Haber

Akşener: İnanılmaz bir derin yoksulluk var

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nın yürüttüğü “Anlat İstanbul” programının sonuçlarını açıkladı.

Akşener, İstanbul’da bir otelde düzenlenen programda, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun değerlendirmelerinin ardından şunları söyledi:

“İki buçuk yıldır bir çalışma yapıyorum. Türkiye’deki bütün il ve ilçelerde esnaf, esnaf, insan insan dolaşmak. Çözüm odaklı çalışmayla somut çözümler getirmek. Böyle tarif edebileceğimiz uçtan uca bir çalışma biçimi bu. Gözlerinizi kapatın. İYİ Parti kurulmamış olsaydı, biz bugün ne konuşuyor olacaktık? O cesareti, o zorluklara karşı direnmeyi yapmamış olsaydınız; her türlü iftiraya, hakarete, hatta iğrençliğe maruz kalıp ona karşı direnmeseydiniz ve biz bu yolculuğa çıkmamış olsaydık; Türkiye’de İYİ Parti diye bir siyasi organizasyon, bir siyasi parti olmasaydı bugün ne konuşuluyor olacaktı?

Parlamenter sisteme geçişe dair herhangi bir cümle sarf edilecek miydi? Bugün Cumhur İttifakı vardı zaten, Millet İttifakı diye bir başka organizasyon olabilecek miydi? Yeni siyasi yolculuklara çıkan arkadaşlarımızın o yolculukları olabilecek miydi? Başlangıç sizsiniz. Zorlukları görüp dayanıp ve sonuçta bir başarı öyküsü Türkiye adına oluşturan sizlersiniz.

“O seçmen bugün umutlu”

Şimdi bunu şunun için söylüyorum. Çok kolaymış gibi görünen pek çok konu inanılmaz derecede zordu. Millet İttifakı dediğimiz organizasyonun zaten neredeyse 2017’den beri var olan Cumhur İttifakı organizasyonunu geçtiği konuşuluyorsa ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı kim olacak diye bir merak varsa bugün İstanbul ve Ankara diğer büyükşehirler de dahil ama en dikkat çekici ikisinin kazanılması olduğu için onlara örnek veriyorum, bu iki büyük şehrin kazanılmasına dair mutluluk, heyecan bugün konuşuluyorsa ve muhalif seçmen diye kabul ettiğimiz hangi siyasi partiye oy verirse versin; o seçmen bugün umutlu ve kendine güvenliyse… Bunun müsebbibi, sahibi sizlersiniz. Siz olmasaydınız, siz dayanmasaydınız, siz direnmeseydiniz, Buğra Başkan ‘sabır’ dedi; ama ben onun içine bir de sebatı koyuyorum, sabır ve sebat olmasaydı ‘bugünkü Türkiye nasıl olurdu’ sorusunun cevabı ‘hiç de iyi olmazdı.’

Şimdi biz şunu yapıyoruz. Dünyada ve Türkiye’de dijital dünya çok önemli. Bunun bir parçası sosyal medya. Yadsınamayacak, reddedilemeyecek derecede önemli. Ama onun yanında, geçmişte ‘taban politikası’ denilen; geçmişte tek tek insanlara ulaşabilmeyi sağlayan, o iletişimin çok daha kalıcı olduğunu benim gibilerin tecrübe ile bildiği bir başka çalışmayı, o dijital iletişimin yanına koyduğunuz zaman sistem tamamlanıyor. Biz bunu nasıl anladık? Defalarca anlattım ama burada da tekrarlamak isterim. Bir gün ben yeni bir genel başkanım. Dolayısıyla politika geçmişim uzun, çok genç bir kadın için o devirlerde çok genç sayılacak bir yaşta başlamışım ve pek çok badireden geçmişim, inanılmaz fırtınalı siyasi hayatı olan bir şahısım.

“Arkadaşlarıma ‘bu iş böyle olmaz’ dedim”

Birincisi hataları görmek hem kendi hem içinde bulunduğum sistemin hatalarını görmek ve o hataları düzeltip bir daha tekrar etmemektir. İkincisi somut analizi denilen her daim kendinizi çek ettiğiniz her daim kendinizi kontrol ettiğiniz o alana inanmalıdır. Bir diğeri ise birey olarak öğrenen bir bireyim. Yani hatayı tespit ederiz. O hatayı düzeltir ve bir daha tekrarlama ayız zaten tekrar. Tekrarladığınız zaman çirkin bir hal alır. O çirkin bir hal alır ama herkes hata yapar ama onu düzeltmektir esas. İkincisi ise biz öğreniriz. Şimdi yeni bir genel başkan olarak gerçekten harika bir konuşma yaptığına inanıyorum. Grupta yüzüm şöyle çıktım, büyük bir mutluluk. Basın mensubu kardeşlerim dizilmişler, kameralar bana bakıyor ‘ah dedim şimdi.’ Nasıl mutluyum ama anlatmam mümkün değil. ‘Sayın Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğluna şöyle dedi, Sayın Kılıçdaroğlu da Sayın Erdoğan’a böyle bir cevap verdi, sen ne diyorsun?’ Ağzıma gelen şu; ‘elinin körü.’ Diyemedim, ayıp olacak diye, ‘bana ne kardeşim’ dedim ama nasıl kaçtığımı bilmiyorum. O günden beri orada durmuyorum. Yani bunu niye sordunuz demiyorum yani sistem öyle oturmuş ki bunun üzerinden yürümek çok kolay. Siyasetçi açısından tembel işi. Bunun üzerine geldik, partiye, arkadaşlarıma dedim ki ‘bu iş böyle olmaz.’ Klasik, dijital dünya üzerinden yapılan bir iletişim bu.

‘Ne yapacaksın’ denildi dedim ki ‘ben esnafı gezeceğim.’ Niye kapı zili değil de esnaf? Esnaf bu ülkenin ekonomisinin bel kemiğidir de onun için. Esnaf Türkiye’de başka ülkelerde farklıdır ama bizdeki sistemi söylüyorum.

“Orada öğrendiklerim, bilmediğimi ortaya koydu”

Şöyle bir küçücük ilçenin ana caddesinden karşılıklı dükkanları gezin. Oradaki istihdam oranı kallavi bir fabrikanın istihdamı kadardır. Yani ne yapıyor? Bir işçinin sanayicinin ürettiğini tüketiciyle buluşturuyor. Dolayısıyla çok önemli bir iş yapıyor. O bunun üretilmesinin devamını sağlıyor. Şimdi o dükkanların içinde, yani ekonominin bel kemiği olan o dükkanların içinde hem üretimi hem üretimin arzını hem de vatandaşın alım gücünü görürsünüz. Başladığımız zaman, 20 Ocak 2020, pandemi yok, ekonomi bu halde değil ve o dükkanları gezmeye başladık. O dükkanlarda öğrendiğimi herhalde, bu ülkede, en uzun süre siyaset yapan tek kadınım ben, yani dijitalin hayatımızda olmadığı bir dönemde politikaya başlamışım, kapı zili çalarak başlamışım, tam on bin evin kapısının zilini şu parmağımla tek başıma kendim kalmışımdır. Dolayısıyla söylemeye çalıştığım şey şu. Bildiğimi zannettiğim hiçbir şeyi orada öğrendiklerim, bilmediğimi ortaya koydu.

“Biz doğru yoldayız”

O geziler tamamlanınca, bir şey fark ettim. Ev kadınlarının hali perişan. Hayvan üreticilerinin inanılmaz hikayeleri var. Mesela Kayseri’de gözleri yaşlı, seslendi, ‘abla ben mallarıma oruç tutmayı öğretiyorum.’ Yem o kadar pahalı ki. Ben bunu birkaç yerde söyledim. Manisa’da AK Parti yöneticisi olan bir arkadaşımız… Geldi, ‘Meral hanım, hayvanlar oruç tutmaz biliyor musunuz’ dedi. Ben de dedim ki, ‘evet, hayvanlar oruç tutmaz ama yem bu kadar pahalı olursa sevgili kardeşim…’ Öyle mizahı olur, ağlayarak mizah olur. Yani kara mizahı olur. Şimdi bu ne biliyor musunuz? Seçmen iknasına ilişkin bir birikimin kalmadığını, böyle bir siyaset anlayışının kalmadığını somut olarak görüyorsunuz. Anlayıştan kopan, seçmenden kopan ve inandıklarımız üzerinden aidiyetlerimiz üzerinden hâlâ dönüştürmeye gayret eden o tembel zihniyetin somut hali. Buradan çıkardığımız da şudur. Biz doğru yoldayız. Biz İYİ Parti olarak, merkezde miyiz, orada mıyız, burada mıyız, bütün tarifler değiştiği için ona bir şey diyemeyeceğim; ama net bir tarifimiz var o da makulün temsilcisiyiz. Ve makulün peşinden yürümeye devam edeceğiz.

Bu çalışmanın çıktıları, mesela uyuşturucu diye bir meselenin, benim gezdiğim yerlerde de İstanbul’da da ne kadar önemli olduğunu gördük. Gördüğüm, annelerin söylediği, ‘aman öldük bittik çocuklarımız uyuşturucu.’ Bunu gördüğün, anladığın andan itibaren; görevini yapmak zorundasın, polemik yapamazsın, tumturaklı sözlerle konuşamazsın. Bir ülkede uyuşturucu ucuzsa, bilin ki her şey tatildir. Bir ülkede uyuşturucu pahalıysa bilin ki görev yerine getirilmektedir. 100 liraya uyuşturucu satılıyorsa bu ülkede, o zaman bu uyuşturucu ucuz demektir, ve bu ülkenin içine giriyor demektir ve bazıları da görevini yerine getirmiyor demektir. Her yerde annelerin şikâyeti uyuşturucu, demek ki bir yerlerde bir bozukluk var. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Bu çok önemli bir bilgi bence.

“Arkadaşımız ‘hanım kız’ deyince kızıyor, ‘sürtük’ denilince problem yok

Esnaf gezdik, mahallelere girdik. Hepsi tamam ama bir eksiğimiz vardı. Şimdi kişisel olarak önce ben başlıyorum sonra diğer arkadaşlarımız peşimizden geliyor. Biz bunun adına kapı siyaseti demiştik. Şimdi bir yere evrildi bu kapı siyaseti. İlçe teşkilatlarımızın çalışmasıyla yani izin bir eve girmek mümkün değil, konusunda uzman bir hanım arkadaşımız, kadın arkadaşımız ‘hanım kız’ deyince kızıyor, ‘sürtük’ denilince problem yok, hanım kız derseniz problem var… Dolayısıyla iki genç kadın arkadaşla sadece ben geziyoruz. Ama doğrusunu söylüyorum izin alarak. İstanbul’da bazı mahallelerinde bazı sokaklarında tahmin edemeyeceğiniz problemler var, acılar var, işte bir beka sorunu da buradadır.

“Sosyal devlet hakikaten ölmüş”

Hem Ankara Belediyesi hem İstanbul Belediyesi’nin yardım yaptığı, yani insanlar var. Mutlaka öncelik sıralamaları değişiyor insanların. Et hiç değilse ayda bir kilo et almalarını sağlamak lazım. Hani her şeyin ötesinde et almalarını sağlamak lazım. Şimdi bu çerçeve içerisinde bakıldığı zaman sosyal devlet hakikaten ölmüş, sosyal devlet gitmiş attaya. Mutlaka tanıdığınız olması gerekiyor. Dün girdiğim Mamak’ta bir evde evin sahibi olan hanımefendi dedi ki, gecekonduda otururken ‘kömür için tanıdığımız yoktu.’ Bu şöyle bir durum, güç sahibi yani onu veren el olmanın bakın bir partiyi falan suçlamıyorum, iktidarı da suçlamıyorum; o veren el olmanın psikolojik gücünün insanlara nasıl yansıtıldığını anlatıyorum. Hala bu mevcut. Şimdi söylemeye çalıştığım şu; kurallar kaybolduğu zaman yardımların sistemi değişmiş.

“Açını dolduracaksın çıplağı giydiriceksin”

Bir sosyal devlet olma halinin mecburiyeti şudur. Açını doyuracaksın, çıplağını giydireceksin. Sen mecburiyetin, istihdam sağlayacaksın. Buralardaki insanların verdiği vergiyi efektif kullanacaksın ve o onun hakkıdır. ‘Benden misin, değil misin’ diyerek olmaz.

Kurumsal kültür, kurumsal mantık, kurumsal sistem yerle bir olmuş, darmaduman olmuş. Bütün bu bilgilerin ışığında ne yapılması gerektiğini, bu siyasi parti olarak İYİ Parti çalışıyor. Sadece sahada görüp ‘vah vah vah’ demiyoruz. Hem kurumsal çözüm üretme üzerinden hem oraya ulaşma açısından hem de bu problemleri kamuoyuna mal etme açısından bir görev. İnanılmaz bir derin yoksulluk var, o ev kadınlarının mücadelesini anlatmam mümkün değil. Bunu devam ettireceğiz. Bitmeyecek bu iş. Seçime kadar seçimden sonra da devam edecek.” (ANKA)

Haber

Büyükşehirlerde kira göçü başladı

Leyla İLHAN / Yener KARADENİZ / Merve YİĞİTCAN

Türkiye’de son aylarda hızla artarak haziran ayında yüzde 78,62 ile son 24 yılın rekorunu kıran enflasyon, büyük şehirler ve turizm bölgelerinde yüksek talebe bağlı olarak çok daha sert hissediliyor. Bu da söz konusu bölgelerde hayatın daha pahalılaşması anlamına geliyor. Fiyat artışlarının en sert hissedildiği alanlardan biri de konut kiraları…

En son temmuz ayında gerçekleşen asgari ücret zammına rağmen fahiş oranlarda artan kiralar, İstanbul gibi büyükşehirler ve Antalya gibi kıyı bölgelerde yaşamı daha da zorlaştırıyor. Söz konusu gelişmelerin Türkiye genelinde en yüksek kira bedeline sahip olan Muğla, Antalya ve İstanbul gibi kentlerden, doğu illerine kira kaynaklı göçe yol açtığı belirtiliyor.

İstanbul’da ortalama kira 8 bin TL’yi geçti

Gayrimenkul sektörüne yönelik analiz hizmeti sunan endeksa.com’un verilerine göre haziran ayı itibariyle ortalama kiralar son bir yılda Muğla’da yüzde 73 artarak 14 bin 937 TL’ye, Antalya’da yüzde 310 artarak 10 bin 397 TL’ye ve İstanbul’da yüzde 168 artarak 8 bin 107 TL’ye çıktı. Yüksek kira artışları, bir dönem en cazip bölgeler arasında gösterilen bu büyükşehirlerin memur ve düşük gelirler için adeta mahrumiyet bölgesine dönüşmesine yol açtı. Bu durum tersine göçü hızlandırırken, aynı zamanda çalışmak için büyükşehirlere gelmek isteyenleri de durdurdu.

Lojman için harekete geçenler var

Artan göç, perakende sektöründen tekstil sektörüne kadar emek yoğun birçok sektörde işçi bulma sorunlarının artmasına yol açtı. Bu bölgelerde faaliyet gösteren birçok şirket ise bu olumsuz durum için harekete geçti. Sağlık sektöründe faaliyet gösteren bazı oyuncuların lojman yapımı için kolları sıvadığı öğrenilirken, benzer desteklerin artması gerektiği dile getirildi. Birçok sektör temsilcisi, göçün yaşandığı bu kentlere yeniden cazibe kazandırmak için lojman yapımı, kira desteği, kooperatif modeliyle kiralık ev yapımı veya öğrenci yurdu gibi yetişkinlerin kalabileceği yurtların yapılması gerektiğini ifade etti.

“Bekar çalışanlar daha fazla istihdam edilebilir”

İstanbul Gayrimenkul Değerleme Kurucu ve Yönetici Ortaklarından Ahmet Büyükduman, kamu çalışanları için yüksek kiraların bulunduğu bölgelerin artık mahrumiyet bölgeleri haline geleceğini, bu nedenle bu bölgelerde kamuda daha fazla bekar çalışanın istihdam edileceğini savundu.

Onların da iki-üç kişi bir araya gelerek ev tutma yoluna gideceğini anlatan Büyükduman, ya da yetişkin yurdu gibi yurt veya otellerde kalma yoluna gideceğini ileri sürdü.

Sürecin devam etmesi halinde kamunun okullara öğretmen bulmasının zorlaşacağını kaydeden Büyükduman, “ABD’de belediyeler öğretmen çekmek için lojmanlar yapıyor. Kiraların 2 bin ila 3 bin dolar olduğu yerlerde iyi öğretmenleri çekmek için 500 dolarlık kira yardımı veriyorlar” dedi.

Büyükduman, eskiden yoksun bölgelerde kamunun çalışanları için lojman yaparken, günümüzde ise Muğla, Antalya gibi kiraların çok yüksek olduğu bölgelerde Merkez Bankası’nın fiyat endeksi baz alınarak bölgesel bazlı kira desteğinin verilebileceğini ya da lojman yapımının gündeme alınması gerektiğini söyledi.

Öte yandan Ahmet Büyükduman, Bodrum, Marmaris ve Muğla gibi bölgelerin aynı zamanda birer emeklilik alanları olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bu kişilerin sahildeki mevcut evlerini kiraya verip, memleketlerine gitme ihtimali olabilir. Dolayısıyla eskiden büyükşehirlerden sahillere emekli göçü vardı, şimdi ise sahillerden iç bölgelere emekli göçü olabilir.”

“Atatürk havalimanı barınma için kullanılabilir”

İstanbul Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Nizamettin Aşa da, aşırı derecede artan kiralardan dolayı İstanbul gibi bölgelerin başta memurlar olmak üzere bir sürgün bölgesine dönüştüğünü kaydetti.

“Memur en fazla 10 bin lira maaş alıyor ancak İstanbul’da 7 bin ila 8 bin TL’den aşağı kiralık ev yok. Lojmanların satılması da olumsuz etkiledi. O yüzden kimse İstanbul’a gelmek istemiyor. İstanbul’da olan da gitmek için elinden geleni yapıyor” dedi.

Bu nedenle insanların ya bulundukları evi ya da ili değiştireceklerini kaydeden Aşa, mutlaka arzın yükseltilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Kamuya ait meskenlerin bu alanda değerlendirilebileceğini aktaran Aşa, “Örneğin Atatürk Havalimanı bu amaçla kullanılabilir. Çünkü eylülde öğrenciler de gelecek. Bu şekilde yetişkinlerin kalacağı yurtlar artırılabilir” dedi.

“Taşınma hareketliliği başladı”

Mars Investment Genel Müdürü Hakan Bucak da “Fiyat artışlarının böyle devam etmesi, insanların iş bularak daha uygun fiyatlı iç bölgelere göç etmesine neden olacak” dedi.

Satın alma gücündeki düşüş nedeniyle kamu ve özel sektör çalışanlarının diğer şehirlere taşınmasıyla ilgili bir hareketlilik başladığını aktaran Bucak, şu bilgileri paylaştı: “Bir de üniversite mezunu olup İstanbul’dan iş teklifi alan gençler de kiralar nedeniyle şu anda anne ve babalarının evinden çıkamıyor. Yabancıya ikametgah sınırlaması gelmesiyle, bu evler yeniden kiralık olarak piyasaya sürülmek zorunda kalacak. Bu dairelerin piyasaya sürülmesiyle fiyatlarda bir düşüş olabilir.”

“Bu kentler çalışanlar için cazibe olmaktan çıkıyor”

Artan kiralardan dolayı eskiden İstanbul’a veya yazlık bölgelere gitmek isteyenlerin artık buraları tercih etmediğini söyleyen Realtyplus Franchising Kurucu Ortağı Özhan Carda, kooperatiflerin tekrar canlandırılması gerektiğini söyledi. Carda, “Bu kooperatifler kamunun hazine arazilerini sadece düşük fiyata kiraya verilecek şekilde konut üretecek. Burada zam oranlarını devletin kontrol ettiği bir model yapılabilir” diye konuştu.

MEMURLAR

KESK Eş Başkanı: Barınamama sorunu eylülde daha da artacak

Yüksek kiraların başrol oynadığı satın alma gücündeki erozyon nedeniyle büyük kentlerden ve sahil beldelerinden tayinlerini isteyen kamu personeli ve doktor sayısındaki artış, meslek örgütlerinin de gündeminde.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, reel anlamda kamu çalışanlarının ücretlerindeki değer kaybının büyük kentlerde yaşamayı daha da zorlaştırdığını; özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve gözde sahil kentlerinde çalışan bir memurun maaşının yüzde 70’ini kiraya vermek zorunda olduğunu kaydetti.

Kiralara getirilen azami yüzde 25 artış zorunluluğuna rağmen, ev sahipleri ile kiracılar arasında yaşanan sorunların arttığına değinen Bozgeyik, özellikle üniversite öğrencilerinin metropollere dönüş yapacağı eylül ayından itibaren, çok büyük bir barınamama sorunu ile karşı karşıya kalınacağına dikkat çekti.

KESK olarak toplu görüşmeler sırasında kamu emekçilerine kira desteği verilmesi noktasında talepleri olduğunu, ancak yerine getirilmediğini hatırlatan Bozgeyik, temmuz ayında yapılan ücret artışının yaşanan krizi gideremeyeceğini ileri sürerek, “Elimizde tam olarak bir sayısal veri henüz yok. Ancak kendi üyelerimizle yaptığımız toplantılarda görüyoruz ki büyük kentlerden daha çok Anadolu’ya, memurların kendi kentlerine tayin isteme yönelimi artıyor” diye konuştu.

Türkiye Kamu-Sen Başkanı: “Lojman sağlamak lazım”

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci de büyükşehirlerden Anadolu’ya tayin isteme eğiliminin çok yeni olmadığını söylerken, “Bodrum, Marmaris gibi yerleşim yerlerinde yaz sezonu nüfus çok arttığı için o bölgelere görevlendirmeler oluyor. Ancak orada kiralar yüksek olduğu için gitmek istemiyorlar. Bunu biliyoruz. Bodrum’da kamu çalışanları, sağlık çalışanları tabii ki kirada zorlanır, çünkü yüksek. Bu nedenle lojman sağlamak lazım” diye konuştu.

HEKİMLER

TTB Genel Sekreteri: Büyükşehir ve sahiller sürgün yeri gibi görülüyor

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, sağlık çalışanlarının Anadolu’ya göçünü DÜNYA için değerlendirdi. Bulut, 20-30 yıl önce sadece doktorlardan değil diğer meslek gruplarından da büyük kentlere ve sahil ilçelerine talep olduğunu, çünkü o dönemlerde devletin konaklama imkanlarının yaygın olduğunu, ancak bu alanların özelleştirilerek ortadan kaldırıldığını dile getirdi.

Sahillerde yaşanan sorunla ilgili bilgi veren Bulut, şöyle devam etti: “Sahillerde bizzat gözlemimiz olan şöyle bir sorun var. Bir ilçede görevlendirilen hekime bir gün önceden bir haber veriliyor ve deniyor ki, ‘Sizi bir diğer ilçeye görevlendirdik.’ Örneğin Milas’tan Datça’ya görevlendirme gibi. Üçer ay, beşer ay görevlendirme ile söz konusu hekim arkadaş oraya gittiğinde maaşı orada konaklamasına yetmiyor, her şey pahalı. Bu nedenle sahil kasabalarında ciddi bir doktor açığı oluştu. Özellikle de belli alanlarda. Örneğin pandemide yoğun bakım uzmanları ve göğüs hastalıkları uzmanları sahillerden ayrıldı.”

Öte yandan büyükşehirlerde özellikle de İstanbul’da kiraların çok yüksek, hayatın daha pahalı olduğunu vurgulayan Bulut, hekimlerin satın alma gücünün 2003’e göre üçte bire düştüğünü, hekimlerin daha büyük kentlerden daha küçük kentlere gitmeye çalıştıklarını, daha ziyade de yurtdışına gitmek istediklerini paylaştı.

Son birkaç yıldır sahillerin ve büyük kentlerin sürgün yeri gibi görüldüğüne işaret eden Bulut, “Eskiden Anadolu’nun yoksun bölgelerine gidince sürgün gibi nitelendirilirken, şimdi İstanbul’a ve sahil bölgelerine gitmek sürgün gibi olmaya başladı” dedi.

Hastanelerin hemen yakınında hekim ve diğer sağlık çalışanları için konaklama imkanlarının sağlanmasının dünya sağlık yapılanmasında çok eski yöntemlerden biri olduğunu aktaran Bulut, Türkiye’de de eskiden SSK hastanelerinin yanlarında lojmanlar olduğunu, ancak bu yapılanmaların bozulduğunu, yeniden hastaneler çevresinde konaklama imkanlarının oluşturulması gerektiğini belirtti.

Aile hekimliği birimlerinin yer aldığı aile sağlığı merkezlerinde (ASM) yaşanan sorunlara da değinen Bulut, bu birimlerin ticarethane olarak kabul edildiğini, kullanılan her türlü giderin ticarethane formatında faturalandırıldığını hatırlatarak, “Sadece kira koşulları değil fiziki koşulları da çok kötü olan ASM’ler var. Artık giderlerini karşılayamayacak duruma geldiler” ifadelerini kullandı.

ÖZEL SEKTÖR

Tekstil ve perakendede işçi sıkıntısı arttı

Artan göç, emek yoğun birçok sektörde uzun süredir devam eden işçi bulma sorununun artmasına yol açtı. Bu sektörlerin başında ise tekstil ve perakende sektörleri geliyor. Genç ve kadın çalışan oranının oldukça yüksek olduğu söz konusu sektörlerde önümüzdeki dönem bu sıkıntının daha da büyümesinden endişe ediliyor.

Prim ve bahşiş ile destekleniyorlar 5 dernek, 503 üye ve 93 bin adet satış noktası ile organize perakende sektörünün yüzde 90’ını temsil eden Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu’nun (TAMPF) Başkanı Alp Önder Özpamukçu, sektörde uzun süredir eleman bulma konusunda sıkıntı yaşadıklarını anlattı.

Özpamukçu, “Salgın ile birlikte hem restoran hem de mağazacılık tarafından kurye kısmına bir kayış olmuştu. Hayatın pahalılaşması ile birlikte yine ciddi şekilde bir hareketlilik söz konusu. Şu an yaşanan sıkıntının sebebinin göç olup olmadığı ile ilgili bir tespitimiz yok ama sebeplerinden biri de bu olabilir. Büyük şehirlerde eleman bulma sorunu çok daha yüksek seviyelerde. O nedenle biz iş birlikleri yapıyoruz. Kariyer olanaklarını da iyi anlatmak gerekiyor. Zira perakende sektörü hızlı kariyer yapılabilen bir sektör” diye konuştu.

Büyükşehirlerde primler ile işçilerin desteklendiğini dile getiren Özpamukçu, şöyle devam etti: “Geçimin daha zor olduğu büyükşehirlerde daha önce de tartışılan asgari ücret düzenlemesi konuşuluyor ancak orada henüz bir gelişme kaydedilmedi. Ama restoranlarda bahşiş ve mağazalarda da primler ile işçiler desteklenmeye çalışılıyor.”

“Son zamanlarda belirgin bir şekilde hissediyoruz”

Yine hazır giyim sektörü ile birlikte 60 bini aşkın işletmede 1,2 milyonu aşkın çalışanın istihdam edildiği tekstil sektöründe de söz konusu sorun büyüyor.

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya, “Büyükşehirlerde nitelikli ve tecrübeli eleman bulma sorunu fazlasıyla yaşıyoruz. Bunun için Ar-Ge merkezleri kuruyoruz. Üniversiteden mezun olan gençleri alıp onları yetiştirmeye çalışıyoruz, orta ve uzun vadede. Ancak son zamanlarda büyükşehirlerde artan hayat pahalılığı göçe yol açtı. Son zamanlarda bunu belirgin bir şekilde hissediyoruz ve dile getiriyoruz. Özellikle büyükşehirlerdeki hane halkının giderleri arttıkça tersine göç oldu. Nasıl eskiden Anadolu’dan büyükşehirlere göç oluyorsa şimdi tam tersine Anadolu’ya Karadeniz’e bir göç yaşanıyor. Eskiden de diyorduk bölgesel asgari ücret olsun. Çalışanlar 5 bin 500’e İstanbul’da yaşayamıyor ama Anadolu’da yaşayabilir. Hatta eskiden Anadolu’da iş bulunamıyordu şimdi Anadolu’da yatırım var, iş bulabiliyor ve aldığı o para ile de geçinebiliyor. Bunu da sektör olarak gözlemliyor, görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Yeme-içmede de bekleniyor

Yoğun istihdamın yaşandığı bir diğer sektör ise yeme-içme sektörü. Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl ise, sektörlerinde salgın ile birlikte kuryeliğe geçişin yoğun bir şekilde yaşandığını hatırlattı.

Şimdilerde online ticaret ve online yemek servisinde yaşanan düşüş nedeni ile kuryelikten sektöre dönüşün başladığını belirten Bingöl, “Bu nedenle şu an bizim sektör özelinde göçün yol açacağı eleman bulma sorunu henüz başlamadı. İşe dönüş var zira. Ancak önümüzdeki aylarda bu tarz sorunların yaşanması kaçınılmaz” diye konuştu.

Haber

Kira göçü başladı

Leyla İLHAN / Yener KARADENİZ / Merve YİĞİTCAN

Sağlıktan perakendeye kadar birçok sektörde istihdam edilenler, yaşam maliyetinin daha düşük olduğu Anadolu’ya yöneldi. Eylül ayında daha da artması beklenen çalışan göçünün, önümüzdeki dönemde eleman bulma sıkıntısına yol açması bekleniyor. Sektör temsilcileri, söz konusu göçü durdurmak için çalışanlara yönelik kira ve lojman gibi desteklerin bir an önce devreye alınması gerektiği vurguladı.

Türkiye’de son aylarda hızla artarak haziran ayında yüzde 78,62 ile son 24 yılın rekorunu kıran enflasyon, büyük şehirler ve turizm bölgelerinde yüksek talebe bağlı olarak çok daha sert hissediliyor. Bu da söz konusu bölgelerde hayatın daha pahalılaşması anlamına geliyor. Fiyat artışlarının en sert hissedildiği alanlardan biri de konut kiraları… En son temmuz ayında gerçekleşen asgari ücret zammına rağmen fahiş oranlarda artan kiralar, İstanbul gibi büyükşehirler ve Antalya gibi kıyı bölgelerde yaşamı daha da zorlaştırıyor. Söz konusu gelişmelerin Türkiye genelinde en yüksek kira bedeline sahip olan Muğla, Antalya ve İstanbul gibi kentlerden, doğu illerine kira kaynaklı göçe yol açtığı belirtiliyor.

İstanbul’da ortalama kira 8 bin TL’yi geçti

Gayrimenkul sektörüne yönelik analiz hizmeti sunan endeksa.com’un verilerine göre haziran ayı itibariyle ortalama kiralar son bir yılda Muğla’da yüzde 73 artarak 14 bin 937 TL’ye, Antalya’da yüzde 310 artarak 10 bin 397 TL’ye ve İstanbul’da yüzde 168 artarak 8 bin 107 TL’ye çıktı. Yüksek kira artışları, bir dönem en cazip bölgeler arasında gösterilen bu büyükşehirlerin memur ve düşük gelirler için adeta mahrumiyet bölgesine dönüşmesine yol açtı. Bu durum tersine göçü hızlandırırken, aynı zamanda çalışmak için büyükşehirlere gelmek isteyenleri de durdurdu.

Lojman için harekete geçenler var

Artan göç, perakende sektöründen tekstil sektörüne kadar emek yoğun birçok sektörde işçi bulma sorunlarının artmasına yol açtı. Bu bölgelerde faaliyet gösteren birçok şirket ise bu olumsuz durum için harekete geçti. Sağlık sektöründe faaliyet gösteren bazı oyuncuların lojman yapımı için kolları sıvadığı öğrenilirken, benzer desteklerin artması gerektiği dile getirildi. Birçok sektör temsilcisi, göçün yaşandığı bu kentlere yeniden cazibe kazandırmak için lojman yapımı, kira desteği, kooperatif modeliyle kiralık ev yapımı veya öğrenci yurdu gibi yetişkinlerin kalabileceği yurtların yapılması gerektiğini ifade etti.

“Bekar çalışanlar daha fazla istihdam edilebilir”

İstanbul Gayrimenkul Değerleme Kurucu ve Yönetici Ortaklarından Ahmet Büyükduman, kamu çalışanları için yüksek kiraların bulunduğu bölgelerin artık mahrumiyet bölgeleri haline geleceğini, bu nedenle bu bölgelerde kamuda daha fazla bekar çalışanın istihdam edileceğini savundu. Onların da iki-üç kişi bir araya gelerek ev tutma yoluna gideceğini anlatan Büyükduman, ya da yetişkin yurdu gibi yurt veya otellerde kalma yoluna gideceğini ileri sürdü. Sürecin devam etmesi halinde kamunun okullara öğretmen bulmasının zorlaşacağını kaydeden Büyükduman, “ABD’de belediyeler öğretmen çekmek için lojmanlar yapıyor. Kiraların 2 bin ila 3 bin dolar olduğu yerlerde iyi öğretmenleri çekmek için 500 dolarlık kira yardımı veriyorlar” dedi. Büyükduman, eskiden yoksun bölgelerde kamunun çalışanları için lojman yaparken, günümüzde ise Muğla, Antalya gibi kiraların çok yüksek olduğu bölgelerde Merkez Bankası’nın fiyat endeksi baz alınarak bölgesel bazlı kira desteğinin verilebileceğini ya da lojman yapımının gündeme alınması gerektiğini söyledi. Öte yandan Ahmet Büyükduman, Bodrum, Marmaris ve Muğla gibi bölgelerin aynı zamanda birer emeklilik alanları olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bu kişilerin sahildeki mevcut evlerini kiraya verip, memleketlerine gitme ihtimali olabilir. Dolayısıyla eskiden büyükşehirlerden sahillere emekli göçü vardı, şimdi ise sahillerden iç bölgelere emekli göçü olabilir.”

“Atatürk havalimanı barınma için kullanılabilir”

İstanbul Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Nizamettin Aşa da, aşırı derecede artan kiralardan dolayı İstanbul gibi bölgelerin başta memurlar olmak üzere bir sürgün bölgesine dönüştüğünü kaydetti. “Memur en fazla 10 bin lira maaş alıyor ancak İstanbul’da 7 bin ila 8 bin TL’den aşağı kiralık ev yok. Lojmanların satılması da olumsuz etkiledi. O yüzden kimse İstanbul’a gelmek istemiyor. İstanbul’da olan da gitmek için elinden geleni yapıyor” dedi. Bu nedenle insanların ya bulundukları evi ya da ili değiştireceklerini kaydeden Aşa, mutlaka arzın yükseltilmesi gerektiğine dikkat çekti. Kamuya ait meskenlerin bu alanda değerlendirilebileceğini aktaran Aşa, “Örneğin Atatürk Havalimanı bu amaçla kullanılabilir. Çünkü eylülde öğrenciler de gelecek. Bu şekilde yetişkinlerin kalacağı yurtlar artırılabilir” dedi.

“Taşınma hareketliliği başladı”

Mars Investment Genel Müdürü Hakan Bucak da “Fiyat artışlarının böyle devam etmesi, insanların iş bularak daha uygun fiyatlı iç bölgelere göç etmesine neden olacak” dedi. Satın alma gücündeki düşüş nedeniyle kamu ve özel sektör çalışanlarının diğer şehirlere taşınmasıyla ilgili bir hareketlilik başladığını aktaran Bucak, şu bilgileri paylaştı: “Bir de üniversite mezunu olup İstanbul’dan iş teklifi alan gençler de kiralar nedeniyle şu anda anne ve babalarının evinden çıkamıyor. Yabancıya ikametgah sınırlaması gelmesiyle, bu evler yeniden kiralık olarak piyasaya sürülmek zorunda kalacak. Bu dairelerin piyasaya sürülmesiyle fiyatlarda bir düşüş olabilir.”

“Bu kentler çalışanlar için cazibe olmaktan çıkıyor”

Artan kiralardan dolayı eskiden İstanbul’a veya yazlık bölgelere gitmek isteyenlerin artık buraları tercih etmediğini söyleyen Realtyplus Franchising Kurucu Ortağı Özhan Carda, kooperatiflerin tekrar canlandırılması gerektiğini söyledi. Carda, “Bu kooperatifler kamunun hazine arazilerini sadece düşük fiyata kiraya verilecek şekilde konut üretecek. Burada zam oranlarını devletin kontrol ettiği bir model yapılabilir” diye konuştu.

MEMURLAR

KESK Eş Başkanı: Barınamama sorunu eylülde daha da artacak

Yüksek kiraların başrol oynadığı satın alma gücündeki erozyon nedeniyle büyük kentlerden ve sahil beldelerinden tayinlerini isteyen kamu personeli ve doktor sayısındaki artış, meslek örgütlerinin de gündeminde. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, reel anlamda kamu çalışanlarının ücretlerindeki değer kaybının büyük kentlerde yaşamayı daha da zorlaştırdığını; özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve gözde sahil kentlerinde çalışan bir memurun maaşının yüzde 70’ini kiraya vermek zorunda olduğunu kaydetti. Kiralara getirilen azami yüzde 25 artış zorunluluğuna rağmen, ev sahipleri ile kiracılar arasında yaşanan sorunların arttığına değinen Bozgeyik, özellikle üniversite öğrencilerinin metropollere dönüş yapacağı eylül ayından itibaren, çok büyük bir barınamama sorunu ile karşı karşıya kalınacağına dikkat çekti. KESK olarak toplu görüşmeler sırasında kamu emekçilerine kira desteği verilmesi noktasında talepleri olduğunu, ancak yerine getirilmediğini hatırlatan Bozgeyik, temmuz ayında yapılan ücret artışının yaşanan krizi gideremeyeceğini ileri sürerek, “Elimizde tam olarak bir sayısal veri henüz yok. Ancak kendi üyelerimizle yaptığımız toplantılarda görüyoruz ki büyük kentlerden daha çok Anadolu’ya, memurların kendi kentlerine tayin isteme yönelimi artıyor” diye konuştu.

Türkiye Kamu-Sen Başkanı: “Lojman sağlamak lazım”

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci de büyükşehirlerden Anadolu’ya tayin isteme eğiliminin çok yeni olmadığını söylerken, “Bodrum, Marmaris gibi yerleşim yerlerinde yaz sezonu nüfus çok arttığı için o bölgelere görevlendirmeler oluyor. Ancak orada kiralar yüksek olduğu için gitmek istemiyorlar. Bunu biliyoruz. Bodrum’da kamu çalışanları, sağlık çalışanları tabii ki kirada zorlanır, çünkü yüksek. Bu nedenle lojman sağlamak lazım” diye konuştu.

HAKİMLER

TTB Genel Sekreteri: Büyükşehir ve sahiller sürgün yeri gibi görülüyor

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, sağlık çalışanlarının Anadolu’ya göçünü DÜNYA için değerlendirdi. Bulut, 20-30 yıl önce sadece doktorlardan değil diğer meslek gruplarından da büyük kentlere ve sahil ilçelerine talep olduğunu, çünkü o dönemlerde devletin konaklama imkanlarının yaygın olduğunu, ancak bu alanların özelleştirilerek ortadan kaldırıldığını dile getirdi. Sahillerde yaşanan sorunla ilgili bilgi veren Bulut, şöyle devam etti: “Sahillerde bizzat gözlemimiz olan şöyle bir sorun var. Bir ilçede görevlendirilen hekime bir gün önceden bir haber veriliyor ve deniyor ki, ‘Sizi bir diğer ilçeye görevlendirdik.’ Örneğin Milas’tan Datça’ya görevlendirme gibi. Üçer ay, beşer ay görevlendirme ile söz konusu hekim arkadaş oraya gittiğinde maaşı orada konaklamasına yetmiyor, her şey pahalı. Bu nedenle sahil kasabalarında ciddi bir doktor açığı oluştu. Özellikle de belli alanlarda. Örneğin pandemide yoğun bakım uzmanları ve göğüs hastalıkları uzmanları sahillerden ayrıldı.” Öte yandan büyükşehirlerde özellikle de İstanbul’da kiraların çok yüksek, hayatın daha pahalı olduğunu vurgulayan Bulut, hekimlerin satın alma gücünün 2003’e göre üçte bire düştüğünü, hekimlerin daha büyük kentlerden daha küçük kentlere gitmeye çalıştıklarını, daha ziyade de yurtdışına gitmek istediklerini paylaştı. Son birkaç yıldır sahillerin ve büyük kentlerin sürgün yeri gibi görüldüğüne işaret eden Bulut, “Eskiden Anadolu’nun yoksun bölgelerine gidince sürgün gibi nitelendirilirken, şimdi İstanbul’a ve sahil bölgelerine gitmek sürgün gibi olmaya başladı” dedi. Hastanelerin hemen yakınında hekim ve diğer sağlık çalışanları için konaklama imkanlarının sağlanmasının dünya sağlık yapılanmasında çok eski yöntemlerden biri olduğunu aktaran Bulut, Türkiye’de de eskiden SSK hastanelerinin yanlarında lojmanlar olduğunu, ancak bu yapılanmaların bozulduğunu, yeniden hastaneler çevresinde konaklama imkanlarının oluşturulması gerektiğini belirtti. Aile hekimliği birimlerinin yer aldığı aile sağlığı merkezlerinde (ASM) yaşanan sorunlara da değinen Bulut, bu birimlerin ticarethane olarak kabul edildiğini, kullanılan her türlü giderin ticarethane formatında faturalandırıldığını hatırlatarak, “Sadece kira koşulları değil fiziki koşulları da çok kötü olan ASM’ler var. Artık giderlerini karşılayamayacak duruma geldiler” ifadelerini kullandı.

ÖZEL SEKTÖR

Tekstil ve perakendede işçi sıkıntısı arttı

Artan göç, emek yoğun birçok sektörde uzun süredir devam eden işçi bulma sorununun artmasına yol açtı. Bu sektörlerin başında ise tekstil ve perakende sektörleri geliyor. Genç ve kadın çalışan oranının oldukça yüksek olduğu söz konusu sektörlerde önümüzdeki dönem bu sıkıntının daha da büyümesinden endişe ediliyor. Prim ve bahşiş ile destekleniyorlar 5 dernek, 503 üye ve 93 bin adet satış noktası ile organize perakende sektörünün yüzde 90’ını temsil eden Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu’nun (TAMPF) Başkanı Alp Önder Özpamukçu, sektörde uzun süredir eleman bulma konusunda sıkıntı yaşadıklarını anlattı. Özpamukçu, “Salgın ile birlikte hem restoran hem de mağazacılık tarafından kurye kısmına bir kayış olmuştu. Hayatın pahalılaşması ile birlikte yine ciddi şekilde bir hareketlilik söz konusu. Şu an yaşanan sıkıntının sebebinin göç olup olmadığı ile ilgili bir tespitimiz yok ama sebeplerinden biri de bu olabilir. Büyük şehirlerde eleman bulma sorunu çok daha yüksek seviyelerde. O nedenle biz iş birlikleri yapıyoruz. Kariyer olanaklarını da iyi anlatmak gerekiyor. Zira perakende sektörü hızlı kariyer yapılabilen bir sektör” diye konuştu. Büyükşehirlerde primler ile işçilerin desteklendiğini dile getiren Özpamukçu, şöyle devam etti: “Geçimin daha zor olduğu büyükşehirlerde daha önce de tartışılan asgari ücret düzenlemesi konuşuluyor ancak orada henüz bir gelişme kaydedilmedi. Ama restoranlarda bahşiş ve mağazalarda da primler ile işçiler desteklenmeye çalışılıyor.” “Son zamanlarda belirgin bir şekilde hissediyoruz” Yine hazır giyim sektörü ile birlikte 60 bini aşkın işletmede 1,2 milyonu aşkın çalışanın istihdam edildiği tekstil sektöründe de söz konusu sorun büyüyor. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya, “Büyükşehirlerde nitelikli ve tecrübeli eleman bulma sorunu fazlasıyla yaşıyoruz. Bunun için Ar-Ge merkezleri kuruyoruz. Üniversiteden mezun olan gençleri alıp onları yetiştirmeye çalışıyoruz, orta ve uzun vadede. Ancak son zamanlarda büyükşehirlerde artan hayat pahalılığı göçe yol açtı. Son zamanlarda bunu belirgin bir şekilde hissediyoruz ve dile getiriyoruz. Özellikle büyükşehirlerdeki hane halkının giderleri arttıkça tersine göç oldu. Nasıl eskiden Anadolu’dan büyükşehirlere göç oluyorsa şimdi tam tersine Anadolu’ya Karadeniz’e bir göç yaşanıyor. Eskiden de diyorduk bölgesel asgari ücret olsun. Çalışanlar 5 bin 500’e İstanbul’da yaşayamıyor ama Anadolu’da yaşayabilir. Hatta eskiden Anadolu’da iş bulunamıyordu şimdi Anadolu’da yatırım var, iş bulabiliyor ve aldığı o para ile de geçinebiliyor. Bunu da sektör olarak gözlemliyor, görüyoruz” ifadelerini kullandı. Yeme-içmede de bekleniyor Yoğun istihdamın yaşandığı bir diğer sektör ise yeme-içme sektörü. Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl ise, sektörlerinde salgın ile birlikte kuryeliğe geçişin yoğun bir şekilde yaşandığını hatırlattı. Şimdilerde online ticaret ve online yemek servisinde yaşanan düşüş nedeni ile kuryelikten sektöre dönüşün başladığını belirten Bingöl, “Bu nedenle şu an bizim sektör özelinde göçün yol açacağı eleman bulma sorunu henüz başlamadı. İşe dönüş var zira. Ancak önümüzdeki aylarda bu tarz sorunların yaşanması kaçınılmaz” diye konuştu.

Haber

Kılıçdaroğlu: Adaleti her alanda sağlayacağız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden İstanbul Halk Ekmek’in dördüncü fabrikası, ‘Ahmet İsvan Halk Ekmek Fabrikası’nın açılış törenine katıldı. Törene, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yanı sıra, CHP Genel Başkan Yardımcıları Seyit Torun ve Yüksel Taşkın; TBMM Başkanvekili ve CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, CHP İstanbul Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Gürsel Tekin; CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu katıldı.

Törende, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in mesajı okundu.

Akşener, mesajında; şu değerlendirmeleri yaptı:

“Şanlı zaferi ile bizleri gözbebeğimiz İstanbul’a kavuşturan Fatih Sultan Mehmet Han’ın, bir bilim, kültür ve sanat yuvası olarak emanet ettiği şehrimizi; İstanbul’un her daim Türk yurdu olarak kalacağını tüm dünyaya hatırlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür’ vizyonu ile koruyor, yaşatıyor ve yeniliyorsunuz. İşte bu bir millete layıkıyla nasıl hizmet edileceğinin en anlamlı göstergesidir. Bir şehre hizmet etmek yalnızca vatandaşlarına değil; taşına, toprağına, doğasına, hayvanına, tarihine, kültürüne de hizmet etmek; onları da korumak ve yaşatmaktır. İstanbul’umuzun ihtiyacı olan her alanda milletimize hizmet etmek için gösterdiğiniz üstün çaba ile üzerinde yaşadığımız topraklarda yaklaşık 1500 yıl önce yapılmış olan Yerebatan Sarnıcı’nı büyük bir emekle gerçekleşen çalışmalarınızı koruyarak gelecek nesillere taşıdığınız, milletimizin ihtiyaçlarını gözeterek, Ahmet İsvan Halk Ekmek Fabrikası’nın açılışını gerçekleştirdiğiniz için şahsınız başta olmak üzere özveriyle, azimle ve kararlılıkla çalışan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bütün birimlerine teşekkür ediyorum.”

Kılıçdaroğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Büyük emek harcıyorsunuz. Alın teri döküyorsunuz. Çabalarınızın sonucunu İstanbullular takdir ediyor. Büyük baskılar gördüğünüzün farkındayım. Engellenmek istendiğinizin de farkındayım. İstanbul gibi rant yaratan bir kentin sosyal demokrat bir belediye başkanı tarafından yönetilmesinin hazmedildiğinin de farkındayım. Ama bütün bunları aşacağız; sadece İstanbul’da değil, bütün Türkiye’de bu anlayışı egemen kılacağız. Herkesin emin olmasını isterim.

“Ekmeğin, her eve önkoşulsuz girmesi lazım”

Bizim kültürümüzde ekmek, nimettir. Yere düştüğü zaman alırız, öper başımıza koyarız. Ekmeğin girmediği hiçbir ev yoktur. Ekmeğe saygının duyulmadığı hiçbir ev yoktur. Ekmeği kutsayan ve o gelenekten gelen bir toplumuz. Bu kadar değer verdiğimiz ekmeğin, her eve önkoşulsuz girmesi lazım. Yani pahalı olmaması lazım, insanların bunu rahatlıkla satın alabildikleri bir ekonomik güce kavuşmaları lazım. Ama öyle bir tablo yaşıyoruz ki evlere ekmek giremiyor, insanlar evlerine ekmek bile alamıyorlar.

“Kinden, öfkeden, intikam duygusundan uzaklaşarak yapacağız”

Bir ahdim vardı. Onu her ortamda dillendirdim. Bizim belediye başkanlarımızın görev yaptığı yerde, hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek, diye. Bunu Allah nasip eder, milletin oyları ile göreceksiniz bütün Türkiye’de gerçekleştireceğiz. Her evde huzurun, bereketin, sevginin, saygının, hoşgörünün olduğu bir iklimi Millet İttifakı olarak yaratacağız. Bizim ahdimizdir bu. Bunu yapacağız. Kavgasız bir toplum, kendi içinde barışık bir toplum; herkesin inancına, kimliğine saygı duyulduğu bir toplum… Herkesin yaşam tarzına saygı duyduğumuz bir toplum. Bunu yaratacağız. Beraber yapacağız. Demokrasi, sevgi, hoşgörü içinde yapacağız. Kinden, öfkeden, intikam duygusundan uzaklaşarak yapacağız. O duyguları ruhumuzdan söküp atacağız.

“Umudu Türkiye sathında büyüteceğiz”

Ayrıştık, kavga eden bir toplum haline geldik; biliyorum. Kadın cinayetlerinin arttığını da biliyorum. Yoksulluğun derinleştiğini de biliyorum. Ama Sayın Başkan dedi ki, ‘asla biz umutsuz değiliz’ dedi; ‘bütün baskılara rağmen umudu büyütüyoruz.’ Aynı umudu Türkiye sathında da büyüteceğiz, umudu güçlendireceğiz. Herkesin bundan emin olmasını isterim.

150 günde, 150 proje… Sayın Başkan dedi ki, ‘bizi yalnız bırakma.’ ‘Bizim açılışlarımıza gel.’ ‘Güzel hizmetler yapıyoruz.’ Evet, güzel hizmetler yapılıyor. İstanbul’a hizmet etmek, aynı zamanda, Türkiye’ye hizmet etmek demektir. Çünkü 80 ilin bileşkesi, 81. ilde, yani İstanbul’da zaten kucaklaşıyor. 80 ilden gelen yurttaşlarımız burada. Zaten, İstanbul’a fazla geliyorum. İstanbullularla kucaklaşıyorum. İstanbul’daki Karslılarla da, İstanbul’daki Hakkarililerle, Rizelilerle… Herkesle Edirne’den tutun İzmir’e kadar; herkesin buluştuğu bir mekan. Üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir İstanbul, kadim bir şehir. Taşı toprağı bereketli, ‘altın’ diye tanımladığımız bir kent. Bu kente hizmet etmek, olağanüstü güzel bir görev. Aynı zamanda verdiğiniz her hizmeti takdir etmek de sadece siyasetçilerin değil, bu kentte ve İstanbul’da değil Türkiye’de yaşayan herkesin de size, bir anlamda gönül dolusu, teşekkür etmesi lazım. Bunu da açık yüreklilikle ifade etmek isterim.

CHP’li belediyeler, bütün engellemelere rağmen, güzel işler yapıyorlar. Sadece bugün değil, tarihlerinde de yaptılar. Acaba CHP’li belediyeler, tarihte ilk neleri başlattılar diye yerel yönetimlerden sorumlu arkadaşıma dedim ki, ‘şöyle bir tablo çıkarabilir misin’ bana diye… İlk ekmek fabrikası burada, 1977; Ahmet İsvan döneminde yapılmış. Ankara’da 1979’da rahmetli Ali Dinçer yapmış. Demek ki ekmeğin kutsiyetini bilen, her eve girmesini sağlayan ve bu konuda ilk adımı atan CHP’li belediyeler olmuş. Metro… İstanbul’da metronun ilk kazmasını vuran, bugün aramızda, Sayın Nurettin Sözen. Ankara’da Sayın Murat Karayalçın, İzmir’de Yüksel Çakmur. ‘Metroları biz yaptık’ diyorlar. İlk temelini atan, mücadelesini veren, kaynağı sağlayan CHP’li belediyeler. İlk tercihli yol uygulaması. Nereden kaynaklanıyor, tercihli yol yapıyoruz. İstanbul’da Aytekin Kotil döneminde yapıldı. Ankara’da Ali Dinçer döneminde yapıldı. 0-1 yaş arasındaki çocuklara süt dağıtımı… İstanbul’da ilk kez Sayın Nurettin Sözen başlattı. Sayın Sözen’den sonra kesildi, uzun bir süre vazgeçildi. Ama sonra İstanbullular genç birisini seçtiler, Sayın Ekrem İmamoğlu… Söz verdi ve hayata geçirdi. Ama biz yaptığımız çalışmaları, yoksullara yaptığımız katkıları; sağ elin verdiğini sol el görmeyecek felsefesi içinde yaptığımız için bugün ülkeyi yöneten kişi, Sayın İmamoğlu’nu eleştirdi: ‘Hani, süt dağıtıyordunuz, nerede kaldı bu sütler?’ Oysa, aylardır dağıtılıyordu. Ama o illa fakirleri dizeceksin, reklamını yapacaksın, sonra sütü vereceksin; öyle düşünüyorlar. Biz öyle değil. Biz inancımıza, kimliğimize; yoksulun onuruna saygı duyan bir gelenekten geliyoruz. Dolayısıyla yeni başlattı, bugün İzmir’de de pek çok ilde de benzer uygulamalar var. Hamidiye suyu. Yine rahmetli İsvan döneminde, Hamidiye suyu da satılarak, İstanbullulara sunuldu. İlk tanzim satış mağazaları, İzmir’de başladı. İstanbul’da Kağıthane’de 1974 yılında Celal Altınay döneminde yapıldı. İstanbul’da İstiklal Caddesi’nin trafiğe kapatılması ve nostaljik tramvayın konması Sayın Sözen döneminde yapıldı. Kente güzellik katmak, kentin estetiğine hizmet etmek, bir nostaljiyi bir anıyı yaşatmak için bir kültür insanı, güzel bir siyasetçi olan Sayın Sözen dönem başlattı. Belediyelerin örgütlendiği, konut yapı kooperatifleri, kentsel dönüşümler… Bunu da ilk yapan, uluslararası ödüller alan yine belediye başkanlarımız.

Kentle tarım arasında, kırsal kesim arasında sağlıklı bir diyalog kurulmasını; kentteki kaynakların kırsala aktarılmasını ve kırsalın üretimini kentte tüketmek için bir yol, yöntem bulunmasını sağlayan yine CHP’li belediyeler. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı aynı zamanda, tarımsal üretim ve araştırma merkezi kurdu. Benzerini yine bizim, geçmişte Silivri Belediye Başkanımız yapmıştı. İlk Uzay Evi’ni, çocuklar için kuran, açan Yılmaz Büyükerşen… Pek çok şeyi CHP’li belediyeler yaptılar…

“Bu kente hizmet etmek, olağanüstü çabayı gerektiriyor”

Sayın Başkan, 16 milyonluk bir kenti yönetiyorsunuz. ‘16 milyon’ diyoruz ama, aslında 20 milyonun üstünde bir nüfus var burada. Bu kente hizmet etmek olağanüstü çabayı gerektiriyor. Bu kente hizmet etmek için aynı zamanda liyakatli kadrolarla çalışmak gerekiyor. Buranın temelini attığımız süreçle bitti sürece baktığımız zaman liyakatli kadrolarla, kararlı kadrolarla azimli bir ekiple çalıştığınızı görüyoruz.

“Halk, hakkını ve desteğini verir”

Bu çerçevede yine bütün İstanbulluların huzurunda teşekkür etmek isterim. Çalıştığınız sürece göreceksiniz. Bu halk kadirşinastır. Halk, hakkını ve desteğini verir. Bu çerçevede bakmak lazım, bu çerçevede çalışmak gerekiyor.

Adaletle yönetmek. Şu anda Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu alan adalet. Hapishaneleri tıkabasa doluysa, adalet yoktur. Gazeteciler hapisteyse adalet yoktur. Uyuşturucu baronları dışarıda ama, ekmek çaldı diye insan hapisteyse bu ülkede adalet yoktur. Uyuşturucu baronlarının desteklediği bir siyasal iktidar varsa bu ülkede adalet yoktur, olamaz. Adaleti sağlayacağız her alanda. Ekmekte de adalet, suda da adalet. Mahkemede de adalet. Kurda da adalet, kuşa da adaleti sağlayacağız. Sözüm sözdür, söz. Adaleti sağlayacağız. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye. Kendi içinde barışık olan bir Türkiye’yi millet ittifakı olarak, ayağa kaldıracağız. Ve beraber bu güzel Türkiye’yi yöneteceğiz. Hep birlikte.” (ANKA)

Haber

Gezi Parkı için dava açılıyor

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İzmir’de düzenlenen “Kentlerde Sürdürülebilir Su Politikaları Zirvesi” sonrası açıklamalarda bulundu.

Taksim Gezi Parkı’nın mülkiyetinin Sultan Bayezid Vakfı’na devriyle ilgili soruya İmamoğlu şu yanıtı verdi:

“Çok trajikomik bir karar. 2008’da, yanılmıyorsam vakıflarla ilgili kanunun 30. maddesine dayanılarak yapılmış bir hamle. Ama o kanun da aslında o kadar net yazılmış ki; ‘Vakıf eliyle yapılan’ diye tarifleniyor. Geçmişte vakıf eliyle yapılan, eğer bugün İl Özel İdaresi’nde, belediyede ya da kamunun herhangi bir kurumunda mülkiyet olarak duruyorsa, bunun Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devri, diye tanımlanmış kanun. Ama bunun Gezi Parkı ile uyan hiçbir tarafı yok. Bir kere Sultan Bayezid Vakfı diye bir vakıftan bahsediliyor. Bu vakfın da ne yazık ki temelinde çok sıkıntılı, sorunlu haller var. Ama daha da önemlisi burası Gezi Parkı, kültür varlığı değil. Yani Gezi Parkı, kültür varlığı değil. Kanun, kültür varlıkları ile ilgili. Gezi Parkı’nda 100 sene önce bir Topçu Kışlası yapılmış. Ama o Topçu Kışlası, Selim zamanında yapılmış. Bayezid Han Hazretleri Vakfı ile alakalı değil. Yani, okudukça insanın gülesi geliyor. Böyle uydurma, mesnetsiz kararla İstanbul halkına ait güzel bir parkın, akşamdan sabaha bir kararla, bir yazıyla, bekler gibi hazır halde, tapuyu da Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil edilmesi, İstanbulluya karşı hiçbir kural dinlemeksizin, kendi bildiğini yapmaya çalışan bir aklın sonucu.”

İmamoğlu şöyle devam etti:

“Elbette biz, mücadelemizi hukuken veriyoruz, vereceğiz. Buna bir mülkiyet davası açıyoruz. İstanbul halkına ait, 100 senedir İBB’ye ait bir alanın, ki Bayezid Han zamanında orada park yoktu, bina yoktu, yapı yoktu… Bugün Genel Sekreter Yardımcımız güzel bir örnek verdi. Örneğin; Bayezid Camii yapılırken, vakıf onun için kurulur. Ki İstanbul’da birçok cami, birçok han, hamam böyledir. O vakfın himayesinde o cami yapılır. O cami kesinlikle, o vakıfa aittir. Ama burada böyle bir durum yok. Bildiğiniz bomboş arsa. 400 sene önce. O zaman İstanbul’da ya da bulunduğumuz İzmir’de belki de Ankara’da, el koyamayacakları yer yok, böyle bakarsak olaya. Hızlıca yasanın ışık tuttuğu şekilde, tekrar İstanbul halkı lehine bir karar çıkacağını umut ediyorum, davamızı başlatıyorum.”

“Bir avuç insanın aklı”

İmamoğlu, Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilen “İstanbul Sözleşmesi” ile ilgili soruları ise şöyle yanıtladı:

“İstanbul Sözleşmesi ile ilgili saatlerce konuşabiliriz. Gündem yoğun. Gündemin içerisinde, hafta sonunda bizi en çok üzen konulardan bir tanesi İstanbul Sözleşmesi’nin devre dışı bırakılmasıydı. Kadını koruyan, cinsiyet eşitliğini topluma aktaran, anlatan ve bunu himayesi altına alan ve de İstanbul ile anılan uluslararası bir sözleşmenin İstanbul’da yapılıyor olması bu kadar kıymetliyken, bunu bertaraf etmeyi bir avuç insanın aklı olarak görüyorum. Bütün İstanbul, bütün Türkiye buna karşı. Bütün kadınların buna karşı bir direnç göstermesi lazım. Kadını koruyan belki de genç kız ve çocuklarımızın hayata bakışlarını, çağdaş bir ülkede yaşama direncini, sevincini artıran böyle bir sözleşmeyi bertaraf ettikten sonra bence en büyük dersi, bunu bertaraf edenlere kadınlar verecektir, diye düşünüyorum.”

Haber

Satılık konutta metrekare fiyat artışı en çok Edirne’de yaşandı

Hürriyet Emlak, ülke genelindeki verilerden oluşturduğu Şubat 2021 Emlak Endeksi verilerini açıklandı. Emlak sektöründe son 1 ayda sergilenen performansın ele alındığı verilere göre, satılık konut fiyatlarının en çok artış gösterdiği illerin başında yüzde 5-15 arasındaki artış oranlarıyla Edirne, Bartın, Afyonkarahisar, Tekirdağ ve Van geldi. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise, yüzde 55 ile yüzde 70 arasındaki oranlarla Muğla, Sakarya, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Diyarbakır başı çekti.

Şubat ayı içinde metrekare fiyatı en yüksek illerde ilk sırayı 7 bin 15 TL ile Muğla aldı. Muğla’yı, 5 bin 725 TL ile İstanbul, 4 bin 385 TL ile İzmir ve 4 bin 320 TL ile Antalya izledi. Verilere göre, son 1 ayda 5 büyük il içinde yatırımcısına en çok kazandıran il Antalya olurken, Antalya’yı İstanbul, İzmir, Ankara ve Bursa izledi.

Türkiye’nin yükselişe geçen ilçeleri

Verilere göre, Türkiye genelinde alıcısına son 1 ay içinde en çok kazandıran ilçelerin başında; yüzde 13-22 arasındaki değişimlerle İstanbul-Başakşehir, Giresun-Merkez, Antalya-Serik, İstanbul-Arnavutköy ve Osmaniye-Merkez geldi. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise en yüksek artışlar yüzde 92-123 arasındaki oranlarla İstanbul-Avcılar ve Sarıyer, Muğla-Fethiye ve Bodrum’da ve de İzmir-Foça’da yaşandı.

Başakşehir, satılık konutta rekora koşuyor

Hürriyet Emlak’ın Şubat 2021 Endeksi verilerine göre, İstanbul satılık konut piyasası son 1 ayda yükselişe geçti. İstanbul satılık konut piyasasında dikkat çeken ve son 1 ayda yüzde 8-22 arasında yükselişin yaşandığı ilçeler ise Başakşehir, Arnavutköy, Avcılar, Beykoz ve Ümraniye oldu. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise yüzde 79-123 arasındaki oranlarla Avcılar, Sarıyer, Beykoz, Beşiktaş ve Üsküdar başı çekti.

Metrekare fiyat artışlarında Polatlı ilk sırada

Ankara, il genelinde yatırımcısına kazandırırken Ankara’nın ilçelerinde de son 1 ayda fiyatlar yükselmeye devam etti. Polatlı liste başında yer alırken Polatlı’yı Keçiören, Etimesgut, Mamak ve Altındağ takip etti. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise yüzde 34-90 arasındaki artışlarla Gölbaşı, Çankaya, Pursaklar, Sincan ve Keçiören dikkat çekti.

İzmir ise satılık konut piyasasındaki hareketliliğini geçtiğimiz 1 ay içinde korumaya devam etti. Fiyatı en çok artan ilçelerin başında Güzelbahçe, Seferihisar, Urla, Kemalpaşa ve Çeşme geldi. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise Foça, Urla, Çiğli, Seferihisar ve Menderes yüzde 55-93 arasındaki yükseliş oranlarıyla dikkat çekti.

Antalya Serik’te satılık konuta olan yatırım artıyor

Antalya satılık konut piyasasında son 1 ayda yaşanan yükselişle dikkat çeken ilk ilçe fiyatların yüzde 15 arttığı Serik oldu. Devamında yüzde 4-8 arasındaki artışlarla Finike, Döşemealtı, Kaş ve Konyaaltı geldi. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise yüzde 50-85 arasındaki artışlarla dikkat çeken ilçeler Konyaaltı, Serik, Alanya, Muratpaşa ve Kepez oldu.

Bursa’nın şubat şampiyonu Mudanya oldu

Bursa’nın son 1 ayda fiyatı en çok artan ilçeleri yüzde 2-8 arasındaki oranlarla Mudanya, Nilüfer, Orhangazi, Yıldırım ve Gemlik oldu. Son 1 yıldaki fiyat artışlarına bakıldığında ise yüzde 18-55 arasında artışlarla Gemlik, Mudanya, Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım sıralandı.

Konut satışı Şubat’ta yüzde 15 arttı

Hürriyet Emlak Eş Genel Müdürü Zeynep Tandoğan, 2021 yılının ilk çeyreğininin tamamlamak üzer olduğunu ve TÜİK’in açıkladığı şubat ayına ilişkin konut istatistiklerine göre satışların bir önceki aya göre yükseliş içinde olduğunu söyledi. Ocak ayında gerçekleşen konut satış rakamlarının 70 bin 587 iken bu rakamın şubat ayında yüzde 15 artışla 81 bin 222’ye yükseldiğini belirten Tandoğan, 2020 yılı Ocak-Şubat ayları arasındaki söz konusu artış oranın yüzde 4 olduğunu bildirdi.

Konut satışlarının 2020 yılı Şubat ayına göre, yüzde 31,6 düşmüş olsa bile ilk iki aydaki makasın bu sene daha açık olmasının sektör için umut verici olduğunu söyleyen Tandoğan, şöyle konuştu: “Yüksek faizlerin etkisiyle ev alımına olan ilgi hala düşük seviyede. Ancak yılın ikinci yarısında beklentiler faizlerin düşmesi üzerinde toplanıyor. Böyle bir durumda piyasanın hızlanması kaçınılmaz. Biz de Hürriyet Emlak olarak hazırladığımız Şubat 2021 Endeksi’nde satılık konutların hem son 1 ayda hem de son 1 yılda il ve ilçe bazındaki yükselişini gözler önüne serdik. Satılık konutların ortalama metrekare fiyatlarında son 1 ayda en yüksek artış Edirne ilinde ve Başakşehir ilçesinde gerçekleşti. Yıllık bazda değerlendirdiğimizde ise Muğla’da yüzde 70’e yakın bir fiyat artışı oldu. İlçe olarak baktığımızda ise gayrimenkule olan yatırımda ciddi bir yükselişin olduğu göze çarpıyor. İstanbul’un Avcılar ve Sarıyer ilçeleri değerlenirken, Muğla’nın Fethiye ve Bodrum ilçelerinde yüzde 100’ün üzerindeki fiyat artışı Ege’nin de değerlenmeye devam ettiğinin önemli bir göstergesi. Önümüzdeki dönemde de hem Ege bölgesinde hem de Türkiye genelinde gayrimenkulün önemli bir yatırım aracı olmaya devam edeceğini öngörüyoruz.”

Haber

Bakan Kurum: İFM’de inşaat ilerleme seviyemiz 66’ya gelmiş durumda

İstanbul Finans Merkezi’nde (İFM) incelemelerde bulunan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, merkezin 2022’de hayata geçeceğini açıkladı.

Tasarım aşamasından başlayıp her aşamasında İstanbul’u, Türkiye’yi bir cazibe merkezi haline getirecek projeleri adım adım yürüttüklerini söyleyen Kurum, “310 bin metrekarelik alan üzerinde yükselen İstanbul Finans Merkezi’miz yaklaşık 3 milyon 300 bin metrekare inşaat alanına sahip. Şu an inşaat ilerleme seviyemiz yüzde 66’ya gelmiş durumda. Sahada fiilen 8 bin işçi kardeşimiz çalışıyor. Beyaz yakalı arkadaşlarımızla birlikte şu an 10 bin kişiyle çok yoğun bir mesai içerisinde 7 gün 24 saat bir çalışma söz konusu.” diye konuştu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’yla yapılan protokol kapsamında TOKİ Başkanlığı, İller Bankası Genel Müdürlüğü, Emlak Konut Genel Müdürlüğü ve Varlık Fonu’yla projenin yürütüldüğünü anlatan Kurum, şu bilgileri verdi: “Özel proje alanlarında, sosyal donatı alanlarında yine İller Bankası Genel Müdürlüğümüzle okulumuzu, camimizi, kreşimizi, bu bölgenin, finans merkezimizin ihtiyacını giderecek tüm sosyal donatıları inşa ediyoruz. Altyapı projelerini, yine bu bölgenin ulaşım, içme suyu, kanalizasyon, yağmur suyuyla alakalı süreci İller Bankası Genel Müdürlüğümüzle yürütüyoruz. Genel proje koordinasyonunu da Emlak Konut Genel Müdürlüğümüz yapıyor. Artık ince imalatlara başladık. Dış cephe imalatları yoğun bir şekilde devam etmekte, bir taraftan da ince imalatlara girdik. Peyzaj ve yürüyüş yollarıyla, dinlenme alanlarıyla alakalı düzenlemeler yapılmakta. Bittiği zaman hakikaten dünyada örnek gösterilecek bir finans merkezi olacak.”

“Metro istasyonunu da aynı proje kapsamında yapıyoruz”

Türkiye’nin deprem ülkesi olduğuna da değinen Murat Kurum, merkezdeki binaların tamamının yüksek şiddetli depreme dayanıklı olarak inşa edildiğini, deprem sırasında ve deprem sonrasında binaların hizmet vermeye devam edeceğini aktardı.

Projenin tamamını, 2021 sonu itibarıyla tamamlamak üzere hareket ettiklerini söyleyen Kurum, şunları kaydetti: “Dış cephe imalatları, peyzaj imalatları tamamlanacak ve 2022’de de artık İstanbul Finans Merkezi’miz yaşamaya başlayacak, hayata geçecek. Burası, bankalarımız, finans kuruluşlarımız, uluslararası finans kuruluşları, sigorta kuruluşlarımız, Borsa İstanbul’umuz gibi finansla ilgili her türlü sektörün yer aldığı önemli bir merkez haline gelecek. Bittiği zaman burada 70 bin kişi doğrudan hizmet verecek. Ümraniye-Kadıköy metro hattına bağlantı ve finans merkezi içinde bir metro istasyonu var. Metro istasyonunu da aynı proje kapsamında yapıyoruz. Ulaşım noktasında da trafik sorununu çözecek adımlar bugünden itibaren atılmakta. Buradaki insanlarımız metro istasyonundan faydalanacak. Sosyal alanlar, yeme içme alanları, gezinti alanları, buradaki çalışan kardeşlerimizin ihtiyaçlarını giderecek tüm detaylar da projede düşünülmüş durumda.”

Haber

Amerika’nın “Türk Trump”ı, kripto para piyasasına giriyor

ABD’deki gayrimenkul projeleriyle adından söz ettiren Türk iş insanı Mükemmel Sarımsakçı, yeni konut projelerinin yanı sıra adım atmaya hazırlandığı kripto para piyasasına İstanbul’dan açılmayı planlıyor.

Üniversite eğitimi için 35 yıl önce geldiği ABD’de inşaat mühendisliği okuyarak kariyerine başlayan ve farklı firmalarda kazandığı deneyimin ardından kendi şirketi Alterra Worldwide’ı kuran Sarımsakçı, bugün hayata geçirdiği projelerle Amerikan gayrimenkul sektöründe adından söz ettiriyor.

Medyada “Türk Trump” olarak da anılan Sarımsakçı, Missouri’de 130 milyon dolarlık kentsel dönüşüm projesi ve Kaliforniya’da 300 milyon dolarlık yeni konut projesinin yanı sıra gayrimenkul destekli kripto para projesi üzerinde çalışıyor.

Gayrimenkul destekli kripto para projesiyle Kaliforniya’daki yeni konut projesinden yatırımcılara kripto para karşılığı hisse satmayı planlayan Sarımsakçı, projenin merkezi olarak belirledikleri İstanbul’dan da Asya ve Orta Doğu’daki yatırımcılara açılmayı hedefliyor.

“ABD’nin, insanın karşısına çok olanak çıkaracağını düşündüm”

Alterra Worldwide Üst Yöneticisi (CEO) Sarımsakçı, öne çıkan kentsel dönüşüm projelerinden birinin yer aldığı Teksas eyaletinin Dallas şehrinde, müteahhitlik ve gayrimenkul sektöründeki başarı hikayesi ile yeni projelerine ilişkin soruları yanıtladı.

Ankara doğumlu olan ve 10 yaşına kadar Kastamonu’da büyüyen Sarımsakçı, liseyi İstanbul Galatasaray Lisesi’nde okuduğunu anlattı.

Galatasaray Lisesi’ndeki kültürün ve Galatasaray Kulübü’nde lisanslı olarak oynadığı su topu sporunun hayatında önemli bir yeri olduğunu ifade eden Sarımsakçı, liseden mezun olmaya hazırlanırken ABD’ye gelmeye karar verdiğini söyledi.

Sarımsakçı, “ABD’nin, insanın karşısına çok olanak çıkaracağını düşündüm. Bu karar doğruymuş. Tabii o zaman büyük bir maceraydı bizim için. Bizim okuldan mezun olanların çoğunluğu yurt dışına çıkarsa Fransa’ya giderlerdi. Ben azınlığın içerisindeydim.” dedi.

Kariyerine ABD’nin büyük inşaat şirketlerinden birinde başladı

ABD’ye 1986’da geldiğini, Colorado State Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği okuduğunu, Stanford Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptığını ve Harvard Üniversitesi’nde Gayrimenkul İleri Yönetim Geliştirme Programı’nı tamamlayarak Harvard Mezunları Emlak Kurulu’na seçildiğini anlatan Sarımsakçı, üniversite eğitiminin ardından ABD’nin büyük inşaat şirketlerinden Bechtel’de çalışmaya başladığını belirtti.

O dönemde Bechtel ile Türkiye’de iş birliği yapan ENKA’nın kurucusu Şarık Tara’nın aracılığıyla şirkette inşaat mühendisi olarak göreve başladığını ifade eden Sarımsakçı, burada çalıştığı süre boyunca Disney Paris, Los Angeles Havaalanı, Las Vegas’ta su kanalı gibi birçok projede yer aldığını ve birçok ödül kazandıklarını söyledi.

Sarımsakçı, “Sonra kendi özel işimizi yapmaya başladık. Ailem her zaman kendi işini yapmış müteşebbis insanlardan oluşuyor. Babadan, amcadan, dededen onu gördük. Ben de iyisiyle kötüsüyle bağımsız olmayı tercih ettim.” şeklinde konuştu.

Krizi fırsata çevirdi

Mükemmel Sarımsakçı, 2 sene önce kaybettiği kardeşi ile birlikte Türkiye’de de ortak işler yaptıklarını belirterek, ABD ve Türkiye’nin yanı sıra Irak, Nijer, Rusya, Kazakistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ın aralarında bulunduğu birçok ülkede projeler gerçekleştirdiklerini anlattı.

Sarımsakçı, ABD’de daha çok gayrimenkul işleri yaptıklarını ifade ederek, en büyük ve önemli projelerinden birinin Dallas’taki konut ve otel restorasyon projesi olduğuna işaret etti.

Söz konusu projeyle ABD’de 2008’de yaşanan mortgage krizini bir fırsata dönüştürdüklerini aktaran Sarımsakçı, şunları kaydetti:

“Bu bina, yaklaşık 60 bin metrekarelik bir bina. 20 bin metrekarelik garajı var. İçinde 235 daireli bir rezidans ve 274 odalı oteli var. Bu büyük, önemli projelerimizden birisi. Çok kompleks bir projeydi. Burayı 2011’de aldık. Finansal yapısını oluşturmak uzun sürdü. Çünkü o zaman kriz vardı. Çin’den büyük bir kredi olanağı yarattık. ABD’de kriz zamanında hiç para yoktu. Kriz zamanında yaptığımız alışverişlerle kendimizden söz ettirdik. Buna benzer başka projelerimiz oldu ama bu yaptığımız en önemli proje. Prestij olarak bize çok şey getirdi. Burası 20 seneden beri atıl bir binaydı. Biz bu atıl binayı aldık, yeniden hayata döndürdük. Amerikan hükümetinden yaklaşık 30 milyon dolar tarihsel bina hibesi aldık. Belediye bize çok destek oldu. Burası hep evsizlerin olduğu, çok kötü bir yerdi. Biz buraya geldik, düzelttik, sonra etrafı olduğu gibi gelişip değişmeye başladı.”

Yeni konut projesi Google ve Facebook’a komşu

Sarımsakçı, halihazırda Missouri eyaletinin St. Louis şehrinde 130 milyon dolarlık bir proje üzerinde çalıştıklarını, yine burada da eski bir binayı hayata kazandıracaklarını söyledi.

St. Louis’teki projenin de kendileri için çok önemli olduğunu vurgulayan Sarımsakçı, Twitter CEO’su Jack Dorsey’in kurduğu, mobil ödeme hizmeti sunan Square firmasının yeni merkezinin de söz konusu konut projesinin karşısına taşınacağını bildirdi.

Sarımsakçı, “Tam karşılarında çok güzel bir proje yapacağız. Bir de binanın altında restoranlar, kafeler olacak. Onların getireceği 1.200 beyaz yakalı çalışan için biçilmiş kaftan.” dedi.

Kaliforniya eyaletinin San Jose şehrinde, Silikon Vadisi’nde de 300 milyon dolarlık büyük bir konut projesi üzerinde çalıştıklarını anlatan Sarımsakçı, burada da 374 daireli 24 katlı bir bina inşa edeceklerini, bu binanın Google ile Facebook’un yeni ofislerine komşu olacağını söyledi.

İstanbul merkezli 100 milyon dolarlık kripto para çıkaracak

San Jose’deki Tower 27 (T27) projesi kapsamında 100 milyon dolarlık kripto para çıkaracaklarını bildiren Sarımsakçı, bu projenin merkezini İstanbul olarak belirlediklerini kaydetti.

Sarımsakçı, şöyle devam etti:

“Elinde Bitcoin, Ethereum, Litecoin ya da Dogecoin gibi coin’i olan yatırımcı, dijital ortamdan projemizden hisse alabilecek. Bunun karşılığında coin vereceğiz ve ellerinde hisse olacak. ABD’de bu yeni başladı, Avrupa’da daha hiç yok. Buna ‘gayrimenkul coin yatırımı’ diyoruz. Herhalde Avrupa’da ilk biz yapmış olacağız. İstanbul’u seçmemizin sebebi, o coğrafyada bir merkez oluşacağını düşünmemiz. Bizim için çok büyük bir stratejik adım. Bundan sonraki projelerimizde de yatırımcı ortak istediğimiz zaman coin çıkarmak istiyoruz. Görüşmelere başladık, Türkiye’de bir takımımız oluştu. Çok iyi bir takımımız var, aralarında eski bankacılar ve finansçı arkadaşlarımız var. Türkiye’deki coin borsalarıyla konuştuk. Bizim gönlümüzde bunu Türk borsasından çıkararak halka açmak var. Çin, Hindistan, Rusya, Doğu Avrupa, Afrika, Uzak Doğu, Orta Doğu gibi bölgelerdeki yatırımcılara İstanbul’dan açılmak istiyoruz.”

Söz konusu projeyi 6 ay sonra hayata geçirmeyi hedeflediklerini belirten Sarımsakçı, ABD ve Türkiye’de hazırlıklarını yaptıklarını, gerekli mercilerden izin alacaklarını söyledi.

Sarımsakçı, bu proje için blockchain teknolojisinin kullanılacağına işaret ederek, kripto paranın “T27 Silicoin” adını alacağını kaydetti.

Türkiye’den mamul madde getirme planı

Mükemmel Sarımsakçı, Türkiye’deki projelerine değinirken, yabancılara Türkiye’de konut satışı yaparak pasaport alınmasına yönelik bir proje yürüttüklerini bildirdi. Sarımsakçı, Çin, Hindistan ve Vietnam’dan talep olduğunu ancak Kovid-19 salgınının işleri durdurduğunu söyledi.

ABD’deki projelerinde Türk ürünlerini tercih ettiklerini belirten Sarımsakçı, Türkiye’den mamul madde getirmek istediklerini ifade etti. Sarımsakçı, “Hem kendi projelerimiz için hem de dağıtmak için inşaat demirini Türkiye’den almaya çalışıyoruz. Bu konuda da 3 yıldan beri çalışıyoruz. Uzun süreden beri altyapısını yapmaya çalışıyoruz.” diye konuştu.

Biden’ın yemin törenine davet almıştı

Son olarak, Türk medyasında ABD Başkanı Joe Biden’ın yemin törenine davet almasıyla dikkati çeken Sarımsakçı, önceden planlanmış toplantıları olması nedeniyle o dönemde İstanbul’da bulunduğunu, yemin törenine katılamadığını söyledi.

Sarımsakçı, daha önce Donald Trump’ın da bazı etkinliklerine katıldıklarını ifade ederek, ABD’nin farklı şehirlerinde çalıştıkları için hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler ile iletişimlerinin olduğunu aktardı.

“Türkiye’de startup ekosisteminin daha da büyümesi gerekir”

Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik ilişkileri de değerlendiren Sarımsakçı, Türkiye’nin çok zeki, genç, dinamik ve pratik bir toplumu olduğunu, gençler arasında atılgan, cesur ve girişimciler bulunduğunu söyledi.

Sarımsakçı, “Türkiye’de startup ekosisteminin daha da büyüyüp oluşması lazım. Yapay zekaya ve yazılımlara daha çok önem verilmesi lazım.” dedi.

Türkiye’nin en güçlü olduğu konulardan birinin de müteahhitlik sektörü olduğunu vurgulayan Sarımsakçı, “Bunu daha da büyütmemiz ve şekillendirmemiz lazım. Zaten coğrafyamızda çok büyük ve başarılıyız, bunu yaymamız lazım. Milyar dolarlık işler alma kabiliyetine sahibiz. Onlar bize çok büyük para getirecek diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

Haber

Türkiye’deki serbest bölgelerin ticaret hacmi yüzde 12,2 arttı

Türkiye’deki serbest bölgelerde koronavirüse rağmen ticaret hız kesmedi. Türkiye’de yatırım, üretim ve ihracatı artırmak, yabancı para ve teknoloji girişini hızlandırmak amacıyla gümrük duvarları dışında bırakılan serbest bölgelerde sınai ve ticari faaliyetler için daha geniş teşvikler verilirken, iş insanları için de gelişmiş bir yatırım ortamı sağlanıyor.

Ticaret Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’deki 18 serbest bölgede, 500’e yakını yabancı sermayeli olmak üzere bin 900 firma faaliyet gösterirken, 79 bin 553 kişi istihdam ediliyor. Türkiye genelindeki 18 serbest bölgenin toplam ticaret hacmi geçen yıl bir önceki yıla kıyasla yüzde 12,22 artarak 22 milyar 58 milyon dolara yükseldi. Söz konusu bölgelerdeki ticaret hacmi 2019’da yaklaşık 19 milyar 656 milyon dolar seviyesindeydi. Serbest bölgeler arasında geçen yıl en fazla ticaretin yapıldığı bölge 3,8 milyar doları geçen tutarla Ege Serbest Bölgesi oldu.

İstanbul’daki bölge ilk yılında 3,6 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaştı

Ege Serbest Bölgesi’ni 3,6 milyar dolarla, yeni kurulan ve yüksek teknoloji ile Ar-Ge çalışmalarına ye ev sahipliği yapan İstanbul İhtisas Serbest Bölgesi izledi.

Geçen yıl yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile yasal temelleri atılan ve ilki İstanbul İhtisas Serbest Bölgesi olarak ilan edilen bu yatırım alanlarında Ar-Ge yoğun, yüksek katma değerli, inovasyon ve teknoloji odaklı mal ve hizmet sektörlerinde şirketlerin faaliyet göstermesi hedefleniyor.

İhtisas serbest bölgelerinde sektörel bazda oluşacak ve firmaların bölgelere yatırım kararlarını etkileyecek temel ihtiyaçların desteklenmesi amacıyla kira, nitelikli istihdam, faiz ve kar payı unsurlarına yönelik ilave destek mekanizmaları sağlanıyor. Halihazırda sunulan mevcut serbest bölge desteklerine ilave olarak, firmaların istihdam ettikleri 10 nitelikli personelin her birinin yıllık 15 bin dolara kadar olan brüt ücretlerinin yarısı ile ihtisas serbest bölgelerinde kiraladıkları arazi ve binalara ilişkin 75 bin dolara kadar olan kira harcamalarının yarısı destekleniyor.

Öte yandan ihtisas serbest bölgelerinin kurucu ve işleticilerine de taahhütlerini eksiksiz ve amaca uygun gerçekleştirmeleri kaydıyla 10 yıl süreyle sabit yatırım taahhütlerinin yarısına kadar kullanacağı krediler için faiz veya kar payı desteği veriliyor. Bu kapsamda, 2020 yılı içinde fiili kuruluşunu hızla tamamlayan İstanbul İhtisas Serbest Bölgesi’nde yazılım ve bilişim sektörlerinden 30 firma faaliyetlerine başladı.

Serbest bölgelerden 9’unun ticaret hacminde artış yaşandı

Türkiye’deki 18 serbest bölgeden 9’unun ticaret hacminde artış görüldü. En yüksek artış yüzde 503,99 ile İstanbul İhtisas Serbest Bölgesi’nde kaydedilirken, en fazla düşüş oranı yüzde 93 ile Trabzon Serbest Bölgesi olarak kayıtlara geçti.

Bu dönemde Mersin Serbest Bölgesi’nde 2,5 milyar dolar, İstanbul Endüstri ve Ticaret Serbest Bölgesi’nde 2 milyar dolar, Avrupa Serbest Bölgesi’nde 2 milyar dolar ve Bursa Serbest Bölgesi’nde 1,7 milyar dolarlık ticaret yapıldı.

Öte yandan, İstanbul Trakya Serbest Bölgesi’nde 1,3 milyar dolar, Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi’nde yaklaşık 1,3 milyar dolar, Kayseri Serbest Bölgesi’nde 1,1 milyar dolar, Antalya Serbest Bölgesi’nde 840 milyon dolar, Kocaeli Serbest Bölgesi’nde 739 milyon dolar, İzmir Serbest Bölgesi’nde 676 milyon dolarlık ticaret hacmi gerçekleşti.

OECD ve AB ülkeleriyle 9,6 milyar dolarlık ticaret yapıldı

Serbest bölgeler aracılığıyla geçen yıl en fazla ticaretin yapıldığı ülkeler, 9,6 milyar dolarla Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri oldu. Söz konusu ticaret hacminin 6,4 milyar dolarlık kısmı AB ülkelerine yapılan ticaretten oluştu. Serbest bölgelerden bu ülkelere yapılan ticaret 2020’de bir önceki yıla göre yüzde 8,34 artış gösterdi.

Serbest bölgelerden Bağımsız Devletler Topluluğu’na yapılan ticaret yüzde 20,6 artış gösterirken, ticaret hacmi 887 milyon dolardan 1 milyar 70 milyon dolara çıktı. Bu bölgelerden diğer Avrupa ülkelerine ticaret söz konusu dönemde yüzde 7,13 artarak 217 milyon dolara, diğer ülkelere ticaret de yüzde 15,62 artarak 2 milyar dolara yükseldi. Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerine ticaret ise bu dönemde yüzde 4,15 gerileyerek 1,7 milyar dolara düştü.

Haber

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 40 bin öğrenciye tablet dağıtacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, pandemi döneminin eğitim alanında yarattığı eşitsizlikleri gidermeye katkıda bulunmak ve öğrencilerin yanında olmak amacıyla organize ettikleri “40 bin tablet dağıtımını” başlattı.

İmamoğlu, eğitim gören çocuk sayısı 3’e kadar olan ailelere 1, fazla olan ailelere ise 2 tablet dağıtılacağını söyledi. Dağıtımların mart sonu, nisan başı itibariyle bitirilmesinin planlandığını kaydeden İmamoğlu, “Bu zor günleri, hep beraber, büyük bir dayanışmayla, özveriyle, şeffaflıkla, doğru bir sistemle, en doğru bir biçimde atlatırız, diye umut ediyorum.” dedi.

Edirnekapı Sosyal Hizmetler Birimi’nde tabletlerin araçlara yüklenmesinden önce konuşan İBB Başkanı İmamoğlu, pandeminin toplumun farklı kesimlerindeki yoksullaşma sürecini de hızlandırdığını belirterek, bu süreçten en fazla etkilenen kesimlerin başında ev kadınlarının ve çocukların geldiğini söyledi. İmamoğlu, “Çocuklarımız, EBA sistemi ile eğitim alıyorlar. Bu konuda imkanı olan var, olmayan var. Türkiye’nin her noktasında internet erişimine ulaşmak ne yazık ki mümkün olmadığını görüyoruz. İstanbul, büyük bir metropol. Elbette Türkiye’nin birçok yeri, kırsalı da mağdur. Metropollerin mağduriyet konusunda daha şanslı olabileceği düşünülebilir. Ne yazık ki hem yoksulluk verileri hem de İstanbul’umuzuz özellikle belli mahallelerindeki insanların yaşadığı travmalar, işsizlik, yoksulluk aynı zamanda çocuklarımıza, gençlerimize yansıyan sonuçlara ne yazık ki sebep oldu.” saptamalarında bulundu.

İmamoğlu, tabletin önemine, “Çünkü ders, her zaman televizyonla olamıyor. Yanı sıra duyuyoruz ki, ebeveynlerinin telefonları üzerinden dersleri anlamaya, dinlemeye çalışan gençlerimiz var.” sözleriyle dikkat çekti. Dağıtımını yapacakları tabletlerin alımı sırasında göz önünde bulundukları kriterleri örneklendiren İmamoğlu, “Arkadaşlarım, bunun başka boyutlarına da eğildiler. İstanbul’un ne yazık ki bazı konularda altyapısı henüz olmamış, tanımlanmamış yerleri bile var. İki türlü erişimin sağlanmasının; yerine, konumuna ve ihtiyaca göre daha etkili ve doğru bir iş olacağına karar verdiler. Onlardan birisi direkt Wi-Fi üzerinden, diğeri de SİM kart ile bağlanmayı doğru buldular. Dolayısıyla iki çeşit tablet alındı. Bugün başlangıcını yapacağımız 40 bin tabletin yarısı Wi-Fi sistemiyle, yarısı sim kart sistemiyle çalışacak.” ifadelerini kullandı.

“1700 aileye 2 tablet verilecek”

Tabletlerin ihale süreçlerine de değinen İmamoğlu, dağıtımların direkt ailelere yapılacağını açıkladı. Dağıtımların Sosyal Hizmetler birimi ekiplerince gerçekleştirileceğini de belirten İmamoğlu, “Peki, nasıl yapılacak? Evlerine gidilecek ya da belli noktalara, tespit edilen aileler davet edilerek kandillerine emanet edilecek. Peki, kimlere yapılacak? Tabii ki ihtiyacı olan aileleri. Sosyal incelemesi net olarak yapılmış, tespit edilmiş ailelere. Bütün tespitler elimizde mevcut; yani, bundan sonra yapılacak bir tespitten bahsetmiyoruz” diye konuştu. Eğitim gören çocuk sayısı 3’e kadar olan ailelere 1, fazla olan ailelere ise 2 tablet dağıtılacağını söyleyen İmamoğlu, “Bu nedenle 1700 aileye, 2 tablet verilecek.” dedi.

İhtiyaç sahibi ailelerin tespitinin adil, şeffaf, hak, hukuk tariflerini tümüyle kapsayan bir anlayışla gerçekleştirildiğini sözlerine ekleyen İmamoğlu, amaçlarının toplumda fırsat eşitliğini canlı tutabilmek olduğunu vurguladı. İBB olarak, eğitim sorununu tümden çözecek ya da bu kapsamda çözüm üretecek bütçeleri olan bir kurum olmadıklarının altını çizen İmamoğlu, “Ancak bizim de böyle önemli bir eksikliğin yaşandığı ortamda, büyük bir katkı sunma konusunda, tüm fedakarlıklarımızı yaptığımızı İstanbullu hemşehrilerimizin yanında olduğumuzu, olmaya da devam edeceğimizi özellikle belirtmek isterim.” ifadelerini kullandı.

“Gücümüz oldukça, vatandaşımız hangi konuda eksiklik hissediyorsa, özellikle yoksulluğun yoğun yaşandığı bu dönemde, bu sürecin devam edeceğini de ön gördüğümüz bir ortamda yanlarında olduğumuzu belirtmek isterim” diyen İmamoğlu, vatandaşlardan bu kapsamda gelecek katkılara da kapıların açık olduğunu aktardı. İmamoğlu, “Umarım bu zor günleri, hep beraber, büyük bir dayanışmayla, özveriyle, şeffaflıkla, doğru bir sistemle, en doğru bir biçimde atlatırız diye umut ediyorum.” dedi.

“4 çekirdekli Android tabletler, uzun pil ömrüne sahip”

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Şengül Altan Arslan, Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Yavuz Saltık ve Bilgi İşlem Daire Başkanı Erol Özgüner’in eşlik ettiği İmamoğlu, tabletlerin içinde olduğu kolilerin araçlara ilk yüklemesini de kendisi gerçekleştirdi. Toplam 40 bin tablet, İBB’den sosyal yardım alan ailelerin ilkokul, ortaokul ve liseye devam eden çocuklarına ulaştırılacak. 4 Çekirdekli Android ve uzun pil ömrüne sahip tabletlerle, İstanbullu öğrencilerin eğitimlerine destek sağlanacak.