bir sürgün bölgesine dönüştüğünü kaydetti.

“Memur en fazla 10 bin lira maaş alıyor ancak İstanbul’da 7 bin ila 8 bin TL’den aşağı kiralık ev yok. Lojmanların satılması da olumsuz etkiledi. O yüzden kimse İstanbul’a gelmek istemiyor. İstanbul’da olan da gitmek için elinden geleni yapıyor” dedi.

Bu nedenle insanların ya bulundukları evi ya da ili değiştireceklerini kaydeden Aşa, mutlaka arzın yükseltilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Kamuya ait meskenlerin bu alanda değerlendirilebileceğini aktaran Aşa, “Örneğin Atatürk Havalimanı bu amaçla kullanılabilir. Çünkü eylülde öğrenciler de gelecek. Bu şekilde yetişkinlerin kalacağı yurtlar artırılabilir” dedi.

“Taşınma hareketliliği başladı”

Mars Investment Genel Müdürü Hakan Bucak da “Fiyat artışlarının böyle devam etmesi, insanların iş bularak daha uygun fiyatlı iç bölgelere göç etmesine neden olacak” dedi.

Satın alma gücündeki düşüş nedeniyle kamu ve özel sektör çalışanlarının diğer şehirlere taşınmasıyla ilgili bir hareketlilik başladığını aktaran Bucak, şu bilgileri paylaştı: “Bir de üniversite mezunu olup İstanbul’dan iş teklifi alan gençler de kiralar nedeniyle şu anda anne ve babalarının evinden çıkamıyor. Yabancıya ikametgah sınırlaması gelmesiyle, bu evler yeniden kiralık olarak piyasaya sürülmek zorunda kalacak. Bu dairelerin piyasaya sürülmesiyle fiyatlarda bir düşüş olabilir.”

“Bu kentler çalışanlar için cazibe olmaktan çıkıyor”

Artan kiralardan dolayı eskiden İstanbul’a veya yazlık bölgelere gitmek isteyenlerin artık buraları tercih etmediğini söyleyen Realtyplus Franchising Kurucu Ortağı Özhan Carda, kooperatiflerin tekrar canlandırılması gerektiğini söyledi. Carda, “Bu kooperatifler kamunun hazine arazilerini sadece düşük fiyata kiraya verilecek şekilde konut üretecek. Burada zam oranlarını devletin kontrol ettiği bir model yapılabilir” diye konuştu.

MEMURLAR

KESK Eş Başkanı: Barınamama sorunu eylülde daha da artacak

Yüksek kiraların başrol oynadığı satın alma gücündeki erozyon nedeniyle büyük kentlerden ve sahil beldelerinden tayinlerini isteyen kamu personeli ve doktor sayısındaki artış, meslek örgütlerinin de gündeminde.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, reel anlamda kamu çalışanlarının ücretlerindeki değer kaybının büyük kentlerde yaşamayı daha da zorlaştırdığını; özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve gözde sahil kentlerinde çalışan bir memurun maaşının yüzde 70’ini kiraya vermek zorunda olduğunu kaydetti.

Kiralara getirilen azami yüzde 25 artış zorunluluğuna rağmen, ev sahipleri ile kiracılar arasında yaşanan sorunların arttığına değinen Bozgeyik, özellikle üniversite öğrencilerinin metropollere dönüş yapacağı eylül ayından itibaren, çok büyük bir barınamama sorunu ile karşı karşıya kalınacağına dikkat çekti.

KESK olarak toplu görüşmeler sırasında kamu emekçilerine kira desteği verilmesi noktasında talepleri olduğunu, ancak yerine getirilmediğini hatırlatan Bozgeyik, temmuz ayında yapılan ücret artışının yaşanan krizi gideremeyeceğini ileri sürerek, “Elimizde tam olarak bir sayısal veri henüz yok. Ancak kendi üyelerimizle yaptığımız toplantılarda görüyoruz ki büyük kentlerden daha çok Anadolu’ya, memurların kendi kentlerine tayin isteme yönelimi artıyor” diye konuştu.

Türkiye Kamu-Sen Başkanı: “Lojman sağlamak lazım”

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci de büyükşehirlerden Anadolu’ya tayin isteme eğiliminin çok yeni olmadığını söylerken, “Bodrum, Marmaris gibi yerleşim yerlerinde yaz sezonu nüfus çok arttığı için o bölgelere görevlendirmeler oluyor. Ancak orada kiralar yüksek olduğu için gitmek istemiyorlar. Bunu biliyoruz. Bodrum’da kamu çalışanları, sağlık çalışanları tabii ki kirada zorlanır, çünkü yüksek. Bu nedenle lojman sağlamak lazım” diye konuştu.

HEKİMLER

TTB Genel Sekreteri: Büyükşehir ve sahiller sürgün yeri gibi görülüyor

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, sağlık çalışanlarının Anadolu’ya göçünü DÜNYA için değerlendirdi. Bulut, 20-30 yıl önce sadece doktorlardan değil diğer meslek gruplarından da büyük kentlere ve sahil ilçelerine talep olduğunu, çünkü o dönemlerde devletin konaklama imkanlarının yaygın olduğunu, ancak bu alanların özelleştirilerek ortadan kaldırıldığını dile getirdi.

Sahillerde yaşanan sorunla ilgili bilgi veren Bulut, şöyle devam etti: “Sahillerde bizzat gözlemimiz olan şöyle bir sorun var. Bir ilçede görevlendirilen hekime bir gün önceden bir haber veriliyor ve deniyor ki, ‘Sizi bir diğer ilçeye görevlendirdik.’ Örneğin Milas’tan Datça’ya görevlendirme gibi. Üçer ay, beşer ay görevlendirme ile söz konusu hekim arkadaş oraya gittiğinde maaşı orada konaklamasına yetmiyor, her şey pahalı. Bu nedenle sahil kasabalarında ciddi bir doktor açığı oluştu. Özellikle de belli alanlarda. Örneğin pandemide yoğun bakım uzmanları ve göğüs hastalıkları uzmanları sahillerden ayrıldı.”

Öte yandan büyükşehirlerde özellikle de İstanbul’da kiraların çok yüksek, hayatın daha pahalı olduğunu vurgulayan Bulut, hekimlerin satın alma gücünün 2003’e göre üçte bire düştüğünü, hekimlerin daha büyük kentlerden daha küçük kentlere gitmeye çalıştıklarını, daha ziyade de yurtdışına gitmek istediklerini paylaştı.

Son birkaç yıldır sahillerin ve büyük kentlerin sürgün yeri gibi görüldüğüne işaret eden Bulut, “Eskiden Anadolu’nun yoksun bölgelerine gidince sürgün gibi nitelendirilirken, şimdi İstanbul’a ve sahil bölgelerine gitmek sürgün gibi olmaya başladı” dedi.

Hastanelerin hemen yakınında hekim ve diğer sağlık çalışanları için konaklama imkanlarının sağlanmasının dünya sağlık yapılanmasında çok eski yöntemlerden biri olduğunu aktaran Bulut, Türkiye’de de eskiden SSK hastanelerinin yanlarında lojmanlar olduğunu, ancak bu yapılanmaların bozulduğunu, yeniden hastaneler çevresinde konaklama imkanlarının oluşturulması gerektiğini belirtti.

Aile hekimliği birimlerinin yer aldığı aile sağlığı merkezlerinde (ASM) yaşanan sorunlara da değinen Bulut, bu birimlerin ticarethane olarak kabul edildiğini, kullanılan her türlü giderin ticarethane formatında faturalandırıldığını hatırlatarak, “Sadece kira koşulları değil fiziki koşulları da çok kötü olan ASM’ler var. Artık giderlerini karşılayamayacak duruma geldiler” ifadelerini kullandı.

ÖZEL SEKTÖR

Tekstil ve perakendede işçi sıkıntısı arttı

Artan göç, emek yoğun birçok sektörde uzun süredir devam eden işçi bulma sorununun artmasına yol açtı. Bu sektörlerin başında ise tekstil ve perakende sektörleri geliyor. Genç ve kadın çalışan oranının oldukça yüksek olduğu söz konusu sektörlerde önümüzdeki dönem bu sıkıntının daha da büyümesinden endişe ediliyor.

Prim ve bahşiş ile destekleniyorlar 5 dernek, 503 üye ve 93 bin adet satış noktası ile organize perakende sektörünün yüzde 90’ını temsil eden Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu’nun (TAMPF) Başkanı Alp Önder Özpamukçu, sektörde uzun süredir eleman bulma konusunda sıkıntı yaşadıklarını anlattı.

Özpamukçu, “Salgın ile birlikte hem restoran hem de mağazacılık tarafından kurye kısmına bir kayış olmuştu. Hayatın pahalılaşması ile birlikte yine ciddi şekilde bir hareketlilik söz konusu. Şu an yaşanan sıkıntının sebebinin göç olup olmadığı ile ilgili bir tespitimiz yok ama sebeplerinden biri de bu olabilir. Büyük şehirlerde eleman bulma sorunu çok daha yüksek seviyelerde. O nedenle biz iş birlikleri yapıyoruz. Kariyer olanaklarını da iyi anlatmak gerekiyor. Zira perakende sektörü hızlı kariyer yapılabilen bir sektör” diye konuştu.

Büyükşehirlerde primler ile işçilerin desteklendiğini dile getiren Özpamukçu, şöyle devam etti: “Geçimin daha zor olduğu büyükşehirlerde daha önce de tartışılan asgari ücret düzenlemesi konuşuluyor ancak orada henüz bir gelişme kaydedilmedi. Ama restoranlarda bahşiş ve mağazalarda da primler ile işçiler desteklenmeye çalışılıyor.”

“Son zamanlarda belirgin bir şekilde hissediyoruz”

Yine hazır giyim sektörü ile birlikte 60 bini aşkın işletmede 1,2 milyonu aşkın çalışanın istihdam edildiği tekstil sektöründe de söz konusu sorun büyüyor.

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya, “Büyükşehirlerde nitelikli ve tecrübeli eleman bulma sorunu fazlasıyla yaşıyoruz. Bunun için Ar-Ge merkezleri kuruyoruz. Üniversiteden mezun olan gençleri alıp onları yetiştirmeye çalışıyoruz, orta ve uzun vadede. Ancak son zamanlarda büyükşehirlerde artan hayat pahalılığı göçe yol açtı. Son zamanlarda bunu belirgin bir şekilde hissediyoruz ve dile getiriyoruz. Özellikle büyükşehirlerdeki hane halkının giderleri arttıkça tersine göç oldu. Nasıl eskiden Anadolu’dan büyükşehirlere göç oluyorsa şimdi tam tersine Anadolu’ya Karadeniz’e bir göç yaşanıyor. Eskiden de diyorduk bölgesel asgari ücret olsun. Çalışanlar 5 bin 500’e İstanbul’da yaşayamıyor ama Anadolu’da yaşayabilir. Hatta eskiden Anadolu’da iş bulunamıyordu şimdi Anadolu’da yatırım var, iş bulabiliyor ve aldığı o para ile de geçinebiliyor. Bunu da sektör olarak gözlemliyor, görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Yeme-içmede de bekleniyor

Yoğun istihdamın yaşandığı bir diğer sektör ise yeme-içme sektörü. Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl ise, sektörlerinde salgın ile birlikte kuryeliğe geçişin yoğun bir şekilde yaşandığını hatırlattı.

Şimdilerde online ticaret ve online yemek servisinde yaşanan düşüş nedeni ile kuryelikten sektöre dönüşün başladığını belirten Bingöl, “Bu nedenle şu an bizim sektör özelinde göçün yol açacağı eleman bulma sorunu henüz başlamadı. İşe dönüş var zira. Ancak önümüzdeki aylarda bu tarz sorunların yaşanması kaçınılmaz” diye konuştu.

Haber

Kira göçü başladı

Leyla İLHAN / Yener KARADENİZ / Merve YİĞİTCAN

Sağlıktan perakendeye kadar birçok sektörde istihdam edilenler, yaşam maliyetinin daha düşük olduğu Anadolu’ya yöneldi. Eylül ayında daha da artması beklenen çalışan göçünün, önümüzdeki dönemde eleman bulma sıkıntısına yol açması bekleniyor. Sektör temsilcileri, söz konusu göçü durdurmak için çalışanlara yönelik kira ve lojman gibi desteklerin bir an önce devreye alınması gerektiği vurguladı.

Türkiye’de son aylarda hızla artarak haziran ayında yüzde 78,62 ile son 24 yılın rekorunu kıran enflasyon, büyük şehirler ve turizm bölgelerinde yüksek talebe bağlı olarak çok daha sert hissediliyor. Bu da söz konusu bölgelerde hayatın daha pahalılaşması anlamına geliyor. Fiyat artışlarının en sert hissedildiği alanlardan biri de konut kiraları… En son temmuz ayında gerçekleşen asgari ücret zammına rağmen fahiş oranlarda artan kiralar, İstanbul gibi büyükşehirler ve Antalya gibi kıyı bölgelerde yaşamı daha da zorlaştırıyor. Söz konusu gelişmelerin Türkiye genelinde en yüksek kira bedeline sahip olan Muğla, Antalya ve İstanbul gibi kentlerden, doğu illerine kira kaynaklı göçe yol açtığı belirtiliyor.

İstanbul’da ortalama kira 8 bin TL’yi geçti

Gayrimenkul sektörüne yönelik analiz hizmeti sunan endeksa.com’un verilerine göre haziran ayı itibariyle ortalama kiralar son bir yılda Muğla’da yüzde 73 artarak 14 bin 937 TL’ye, Antalya’da yüzde 310 artarak 10 bin 397 TL’ye ve İstanbul’da yüzde 168 artarak 8 bin 107 TL’ye çıktı. Yüksek kira artışları, bir dönem en cazip bölgeler arasında gösterilen bu büyükşehirlerin memur ve düşük gelirler için adeta mahrumiyet bölgesine dönüşmesine yol açtı. Bu durum tersine göçü hızlandırırken, aynı zamanda çalışmak için büyükşehirlere gelmek isteyenleri de durdurdu.

Lojman için harekete geçenler var

Artan göç, perakende sektöründen tekstil sektörüne kadar emek yoğun birçok sektörde işçi bulma sorunlarının artmasına yol açtı. Bu bölgelerde faaliyet gösteren birçok şirket ise bu olumsuz durum için harekete geçti. Sağlık sektöründe faaliyet gösteren bazı oyuncuların lojman yapımı için kolları sıvadığı öğrenilirken, benzer desteklerin artması gerektiği dile getirildi. Birçok sektör temsilcisi, göçün yaşandığı bu kentlere yeniden cazibe kazandırmak için lojman yapımı, kira desteği, kooperatif modeliyle kiralık ev yapımı veya öğrenci yurdu gibi yetişkinlerin kalabileceği yurtların yapılması gerektiğini ifade etti.

“Bekar çalışanlar daha fazla istihdam edilebilir”

İstanbul Gayrimenkul Değerleme Kurucu ve Yönetici Ortaklarından Ahmet Büyükduman, kamu çalışanları için yüksek kiraların bulunduğu bölgelerin artık mahrumiyet bölgeleri haline geleceğini, bu nedenle bu bölgelerde kamuda daha fazla bekar çalışanın istihdam edileceğini savundu. Onların da iki-üç kişi bir araya gelerek ev tutma yoluna gideceğini anlatan Büyükduman, ya da yetişkin yurdu gibi yurt veya otellerde kalma yoluna gideceğini ileri sürdü. Sürecin devam etmesi halinde kamunun okullara öğretmen bulmasının zorlaşacağını kaydeden Büyükduman, “ABD’de belediyeler öğretmen çekmek için lojmanlar yapıyor. Kiraların 2 bin ila 3 bin dolar olduğu yerlerde iyi öğretmenleri çekmek için 500 dolarlık kira yardımı veriyorlar” dedi. Büyükduman, eskiden yoksun bölgelerde kamunun çalışanları için lojman yaparken, günümüzde ise Muğla, Antalya gibi kiraların çok yüksek olduğu bölgelerde Merkez Bankası’nın fiyat endeksi baz alınarak bölgesel bazlı kira desteğinin verilebileceğini ya da lojman yapımının gündeme alınması gerektiğini söyledi. Öte yandan Ahmet Büyükduman, Bodrum, Marmaris ve Muğla gibi bölgelerin aynı zamanda birer emeklilik alanları olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bu kişilerin sahildeki mevcut evlerini kiraya verip, memleketlerine gitme ihtimali olabilir. Dolayısıyla eskiden büyükşehirlerden sahillere emekli göçü vardı, şimdi ise sahillerden iç bölgelere emekli göçü olabilir.”

“Atatürk havalimanı barınma için kullanılabilir”

İstanbul Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Nizamettin Aşa da, aşırı derecede artan kiralardan dolayı İstanbul gibi bölgelerin başta memurlar olmak üzere bir sürgün bölgesine dönüştüğünü kaydetti. “Memur en fazla 10 bin lira maaş alıyor ancak İstanbul’da 7 bin ila 8 bin TL’den aşağı kiralık ev yok. Lojmanların satılması da olumsuz etkiledi. O yüzden kimse İstanbul’a gelmek istemiyor. İstanbul’da olan da gitmek için elinden geleni yapıyor” dedi. Bu nedenle insanların ya bulundukları evi ya da ili değiştireceklerini kaydeden Aşa, mutlaka arzın yükseltilmesi gerektiğine dikkat çekti. Kamuya ait meskenlerin bu alanda değerlendirilebileceğini aktaran Aşa, “Örneğin Atatürk Havalimanı bu amaçla kullanılabilir. Çünkü eylülde öğrenciler de gelecek. Bu şekilde yetişkinlerin kalacağı yurtlar artırılabilir” dedi.

“Taşınma hareketliliği başladı”

Mars Investment Genel Müdürü Hakan Bucak da “Fiyat artışlarının böyle devam etmesi, insanların iş bularak daha uygun fiyatlı iç bölgelere göç etmesine neden olacak” dedi. Satın alma gücündeki düşüş nedeniyle kamu ve özel sektör çalışanlarının diğer şehirlere taşınmasıyla ilgili bir hareketlilik başladığını aktaran Bucak, şu bilgileri paylaştı: “Bir de üniversite mezunu olup İstanbul’dan iş teklifi alan gençler de kiralar nedeniyle şu anda anne ve babalarının evinden çıkamıyor. Yabancıya ikametgah sınırlaması gelmesiyle, bu evler yeniden kiralık olarak piyasaya sürülmek zorunda kalacak. Bu dairelerin piyasaya sürülmesiyle fiyatlarda bir düşüş olabilir.”

“Bu kentler çalışanlar için cazibe olmaktan çıkıyor”

Artan kiralardan dolayı eskiden İstanbul’a veya yazlık bölgelere gitmek isteyenlerin artık buraları tercih etmediğini söyleyen Realtyplus Franchising Kurucu Ortağı Özhan Carda, kooperatiflerin tekrar canlandırılması gerektiğini söyledi. Carda, “Bu kooperatifler kamunun hazine arazilerini sadece düşük fiyata kiraya verilecek şekilde konut üretecek. Burada zam oranlarını devletin kontrol ettiği bir model yapılabilir” diye konuştu.

MEMURLAR

KESK Eş Başkanı: Barınamama sorunu eylülde daha da artacak

Yüksek kiraların başrol oynadığı satın alma gücündeki erozyon nedeniyle büyük kentlerden ve sahil beldelerinden tayinlerini isteyen kamu personeli ve doktor sayısındaki artış, meslek örgütlerinin de gündeminde. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, reel anlamda kamu çalışanlarının ücretlerindeki değer kaybının büyük kentlerde yaşamayı daha da zorlaştırdığını; özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve gözde sahil kentlerinde çalışan bir memurun maaşının yüzde 70’ini kiraya vermek zorunda olduğunu kaydetti. Kiralara getirilen azami yüzde 25 artış zorunluluğuna rağmen, ev sahipleri ile kiracılar arasında yaşanan sorunların arttığına değinen Bozgeyik, özellikle üniversite öğrencilerinin metropollere dönüş yapacağı eylül ayından itibaren, çok büyük bir barınamama sorunu ile karşı karşıya kalınacağına dikkat çekti. KESK olarak toplu görüşmeler sırasında kamu emekçilerine kira desteği verilmesi noktasında talepleri olduğunu, ancak yerine getirilmediğini hatırlatan Bozgeyik, temmuz ayında yapılan ücret artışının yaşanan krizi gideremeyeceğini ileri sürerek, “Elimizde tam olarak bir sayısal veri henüz yok. Ancak kendi üyelerimizle yaptığımız toplantılarda görüyoruz ki büyük kentlerden daha çok Anadolu’ya, memurların kendi kentlerine tayin isteme yönelimi artıyor” diye konuştu.

Türkiye Kamu-Sen Başkanı: “Lojman sağlamak lazım”

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci de büyükşehirlerden Anadolu’ya tayin isteme eğiliminin çok yeni olmadığını söylerken, “Bodrum, Marmaris gibi yerleşim yerlerinde yaz sezonu nüfus çok arttığı için o bölgelere görevlendirmeler oluyor. Ancak orada kiralar yüksek olduğu için gitmek istemiyorlar. Bunu biliyoruz. Bodrum’da kamu çalışanları, sağlık çalışanları tabii ki kirada zorlanır, çünkü yüksek. Bu nedenle lojman sağlamak lazım” diye konuştu.

HAKİMLER

TTB Genel Sekreteri: Büyükşehir ve sahiller sürgün yeri gibi görülüyor

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, sağlık çalışanlarının Anadolu’ya göçünü DÜNYA için değerlendirdi. Bulut, 20-30 yıl önce sadece doktorlardan değil diğer meslek gruplarından da büyük kentlere ve sahil ilçelerine talep olduğunu, çünkü o dönemlerde devletin konaklama imkanlarının yaygın olduğunu, ancak bu alanların özelleştirilerek ortadan kaldırıldığını dile getirdi. Sahillerde yaşanan sorunla ilgili bilgi veren Bulut, şöyle devam etti: “Sahillerde bizzat gözlemimiz olan şöyle bir sorun var. Bir ilçede görevlendirilen hekime bir gün önceden bir haber veriliyor ve deniyor ki, ‘Sizi bir diğer ilçeye görevlendirdik.’ Örneğin Milas’tan Datça’ya görevlendirme gibi. Üçer ay, beşer ay görevlendirme ile söz konusu hekim arkadaş oraya gittiğinde maaşı orada konaklamasına yetmiyor, her şey pahalı. Bu nedenle sahil kasabalarında ciddi bir doktor açığı oluştu. Özellikle de belli alanlarda. Örneğin pandemide yoğun bakım uzmanları ve göğüs hastalıkları uzmanları sahillerden ayrıldı.” Öte yandan büyükşehirlerde özellikle de İstanbul’da kiraların çok yüksek, hayatın daha pahalı olduğunu vurgulayan Bulut, hekimlerin satın alma gücünün 2003’e göre üçte bire düştüğünü, hekimlerin daha büyük kentlerden daha küçük kentlere gitmeye çalıştıklarını, daha ziyade de yurtdışına gitmek istediklerini paylaştı. Son birkaç yıldır sahillerin ve büyük kentlerin sürgün yeri gibi görüldüğüne işaret eden Bulut, “Eskiden Anadolu’nun yoksun bölgelerine gidince sürgün gibi nitelendirilirken, şimdi İstanbul’a ve sahil bölgelerine gitmek sürgün gibi olmaya başladı” dedi. Hastanelerin hemen yakınında hekim ve diğer sağlık çalışanları için konaklama imkanlarının sağlanmasının dünya sağlık yapılanmasında çok eski yöntemlerden biri olduğunu aktaran Bulut, Türkiye’de de eskiden SSK hastanelerinin yanlarında lojmanlar olduğunu, ancak bu yapılanmaların bozulduğunu, yeniden hastaneler çevresinde konaklama imkanlarının oluşturulması gerektiğini belirtti. Aile hekimliği birimlerinin yer aldığı aile sağlığı merkezlerinde (ASM) yaşanan sorunlara da değinen Bulut, bu birimlerin ticarethane olarak kabul edildiğini, kullanılan her türlü giderin ticarethane formatında faturalandırıldığını hatırlatarak, “Sadece kira koşulları değil fiziki koşulları da çok kötü olan ASM’ler var. Artık giderlerini karşılayamayacak duruma geldiler” ifadelerini kullandı.

ÖZEL SEKTÖR

Tekstil ve perakendede işçi sıkıntısı arttı

Artan göç, emek yoğun birçok sektörde uzun süredir devam eden işçi bulma sorununun artmasına yol açtı. Bu sektörlerin başında ise tekstil ve perakende sektörleri geliyor. Genç ve kadın çalışan oranının oldukça yüksek olduğu söz konusu sektörlerde önümüzdeki dönem bu sıkıntının daha da büyümesinden endişe ediliyor. Prim ve bahşiş ile destekleniyorlar 5 dernek, 503 üye ve 93 bin adet satış noktası ile organize perakende sektörünün yüzde 90’ını temsil eden Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu’nun (TAMPF) Başkanı Alp Önder Özpamukçu, sektörde uzun süredir eleman bulma konusunda sıkıntı yaşadıklarını anlattı. Özpamukçu, “Salgın ile birlikte hem restoran hem de mağazacılık tarafından kurye kısmına bir kayış olmuştu. Hayatın pahalılaşması ile birlikte yine ciddi şekilde bir hareketlilik söz konusu. Şu an yaşanan sıkıntının sebebinin göç olup olmadığı ile ilgili bir tespitimiz yok ama sebeplerinden biri de bu olabilir. Büyük şehirlerde eleman bulma sorunu çok daha yüksek seviyelerde. O nedenle biz iş birlikleri yapıyoruz. Kariyer olanaklarını da iyi anlatmak gerekiyor. Zira perakende sektörü hızlı kariyer yapılabilen bir sektör” diye konuştu. Büyükşehirlerde primler ile işçilerin desteklendiğini dile getiren Özpamukçu, şöyle devam etti: “Geçimin daha zor olduğu büyükşehirlerde daha önce de tartışılan asgari ücret düzenlemesi konuşuluyor ancak orada henüz bir gelişme kaydedilmedi. Ama restoranlarda bahşiş ve mağazalarda da primler ile işçiler desteklenmeye çalışılıyor.” “Son zamanlarda belirgin bir şekilde hissediyoruz” Yine hazır giyim sektörü ile birlikte 60 bini aşkın işletmede 1,2 milyonu aşkın çalışanın istihdam edildiği tekstil sektöründe de söz konusu sorun büyüyor. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya, “Büyükşehirlerde nitelikli ve tecrübeli eleman bulma sorunu fazlasıyla yaşıyoruz. Bunun için Ar-Ge merkezleri kuruyoruz. Üniversiteden mezun olan gençleri alıp onları yetiştirmeye çalışıyoruz, orta ve uzun vadede. Ancak son zamanlarda büyükşehirlerde artan hayat pahalılığı göçe yol açtı. Son zamanlarda bunu belirgin bir şekilde hissediyoruz ve dile getiriyoruz. Özellikle büyükşehirlerdeki hane halkının giderleri arttıkça tersine göç oldu. Nasıl eskiden Anadolu’dan büyükşehirlere göç oluyorsa şimdi tam tersine Anadolu’ya Karadeniz’e bir göç yaşanıyor. Eskiden de diyorduk bölgesel asgari ücret olsun. Çalışanlar 5 bin 500’e İstanbul’da yaşayamıyor ama Anadolu’da yaşayabilir. Hatta eskiden Anadolu’da iş bulunamıyordu şimdi Anadolu’da yatırım var, iş bulabiliyor ve aldığı o para ile de geçinebiliyor. Bunu da sektör olarak gözlemliyor, görüyoruz” ifadelerini kullandı. Yeme-içmede de bekleniyor Yoğun istihdamın yaşandığı bir diğer sektör ise yeme-içme sektörü. Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl ise, sektörlerinde salgın ile birlikte kuryeliğe geçişin yoğun bir şekilde yaşandığını hatırlattı. Şimdilerde online ticaret ve online yemek servisinde yaşanan düşüş nedeni ile kuryelikten sektöre dönüşün başladığını belirten Bingöl, “Bu nedenle şu an bizim sektör özelinde göçün yol açacağı eleman bulma sorunu henüz başlamadı. İşe dönüş var zira. Ancak önümüzdeki aylarda bu tarz sorunların yaşanması kaçınılmaz” diye konuştu.

Haber

İş dünyası ‘desteksiz kapanmaya’ tepkili

Selenay YAĞCI / Yener KARADENİZ

Salgınla mücadele kapsamında alınan, 29 Nisan-17 Mayıs arasındaki tam kapanma kararının ardından, hükümetten yeni bir destek açıklaması yapılmadı. İşlerini güçlükle yürüttüklerini açıklayan iş dünyası ve STK temsilcileri, hükümetten acil destek açıklaması bekliyor. Hazır giyimden yeme-içmeye, turizmden esnaf birliklerine kadar binlerce kurumu temsil eden sektör temsilcileri verilen desteklerin yetersiz olduğunu belirterek, gelir kaybı yaşayan küçük esnaftan kafe ve restoranlara, turizm işletmelerinden kayıt dışı çalışanlara kadar daha geniş kapsamlı desteklerin verilmesi gerektiğini söylüyor. Öte yandan tekel bayilerini de kapsayan alkol yasağı getirildi.

Türkiye’deki salgın süresince verilen desteklerin yetersizliği Uluslararası Para Fonu’nin (IMF) raporunda da açıkça görüldü. IMF’nin yayınladığı son rapora göre, ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’sının (GSYH) pandemi harcamaları oranında Türkiye, yüzde 1,5 ile dünya ülkeleri arasında en alt sıralarda yer aldı.

Öte yandan İstanbul’da, tam kapanma tedbirleri öncesinde il dışına çıkmak isteyenler, Anadolu Yakası’nda TEM Otoyolu ve D-100 Karayolunun bazı bölgelerinde trafik yoğunluğu oluşturdu. İstanbul’un şehir içi trafik yoğunluğu ise zaman zaman yüzde 75’in üzerine çıktı. Eminönü ve Mısır Çarşısı gibi alışveriş bölgelerinde ise yaya hareketliliği yoğun yaşandı.

ASO: Kapanmada tedarik zinciri bozulmamalı

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, pandemi şartlarının 17 günlük kapanma sürecini zorunlu kıldığını belirtti. Hükümetin bu kararı almaktan başka çaresi olmadığı söyleyen Özdebir, kararda sanayicilerin üretime devam edebilmesinin çok önemli olduğunu dile getirdi. Sanayinin ekosistem içinde yürüyen bir iş olduğunu vurgulayan ASO Başkanı; “Bu ekosistem içinde üreticiler, tedarikçiler, ara malı üreticileri, pazarlamacılar gibi birçok unsur yer almaktadır. Ancak, bu ekosistemin bütünlüğünü bozabilecek bazı unsurların gözden kaçtığına dikkat çekmek istiyorum. İçişleri Bakanlığımız ve Ankara Valimizle bu konuda temas halindeyiz. Üretim ve tedarik zincirinin aksamaması için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz” dedi.

ATO: Nakit yardım desteği verilmeli

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, hükümetin basit usulde vergi mükellefi olan işletmelere sağladığı kira ve gelir kaybı desteğinin kapsamının genişletilmesi gerektiğini belirterek, “Tam kapanma döneminde faaliyetlerini sürdüremeyecek işletmelere nakdi yardım desteği verilmesi gerekli.” ifadesini kullandı.

Bir yılı aşkın süredir salgın ile mücadele edildiğini hatırlatan Baran, bu dönemde aktif olarak çalışanlarla, kapanmak zorunda kalan işletmeler arasında yeniden denge sağlanması gerektiğini kaydetti.

Salgının başlangıcında finansman ihtiyaçlarını gidermek için işletmelerce kredi kullanıldığını hatırlatan Baran, geri ödemelerinde sorun yaşanan krediler için yeniden yapılandırma imkanı getirilirken, özellikle hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmelere uzun vadeli, belirli bir süre geri ödemesiz ve düşük faizli yeni destek paketleri sunulması gerektiğini bildirdi.

TURYİD: Düşük faizli kredi imkanı tanınmalı

Salgından en fazla etkilenen sektörlerden biri de yeme-içme. Söz konusu alanda faaliyet gösteren 120 binden fazla esnaf, sadece paket servis ile hizmet verebilecek. Ancak paket servisin ciroya oranı yüzde 3-5’ler civarında seyrediyor. Üstelik çok az sayıda işletme paket servis hizmeti verebilme gücüne sahip. Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) Başkanı Kaya Demirer, şu ana kadar açıklanan desteklerin olumlu gibi görünse de, sektörün içinde bulunduğu durum göz önünde bulundurulduğunda yetersiz kaldığını belirtti.

Demirer, “Sektör son 1 yıl içinde yüzde 25’in üzerinde küçüldü. Yeni desteklerin verilmemesi durumunda bu oran yüzde 30’ları aşacak ve istihdamda ciddi bir biçimde azalacak” ifadelerini kullandı.

Son 1 yıl içinde işletmelerin yüzde 70’lere varan bir ciro kaybı göz önüne alındığında sektörün kan kaybının daha iyi anlaşılacağını vurgulayan Demirer, destekler konusunda beklentilerini şöyle sıraladı: “Öncelikle sermayesi tükenen işletmelerimize düşük faizli uzun vadeli KGF kredisi imkanı tanınması, yapılandırma ödemelerinde sektöre özel yeni taksit imkanı ve yapılandırılmanın bozulmaması, açılışta ‘eleman azaltmama’ taahhüdü veren işletmelere ciro kaybı esas alınarak çalışanlar üzerindeki Sgk ve prim ödemelerinin alınmaması, haziran sonuna kadar uzatılan KDV indirimlerinin sektör özelinde yıl sonuna kadar devam ettirilmesi.”

Hazır Giyim: Destekler kayıt dışı çalışanları da kapsamalı

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Konfeksiyon ve Hazır Giyim Meclis Başkanı Şeref Fayat da pandemi desteklerinin yetersiz bulan isimler arasında yer aldı. Özellikle gelir kaybı yaşayan küçük esnaf ve günlük çalışmayla evini geçindiren insanlara daha fazla destek verilmesi gerektiğini aktaran Fayat, günlük çalışma ile evini geçindiren çalışan sayısının çok fazla olduğuna dikkat çekti. Fayat, “Kayıt içi çalışan olduğu kadar kayıt dışında da çalışan insan sayısı çok fazla. TUİK rakamlarına göre hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe kayıt dışı çalışan oranı yüzde 40’larda. Birçok sektörde benzer durum söz konusu. Destek ve teşviklerin özellikle bu kesimde yer alan ihtiyaç sahibi küçük esnaf ve kayıt dışı çalışanlara da daha fazla verilmesi gerekir” dedi.

BMD: Kiralama KDV sıfıra indirilmeli

Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sinan Öncel, tam kapanma ile yüzde 80-85 gelir kaybı yaşayacak olan perakende markalarının yükümlülükleri bulunduğunu ve bu konuda destek talepler olduğunu söyledi. Öncel, “Vergi, çek gibi ödemeler var. Kapalı kalınan dönemler için kira konusu, genel gider, krediler var. Bu konuda özellikle cadde mağazalarında sorun yaşıyoruz. Bunlar önemli ve acil konular. Vergi ödemelerinin ötelenmemesi veya alınmaması, kiralamada KDV ve stopajın sıfıra indirilmesi. Bunların hepsi çözüm bekleyen konular” diye konuştu.

TÜRSAB: Kredi borçları yeniden yapılandırılmalı

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, Ramazan Bayramı’nı da kapsayan tam kapanmanın sektörü etkileyeceğini ifade ederek, daha önce talep ettikleri desteklerin hayatiyetinin daha da arttığını belirtti. Bağlıkaya; “Bu çerçevede sektöre özel destek paketi sağlanması, kredi borçlarının uygun şartlarda ve faiz oranlarıyla yeniden yapılandırılması ile alınan önlemlere ek olarak bankacılık kayıtlarına ilişkin sicil affı getirilmesi taleplerimizi iletmiştik. Bunlarla ilgili gelişme olmadı. Ancak iç turizme çalışan acentaların iki önemli tatili var. Bunlardan biri olan Ramazan Bayramı’nda kapanma geldi. Bunun ekonomik bir kayba uğratacağı bir gerçek. Şartlar zorlaştıkça talep ettiğimiz konuların önemi, hayatiyeti artıyor” açıklamasında bulundu.

Kapanmanın sektöre getireceği yükün altından kalkılabilmesi açısından da birtakım destekler verilmesinin ve yeni finansal kaynaklar sağlanmasının da önem arz ettiğini belirterek, “Seyahat acenteleri kapanma ile en önemli ürünleri olan bayram tatilinden feragat ederek büyük bir fedakârlık yapmış oluyor. Beklentimiz bu uygulamada ayrıca sıkıntı yaşamalarının önüne geçilecek idari önlemlerin alınması ve gereken düzenlemelerin yapılması” diye konuştu. Bağlıkaya, alınan kapanma kararı nedeniyle bayram dönemi rezervasyonlarını iptal edecek vatandaşlara seyahat acentelerinin alternatif tarih önerilerinde bulunduğunu aktararak, “Vatandaşlarımızın önemli kısmının tatil özlemiyle birlikte iptal, değil tarih değişikliğine gideceğini umuyoruz” dedi.

TÜSPAF: Pazarcı esnafı muaf tutulmalı

Tam kapanma pazarcı esnafını da sarsmış durumda. İstanbul’da bir haftada 394 günde ise yaklaşık 55-60 arası pazar kuruluyor. Buralarda yaklaşık 20 bin pazarcı esnafı çalışıyor. Türkiye genelinde ise 330 bin pazarcı esnafı faaliyet gösteriyor. Türkiye Sebzeciler, Meyveciler ve Seyyar Pazarcılar Federasyonu (TÜSPAF) Başkanı Ali Karaca, salgını süresince pazarların açık olduğunu ancak bu akşam başlayacak tam kapanma dönemiyle ilk kez buraların kapatılması yönünde karar alındığını söyledi. Karaca, kapalı alanlarda hizmet veren marketlerin açık tutulduğu açık alanda faaliyet gösteren pazarların ise kapalı olmasının doğru olmadığını vurguladı.

Karaca, semt pazarlarının, salgını tedbirleri kapsamında alınan tam kapanma kararından muaf tutulmasını talep ederek, yoğunluğun önlenmesi için yürüme mesafesindeki pazarların her gün açık olması önerisinde bulundu.

Karaca, gıda tedarik zincirinden pazarların çıkmasıyla marketlerde fiyat artışları yaşanabileceğini ifade ederek, şöyle konuştu: “Alınan bu karar, 330 bin pazarcı esnafını, ailelerini ve yanında çalışanlarıyla birlikte 1 milyon kişiyi etkiliyor. Dört gözle bayramı bekleyen, buna yönelik hazırlığını tamamlamış, mal alıp stok yapmış tekstil ürünleri ve ayakkabı satan binlerce pazarcımız bulunuyor. Bu esnafımızın ödemeleri var. Havaların ısınmasıyla çilek ve yeşillik gibi ürünler bollaştı. Bu ürünlerin günlük olarak toplanıp satılması gerekiyor. Semt pazarları yanında üretici pazarları da kapatıldı. Üreticinin bu ürünü ne olacak? Bu ürünler dayanmaz. Marketler zaten belli tedarikçilerle anlaşmalı. Üretici bu ürünü kime satacak? Üretici yine günlük ürettiği sütünü ve peynirini pazarlarda satıyordu. Gıda tedarik zincirinde her yer açıkken sadece pazarların kapalı tutulması doğru olmaz. Pazarlarımızın açık kalmasını istiyoruz.”

TOFED: Otobüs biletlerine zam talep ediyoruz

Bu akşam başlayacak olan tam kapanma öncesi şehirler arası yolculukta yoğunluk devam ederken, İDO sefer sayılarını artırdı, otobüs seferleri ikiye katlandı. Ancak otobüs firmaları tam kapanmada yolcu sayısının düşeceğini belirterek destek bekliyor. Türkiye Otobüsçüler Federasyonu (TOFED) Genel Başkanı Birol Özcan, Tam kapanmada seferlerin yüzde 50 kapasiteyle yapılacağını ve sefer ve yolcu sayılarının düşeceğinin altını çizerek, firmaların ekonomik anlamda sıkıntıya düşmemesi için bakanlıktan bilet fiyatlarına zam talebinde bulunduklarını dile getirdi. Destek verilmesinin elzem olduğunu belirten Özcan, tam kapanma kararının ardından yaklaşan Ramazan Bayramı öncesi vatandaşların şehir dışına çıkmak istediğini belirterek, şunları anlattı: “Firmalarımız gelen talebe yetişebilmek için ek seferler koymaya başladı. İstanbul’dan otobüslerimiz Anadolu’daki şehirlere dolu olarak gidiyor. Türkiye’nin her şehrine bilet satışlarında yoğunluk var. Normalde İstanbul’da şehirler arası günlük otobüs sefer sayısı 600’dü. Dün 850 oldu, bugün 1200’e çıktı. Cuma gününe kadar tam kapasiteyle hizmet vereceğiz.”

KOBİDER: Tedbirler olumlu ancak yeterli değil

Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği (KOBİDER) Başkanı Nurettin Özgenç, yeni tedbirler arasında zincir marketlerin pazar günleri kapalı olmasının küçük esnafı korumak açısından kısmen de olsa olumlu göründüğünü ancak yeterli olmadığını belirtti.

Özgenç, şunları kaydetti: “Bu hususta daha önce pandemi döneminde haksız rekabetin önlenmesi için marketlerin de hafta sonu kapatılması gerektiğini söylemiştik. Bu çağrımız sonunda karşılık buldu ve zincir marketler pazar günleri kapalı olacak. Ancak zincir marketlerin 17 günlük tam kapanma sürecinde gıda ve temizlik maddeleri haricinde başka ürün satmaması lazım. Çünkü küçük esnaf, zincir marketlerin orantısız gücü altında eziliyor. Dolayısıyla tanınan imtiyazlar haksız rekabete yol açıyor.”

Özgenç, zincir marketler ile züccaciye, tuhafiye, kırtasiye, kozmetik, kıyafet, elektronik, elektrikli ev aletleri, telefon ve aksesuarı, bilgisayar, saat, seyahat malzemeleri ve mobilya gibi aynı ürünlerin satışını yapan farklı iş kolundaki dükkanların genelge kapsamında kapalı olmasından dolayı haksız rekabet yaşandığını, hükümetin bu konuda ek düzenleme yaparak bu duruma çözüm getirmesi gerektiğini belirtti.

İSİB: Uzun vadede yerinde ve doğru bir karar

Kapanma kararını sektör olarak olumlu karşıladıklarını kaydeden İklimlendirme Sanayi İhracatçıları Birliği (İSİB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Şanal, uzun vadeli düşünüldüğünde son derece yerinde doğru bir karar oluğunu söyledi.

Şanal, şunları kaydetti: “İhracata yönelik üretim ve diğer konulardaki aktivitelerde bir kısıtlama yok. Dolaysıyla önemli bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Bu noktada bakıldığında ticari olarak tabii ki birtakım kayıplar ve sıkıntılar olacak, ancak bunlar geçici tedbirler. Umuyoruz ki bu kapanma sonrasında vaka sayılarımızı ciddi oranda düşürüp, daha planlı programlı çalışabiliriz. Diğer taraftan bakıldığı zaman tabi herkes değişik yorumlar yapıyor ve bazı haklar kazanmaya çalışıyor ama neticede bir problemi gidermek için bazı riskleri göze alıp, böyle bir kapanmanın olması tüm sektörler açısından iyi oldu. Şu anda kısıtlama kararın içeriğine baktığımızda üretimle ilgili imalat ihracat sektörüne yönelik bir sıkıntı görülmüyor. Gümrüklerdeki faaliyetlerde de bir aksama olmayacak şekilde tedbirler illaki alınacaktır. Alınmasa bu konuda bizim taleplerimiz olacak. Şu aşamada bakıldığında ekstra taleplerde bulunmanın da çok bir anlamının olduğunu düşünmüyorum. Sonuç olarak sürekli verimsiz tedirgin çalışmaktansa bir çırpıda büyük bir kısmını azaltırsak daha verimli bir çalışma periyoduna gireriz diye umuyorum.”

Pegasus Hava Yolları: Havacılık sektörünün 2 milyar dolara ihtiyacı var

Pegasus Hava Yolları Genel Müdürü Mehmet Tevfik Nane de, salgın sebebiyle kabineden çıkan tam kapanma kararının havacılık sektörüne olan etkisini değerlendirdi. Türkiye genelinde uygulanacak olan tam kapanmanın sonucu olarak uçuşların yüzde 50 düşeceğine yönelik öngörüsünü paylaşan Nane, Eximbank ve Kredi Garanti Fonu kaynaklı kredilerin havacılık sektörü için önemli olduğunu vurguladı. Nane, ilgili bakanlıklardan havacılık sektörü için destek almayı beklediklerini dile getirdi. Nane sektörün ihtiyaçlarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Havacılık sektörünün ihtiyacını kabaca 2 milyar dolar olarak söyleyebiliriz. Ülkenin risk priminin yükselmesi nedeniyle yüksek faizle borçlanılıyor” açıklamasında bulundu.

Esnaf ‘sözlü’ alkol yasağına karşı çıkıyor

Yarın başlayacak 18 günlük sokağa çıkma kısıtlaması öncesi, alkol satışı yasağı tartışma yarattı. Esnaf, karara tepki göstererek, yasağın sözlü olduğunu savunuyor.

Pandemiyle mücadele için bayram sonrasına kadar uygulanacak tam kapanma sırasında alkollü içecek satış yasağı tartışmaları da beraberinde getirdi. Alkollü içki satan esnaf karara tepki göstererek, yasağın sözlü olduğunu savunuyor. Hukukçular ise uygulamanın herhangi bir yasal dayanağı olmadığını belirtiyor. Karar Twitter’da gündem oldu. Sosyal medya kullanıcıları, kararı yaşam tarzına müdahale ve anayasal hak ihlali olarak yorumladı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, tekel bayilerinin açık olup olmayacağı konusunda gelen soruyu yanıtlayarak, “İstisnada yer almıyor ve kapalı. Bu açıdan hem bir muafiyet yok hem de soru işareti de söz konusu değil” açıklamasında bulunmuştu.

“Olmayan yarayı kaşıyoruz”

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken DÜNYA’ya yaptığı açıklamada; tekel bayii ruhsatı olanların kapalı olacağını ancak büfelere, bakkalara alkollü içki satış yasağı olmadığını savundu. Palandöken, şunları söyledi: “Genelgeyi satır satır okudum, alkol yasağı yok. Alkol satan büfeler satamaz demiyor. Alkol yasağı ile ilgili bir yazılı belge yok. Olmayan bir yarayı kaşıyoruz. Burada kesilmiş bir ceza da yok. Cumhurbaşkanı’nın, İçişleri Bakanlığı’nın belki de haberi yok. Bize gelmiş bir belgede yok. Bu alkol meselesinde devlet de esnaf da kaybediyor, millet evde kimyager oldu. Ailece bunu yapmayı öğrendi.”

“Dükkan sahipleri idari para cezası kesilmekle tehdit ediliyor”

DÜNYA’ya konuşan Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, tam kapanma sürecinde alkollü içkilerin satışının yasaklanmasının sözlü olduğunu savundu. “Satışı yasal bir ürün kanuna aykırı şekilde yasaklanamaz” diyen Aybaş, tekel bayii ruhsatı olmadan alkol satma ruhsatı alan birçok bakkal ve kuruyemişçinin açık kalabildiğini ama içki satamayacağını belirterek, şunları söyledi: “Ancak yazılı bir kâğıt gelmedi. Bu sözlü olarak ifade ediliyor. Dükkan sahipleri idari para cezası kesilmekle tehdit ediliyor. Bu tip dükkanların gelirinin yüzde 90’ını zaten alkollü içki oluşturuluyor. Bu bize aç kalın demektir. Yönetimden arkadaşlar Emniyet’i aradılar. Emniyet, İçişleri Bakanlığı’nın şifahen kendilerine böyle bir bildirimde bulunduğunu aktardı. İçişleri Bakanlığı’nın genelgesinde böyle bir karar yok. Bu kararı verenler mülki amirlikler. 18 günlük kapatma çok uzun bir süre. Zaten mevcut yasaklar sebebiyle, saate vurduğunuzda bir ay içinde 10 gün çalışmıyoruz. Akşam 17.00’da kapatıp, sabah 10.00’da açıyoruz. Ödemeleri yapmakta zaten zorlanıyoruz. Bu kararla tekel bayii esnafı kepenk kapatacak.” İçişleri Bakanlığı’nın genelgesinde böyle bir ibare yokken mülki amirliklerin kendilerine görev bilip yasak getirdiğini söyleyen Aybaş, tekel bayilerine de muafiyet getirilmesi gerektiğini ve bunun engellemenin, anayasal bir hakkı engellemek olduğunu vurguladı.

Tekel bayi ruhsatı olan Mustafa Şen ise “Yarı kapanmada biz hafta sonları kapalıydık. Şimdi 20 gün boyunca kapalı kalacağız. Dükkanın kirasını nasıl ödeyeceğiz diye düşünüyoruz. Bu konuda muafiyet istiyoruz. Bakkala gitmekle aynı durum bu” dedi. Tekel bayii ruhsatı olmadan alkollü içki satma ruhsatına sahip Halil Akçan da “Bize yönetmelik geldi. Sabah 10:00 ile akşam 17:00 arasında çalışabilirsiniz diyor. Alkol satışı ile ilgili bir yazı gelmedi. Ama sözlü olarak alkol satılamayacağı söyleniyor. Bu yasal bir uygulama değil. Biz bu dükkanlarda çoğunlukla alkollü içki satıyoruz. Kimse ekmek süt almıyor. Zorunlu ihtiyaç değil deniyor ama marketlerde birçok zorunlu olmayan ihtiyaç da satılıyor. Biz de muafiyet istiyoruz. Sattığımız için ceza ödemek de istemiyoruz” diye konuştu.

“Yasal dayanağı bulunmuyor”

Avukat Güneş Kök hem bayilerin, hem tedarikçilerin hem de tüketicilerin bu konuda yasal yollara başvurma hakkı olduğunu belirterek, “Anayasa’ya göre devlet gençleri alkol alışkanlığından korumakla yükümlü. Ancak, korumak başka, yasaklamak başka şeyler. İçki satışını bu şekilde yasaklamanın hiçbir yasal dayanağı yok. Diğer kısıtlama önlemlerinin Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nca yasal bir dayanağı var. Ancak içki yasağı konusunda bu söz konusu değil. Burada kamu yararı yok. Temel hak ve özgürlüğe ölçüsüz müdahale” dedi.

İSO: Vergi ve SGK primleri ertelenmeli

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, şirketlerin tam kapanma sürecini en az hasarla atlatması için öncelikle vergi ve SGK prim ödemelerinin ertelenmesi gerektiğini söyledi, Bahçıvan, özellikle perakende sektörü için kira ertelemesi veya kira desteğinin çok daha önemli hale geldiğini açıkladı.

Perşembe gününden 17 Mayıs tarihine kadar uygulanacak olan tam kapanma tedbirleri ile sanayinin farklı sektörlerinde bazı sıkıntıların yaşanmasının kaçınılmaz olduğuna değinen Bahçıvan “Yalnızca temel sektörlerimiz değil, bu sektörlerimize hammadde ve ara malı tedarik eden alt sektörler ile perakende sektörümüz de bu süreçten olumsuz etkilenecek. Şirketlerimizin bu süreci en az hasarla atlatabilmeleri için öncelikle vergi ve SGK prim ödemeleri makul bir süre ertelenmelidir. Bu süreçte özellikle perakende sektörü için kira ertelemesi veya kira desteği çok daha önemli hale gelmiştir” diye konuştu.

Nakit akışında aksamalar yaşanacak

Birçok sektörün faaliyetini durdurmasıyla sanayinin nakit akışında ciddi aksamalar yaşanacağını vurgulayan Bahçıvan, şöyle konuştu: “Faizlerin bu denli yüksek, kur hareketliliğinin bu kadar fazla olduğu, dolayısıyla öngörüde bulunmanın bu kadar güç olduğu bir dönemde sanayimizin uygun koşullarla finansman ihtiyacının karşılanması için KGF teminatlı kredi mekanizması ivedilikle tekrar uygulamaya alınmalıdır. Ayrıca, sanayimizin kapanma döneminde ödemesi gereken çeklerin ödeme tarihlerinin ertelenmesi de bu dönemde nakit akışının sağlıklı işlemesi için hayati önem taşımaktadır. Bu konularda ilgili bakanlıkların ivedilikle adımlar atması üretim hayatımızın geleceği açısından son derece önemlidir. Dünya genelinde yaşanan pandemi sürecinin yarattığı olumsuzlukları hiçbir sektörün kendi kaynakları ile gidermesi, bu yükü kendi imkanları ile kaldırması mümkün değildir. Bu nedenle tüm ülkeler sektörlerine ve vatandaşlarına ciddi maddi destekler sağlamaktadır. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizin bu destekleri yeterli düzeyde sağladığını söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Bu nedenle ülke olarak destekleri artırmanın çabası içinde olmalıyız.”

Öte yandan Erdal Bahçıvan, salgına yönelik aşılama takviminde bazı sektörlerin öne çıkarılmasının sanayicileri vicdanen yaraladığına dikkat çekerek “Pandemi süresince canla başla fedakarca çabalayan, ülke ihracatına, üretimine ve vergi kaynaklarına en büyük katkıyı ve desteği sağlayan sanayi sektörümüzün çalışanları böyle bir ayrımcılığı asla hak etmiyor. Bu haksız uygulamanın düzeltilmesini sanayi sektörümüz adına şiddetle talep ediyorum” dedi.

IMF: Türkiye en az destek açıklayan ülkelerden

IMF, dünya çapında ülkelerin pandemi harcamalarının GSYH’lerine oranlarını gösteren raporunu kamuoyu ile paylaştı. Ocak 2020’den Mart 2021’e kadar hükümetlerin duyurduğu ekonomik ve sağlık yatırımları, harcamaları ve yardımları karşılaştıran rapora göre Türkiye COVID-19 gelir ve harcama desteklerinde (sağlık harcamaları dahil) yüzde 1,1 oranla son sıralarda yer alıyor. Toplam COVID-19 desteklerinin GSYH’ye oranının ise yüzde 1,5 olduğu belirtiliyor.

Raporda ülkeler pandemi harcamalarına göre 5 gruba ayrılıyor: Yüzde 10 ve üzeri, yüzde 7,5-10, yüzde 5-7,5, yüzde 2,5-5 ve yüzde 2,5 ve altı. Türkiye yüzde 2,5 ve altı ile halkına en az destek veren ülkeler grubunda yer aldı. IMF’nin yayınladığı raporda desteklerde Türkiye’den de geride olan bir ülke var, o da GSYH’nin 0,7’sine denk gelen COVID-19 destek paketiyle Meksika. Türkiye’nin bulunduğu grupta dahi birçok gelişmekte olan ülke destekler bakımından bizden önde ve aynı kulvarda olduğumuz ülkelerin büyük bir kısmı düşük gelirli ekonomiler.

Garanti desteğinde başı çekiyoruz

Türkiye muadili gelişmekte olan ülkelerin aksine, ülke ekonomilerinin pandemi süresince sağladığı likidite ve garanti desteği oranlarında ise başı çekiyor. GSYH’nin yüzde 6,4’ü kadar garanti sağlanan Türkiye’de, sağlık sektörüne ayrılan desteğin oranı yüzde 0,3, yurttaşa sağlanan destek ise GSYH’nin sadece yüzde 0,4’üne denk geliyor.

Toplam teşviklerin GSYH’ye oranı listesinde Lüksemburg yüzde 27 ile başı çekerken, onu yüzde 25 ile ABD ve yüzde 19 ile Yeni Zelanda izliyor.

Haber

“Dijitalleşemeyen KOBİ’ler ayakta kalamayacak!”

Leyla İLHAN

İş dünyası dijitalleşme ve çevreci dönüşümün artık bir gereklilik olduğu, yeni dönemde dijitalleşemeyen KOBİ’lerin ayakta kalamayacağı görüşünde. Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu TÜRKONFED ve Paynet tarafından farklı sektörlerin sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm önerileri üretilmesi amacıyla düzenlenen ‘Sektör Buluşmaları’nın ilk etkinliğinde inşaat sektörü ele alındı. ODE Yalıtım ve DÜNYA Gazetesi’nin desteği, Türkiye İMSAD, İNDER, Türk- MMMB ve İVKAD’ın katkıda bulunduğu etkinliğin moderatörlüğünü Yönetim Kurulu Başkanımız Hakan Güldağ üstlendi.

“AB artık dijitalleşme ve yeşil ekonomiden vazgeçmeyecek”

Çevrimiçi yapılan etkinliğin açılışında konuşan TÜRKONFED Başkanı Orhan Turan, yaklaşık 4 milyon kişiyi istihdam ederek sünger vazifesi gören inşaat sektörünün aynı zamanda 300 alt sektörü de beslediğine dikkat çekti. Artık AB’nin akıllı şehirler, enerji verimli binalar, fabrikalar, döngüsel ekonomi, Yeşil Mutabakat gibi başlıkları öne çıkardığını kaydeden Turan, AB’nin kriz de olsa pandemi de olsa dijitalleşme ve yeşil dönüşümünden vazgeçmeyeceğini, süreci sürdüreceğini kaydetti.

Dijitalleşemeyen KOBİ, büyüklerden daha fazla kan kaybediyor

Sektörlerin ödeme ve tahsilat süreçlerini dijitalleştirdiğini kaydeden Paynet CEO’su Serkan Çelik, geçen yıl inşaat sektöründe hizmet verdikleri toplam işlem hacmini 2019’a göre yüzde 123 oranında artırdıklarını söyledi. Dijitalleşmemenin artık ayakta kalmanın yolu haline gediğini aktaran Çelik, “Bu değişime ayak uyduramayan KOBİ’ler ise büyük şirketlere göre daha fazla kan kaybediyor” dedi. Paynet Genel Müdür Yardımcısı Onur Ertürk de, dijitalleşmenin pandemi ile hızlandığını aktararak, “Biz finansal modelleri dijitalleştiriyoruz. Artık kredi kartları merkezinde giden, çek tahsilatı, bireysel tüketici krediler gibi bir yapıya doğru gidiyoruz. Böylece işletmelere büyük bir maliyet avantajı sağlayarak operasyon yükünden kurtarmış oluyoruz” diye konuştu.

“KOBİ’ler dijitalleşmeden işsizle işveren buluşamaz”

KOBİ’ler dijitalleşmeden işsizle işverenin buluşmasının mümkün olmadığını belirten Yönetim Kurulu Başkanımız Hakan Güldağ da; “KOBİ’ler yeni döneme uygun insan alma ihtiyacı içinde olacak ve gelirleri ona göre artacak ki, çalışacak gençlerimize daha iyi imkanlar verebilelim. Yoksa açık söyleyelim, asgari ücretle bu iş olmaz” dedi.

“Ana sektör küçülürken inşaat malzemelerinde büyüme yaşandı”

2020’de Türkiye yüzde 1.8 büyürken, inşaat sektörünün yüzde 3,5 küçüldüğünü kaydeden Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (Türkiye İMSAD) Başkanı ve BETEK Genel Müdürü Tayfun Küçükoğlu, inşaat malzemelerinin ise yılı üretimde yüzde 9.1 büyümeyle kapattığını söyledi.

İhracata 60 milyon ton gibi büyük bir rekora imza attıklarını aktaran Küçükoğlu, “Ancak ihracat birim fiyatımız 45 centten 35 cente düştü.

Bu burada tedbir almamız gerektiğini gösteriyor” dedi. Büyümelerinde COVID-19’da eve kapanmalardan dolayı ev içi konforu artırma talebinin etkili olduğunu belirten Küçükoğlu, “İkinci etki ise inşaat malzemelerinin yükselen gücünden kaynaklandı” diye konuştu. 2020’de 7 milyar ithalat yapılırken, sektörün son üç yılda yıllık 21 milyar dolar seviyelerinde ihracat gerçekleştirdiğini anlatan Küçükoğlu şöyle konuştu: “Hedefimiz orta vadeli planlarla ihracatı ithalatının 4 katı kadar artırmak ve birim fiyatını artırmak” şeklinde konuştu.

Yeşil dönüşüm ve dijitalleşeme gelecek 30 yılın konusu olacak

“Eğer ticarette AB ülkelerinin ortağı olacaksak da, yeşil mutabakat, sınırda karbon vergisi gibi konulara hızlıca adaptasyon sağlanmalıyız” diyen Küçükoğlu, “Bizim çok proaktif olmamız lazım. Çünkü yeşil dönüşüm ve dijitalleşme gelecek 30 yılın konusu olacak” açıklamasını yaptı.

“Sektöre giren müteahhidin sektörden çıkışı kolay olmamalı”

Sektörde müteahhit fazlalığı yaşandığını kaydeden İstanbul İnşaatçılar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknik Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Nazmi Durbakayım da, şunları söyledi; “Hep kötüleniyoruz. Çünkü dışardan giren zümre ortalığı darmadağın ediyor. Avrupa’da 35 bin müteahhit varken, bizde 250 bin müteahhit var. Şimdi girişe bir sınır getirildi. Ancak çıkış için bir düzenleme lazım. Yaptıkları riskli binalar sicillerine işlenmeli. Bu binaları yapanları sicilinde görmeliyiz. Aksi takdirde yaptığı riskli binaya tekrar teklif veriyor” dedi.

“Artık bina yeşil mi diye sorular başladı”

İnşaat ve Kadın Derneği (İVKAD) Başkanı ve PNR İnşaat ve Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Şen, yeşil dönüşümde Türkiye’nin güneş, rüzgâr ve su gibi kaynaklara sahip olduğunu belirterek, “Bunların inşaat sektörüne entegrasyonunu ciddi anlamda sorgulamak lazım. Çatılardan ne kadar enerji kazandık artık buna da bakmalıyız” ifadelerini kullandı. Şen, “Geçen yıla kadar insanlar bina alırken sadece maliyet sorardı, ancak pandemi ile birlikte artık yeşil bina mı, bunu sorguluyor hale geldiler” diye konuştu.

“Müteahhitler kadar yurtdışı başarımız yok”

Türk Müşavir Mühendisler ve Mimarlar Birliği (TürkMMMB) Başkan Yardımcısı & SUİŞ Proje Şirket Müdürü Kerim Orhon, yurtdışında Türk müteahhitleri için öncü kuvvet olması gereken teknik müşavirlik firmalarının henüz müteahhitler kadar yurtdışında başarılı olmadığını dile getirdi. Orhon, bu durumun Türkiye’de kamu dahil yapılan projelerde teknik müşavirlerden kontrollük hizmeti alınamamasında kaynaklandığını kaydetti. Bu hizmet sunulamadığı için yurtdışı projelerde referans gösterip proje alamadıklarını aktaran Orhan, “Örneğin İstanbul Havalimanı ile övünüyoruz. Ancak bu inşaat kontrolünü yapan teknik müşavirlik hizmeti yok” dedi.

Haber

Mobilyada MDF krizi

Leyla İLHAN

Pandemi sürecinde özellikle ev mobilyalarına talebin artmasıyla altın çağını yaşayan mobilya üreticileri, 2020 yılında 3,4 milyar dolarlık ihracat yaptı. Ancak sektör son aylarda, özellikle mobilyanın ana hammaddesi olan MDF’nin tedarikinde büyük sorunlar yaşıyor. MDF bulmakta zorlanan birçok şirket üretime ara verip, personel azaltmak zorunda kalırken, bazı şirketler ise kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Sektör temsilcileri, depolarda bekletilen MDF’lerin yüksek fiyatlarla satışa sunulduğunu belirterek, sorunun çözümünde devletin MDF ihracatına kota koyarak çözülebileceğini ifade ediyor. Öte yandan, Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç ise Ticaret Bakanlığı’nın MDF üreten firmalarla görüştüğünü ve sorunun çözümünde adım atılmaya başlandığını aktardı.

Dünya’ya konuşan mobilya üreticileri ve sektör temsilcileri özetle şunları söyledi:

Gaziantep İhracatçı Mobilyacılar Derneği Başkanı Pınar Tümüklü: “Bir yıl öncesine kadar plakasını 195-200 liradan aldığımız MDF şu anda 340 lira. 12 MDF üreticisi iç piyasaya ürün vermiyor. MDF’nin ihracatta TIR bazlı ülkeye döviz girdisi 12 bin dolarken, işlenmiş mobilyanın döviz girdisi minimum 30 bin ile 50 bin dolar civarında. Mobilya sektörü tarihi zirvesini yaşıyor ama biz mobilya üretemiyoruz.”

İzmir Mobilyacılar Odası Başkanı Hasan Özkoparan: “Bölge bölge bizde de üretimi durdurma niyetinde olan meslektaşlarımız var. Özellikle büyük firmalar çalışanlarını evlerine göndererek üretimlerini durdurma kararı almak üzereler. Fiyat artışları nedeniyle kimse ne yapacağını bilmiyor. Bugün aldığın siparişi yapıyorsun, aldığın para ile harcadığın malzemeyi yerine koyamıyorsun. Arkadaşlar mal ettikleri fiyata ürünü vermek zorunda kalıyorlar.”

Adana Mobilya Sanayicileri İş Adamları Derneği (MOSİAD) Başkanı Rüştü Ekinci: “MDF, ham MDF, sunta, sunta lam bulunmuyor ya da çok geç geliyor. Bunlar tamamen Türkiye’de üretilen ürünler ancak üreten firmaların ihracata fazla yönelmesi nedeniyle sıkıntı yaşanıyor. Daha çok ihracata odaklandıkları için iç pazara mal veremiyorlar. Kapı üreten ya da ham MDF kullanan üreticiler en zor durumda olan kesim. Bunlar üretimi durdurdu. Böyle giderse bir iki ay içerisinde sektör tamamen durur.”

Kayseri Sanayi Odası Mobilyacılar Meslek Komitesi Başkanı Sedat Böyük: “Hammaddede hem tedarik hem de zam sorunu yaşıyoruz. Önümüzdeki günlerde Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile görüşmemiz olacak. Sorunlarımızı kendisine aktaracağız. 15-20 gün içinde çözüm bulunacağını düşünüyoruz.”

İnegöl Mobilyacılar Odası Başkanı Özcan Ayhan: “2019 yılında 75 lira olan 1 metreküp MDF fiyatı, 2020’de 150 lira, 2021 başında ise 265 liraya yükseldi. Şu anda firmalar kapasitelerinin yüzde 30’unu karşılayabilecek hammadde bulabiliyorlar. Bu sıkıntılı süreç 6 aydır derinleşerek devam ediyor. Şu an İnegöl’de tamamen kapatan yok ama bu işin düzelmesini beklerken firmasından tavizler veriyor. Esnaf ve sanatkarlar bu süreci en az zararla atlatmanın hesaplarını yaparken, sermayesi kısıtlı, gücü zayıf olan bir çok firmanın da üretimlerini durdurmak zorunda kalacağını düşünüyorum.”

Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği’nin (MOSDER) Başkanı ve Weltew Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Balcı: “Hammadde sıkıntısı çok. Üretimi durdurma değil ama ciddi anlamda yavaşlatma var. Hammadde sıkıntı devam ederse bu süreç kapanmaya doğru gidebilir. MDF, sunta hammadde üreticileri biz mobilyacıların katma değer katarak yurtdışına bin dolara satacağım mamulü, 100 dolara ihraç etmeyi tercih ediyor. Hammadde üreticilerinden pazara ürün verecekleri yönünde gelen açıklamalar ise gerçeği yansıtmıyor. Ödemesini yaptığım mamulün fiyatı belli değil. Böyle bir piyasa olabilir mi?”

Kilim Mobilya Genel Müdürü Cihat Şahin: “Kurumsal bir işleyişe sahip olduğumuz için piyasa analizi yapıp, öngörülü ve stoklu çalışıyoruz. Dolayısıyla şu anda şirket olarak herhangi bir sıkıntımız yok. Sektörümüzün hammadde kıskacından çıkması için kurumsallaşmaya ve markalaşmaya yönelmesi gerektiğine inanıyoruz. Evet, gelecek için hammadde kanadında çok ciddi tedbirler alınması gerekiyor. Geç kalındığı takdirde hammadde sorunu büyüyecek ve çok fazla üretici zarar görecektir.”

Kuştüyü Yatak Genel Müdürü Mahmut Aksoy: “Hammaddeye ulaşımda sıkıntı yaşamıyoruz. Ancak, yaklaşık bir yıl içinde yüzde 115 ila 120 civarı zamla karşılaştık. Bizde bu durumu maalesef kendi müşterilerimize yansıttık. Dolayısıyla siparişler düştü. Yani piyasada hareketlilik yavaşladı.”

MODOKO Başkanı Koray Çalışkan: “Türkiye’deki MDF üreticileri 217 TL’ye Bulgaristan’a satıyor. Biz de gidip oradan alıyoruz. Hâlbuki biz diyoruz ki 250 TL’yi biz verelim bize verin. Ama kabul edilmiyor. Bu süreç Türkiye mobilya sürecine darbe vuracak. ”

DMS Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Demir: “25 yıllık üreticiyim böyle bir sıkıntı yaşamadım. Kapkara bir dönemdeyiz. Ne olacağı belirsiz. 70 çalışanım var. Bu gidişle sayı azalacak. Önceden haftada 50-60 takım yapardık şimdi ise 5 takım. MDF’ye zam gelse ona kabulüm. Ben de ürünü zamlı satarım ama ortada ürün yok”

Ticaret Bakanlığı hammadde için devreye girdi

Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç, Ticaret Bakanlığı’nın hammadde konusunda devreye girerek ihracatçı firmaların iç piyasadaki mobilya firmalarına daha fazla hammadde verilmesini sağladığını söyledi. Bu hafta içinde piyasaya verilen hammaddenin arttığını, önümüzdeki hafta miktarın daha da artacağını söyleyen Güleç, “Mobilya ihracatımız martta yüzde 40 arttı. Nisan ayında da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50 artış bekliyoruz” açıklamasını yaptı.

“İç piyasaya verilen MDF ve yonga levha artırıldı”

MDF ve Yoga Levha Sanayicileri Derneği (YOMSAD) sektöre yönelik suçlamalara cevap verdi. Sektörün, üretimin yüzde 75-80’ini iç pazara sunduğu belirtilen açıklamada, “Pandemi döneminde üretimine ara vermeden devam eden sektörümüz, mobilya sektörünün ihtiyacını en üst seviyede karşılamaya gayret gösterdi. Tüm sektörleri etkileyen ham madde sıkıntısı global ölçekte yaşanmakta. Ağaç bazlı panel sektörünün yurtdışından temin ettiği ara girdilerin, özellikle kimyasalların fiyatı Euro bazında iki katına yakın artarken, tedarikte de ciddi sorunlarla karşı karşıya gelindi. Pandemi sürecinde gerek Türkiye’de gerek diğer ülkelerde mobilyaya olan talebin arttı. Bu durum birçok ülkede ağaç bazlı panel ürünleri arzının, talebi dönemsel olarak karşılayamaz duruma gelmesine sebep oldu. Bahsi geçen fiyat hareketleri, ticaretin, derneğimiz üyesi üretici firmalar üzerinden yürüyen ana omurgasıyla alakalı değil. Daha ziyade bayiler ve alt bayiler arası yüzeysel miktarlarda gerçekleşen, ana tedarik rakamlarını etkilemeyecek köpük hareketlerdir” denildi.

Haber

Turizm sektörü bayram tatilini feda etmeye razı!

SELENAY YAĞCI

Olağanüstü artan vakalarla peşpeşe gelen kötü haberlerle turizmde moraller bozuldu. En son Rusya’dan uçuş yasağı darbesi alan turizmciler, acı reçeteye razı oldu. Sektör temsilcileri, sezonu kaybetmektense zorunlu haller dışında seyahat yasağı da dahil olmak üzere kapanmaya razı.

Almanya ve ABD’nin, Türkiye’yi COVID-19’da yüksek riskli ülkeler arasına alıp, vatandaşlarına seyahat uyarısı yapmasının ardından, Rusya Başbakan Yardımcısı Tatyana Golikova, iki ülke arasındaki tarifeli ve charther uçak seferlerinin 15 Nisan-1 Haziran 2021 döneminde tek tarafl ı olarak durdurulduğunu açıkladı. Alınan karara göre tahliye seferleri düzenlenmesi amacıyla sadece Moskova-İstanbul arasında haftada iki uçak seferi düzenlenmesine izin verilecek. Rusya alınan karara gerekçe olarak Türkiye’deki vaka sayısındaki hızlı artışı ve mutasyonları gösterdi.

Turizmciler, Rusya’nın vakalarla ilgili belli kriterleri olmadığını belirterek, bu yasağın Ukrayna- Rusya arasında yaşanan siyasi gerginliğin yansımaları olabileceğini ileri sürdü. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise, kararın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Edoğan’ın Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile yaptığı görüşmeyle alakalı olduğu yorumlarına, “Hayır. Bu karar, endişe verici vaka artışlarından kaynaklanıyor” değerlendirmesini yaptı.

Rusya’nın uçuş yasağının turizm sektöründe yaklaşık 1,5 milyar dolarlık kayıpla sonuçlanacağı tahmin edilirken, sektör temsilcileri, sezonu kaybetmektense zorunlu haller dışında seyahat yasağı da dahil olmak üzere kapanmaya hazır.

ETİK: Bayramı pahasına sezonu kurtarmayı umuyoruz

Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı Mehmet İşler, Rusya’nın kararıyla diken üstündeki sektörün, karamsarlığa kapıldığını vurgulayarak, vakaların acil olarak aşağı çekilmesi gerektiğini belirtti. Olağanüstü vaka artışlarıyla rezervasyonların durduğuna dikkat çeken İşler, şunları söyledi: “Rusya kararıyla iptaller de başladı. Bir kısmının erteleme olacağını düşünsek de sektör olumsuz etkilenecek. Vakalardaki artış ciddi boyutlara geldi. Sezonu kaybetmemek için gerekirse bayramı feda etmeye razıyız. Yarını planlayamıyoruz. Temmuz, ağustos ayında turist gelecek mi bilmiyoruz. Ama son bir ay içinde ortaya çıkan tablo her şeyi bitirdi. Bayram dahil zorunlu olmayan, iş için olmayan tüm seyahatlerin yasağını da kapsayan bir kapanmaya gidilmesi gerek. AVM’lerdeki esnafın da katılacağı kitlesel bir kapanma gerekiyor. Ama ev ziyaretlerinin de engellenmesi, uzaktan çalışma vardiyalı çalışma sistemlerinin kurulması önemli. Biz de sezonu kaybetmektense acı reçeteye boyun eğiyoruz. Bayramı kaybetmek pahasına sezonu kurtarmayı umuyoruz.”

GETOB: 2022’ye kadar ayakta kalmaya çalışıyoruz

Güney Ege Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (GETOB) Başkanı Bülent Bülbüloğlu, Vaka sayılarındaki artışın beklenmedik bir durum oluşturduğunu ifade ederek, “Şubatta durum bu kadar kötü değildi. Kapanma bugüne kadar gelseydi belki de böyle olmayacaktı. Bayramda dahi açılmayı doğru bulmuyoruz. 1 Haziran’da daha iyi yerde olmak için, kapanma gerekir” dedi.

Rusya’nın kararının turizmi zora soktuğunu kaydeden Bülbüloğlu, Antalya için ise yıkım olacağının altını çizdi. Bülbüloğlu, “Sezonu bu ay açmayı beklerken öngörülerimiz tutmadı. İptaller başladı. İptal yerine erteleme olsa da nakit akışı sıkıntısı oluşacak. Personel alımı yapan oteller de zor durumda kalacak. Devlet desteklerine yine dikkat çekmek isterim. Sektörün kıpırdayacak hali kalmadı. 2021’de idare etmeye, 2022’ye kadar ayakta kalmaya çalışıyoruz. Kısa çalışma ödeneği, KDV ve sigorta gibi desteklerin devam etmesi gerekiyor” diye konuştu.

TÜRSAB AKDENİZ: Hazirana kadar 1,5 ay var

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Akdeniz Bölge Temsil Kurulu Başkanı Ferit Turgut da turizmcinin şimdiye kadar vaka artışlarını azaltmak için birçok önerisi olduğunu, ancak hiçbirinin önemsenmediğini vurguladı. Turizm sektörünün birçok defa tam kapanmayı desteklediğini söyleyen Turgut, “Turizmciler olarak ‘Pozitifleri otellerde ağırlayalım, evden izole edelim’ dedik kabul edilmedi. Rusya yasağı gelene kadar, ‘olağanüstü vaka artışlarının önünü nasıl alırız’ diye düşünülmesi gerekiyordu. Tam kapanmayı, bayram tatilini feda etme pahasına destekliyorum. Hazirana kayan sezon için 1,5 ayımız var. Bu konuda kapanma önemleri gelmesini umuyoruz ” dedi.

En çok kayıp Kapadokya’nın, şehir otellerden itiraz var!

Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Yakup Dinler, Rusya’nın yasak kararından en çok Kapadokya’nın etkileneceğini belirtti. Pandemide Rusların Kapadokya’yı keşfettiğini kaydeden Dinler, “Uzakdoğu ve Latin Amerikalı turistlerin yerine Ukraynalı, Rus ve yerli turist aldı. Şimdi elimizde Ukrayna ve yerli turist kaldı” dedi. Kapanmanın ve seyahat yasaklarının şehir otellerini etkileyeceğini, turizmin yalnızca deniz-kum güneş olmadığını vurgulayan Dinler, “Bu sebeple Kapadokya’nın sezonuna denk gelen bayramda kapanma ve seyahat yasağı da bizi etkiler. Bu faturayı Kapadokya’ya şehir otellerine kesmek olur. Şimdi iptaller yağıyor. Sigorta, KDV desteği, KÇÖ devam etmeli. Bu kez iyi geçen bir sezon arkamızda yok” diye k onuştu.

2 milyon turist ve 1,5 buçuk milyar dolar kayıp

Rusya Tur Operatörleri Birliği (ATOR), uçuş yasağı getirilen 15 Nisan-1 Haziran döneminde 533 paket tur satıldığını, Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) 2 milyon Rus turist beklendiğini, TÜRSAB ise 700 – 800 bin civarında Rus turist ağırlamaya hazırlandıklarını bildirdi. Rusya’nın önde gelen turizm otoritelerinden ATOR, bu dönem için 533 bin tur paketinin satıldığı ve bunun Rus turizm endüstrisine yaklaşık 420 milyon dolar zarar vereceği, tur satın alan binlerce kişinin iptaller nedeniyle ödedikleri paraları geri alabilmek için tur operatörlerine başvurduğunu açıkladı.

TÜROB: Turizm için üzücü ve sarsıcı

Gelişmeleri değerlendiren TÜROB Başkanı Müberra Eresin, “Ülkemizdeki vaka artışları sonrasında sektör olarak bu yönde gelişmeleri bekliyorduk. Halihazırda bazı ülkeler ve havayolu şirketleri ülkemize olan seferleri durdurdular. Rusya’nın aldığı bu karardan sonra, vaka sayılarının bu şekilde olması nedeniyle diğer birçok ülkenin de benzer kararlar alması muhtemel. Sektörü kısa vadede daha da zora sokacak olan kararın tam da tatil bölgelerinde yaz sezonunun açılması planlarının yapıldığı bir döneme denk gelmesi turizm sektörü için çok üzücü ve sarsıcı oldu. Ekonomik ve sosyal açıdan gerek çalışanları gerekse işverenlerinin çok zorlu bir yılı geride bıraktığı sektörümüzü bu kararlardan sonra daha da zorlu bir süreç bekliyor. Faaliyetlerine geçici olarak ara veren birçok otel, sezonla birlikte yeniden açılma planlarını da iptal ederek kapalı kalma kararı almaya başladı. Şimdi tüm umudumuz, hükümetimiz tarafından Kısa Çalışma Ödeneği’nin tekrar devreye alınması başta olmak üzere işletmelerin vergisel ödevlerinin ötelenmesi, KGF, banka kredileri gibi finansman sorunlarının acil eylem planı kapsamında çözüme kavuşturularak geleceklerini teminat altına alacak uygulamaların devreye sokulması yönünde olacak” dedi.

Eresin, “Kararın, Rusların en fazla tatile çıktıkları “Mayıs Bayramı”nı da kapsaması nedeniyle, 2 milyon turist ve 1,5 milyar dolar turizm geliri kaybına yol açacağını tahmin ediyoruz. Bu gelişme 2021 turizm geliri ve turist sayısını da maalesef olumsuz yönde etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

TÜRSAB: Erteleme bekliyoruz

Mayıs ayında Rusların uzun tatilinde Türkiye’ye tatil için gelmeleri beklediklerini belirten TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, “700 – 800 bin civarında Rus misafiri ağırlamaya hazırlanıyorduk. Rusya’dan yapılan tavsiye destinasyon veya tarih değişikliği yönünde. Ramazan ayı sonuna kadar ülkemizde vaka sayılarının düşmesini ve haziran itibariyle her şeyin normale dönmesini bekliyoruz. İki ülke arasında uçuşların kısıtlandığı 15 Nisan – 1 Haziran arasında planlanan tatillerin tamamen iptal olmayacağını, önemli bir bölümünün tarih ertelemeye gideceğini tahmin ediyoruz” dedi.