Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Soçi’de yaptığı görüşmenin ardından, Türkiye dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı ve değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’in davetine icabetle Soçi’ye yaptığı çalışma ziyaretini “olumlu, başarılı” bir şekilde tamamladıklarını belirterek, “Sayın Putin’le 19 Temmuz’da Tahran’da bir araya gelmemizin ardından Soçi’de ikili ilişkilerimizi ve uluslararası meseleleri etraflıca değerlendirdik. Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyimizin müteakip toplantısını Türkiye’de yapmak üzere Sayın Putin’e davetimi gerçekleştirdim.” dedi.

Türk-Rus ilişkilerinin karşı karşıya kaldığı meydan okumaların üstesinden diyalog ve iş birliği ile gelmeyi başardığına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Sayın Putin’le tesis ettiğimiz karşılıklı güven ve saygıya dayalı ortak anlayış, ilişkilerimizin teminatıdır. Mevcut şartlar altında önemli olan, ilişkilerimizi ortak çıkarlarımız temelinde ve uluslararası sistem içinde sürdürmek, ileri götürmektir. İkili görüşmemizde ticari ve ekonomik iş birliğimizin daha da geliştirilmesi üzerinde etraflıca fikir alışverişinde bulunduk. Ticarette hedefimizi daha önce 100 milyar dolar olarak ifade etmiştik. Bu doğrultuda enerji başta olmak üzere, ticaret, turizm ve tarım gibi alanlarda iş birliğimizi geliştirmek istiyoruz. İkili ticaret hacmimizin daha dengeli bir zemine kavuşmasını temin etmek noktasında kararlıyız. Ekonomik ve ticari ilişiklerimize dair yol haritası mahiyetinde bir mutabakat zaptı da Soçi’de Ticaret Bakanımız ile Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak tarafından imzalandı. Suriye’de yuvalanan terör örgütlerine karşı atılabilecek adımları da aramızda mütalaa ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden, Suriyeli kardeşlerimizle birlikte askerimize, polisimize, güvenlik güçlerimize, sivil vatandaşlarımıza saldıran bu katil sürüleriyle mücadelemize birlikte gereken cevabı verme kararında da mutabık kaldık.”

“Ukrayna’daki savaşın kazananı olmayacağını başından beri vurguluyorum”

Erdoğan, Rusya’yla sürdürdükleri diyaloğun müspet yansımalarına Kafkaslar’da, Suriye’de ve Ukrayna’da şahit olduklarına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden ihraç edilmesine yönelik girişim, bunun en son küresel örneğidir. Şimdi önemli olan, planın sağlıklı şekilde uygulanması ve oluşan müspet havanın İstanbul’daki müzakerelere dönüşe yönelik somut adımlara tahvil edilmesidir. Ukrayna’daki savaşın kazananı olmayacağını başından beri vurguluyorum. Sahadaki sıkıntılara rağmen krizin müzakere masasında çözüleceğine olan güçlü inancımı da koruyorum. Sayın Putin’e, Sayın Zelenski’yle görüşmesine ev sahipliği yapabileceğimizi bir kez daha hatırlattım. Karadeniz’den komşumuz Rusya’yla diyaloğumuzu, bölgesel ve küresel barışa katkı sunmak maksadıyla her alanda ilerletmeye devam edeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Soçi’deki görüşmelerin, Türkiye ve Rusya başta olmak üzere, bölge için hayırlara vesile olmasını diledi.

“Tarafların buradaki yaklaşımı büyük önem arz ediyor”

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Erdoğan, bir gazetecinin, “Ukrayna ve Rusya savaşının önlenmesinde, bitirilmesinde bir ateşkes söz konusu mu, yakın zamanda gerçekleşir mi ve Türk diplomasisi bu noktada rol alır mı?” sorusunu, “Türk diplomasisi aslında üzerine düşen bu görevi başarılı bir şekilde sürdürüyor. Burada herhangi bir sıkıntı söz konusu değil ancak tabii tarafların buradaki yaklaşımı büyük önem arz ediyor. Eğer taraflar, verilen sözlerin üzerinde gerçekten hassasiyet gösterip dururlarsa bu işi ciddi manada çözebilecek bir imkana sahip olduğumuzu veyahut da yaklaştığımızı görüyorum. Bunun olmaması için bu noktada bir sebep söz konusu değil.” şeklinde yanıtladı.

Görüşmede Suriye konusunun ele alındığı anımsatılarak, daha önce Rusya’nın böyle bir askeri harekata karşı çıktığı, çok sıcak bakmadığına ilişkin tavrının devam edip etmediği ve görüşmelerde bu konunun hangi çerçevede ele alındığına ilişkin soruyu ise Erdoğan, şöyle cevapladı:

“Sayın Putin, konuyla ilgili Türkiye’ye yönelik adil bir yaklaşım sürdürüyor. Terörle mücadele noktasında her zaman yanımızda olacağını özellikle de ifade ediyor. Burada şunu bize ima ediyor: ‘Mümkün olduğunca bunları, rejimle birlikte çözme yolunu tercih ederseniz çok daha isabetli olur.’ gibi bir yaklaşımı var. Biz de diyoruz ki şu anda bizim istihbarat örgütümüz, Suriye istihbaratıyla zaten bu konuları yürütüyor ama bütün mesele netice almak. ‘Eğer istihbaratımız, Suriye istihbaratıyla bu çalışmayı yürütürken buna rağmen hala orada terör örgütleri fellik fellik at oynatıyorsa bu konuda bize destek vermeniz gerekiyor.’ diyoruz. Bu konuda da mutabakatımız var.”

“Onlar da bir defa kesinlikle süreci durdurmak gibi bir şeyi kabul etmiyorlar”

Erdoğan, bir gazetecinin, Cumhuriyet tarihinin en büyük projelerinden biri olan Akkuyu Nükleer Santrali’nin önemine değinerek, “Sizin enerji konusunda da en başından beri çok sık vurgu yaptığınız konulardan bir tanesi yerlileşme ve millileşme. Rus tarafı ile bir Türk ortağın girişimi olarak yola çıkan IC İçtaş, zaman içinde önemli bir bilgi birikimi ve know-how üretmişti fakat kısa süre önce ilginç bir gelişme oldu ve Rus tarafı Rosatom yarı yarıya ortak olduğu bu şirkette çalışmalarını durdurdu ve feshetti. Acaba bu konu gündeme geldi mi? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu adım, bu projenin gecikmesi veya Türk tarafının bir miktar daha böyle taşeronlaştırılmasına neden olabilir mi? Böyle bir risk görülüyor mu?” şeklindeki sorusunu da şöyle yanıtladı:

“Tabii böyle bir konuyu görüşmemek olamaz. Görüştük. Akkuyu Nükleer Güç Santrali, ülkemizin enerji stratejisi içinde ayrı bir öneme sahip. Akkuyu’nun ilk reaktörünü 2023 yılında hizmete alma hedefimiz sürüyor. Bu hususları, Rus tarafıyla görüşmelerimizde bir kez daha ele aldık. ’25 bin kişi şu anda çalışmıyor. Burası kapatıldı.’ gibi ifadeler söyleniyor. Böyle bir şeyi ben de kabul etmedim, Rus tarafı da kabul etmiyor. Çalışıyorlar. Şimdi önümüzdeki hafta Mersin Taşucu’nda Abdülhamit Han sondaj gemimizi uğurlamaya gittiğimde aynı gün oradan Akkuyu’ya geçeceğim. Akkuyu’daki çalışmaları yerinde, bizzat heyetimle beraber izleyeceğim. Ondan sonra da Sayın Putin’e oradaki gelinen durumu aktaracağım, söyleyeceğim. Ona göre de yol haritamızı belirleyelim diyeceğim. Yani onlar da bir defa kesinlikle süreci durdurmak gibi bir şeyi kabul etmiyorlar.”

“Sayın Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ziyaretin ekonomik boyutu ve özellikle Türkiye ile Rusya arasında doğal gazda yeni bir anlaşma olup olmadığına ilişkin soru üzerine, Türkiye olarak kapılarının herkese açık olduğunu, Türkiye’de kimler yatırım yapmak isterse onlara her türlü desteği vereceklerini söyledi.

“Çünkü Türkiye, dünyada sadece bu son gelişmelerde değil, bunun dışında da serbest pazar ekonomisinin en önemli bir açık kapısıdır.” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tabii bu Soçi ziyaretinin bir güzel tarafı da şu oldu: Sayın Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık. Ruble noktasında bu alışverişlerimizi yapacağımız için o da tabii Türkiye-Rusya arasında mali noktada ayrı bir güç kaynağı olarak Rusya’ya ve Türkiye’ye inşallah kazandıracak. Bir de Rusya’nın Mir kartı var. Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor. Burada da çok ciddi gelişmeler var. Bu da tabii Rusya’dan gelen turistleri çok çok rahatlatan bir süreç. Onlarla alışverişini, otel ödemelerini yapabiliyorlar. Bu da tabii hem onlar için hem bizim için çok çok rahatlatıcı bir sistem. Bu ziyaretimizde Rusya Merkez Bankası Başkanı ile bizim Merkez Bankası Başkanımız da görüşmelerini yaptılar.”

“Azerbaycan’ın Londra Büyükelçiliğine saldırıyı da kabul edilemez buluyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, Azerbaycan-Ermenistan gerilimi konusunda Rusya’dan iki taraf için de “itidal” açıklaması geldiğini belirterek, “Gerilim artar mı?” şeklindeki sorusu üzerine şunları kaydetti:

“İlham kardeşimle iki gün önce bunları etraflıca konuştuk. Öncelikle bir Azerbaycanlı kardeşimizin şehit olmasına neden olan saldırıyı kınıyoruz. Karabağ, Azerbaycan’ın uluslararası tanınmış sınırları içerisinde yer alan Azerbaycan toprağıdır. Azerbaycan, tabiatıyla topraklarında yasa dışı hiçbir silahlı unsurun bulunmasını istemiyor. Üçlü Bildiri’den bu yana yaklaşık iki yıl geçti. Ermenistan’ın buradaki taahhütlerini de bir an önce yerine getirmesi önem taşıyor. Azerbaycan’ın Londra Büyükelçiliğine saldırıyı da kabul edilemez buluyoruz. Bu olayın ciddiyetle ve detaylı bir şekilde soruşturularak faillerine gerekli cezaların verileceğini ümit ediyoruz.”

Pelosi’nin Tayvan ziyareti

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’a yaptığı ziyaret hatırlatılarak “Meclis Başkanı’nın Tayvan’dan ayrılmasının ardından Çin, işgal senaryosunu andıran bir tatbikat başlattı. Bu gerilimin nereye evrileceğini düşünüyorsunuz? Pasifik’te olası bir çatışma, Türkiye’nin pozisyonunu nasıl etkiler? Ekonomik anlamda özellikle bir kriz çıkarsa hazırlık mıyız?” sorusu üzerine Erdoğan, “Biz hepsine hazırız, bir sıkıntı yok.” yanıtını verdi.

“Bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ukrayna’daki savaş ve koronavirüs salgınının küresel ekonomi ve istikrara olumsuz etkilerinin sürdüğü bir dönemde yeni bir krizin ortaya çıkmasına izin vermemeliyiz.” diyen Erdoğan, Tayvan’la ilgili ortaya çıkan gerginliğin azaltılması için tüm tarafların sağduyulu ve itidalli hareket etmesinin önemini vurguladı.

Şanghay Beşlisi’nin toplantısı

“Eylül ayında Şanghay Beşlisi Özbekistan’da toplanacak. Görüşmemizde Sayın Putin de rica etti, nasip olursa biz de inşallah oradaki toplantıya katılacağız.” ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Şanghay Beşlisi’nin gerek üyeleri gerek gözlemci ya da diyalog ortağı olarak oraya katılacak olanlarla biz de beraber olalım diyoruz. Örneğin Çin geliyor, öbür tarafta Suud gelecek, Katar gelecek. Orada onlarla bir arada olmayı hedefliyoruz. Şu anda fevkalade bir durum olmazsa inşallah ben de oraya katılacağım. Orada bunları çok daha iyi değerlendiririz.”

“Almanya ve Fransa, Rum-Yunan propagandasına alet oluyor”

“Avrupa derin bir enerji kriziyle baş başa. Buna karşın hem Almanya’nın hem Fransa’nın, Yunanistan’ın haksız iddialarını sahiplenerek, savunarak Türkiye’yi hedef aldıklarını görüyoruz. Türkiye tam da tahıl ve enerji krizini çözecek bir diplomasi ortaya koyarken Berlin ve Paris’ten gelen açıklamaları bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine de Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu “taraflı” açıklamalara Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun gerekli yanıtları verdiğini anımsattı.

Almanya ve Fransa’nın Rum-Yunan propagandasına alet olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

“Yunanistan’ın uluslararası hukuku hiçe sayan adımlarına göz yumulurken, doğru olmayan değerlendirmelerle ülkemizin eleştirilmesi kabul edilemez. Avrupa’nın istikrar ve güvenliği için Türkiye’nin yeri aşikar. Bu rolümüzü küresel tahıl krizinin çözümünde öncü olarak bir kez daha gösterdik. İstanbul’dan geçen Razoni kuru yük gemisi aslında bir ilkti. Bunun arkasında bu şekilde sırada olan 20 civarında gemi var. Hepsinden öte, şu anda Rusya diyor ki ‘Bizim ciddi manada çıkabilecek hazırlığımız var, gücümüz var. Bizdekilere ne zaman aracılık edeceksiniz?’ İlgili bakanlıklarımız, birinci derecede de Ticaret Bakanlığımız bu işlerin şu anda sorumlusu olduğu için bu konuda hızla çalışıyorlar. Hele hele burada imzayı attıktan sonra sorumluluğu daha da artmış vaziyette. Rusya diyor ki ‘Benim malım çok fazla. Örneğin asgari 40 milyon ton ben şu anda mal çıkarabilirim.’ Tabii arada kara kediler var, güya Türkiye gemileri durdurmuş gibi dedikodu dolaştırıyorlar. Böyle bir şey yok. Aksine, ilk gemi nasıl Lübnan’a gittiyse bu tür gemilerin hepsi bizim üzerimizden gitmeleri gereken ülkelere ulaşmaları için yola revan olacaklar. Bunun aracılığını da Türkiye en güzel şekilde ortaya koyacak. İstanbul’daki sözleşmeyle sağladığımız o başarıyı bundan sonra da devam ettireceğiz.

Yunanistan İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın istifa ettiği hatırlatılarak “Gerekçesi de Yunanistan muhalefet liderinin cep telefonundan casus yazılım bulunması. Miçotakis’in yeğeninin de işin içerisinde olduğu iddiaları söz konusu. Bir değerlendirmeniz olur mu?” sorusu üzerine Erdoğan, “Ben Yunanistan’ın içişlerine karışmam. Bu onların içişleridir.” yanıtını verdi.

“Terör örgütü PKK’nın bilindik saldırılarının değişik versiyonu”

Irak’ın Duhok vilayetinin Zaho ilçesindeki saldırıya ilişkin, “9 sivil defnedilmeden işi Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaptığına dair tezvirat yaptılar. Zaho’daki son durum nedir? Bunu Türkiye’ye karşı küresel bir kumpas olarak değerlendirenler oldu. Böyle bir kumpas var mı? Birileri acaba Suriye’ye operasyon yapılacakken böyle işler mi yapıyorlar?” sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce gerek Dışişleri gerekse Savunma Bakanlığının konuyla ilgili açıklamaları yaptığını bildirdi.

“Bu, terör örgütü PKK’nın bilindik saldırılarının bir değişik versiyonu.” değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, şunları söyledi:

“Nasıl bugüne kadar bu tür şeyleri yapıp ondan sonra kaçtıysalar, ortada görünmeme gibi yolları seçtiyseler şimdi burada da yine aynı şekilde bu tür suikastları yaptıktan sonra topu hemen Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türkiye’nin üzerine atmışlardır. Olayın aslı budur. Buna yönelik de bugüne kadar yapılmış olan açıklamalarımızın arkasındayız. Tabii başta Amerika olmak üzere, Avrupa’nın değişik ülkelerine bunları İletişim Başkanlığımız da anlattı ve bu şekilde süreç devam ediyor. Biz ilk andan itibaren orada yerel muhataplarımızla konuşmak, görüşmek, temas sağlamak suretiyle her konuda yardımcı olabileceğimizi, bu olayın açığa çıkması için elimizden geleni göstereceğimizi kendilerine söyledik. Bu teklifimiz halen baki. Onlar da teşekkür ettiler. Hatta oradaki yaralılarla alakalı eğer arzu ederlerse onlara sağlık desteği sağlayabileceğimizi kendilerine ifade ettik. Sadece Kuzey Irak’ta veya Irak’ta değil, biz oradan ülkemize alıp en yakın vilayetlerdeki şehir hastanelerimizde, eğitim araştırma hastanelerimizde, ameliyatsa ameliyat, bakımsa bakım bunların hepsini yapabileceğimizi söyledik. Bütün muhataplarımıza taziyelerimizi ilettik. Bizim başlangıçtan itibaren yaptığımız bütün operasyonlarda sivillerin, tarihi, dini, kültürel yapıların ve çevrenin dokunulmaz olduğunu, planlamada ve icrada kesinlikle bu konulara hiçbir ordunun yapmadığı kadar dikkatli ve hassasiyetle yaklaştığımızı ilave ettik. Zaho’daki olaydan sonra Musul Konsolosluğumuza bir saldırı oldu. Oranın bir sivil hedef olduğu biline biline oraya aleni saldırı yapıldı. Kimin sivil hedeflere saldırabileceğini, bu alçaklığı kimlerin yapabileceğini herkesin görmesi lazım.”

HDP’nin Zaho’daki olayı “Zaho ikinci Uludere’dir” şeklinde değerlendirmesinin ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da “helalleşme” konsepti altında Uludere’ye gittiği hatırlatılarak “Bu helalleşme konsepti altında Uludere’ye gidilmesini, HDP’nin çağrısının iki hafta sonra gidilmesini nasıl değerlendirirsiniz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

“Biliyorsunuz ben Uludere’deki o olayda ebediyete irtihal eden bütün kardeşlerimizin aileleriyle bir araya geldim. Şırnak’ta Şerafettin Elçi Havalimanı’nın açılışında o ailelerle görüşmelerimi yaptım. Bizzat eşimi de Uludere’ye gönderdim. Eşim Uludere’ye gitti, oradaki ailelerle yerinde görüşmeler yaptı. Dolayısıyla bizim Bay Kemal gibi kalkıp da nerede bir fırsatçılık var, o fırsatçılık anı geldiğinde onlarla bir araya gelmek gibi bir yaklaşımımız yok. Bay Kemal helalleşmeden bahsediyor. Sen bu ifadeyle bir defa kendini açığa çıkarıyorsun. Nedir o? Bir yerde bir borç varsa gidersin helalleşirsin. Demek ki sen bu işlerde tarafsın. Böyle bir durum zaten söz konusu. Onun için de helalleşme zarureti doğuyor. Bizim öyle bir helalleşme sıkıntımız yok. Çünkü biz bütün vatandaşlarımıza karşı her türlü yapmamız gerekenleri yaptık, yapıyoruz ve bundan sonra da aynı şekilde yapmaya devam edeceğiz. Bizim vatandaşlarımıza karşı hak noktasında evelallah bir sıkıntımız yok, buna inanıyoruz. Hele hele orada belediyeyi de biz kazandığımız için, nasıl oluyor bu iş, hem öyle hem öyle.”

KPSS’nin iptali

Cumhurbaşkanı Erdoğan, KPSS’nin iptal edilmesi hatırlatılarak “Son duruma ilişkin bilgi verebilir misiniz? FETÖ parmağı var mı? Sosyal medya tarandığında, bakıldığında resmi olarak parmağı olmasa da hükümetle gençleri karşı karşıya getirmek isteyen bir FETÖ’cü grubun varlığı çok aşikar görülüyor.” sorusunu yanıtlarken “FETÖ’cü grup mu desek, 6’lı masa mı desek, bir de masanın altı var, yedi…” ifadelerini kullandı.

“Şimdi dikkat ederseniz, aynı anda hepsi adeta aynı cümlelerle, aynı kelimelerle bunu tanımlamaya çalıştılar.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Yani biz orada boşta bulunsak veya boşluğa düşsek bunu seçime kadar satacaklardı. Çünkü gençleri nasıl aldatırız gayreti içerisindeler. Tabii bu tutmadı çünkü biz durumu gördük. Durumu gördükten sonra ben ÖSYM Başkanı olan arkadaşımızı da bir zan altında bırakmak istemem ama soruşturmaların hayırlı bir netice vermesi noktasından hareketle kendisini görevden almak suretiyle oraya hemen 24 saati bulmadan bir arkadaşımızın atamasını yaptık. Bu atamayla beraber de hemen ekibini en güzel şekilde kurması için talimat verdik. Üst düzey de bir ekip oluşturduk ve bu ekiple çalışmalarına anında başladılar. Atamayı yaptığımız gibi çalışmayla da hemen ertesi sabah çıktı basın toplantısını yaptı ve önümüzdeki ayın 17’sinde de süreci başlatma kararını aldık. Sınavı iptal edilenlerden herhangi bir ücret talebi de kesinlikle olmayacak. ÖSYM, bundan sonraki süreci, kademeleri de inşallah en güzel surette devam ettirerek, şaibeleri de ortadan kaldırarak yoluna devam edecek.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken sürekli ‘Bay Kemal’ ifadesini kullanıyorsunuz. O da ‘Evet ben Bay Kemal’im dedi. Buna dair ne diyorsunuz? Bay Kemal demeye devam edecek misiniz?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Şimdi burada da söyledik ya… Bay Kemal tabii uzun zamandır kendisine lütfettiğimiz bir isimdi ama bu ismi kabullenmekte önce zorlandı, sonra kabul etti. Bize düşen nedir? Hayırlı olsun demektir. Fakat enteresan olan bir şey daha var, bizim bu ziyaretler de kendisini rahatsız ediyor. Biz bu ziyaretleri yapacağız. Ne Bay Kemal ana muhalefet olarak ne yavru muhalefet, onlar bu tür şeylere giremezler. Bizim şu 40 yıllık siyasetimizin tamamı elhamdülillah bu yolda geçti. Dünyanın gitmediğimiz ülkeleri istisnadır, nadirdir. Bundan sonraki süreçte de Rabbimizin bize verdiği ömür boyunca bunları inşallah yapmaya devam edeceğiz.”

Haber

Kılıçdaroğlu: Herkesin hakkını hukukunu teslim edeceğiz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Erzurum’daki Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi’nde partisinin milletvekilleriyle toplantısında yaptığı konuşmada, TBMM’nin tatile girdiğini ancak ülkenin dertlerinin devam ettiğini söyledi.

Ülkenin dertlerinin azalarak değil, artarak devam ettiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Tarihin bize yüklediği bir sorumluluk var. Bu ülkenin kuruluşunda harcımız var. Bu ülkenin kuruluşunda şehitlerin kanları var, atalarımız, gazilerimiz, babalarımız var. Biz, ‘Meclis tatile girdi oturalım Türkiye’nin sorunlarını seyredelim’ böyle bir düşüncemiz yok. O zaman karar aldık, bir şey yapmamız lazım, bir yerden başlamamız lazım. Nereden başlayalım, hepimizin aklına bir tek kent geldi, Erzurum’dan başlayalım. Erzurum, tarihi, kadim şehir, Dadaşlar’ın kenti. Bir dönem bölgenin Paris’i olarak adlandırılıyordu. Bu kadim şehrimiz Milli Kurtuluş Savaşı’nın odak noktası, başlangıç noktasıydı. Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk başkanı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk Erzurum milletvekiliydi.”

“Gelmedik, sofranıza oturmadık, çayınızı, kahvenizi içmedik”

Kılıçdaroğlu, Erzurum’un hem ülke tarihinde hem de partilerinin tarihinde özel bir yerinin olduğunu belirterek, “Erzurum, madem o kadar önemli, tarihsel açıdan bu kadar derinlikte olan bir kent acaba neden CHP’ye sempati göstermediler. Neden bir tek milletvekili bile uzun süredir CHP’den çıkarmadılar. Önemli bir soru. Bu işin sorumlusu bu işin kabahati Erzurumlularda değil, Cumhuriyet Halk Partililerde, iğneyi önce kendimize batıracağız. Gelmedik, sofranıza oturmadık, çayınızı, kahvenizi içmedik, Gel otur, bir derdini dinle, çayını kahvesini iç, hiçbir şey yapmıyorsan bir cağ kebabını ye kardeşim. Bunları yapmadık.” diye konuştu.

Erzurum’a aynı zamanda Erzurumlularla kucaklaşmaya ve helalleşmeye geldiklerini anlatan Kılıçdaroğlu, kentin Milli Mücadele ateşinin ilk yakıldığı yerlerden birisi olduğunu hatırlattı.

Cumhuriyet’in ilk kez dile getirildiği kentte bulunduklarının altını çizen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Türkiye’nin durumu pek parlak değil. Yeni bir mücadeleyi başlatmak zorundayız. Neden yeni bir mücadele, bu da önemli bir soru. Çünkü koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti, asla bir kişiye teslim edilmemeli, asla. Bir kişiye bir devletin teslim edilmesi o devlet için bir felakettir. Örnek hepimiz Çanakkale Savaşı’ndan söz ederiz değil mi? Çanakkale’yi geçilmez kıldık değil mi? Çanakkale’nin her karışında binlerce şehidimizin, gazimizin, acısı, gözyaşı, kanı var değil mi? Çanakkale’yi 1915’lerde geçilmez kıldık mı, evet. Yedi düvele karşı mücadele ettik mi, evet. 1915-1916 Çanakkale Savaşlarında bu ülkenin vatandaşları Çanakkale’yi geçilmez kıldılar. Ama ne oldu sonra, bir dönem geçti, bir kişi çıktı dedi ki ‘o gemileri serbest bırakın gelsinler, 1918. O mücadele verdiğimiz, Çanakkale geçilmez dediğimiz Çanakkale’de. O savaştığımız bütün gemiler, o gemilerdeki düşman askerleri Çanakkale’yi geçtiler, geldiler, Dolmabahçe’nin önünde demirlediler. O zaman Yıldırım Orduları Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1919 Haydarpaşa’ya geldi gemileri gördü ve şunu söyledi, ‘geldikleri gibi gidecekler’.”

“100 yıl ağır mücadeleler verdik”

Kılıçdaroğlu, Erzurum’un sıradan bir kongre değil, milli iradenin ilk kez çok açık ve net bir şekilde telaffuz edildiği bir kongre olduğunu anlattı.

Türk bayrağı dışında başka bir bayrağın altında asla duramayacaklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, “Şimdi milli iradenin bir kişiye teslim edildiğini görüyoruz. 100 yıl ağır mücadeleler verdik. Hakimiyeti milliye, milli irade için. Parlamento daha dün toplandı, sağlık çalışanlarının sorunlarını çözmek için. Oturduk bütün sağlık çalışanlarının dernekleriyle konuştuk. Sağlıkta şiddeti nasıl engelleriz diye. Onların görüşlerini aldık. O görüşler paralelinde grup başkanvekillerimiz parlamentoyu davet etti, gelin sorunları çözelim. Sorunların çözüm adresi Türkiye Büyük Millet Meclisidir. O meclis Gazi Meclistir, sıradan bir meclis değil. Gelmediler, katılmadılar. Gün olacak o Meclisin önündeki bayrak, kayıtsız şartsız hakimiyetin millette olduğunu çok güçlü bir şekilde seslendirecek, bunu Millet İttifak’ı olarak yapacağız.” diye konuştu.

Her kesimin sorunlarının olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Baba işsiz, kız, oğlan üniversiteyi bitirmiş, oğlan askerden gelmiş işsiz. Baba ile oğul birbirinin yüzüne bakamıyor, birisi diğerinden harçlık isteyemiyor, ev kiralarını ödemekte zorlanıyorlar. Alışverişe çıkan kadın fiyatları görünce şaşırıyor. Bu sorunları aşmak zorundayız, aşmazsak olmaz. Bu bizim aile, birey olarak yaşadığımız sorunlar. Bir de Türkiye olarak yaşadığımız sorunlar var. Bütün komşularımızla kavgalıyız, hepsiyle. Ömrü savaş meydanlarında geçen Gazi Mustafa Kemal Atatürk barışın ne kadar değerli olduğunu görmüş, bütün hayatı savaş meydanlarında geçmiş. Kan görmüş, acı görmüş. ‘Barıştan daha değerli bir şey yok’ demiş. Bütün komşularla niye kavga ediyoruz, hangi gerekçeyle kavga ediyoruz? Erzurumlu kardeşlerim unutmayın, Suriye’ye geleceklerdi değil mi? Suriye’de namaz kılacaklardı değil mi? Ne oldu? Onlar Suriye’ye gitmeden 3 milyon 600 bin Suriyeli geldi. Resmi rakam bu, sayısını kimse bilmiyor. Hiç kimse endişe etmesin, hiç kimseyi ırkçılık yapmadan, onuruyla oynamadan, onları kendi ülkelerine Allah nasip ederse sizlerin takdiriyle davulla, zurnayla göndereceğiz.”

Kılıçdaroğlu, taşeron işçilerin sorunlarını çözeceğini ve PTT’nin taşeron işçilerinin de haklarını teslim edeceğini söyledi.

Çok dar bir kadronun özelleştirilen şeker fabrikasında çalıştığını ve o işçilerin hakkını kendisinin savunacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“2007’de 784 bin olan nüfus 2022’de 756 bine düşecek. Niye nüfus azalır, insanlar Erzurum’da iş bulamadıkları, çalışma alanları bulamadıkları için. Büyük kentlerin varoşlarına gidiyorlar. Tarıma dayalı meralar, sanayi gelişmemiş. Erzurum’da büyükbaş hayvan varlığında da ciddi bir düşüş var. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı 50 bin aileye her yıl kömür dağıtıyor. Bu şehrin iklimini bozuyor, hava kirliliğine yol açıyor. Sen eğer yardım yapacaksan o 50 bin vatandaşın doğal gaz parasın ödersin, şehir kirlenmez. Kirlilik olmaz ama bunu yapmıyorlar, yapacağız.”

Kılıçdaroğlu, Erzurum’un tarım ve hayvancılık bölgesi olduğuna işaret ederek, “Onlar tarımın önemini bilmezler, biz biliriz. Onlar tarımın stratejik sektör olduğunu bilmezler ama biz biliriz. Neden çünkü araban, mobilyan, buzdolabın olmayabilir ama sen eşin, çocukların günde iki sefer ekmek yemek zorundasınız, yemek yemek zorundasınız. Canlı hayvandan ete kadar dışarıdan getiriyorlar. Buğdaydan arpaya kadar dışarıdan getiriyorlar. Yulaftan mısıra kadar dışarıdan getiriyorlar. Türkiye’de toprak mı yok, çiftçi mi yok, üreten mi yok, alın teri döken mi yok, hepsi var.” diye konuştu.

“Kim üretiyorsa, alın teri döküyorsa, Bay Kemal’in başının üstünde yeri var”

“Herkesin hakkını hukukunu teslim edeceğiz. Kim üretiyorsa, kim alın teri döküyorsa oy versin veya vermesin, Bay Kemal’in başının üstünde yeri var. Yeter ki eksin ve üretsin.” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu, hiçbir çiftçinin ektiğinden ötürü zarar görmeyeceğini kaydetti.

Havza bazlı planlama yapacaklarını, çiftçinin ektiği veya ürettiği için zarar etmeyeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Tarım Kanunu’nun 21. maddesi var ve diyor ki ‘her yıl milli gelirin yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilecek.’ Doğru dürüst verilmedi. Çiftçinin bu AK Parti hükümetlerinden 273 milyar lira alacağı var. Verilmesi gereken para verilmedi.” dedi.

Erzurum’un coğrafi ve tarihi olarak da çok önemli bir yer olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Toprak büyüklüğü açısından 9. büyük il. Dolayısıyla bu bölgenin özel ekonomi bölgesi olarak ilan edilmesi lazım. Bu bölge 9 ille beraber ortak projeler ve hedeflere kilitlenmesi lazım. Erzurum dışında Kars, Ağrı, Iğdır, Tunceli, Muş, Bitlis, Bingöl ve Van’da havza bazlı tarım ve hayvancılığın merkezi olması lazım. Bu bölge özel yatırım alanlarıyla teşvik edilmesi lazım.” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Iğdır, orada Kazım Karabekir Tarım İşletmesi var. Orası şu an büyük, önemli bir merkez. O merkeze canlı hayvanlar getirilecek. Orada üretilecek ve 20 bin aileye her yıl küçük ve büyükbaş hayvan ücretsiz olarak dağıtılacak. Yine bu bölgede tarım ve hayvancılığın gelişmesi için et işleme tesisleri, deri işleme tesisleri, yem işleme fabrikaları, tarım aletleri, tarımsal ürün paketleme tesisleri, tarım ilaçları, biokarbon, sıvı gübre ve tekstil üretimi de bu bölgede olacak. Bu dediğim 9 ilde bunların tamamı olacak ve merkezi de Erzurum olacak. Tarım ve hayvancılık konusunda uluslararası borsa Erzurum’da kurulacak. Böylece bu borsa kurulurken laboratuvarlar ve ticaret merkezleri de olacak. Bölgenin inşası, Erzurum Ticaret Sanayi Odası, Ziraat Odası ve özel sektör tarafından kamu desteğiyle yapılacak. Kaynaklar büyük ölçüde kamu tarafından finanse edilecek. Bölgenin işletmesini Ticaret Sanayi Odası, Ziraat Odası ve özel sektör beraber yapacaklar.”

CHP’nin hayvancılıkla ilgili projeleri

Bahsettiği çalışmalarla Erzurum’un tarım ve hayvancılığın üretim merkezi olacağını söyleyen Kılıçdaroğlu, “Çok sayıda hayvan besleneceği için hayvanların atıkları ve bunlardan sıvı gübre ve elektrik enerjisi elde edeceğiz. Elde ettiğimiz elektriği, çiftçiler ücretsiz olarak büyük ölçüde kullanacaklar. 150 bin doğrudan 600 bin dolaylı olmak üzere 750 bin kişiye projemiz istihdam alanı sağlayacak. Hedef 30 milyar dolarlık Orta Doğu Et Borsası’nın ana merkezi olmak. Bütçenin ilk 6 ayında tarımsal destekler için verilen para 21 milyar 300 milyon lira. Esnaf ve çiftçilere kredi desteği de 8 milyar 200 milyon lira. Toplam 29 milyar 500 milyon lira çiftçi, esnaf, destek ve kredi için verdikleri para. Tefecilere ve faizcilere ne vermişler, 134 milyar 600 milyon lira.” şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Hayvan yemini bile ithal eden, canlı hayvanı ve eti ithal eden iktidardan kurtulmak istiyoruz, ‘biz kendi yemimizi ve hayvanımızı kendimiz üretelim, toprağımızı kendimiz işleyelim, alın terimize kendimiz değer verelim ve hepimiz kazanalım’ diyorsanız bize katılacaksınız. Çiftçilerin, esnafın Tarım Kredi Kooperatifinden veya bankalardan aldıkları kredilerin faizleri silinsin istiyorsanız bize katılacaksınız. Emeklilikte yaşa takılanlar, eğer bu sorun çözülsün istiyorsanız, bize katılacaksınız. Ataması yapılmayan öğretmenler ve sağlıkçılar, atamalarınızın hak ve hukuk içinde yapılmasını istiyorsanız, bize katılacaksınız. Adaleti sağlamak istiyorsanız ve uyuşturucu belasından bu ülke kurtulsun istiyorsanız, bize katılacaksınız.”

Toplantıya, genel başkan yardımcıları, milletvekilleri ve partililer katıldı.

Haber

Tamer Çiçek, TÜRSAB Başkanlığı’na adaylığını açıkladı

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), aralık ayında 25’inci olağan genel kurulunu gerçekleştirmeye hazırlanırken, başkanlığa aday olduğunu açıklayan ilk isim Yeni Nesil TÜRSAB Hareketi lideri Tamer Çiçek oldu.

Turizm sektörüne 20 yıl önce kokartlı rehber olarak adım atan; ardından Türkiye’nin dijital acentacılık alanındaki ilk şirketi adonis.com’u kuran; Air Arabia ve Flybaghdad havayolu şirketlerinin Türkiye Genel Satış Acentalığını yapan Çiçek, Basın Ekspres Yolu’ndaki kendi oteli La Quinta by Wyndham İstanbul’da bir basın toplantısı düzenleyerek, projelerini anlattı.

Sektörün tüm alanlarında hizmet verdiklerini belirten Çiçek, bu nedenle tüm sorunların farkında olduklarını ve Yeni Nesil TÜRSAB Hareketi olarak bu sorunların hepsi için çözüm ürettiklerini dile getirdi. Çözüm önerilerini ve projelerini açıklayan Çiçek, başkan olması durumda ilk icraatın TÜRSAB’ın 35 milyon dolarlık yatırımla inşa ettirdiği ancak o günden beri atıl halde bulunan Kuşadası Kongre Merkezi’ni (KOMER) Turizm Merkezi’ne dönüştürmek olduğunu söyledi.

50 dönüm açık alandan oluşan bu merkezde kongre alanın yanı sıra sektörün en önemli ihtiyacı olan kalifiye eleman sorununa çözüm bulmak için yüzde 100 iş garantili TÜRSAB Üniversitesi’ni kuracaklarını belirten Çiçek, “Bütün fizibilite çalışmaları yapıldı. Kurulacak fakültelerden, eğitim verecek öğretim üyelerine, sosyal alanlarından hizmetlisinin maaşına kadar her şeyi planladık. Üniversite bünyesinde Turizm Fakültesi, Teknoloji Fakültesi, Kültür ve Sanat Fakültesi olacak. TÜRSAB Üniversitesi günümüzde mantar gibi biten apartman üniversitelerine benzemeyecek. Bu üniversiteden mezun olan her öğrenci daha diplomasını almadan iş sahibi olacak. Diplomalı işsiz tabiri TÜRSAB Üniversitesi’nden mezun olan hiçbir öğrenci için kullanılmayacak.” dedi.

Çiçek, “Ayrıca bütün bu alanı turizm merkezi haline getireceğiz. İçinde üniversitenin yanı sıra kongre merkezi ve kuluçka merkezi olacak. Bu alan bölge ihtisas fuarlarına da ev sahipliği yapacak. Bugün böyle bir merkezi kurmak isteseniz 100-120 milyon dolarlık yatırım yapmanız gerekiyor. İşte Yeni Nesil TÜRSAB Hareketi olarak biz bu atıl kapasiteyi küllerinden doğuracağız.” diye konuştu.

“Değişim değil, dönüşüm gerekiyor”

“TÜRSAB’ı değiştirmek değil, dönüştürmek istiyoruz” diyen Çiçek, “Yeni Nesil TÜRSAB Hareketi olarak, seyahat acentelerinin yaşadığı sorunları her koşulda çözmeyi hedefleyen, bahane üretmeyen, kamu ve özel kurumlarla kavga etmeyen, seyahat acentelerine sadece hizmet etmeyi ve fayda üretmeyi amaçlayan bir ekibiz. Birçok kişinin ağzına pelesenk ettiği gibi biz değişim için aday olmadık. Çünkü artık değişimin yetmediğini biliyor ve görüyoruz. Artık dönüşmek gerekiyor. Çünkü dijitalleşme ve sürekli gelişen teknoloji, dönüşümü zorunlu kılıyor. İşte biz, bu dönüşümü gerçekleştirmek için adayız” diye konuştu.

İş hayatında edindiği tecrübeyi sektöre aktarmak için aday olduğunu belirten Çiçek, “Acentelerimizin teknolojik gelişmeleri yakından takip ettiklerini görüyor ancak bu potansiyeli yeterince kullanamadıklarını gözlemliyoruz. TÜRSAB da bu konuda yönlendirici bir rol üstlenmiyor. Biz tüm acentelerimizin teknolojik gelişmeleri en iyi şekilde kullanabilmesi için TÜRSAB’ı dönüştüreceğiz. Böylece üyelerimize maksimum faydayı sağlamış olacağız” dedi.

Türkiye’deki tüm acentelerle görüşüyor

Yeni Nesil TÜRSAB Hareketi olarak son üç aydır Türkiye’nin 15 vilayetine gittiklerini ve oradaki acentelerle bir araya geldiklerini belirten Çiçek, “Hala bir araya gelmeye de devam ediyoruz. Seçimlere kadar Türkiye’de gitmediğimiz şehir kalmayacak. Adının başında Türkiye olan TÜRSAB’ın uzun süredir görmezden geldiği Türkiye’deki tüm acentelerin sorunlarına çözüm sunacağız” dedi.

İşte o projeler:

Sektörün yaşadığı sorunları tek tek sıralayan ve çözüm önerilerini dile getiren Çiçek’in yeni dönemde TÜRSAB’da yapılacak projeleri şöyle sıraladı: “Sağlık Turizminde, aracı kurum olarak seyahat acentelerinin daha etkin hale getirilmesi amacıyla etkinlikler ve gerekli yasal düzenlemeler için çalışacağız.

Eğitim Turizminin seyahat acenteleri aracılığıyla yapılması için gerekli yasal çalışmalar ile pazar yapılanmasında etkin rol alacağız.

Ülkemizin doğal ve kültürel zenginliklerinin değerlendirilmesine hizmet edecek Sinema Turizminin geliştirilmesinde aktif rol alacağız. Türkiye’nin uluslararası film endüstrisi için bir cazibe merkezi olarak algılanmasını sağlayacağız.

Turizmde destinasyonlar için oldukça önemli çekici ve cazibe unsurlarından biri olan yöresel kültür ve sanat etkinliklerini destekleyerek Festivaller’le turizmi çeşitlendirecek, daha çok yerli ve yabancı turistin gelmesine, bu yolla turizmin geliştirilmesinde aktif rol oynayacağız.

İnanç Turizmi kapsamında sadece Hac ve Umre turizmi yapan seyahat acentalara yeni yatırım yolları göstererek destek vereceğiz.

Ülkemizde ciddi bir potansiyel oluşturan doğa/yayla/karavan turizminin geliştirilmesi için aktif çalışmalar yapacağız. Yeni Karavan Parklarının açılmasını sağlayarak Karavan ve Milli parkların alternatif turizm merkezleri olarak turizme kazandırılması projelerimiz arasında yer alıyor.

Tur operatörleri ve havayolları ortaklığıyla gerçekleştirmeyi öngördüğümüz projelerle ülkemizde yeni destinasyonlar açılmasına destek olacağız; mevcut destinasyonlar için yeni pazar fırsatlarının yaratılması ve tüm yıla yayılması için projeler hazırlayacağız.

Engelliler başta olmak üzere herkes için Erişilebilir Turizm kavramının yaygınlaştıracak, böylelikle atıl durumdaki turist potansiyelini turizme kazandıracağız.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında kadın meslektaşlarımıza Pozitif Ayrımcılık yaparak girişimlerini desteleyecek, ödüllendirme ve ihtiyaç duydukları işbirliği ve deneyim aktarımı ile güçlendirilmeleri yönünde çalışacağız.

Dünyada hızla yaygınlaşan Ev Turizminin uluslararası standartlara uygun olarak geliştirilmesi yönünde çalışacak, seyahat acentelerinin öncülüğünde yürütülmesini sağlayacağız.

KOMER’de yapacağımız Turizm Merkezi projesinin yanı sıra, MICE sektörünün önemli merkezleri konumundaki Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda da TÜRSAB’ın hissesi var. Burada kongre turizminin geliştirilmesi ve önemli kongrelerin Türkiye’ye getirilmesi için çok çok daha aktif olacağız. Hedefimiz TÜRSAB’ın sahip olduğu tüm işletmeleri ile sektör için çalışmasını sağlamak.”

Haber

‘Stokçu’ suçlaması rahatsız etti: Stok tutmak ile stokçuluk karıştırılıyor

Merve YİĞİTCAN / Yener KARADENİZ

■ İSO Meclis toplantısında Kavcıoğlu ile sanayicileri karşı karşıya getiren ‘stokçuluk’ ithamına iş dünyasından tepki yağdı.

■ Sanayiciler, “stokçuluk yapılıyor” söylemini rahatsız edici buldu. Sektör temsilcilerine göre, yüksek enflasyon ortamında stoklu çalışmak normal.

■ “Finansmana erişimin zorlaştığı, maliyetin çok arttığı dönemde hiçbir sanayicinin elindeki parayı stokta mal tutmak için harcama lüksü yok”

■ “Stok ile stokçuluk birbirine karıştırılmasın. Hiçbir sanayici gereğinden fazla stokla üretim yapmaz. Stokun da ciddi bir maliyeti var”

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun fitilini ateşlediği ‘stokçuluk’ tartışmalarına sanayici cephesinden itirazlar sürüyor. DÜNYA’ya konuşan iş dünyası temsilcileri, üretimde tedarikin garanti altına alınması adına envanter tutmanın işin doğasında olduğunu savunurken, özellikle son dönemde iç ve dış talepteki yavaşlamanın stoklarda şişkinliğe neden olduğunu, hatta sanayicilerin karsız satışlarla karşı karşıya kaldığına işaret ediyor. Son dönemde artan kredi maliyetlerine dikkat çeken sektör temsilcileri, finansmanın bu kadar ‘pahalı’ olduğu bir dönemde sanayicilerin ulaşabildiği krediyi stoka yatırmasının piyasa gerçekleriyle uyuşmayacağına dikkat çekiyor.

Dalgakıran: Stokçuluk lüksümüz yok

Stokçuluk tartışmalarını sağlıklı bulmadığını söyleyen Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanı Adnan Dalgakıran, kavramların yanlış kullanıldığını, stokla stokçuluğun karıştırıldığını dile getirdi. Hiçbir sanayicinin gereğinden fazla stokla üretim yapmak istemeyeceğine dikkat çeken Dalgakıran, “Hatta şirketlerimizde minimum stokla maksimum üretimi nasıl yapabileceğimizi konuşuruz. Hem stokun da bir maliyeti var. Normal işleyen bir ekonomide bu böyledir. Ama stokçuluk başka bir şey… Bir malı stoklayarak kıtlık yaratıp, o malın fiyatının gerçekten daha yukarıya çıkmasına sebebiyet vermektir stokçuluk. Sanayicinin böyle bir lüksü yok, hele ihracatçının hiç yok. Dolayısıyla ‘stokçuluk’ sanayiciye kullanılacak bir ifade değil” diyerek tepkisini ortaya koydu.

İşletmelerin stoklarında normalden daha fazla mal olduğunu görmenin başka anlamları olduğunu dile getiren Dalgakıran, şu ifadeleri kullandı: “Tedarik zincirlerinde bozulma var. Hızlı üretim yapıyorsunuz, ama malın gelip gelmeyeceğini ya da ne zaman geleceğini bilmiyorsunuz. Bu durumda üretimi kesintiye uğratmamak için normalden daha fazla ürün stoklayabilirsiniz. Mesela bunu yapmaz ve batarsan mahkeme seni ‘basiretsiz tüccar’ olarak nitelendirir. Stokçuluk ise başka bir hikaye. Biz sanayiciler elimizden gelse hiç stok yapmadan üretim yapmak isteriz. Yüksek enfl asyonun olduğu bir yerde de şirketlerin elindeki finansmanı yönetmesi adına, tahsilatlarındaki para ile mal alması da normal. Bunun aksini düşünen sanayicinin yaşaması mümkün değil. Bu basit bir kural.”

Tecdelioğlu: Talep yavaşladı, stoklar şişti

İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu, sanayicinin üretimi için birçok girdiye ihtiyacı olduğunu, üretim çeşitliliğini ve teslimat hızını kaybetmemek için sanayicinin elinde hammadde ve ara mamul stokunun bulunması gerektiğine değindi. Şu anda küresel piyasalarda yaşanan yavaşlamanın ve iç piyasada enflasyon kaynaklı alım gücünün düşmesinden dolayı sanayicinin elindeki stokların fazla gelmeye başladığını aktaran Tecdelioğlu, “Normal zamanda 2-3 aylık stoklarla işleri çevirirken, mevcut koşullar stokları 4-5 aya, hatta bazı ürünlerde 8 aya kadar çıkardı. Birçok metalde fiyatlar yüzde 30-40 oranında geriledi. Elimizde pahalı hammadde kaldı. Pahalı hammadde de aslında rekabet gücümüzü zayıflatıyor” ifadelerini kullandı.

“Bu dönem, kar değil, stokları eritme dönemi” diyen Tecdelioğlu, sanayicinin talebin yavaşlaması nedeniyle elinde kalan sözkonusu stoku bir an önce elinden çıkarıp satışa çevirmesi gerektiğinin altını çizdi. Hiçbir sanayicinin parasını gereksiz yere stoka bağlayıp stoktan para kazanmayı düşünemeyeceğini dile getiren Tecdelioğlu, “İhtiyacımız kadar malzemeyi alıyoruz. Zaten ciddi bir finansman yükü altındayız, bankadan kredi çekip de bununla mal alıp stokumuza koyacak durumumuz yok. Yüzde 40’ın üzerinde maliyetle hangi sanayici satmadığı malı alıp kenara koyar” diyerek stokçuluk iddialarına tepki gösterdi.

Fayat: Talihsiz birer açıklama

TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat, hem stokçuluk hem de finansmana erişim ile ilgili açıklamaları ‘talihsiz’ birer açıklama olarak değerlendirdi. Sanayicinin bırakın stokçuluğu ‘just in time’ yani günlük alıma yönelik bir politika izlediğini dile getiren Fayat konuştu: “Kimse o kadar büyük bir organizasyonun parçalarını her birini aylarca stoklayamaz. Fakat içinden geçtiğimiz konjonktürde tedarik zincirinde sorunlar olunca fabrikaların durduğunu, üretimlere ara verdiğini gördük. Geçen 2,5 yılda bu sebeple sanayicilerin çarkları durmasın diye özellikle temininde sorun olan ürünlerin stokunu yaptıkları doğrudur. Yüksek enflasyondan korunmak adına stok yaptıkları da doğrudur. Ama bunun haricinde spekülatif gibi bir stokçuluk ile sanayiciyi suçlamak doğru değildir. Stokçuluk ile suçlanması gereken birileri varsa bunları ürün toptancıları yapar ve ceza kanununda da bunun karşılığı vardır. Ama sanayici stokçu olamaz. Stok yapmak demek stok yapacağın ürün için bir mekan bulmak ve aynı zamanda işletme sermayenizi de çok fazla artırmak demektir. Zaten işletme sermayesi döviz bazında 2, TL karşılığı da 4 katına çıktığı için işletmelerin fazladan stok yapmak için sermayesi yok. Ancak fabrikanın durması bunların hepsinden çok daha büyük bir maliyet olduğu için de yapılan bu işlemler stokçuluk için değil, sağlıklı bir şekilde işleyişi sağlamak içindir.”

Kaya: Alınamayan para ile stokçuluk yapılmaz

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya yeni ekonomik model ile başlayan uygulamayla enfl asyonda önemli artışlar meydana geldiğine dikkat çekerek, “Küresel emtia fiyatlarına baktığınız zaman da yüzde 100’e varan artışlar var. Dünya genelinde son 40 yılın en yüksek enfl asyonu ile karşı karşıyayız. Türkiye’de ÜFE yüzde 138’e, TÜ- FE yüzde 78’lere çıktı. Sanayici ve ihracatçı hammaddeye, ara mamule dayalı işler yapıyor. Sanayiciler olarak stok yapılan çok bir şey olduğunu açıkçası düşünmüyorum. Sadece tedarik zincirinin kırılması ile birkaç ay üreteceğin malın ara malı ve hammaddesi üretim boşluğu olmaması için stok yapılmış olabilir ki bu ciddi bir maliyet. Bunun haricinde stok yapabilmeniz için ciddi bir sermayeye ihtiyacınız var. Sermayeniz olmasa da kredibiliteye erişim olması gerekiyor. Yeni ekonomik modele geçeli 7 ay oldu ve istenen hedefl ere maalesef yaklaşılamadı. Zaten şu an kamu bankaları dışında özel bankalar yüzde 35-40’lara varan TL krediler veriyor. Kamu bankaları zaten yatırım teşviki dışında hammadde ya da sermaye kredisi vermiyorlar. Bu sebeple alınmayan bir para ile stokçuluk yapılacağını öngörmüyor ve düşünmüyoruz” ifadelerini kullandı.

Becan: Kimse stok yapma meraklısı değil

Sanayicilerin eylemlerini stokçuluk olarak algılamanın yanlışlığına dikkat çeken Yalova Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Tahsin Becan, “Ona bakarsanız inşaat sektörüne de el atmak lazım. Arsa alıyorlar. İş dünyasının stok maliyeti var ve bundan kaçması gerekir ve kimse de stok yapma meraklısı değil. Yapan mecburiyetten yapıyor. Buna da bakmak lazım. Merkez Bankası Başkanımız ‘krediyi alıp döviz alanları biliyoruz’ diyor. Kredi alırken bankalara gittiğimizde önümüze koyuyorlar konut kredisi mi, taşıt kredisi mi her ne için alıyorsak… O zaman bunların da önüne koysunlar ve kimler alıyorsa açıklasınlar. Onlara istediği baskıyı ithamı yapabilirler hiç sorun değil. Böyle bir durumda tüm iş dünyasını aynı kaba koymak doğru değil. Kalkıp bankadan kredi al sonra döviz al bu tabi ki olmaması gereken bir şey. Bunu yapan varsa da açıklasınlar, herkes bilsin. Doğru olan bu. Yoksa serbest ekonomide altın alma, arsa alma, onu alma, bunu alma… E ne yapacak ticaret yapan adam. Ben beyaz eşyacıysam buzdolabı alacağım kalkıp arsa alacak halim yok” diye konuştu.

Sanayiciye göre sorun stok değil, finansman

Eroğlu: Sanayici spekülasyon yapmaz

TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi Başkanı Yavuz Eroğlu, ‘stokçuluk’ ithamlarının bugünün ekonomik kavramlarıyla çok örtüşmediğini belirterek, sanayicinin stokunu yani envanterini zaman zaman artırıp azaltabildiğini, mevcut konjonktürde de tedarik zincirindeki kırılmalardan ötürü üretimini aksatmak istemeyen sanayicilerin normalden biraz daha fazla stok tuttuğunu kaydetti. Bunun yanında enflasyon ortamında zarar etmemek adına malının stokta durmasını isteyenlerin de olabildiğini söyleyen Eroğlu, “Bazen alıcı 3-5 sabit fiyat garantisi istediğinde, mecbur üretici de 3-5 aylık stok yapmak zorunda kalabiliyor. Yoksa sürekli fiyat artan bir yerde nasıl sabit fiyat verebilsin. Ancak fiyat artar diyerek malını tutanlar olabilir, ki bu stokçuluk değil” dedi.

Laçin: Stok yapmak sanayicinin aleyhine

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD) Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Laçin , finansal problemlerin bu denli ağır olduğu bir dönemde sanayicinin stok yapmasının onun aleyhine olduğunu söyledi. “Bu dönemde para ‘pahalı’ ve ulaşmak zor” diyen Laçin, şöyle konuştu: “Şu an stok problemi olanların aslında tedarikle, üretimle ya da satışla ilgili problemleri olabilir. Bu problemleri olmayan hiçbir sanayicinin stok yapması mümkün değil.”

Öksüz: Finansman sıkıntısı büyük sorun

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Öksüz, finansman ile ilgili sıkıntıların sürdüğünü, hatta son dönemde sanayicinin en önemli sorunlarından biri haline geldiğini vurguladı. Öksüz, “Özel bankalar da muslukları kapattı. En önemli sıkıntılarımızdan biri bu” diye konuştu.

Uyguner: Faaliyet dışı kar aramıyoruz

MB Başkanı Kavcıoğlu’nun “Ucuz kredi ile döviz alanlar var” yönündeki açıklamalarını değerlendiren Türkiye Deri Sanayicileri Derneği Başkanı Burak Uyguner şunları söyledi: “Haklı olduğu yerler de olabilir. Bunu yapanlar vardır eminim, ama bizim sektörümüzde bunun örneği olduğunu düşünmüyorum. Faaliyet dışı kar etme üzerine oynamıyoruz.”

Haber

‘Stokçu’ suçlaması rahatsız etti

Merve YİĞİTCAN / Yener KARADENİZ

■ İSO Meclis toplantısında Kavcıoğlu ile sanayicileri karşı karşıya getiren ‘stokçuluk’ ithamına iş dünyasından tepki yağdı.

■ Sanayiciler, “stokçuluk yapılıyor” söylemini rahatsız edici buldu. Sektör temsilcilerine göre, yüksek enflasyon ortamında stoklu çalışmak normal.

■ “Finansmana erişimin zorlaştığı, maliyetin çok arttığı dönemde hiçbir sanayicinin elindeki parayı stokta mal tutmak için harcama lüksü yok”

■ “Stok ile stokçuluk birbirine karıştırılmasın. Hiçbir sanayici gereğinden fazla stokla üretim yapmaz. Stokun da ciddi bir maliyeti var”

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun fitilini ateşlediği ‘stokçuluk’ tartışmalarına sanayici cephesinden itirazlar sürüyor. DÜNYA’ya konuşan iş dünyası temsilcileri, üretimde tedarikin garanti altına alınması adına envanter tutmanın işin doğasında olduğunu savunurken, özellikle son dönemde iç ve dış talepteki yavaşlamanın stoklarda şişkinliğe neden olduğunu, hatta sanayicilerin karsız satışlarla karşı karşıya kaldığına işaret ediyor. Son dönemde artan kredi maliyetlerine dikkat çeken sektör temsilcileri, finansmanın bu kadar ‘pahalı’ olduğu bir dönemde sanayicilerin ulaşabildiği krediyi stoka yatırmasının piyasa gerçekleriyle uyuşmayacağına dikkat çekiyor.

Dalgakıran: Stokçuluk lüksümüz yok

Stokçuluk tartışmalarını sağlıklı bulmadığını söyleyen Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanı Adnan Dalgakıran, kavramların yanlış kullanıldığını, stokla stokçuluğun karıştırıldığını dile getirdi. Hiçbir sanayicinin gereğinden fazla stokla üretim yapmak istemeyeceğine dikkat çeken Dalgakıran, “Hatta şirketlerimizde minimum stokla maksimum üretimi nasıl yapabileceğimizi konuşuruz. Hem stokun da bir maliyeti var. Normal işleyen bir ekonomide bu böyledir. Ama stokçuluk başka bir şey… Bir malı stoklayarak kıtlık yaratıp, o malın fiyatının gerçekten daha yukarıya çıkmasına sebebiyet vermektir stokçuluk. Sanayicinin böyle bir lüksü yok, hele ihracatçının hiç yok. Dolayısıyla ‘stokçuluk’ sanayiciye kullanılacak bir ifade değil” diyerek tepkisini ortaya koydu.

İşletmelerin stoklarında normalden daha fazla mal olduğunu görmenin başka anlamları olduğunu dile getiren Dalgakıran, şu ifadeleri kullandı: “Tedarik zincirlerinde bozulma var. Hızlı üretim yapıyorsunuz, ama malın gelip gelmeyeceğini ya da ne zaman geleceğini bilmiyorsunuz. Bu durumda üretimi kesintiye uğratmamak için normalden daha fazla ürün stoklayabilirsiniz. Mesela bunu yapmaz ve batarsan mahkeme seni ‘basiretsiz tüccar’ olarak nitelendirir. Stokçuluk ise başka bir hikaye. Biz sanayiciler elimizden gelse hiç stok yapmadan üretim yapmak isteriz. Yüksek enfl asyonun olduğu bir yerde de şirketlerin elindeki finansmanı yönetmesi adına, tahsilatlarındaki para ile mal alması da normal. Bunun aksini düşünen sanayicinin yaşaması mümkün değil. Bu basit bir kural.”

Tecdelioğlu: Talep yavaşladı, stoklar şişti

İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu, sanayicinin üretimi için birçok girdiye ihtiyacı olduğunu, üretim çeşitliliğini ve teslimat hızını kaybetmemek için sanayicinin elinde hammadde ve ara mamul stokunun bulunması gerektiğine değindi. Şu anda küresel piyasalarda yaşanan yavaşlamanın ve iç piyasada enflasyon kaynaklı alım gücünün düşmesinden dolayı sanayicinin elindeki stokların fazla gelmeye başladığını aktaran Tecdelioğlu, “Normal zamanda 2-3 aylık stoklarla işleri çevirirken, mevcut koşullar stokları 4-5 aya, hatta bazı ürünlerde 8 aya kadar çıkardı. Birçok metalde fiyatlar yüzde 30-40 oranında geriledi. Elimizde pahalı hammadde kaldı. Pahalı hammadde de aslında rekabet gücümüzü zayıflatıyor” ifadelerini kullandı.

“Bu dönem, kar değil, stokları eritme dönemi” diyen Tecdelioğlu, sanayicinin talebin yavaşlaması nedeniyle elinde kalan sözkonusu stoku bir an önce elinden çıkarıp satışa çevirmesi gerektiğinin altını çizdi. Hiçbir sanayicinin parasını gereksiz yere stoka bağlayıp stoktan para kazanmayı düşünemeyeceğini dile getiren Tecdelioğlu, “İhtiyacımız kadar malzemeyi alıyoruz. Zaten ciddi bir finansman yükü altındayız, bankadan kredi çekip de bununla mal alıp stokumuza koyacak durumumuz yok. Yüzde 40’ın üzerinde maliyetle hangi sanayici satmadığı malı alıp kenara koyar” diyerek stokçuluk iddialarına tepki gösterdi.

Fayat: Talihsiz birer açıklama

TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat, hem stokçuluk hem de finansmana erişim ile ilgili açıklamaları ‘talihsiz’ birer açıklama olarak değerlendirdi. Sanayicinin bırakın stokçuluğu ‘just in time’ yani günlük alıma yönelik bir politika izlediğini dile getiren Fayat konuştu: “Kimse o kadar büyük bir organizasyonun parçalarını her birini aylarca stoklayamaz. Fakat içinden geçtiğimiz konjonktürde tedarik zincirinde sorunlar olunca fabrikaların durduğunu, üretimlere ara verdiğini gördük. Geçen 2,5 yılda bu sebeple sanayicilerin çarkları durmasın diye özellikle temininde sorun olan ürünlerin stokunu yaptıkları doğrudur. Yüksek enflasyondan korunmak adına stok yaptıkları da doğrudur. Ama bunun haricinde spekülatif gibi bir stokçuluk ile sanayiciyi suçlamak doğru değildir. Stokçuluk ile suçlanması gereken birileri varsa bunları ürün toptancıları yapar ve ceza kanununda da bunun karşılığı vardır. Ama sanayici stokçu olamaz. Stok yapmak demek stok yapacağın ürün için bir mekan bulmak ve aynı zamanda işletme sermayenizi de çok fazla artırmak demektir. Zaten işletme sermayesi döviz bazında 2, TL karşılığı da 4 katına çıktığı için işletmelerin fazladan stok yapmak için sermayesi yok. Ancak fabrikanın durması bunların hepsinden çok daha büyük bir maliyet olduğu için de yapılan bu işlemler stokçuluk için değil, sağlıklı bir şekilde işleyişi sağlamak içindir.”

Kaya: Alınamayan para ile stokçuluk yapılmaz

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya yeni ekonomik model ile başlayan uygulamayla enfl asyonda önemli artışlar meydana geldiğine dikkat çekerek, “Küresel emtia fiyatlarına baktığınız zaman da yüzde 100’e varan artışlar var. Dünya genelinde son 40 yılın en yüksek enfl asyonu ile karşı karşıyayız. Türkiye’de ÜFE yüzde 138’e, TÜ- FE yüzde 78’lere çıktı. Sanayici ve ihracatçı hammaddeye, ara mamule dayalı işler yapıyor. Sanayiciler olarak stok yapılan çok bir şey olduğunu açıkçası düşünmüyorum. Sadece tedarik zincirinin kırılması ile birkaç ay üreteceğin malın ara malı ve hammaddesi üretim boşluğu olmaması için stok yapılmış olabilir ki bu ciddi bir maliyet. Bunun haricinde stok yapabilmeniz için ciddi bir sermayeye ihtiyacınız var. Sermayeniz olmasa da kredibiliteye erişim olması gerekiyor. Yeni ekonomik modele geçeli 7 ay oldu ve istenen hedefl ere maalesef yaklaşılamadı. Zaten şu an kamu bankaları dışında özel bankalar yüzde 35-40’lara varan TL krediler veriyor. Kamu bankaları zaten yatırım teşviki dışında hammadde ya da sermaye kredisi vermiyorlar. Bu sebeple alınmayan bir para ile stokçuluk yapılacağını öngörmüyor ve düşünmüyoruz” ifadelerini kullandı.

Becan: Kimse stok yapma meraklısı değil

Sanayicilerin eylemlerini stokçuluk olarak algılamanın yanlışlığına dikkat çeken Yalova Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Tahsin Becan, “Ona bakarsanız inşaat sektörüne de el atmak lazım. Arsa alıyorlar. İş dünyasının stok maliyeti var ve bundan kaçması gerekir ve kimse de stok yapma meraklısı değil. Yapan mecburiyetten yapıyor. Buna da bakmak lazım. Merkez Bankası Başkanımız ‘krediyi alıp döviz alanları biliyoruz’ diyor. Kredi alırken bankalara gittiğimizde önümüze koyuyorlar konut kredisi mi, taşıt kredisi mi her ne için alıyorsak… O zaman bunların da önüne koysunlar ve kimler alıyorsa açıklasınlar. Onlara istediği baskıyı ithamı yapabilirler hiç sorun değil. Böyle bir durumda tüm iş dünyasını aynı kaba koymak doğru değil. Kalkıp bankadan kredi al sonra döviz al bu tabi ki olmaması gereken bir şey. Bunu yapan varsa da açıklasınlar, herkes bilsin. Doğru olan bu. Yoksa serbest ekonomide altın alma, arsa alma, onu alma, bunu alma… E ne yapacak ticaret yapan adam. Ben beyaz eşyacıysam buzdolabı alacağım kalkıp arsa alacak halim yok” diye konuştu.

Sanayiciye göre sorun stok değil, finansman

Eroğlu: Sanayici spekülasyon yapmaz

TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi Başkanı Yavuz Eroğlu, ‘stokçuluk’ ithamlarının bugünün ekonomik kavramlarıyla çok örtüşmediğini belirterek, sanayicinin stokunu yani envanterini zaman zaman artırıp azaltabildiğini, mevcut konjonktürde de tedarik zincirindeki kırılmalardan ötürü üretimini aksatmak istemeyen sanayicilerin normalden biraz daha fazla stok tuttuğunu kaydetti. Bunun yanında enflasyon ortamında zarar etmemek adına malının stokta durmasını isteyenlerin de olabildiğini söyleyen Eroğlu, “Bazen alıcı 3-5 sabit fiyat garantisi istediğinde, mecbur üretici de 3-5 aylık stok yapmak zorunda kalabiliyor. Yoksa sürekli fiyat artan bir yerde nasıl sabit fiyat verebilsin. Ancak fiyat artar diyerek malını tutanlar olabilir, ki bu stokçuluk değil” dedi.

Laçin: Stok yapmak sanayicinin aleyhine

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD) Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Laçin , finansal problemlerin bu denli ağır olduğu bir dönemde sanayicinin stok yapmasının onun aleyhine olduğunu söyledi. “Bu dönemde para ‘pahalı’ ve ulaşmak zor” diyen Laçin, şöyle konuştu: “Şu an stok problemi olanların aslında tedarikle, üretimle ya da satışla ilgili problemleri olabilir. Bu problemleri olmayan hiçbir sanayicinin stok yapması mümkün değil.”

Öksüz: “Finansman sıkıntısı büyük sorun”

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Öksüz, finansman ile ilgili sıkıntıların sürdüğünü, hatta son dönemde sanayicinin en önemli sorunlarından biri haline geldiğini vurguladı. Öksüz, “Özel bankalar da muslukları kapattı. En önemli sıkıntılarımızdan biri bu” diye konuştu.

Uyguner: “Faaliyet dışı kar aramıyoruz”

MB Başkanı Kavcıoğlu’nun “Ucuz kredi ile döviz alanlar var” yönündeki açıklamalarını değerlendiren Türkiye Deri Sanayicileri Derneği Başkanı Burak Uyguner şunları söyledi: “Haklı olduğu yerler de olabilir. Bunu yapanlar vardır eminim, ama bizim sektörümüzde bunun örneği olduğunu düşünmüyorum. Faaliyet dışı kar etme üzerine oynamıyoruz.”

Ne olmuştu?

Geçen hafta “Reel Kesimi Destekleyen Nitelikli Finansman Politikalarının Üretim ve İhracat Açısından Önemi’’ ana gündemi ile düzenlenen ve Şahap Kavcıoğlu’nun konuk konuşmacı olarak katıldığı İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin temmuz ayı olağan toplantısına finansman sıkıntısı damga vurmuş, sanayici ile Merkez Bankası Başkanı karşı karşıya gelmişti. Yüzde 40’ı aşan faiz oranlarına rağmen finansmana erişimde sıkıntı yaşandığına yönelik açıklamalara tepki gösteren Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu konuşulan faiz oranlarının gerçeklikten uzak olduğunu ve Eximbank’ın uzun süredir sıfır faizli kredi verdiğini kaydederek, “Merkez Bankası’nı eleştirmek yerine gidin bu parayı kullanın. Kaynak var, vade uzatıldı, faiz düşürüldü. 1 trilyon verilmiş, kaynak var ama herkes şikayet ediyor. Nerede bu para?” diye konuşmuştu. Buna, İSO Başkanı Erdal Bahçıvan şu yanıtı vermişti: “Stok sanayicinin envanterinde niçin duruyor? Bunu doğru analiz etmezseniz olayın boyutu başka bir yere gider. Kendisini enflasyondan korumak için stok yapmış sanayiciyi bu kapsama sokarsanız, bu tehlikeli bir bakış açısı.”

Haber

Armatür sektöründe hedef, katma değerli ihracat

Armatür, valf, vana, musluk ve tesisat ekipmanları sektörünün yeni dönem rotası belirlendi. ARMATÜR Derneği ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) iş birliğinde yapılan sektör toplantısında, pandemiyle başlayan küresel krizde yakalanan üretim ve ihracat ivmesini yukarı taşımak, parite ve resesyon kıskacındaki küresel ekonomideki kayıplardan minimum düzeyde etkilenmek, yeni pazar hedefleri belirlemek, firmaların finansal sorunlarına çözüm arayışı, Ar-Ge konusunda üyelerin gelişimi, yeni teknolojilerden ve son gelişmelerden sektörün haberdar olması konuları masaya yatırıldı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) çatısı altındaki ilk toplantıya İDDMİB Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, İDDMİB Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, Eximbank Portföy Yöneticisi Recep Can ve sektörün paydaşlarından birçok isim katıldı.

“Sektörü bir araya getirmeye devam ediyoruz”

Önceden TİM çatısı altında temsil edilemeyen bir sektör olduklarını, yeni dönem ile birlikte artık İDDMİB çatısı altında ‘armatür’ün ayrı bir sektör olarak değerlendirilmeye başlandığını söyleyen ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, yaptıkları toplantı ve organizasyonlarla da sektörü bir araya getirmeye devam ettiklerini aktardı. Bu işe ciddi zaman ve emek harcadıklarını belirten Turhan, devamında şunları kaydetti: “Bir sektörde birbiriyle benzer işler yapan firmaların aynı masaya oturması ve birbirleriyle iş yapmaya başlaması kolay değil. Bu bir süreç ve şimdi bu birlikteliğin faydalarını da görmeye başladık. Biz bu dernek çatısı altında rekabet ve beraberliği birleştirerek ‘Rekaberlik’i yaratmaya başladık. Artık birbirimizin üzerine bastığımız haksız bir rekabet ortamında değiliz. Bundan ziyade ihracat odaklı, iş birliği yapan bir çatı altında birleştik. Yararlarını da ihracat rakamlarımız ve iş potansiyellerimizdeki artış anlamında gözlemlemeye başladık. Ayrıca belirttiğim gibi sektörün sorunlarına birlikte çözüm arıyoruz, ihtiyaçlarının karşılanması için birlikte çalışıyoruz. Sektörümüze çok inanıyor ve güveniyorum. Eminim ki bu birliktelikten doğan güç günden güne çığ gibi büyüyecek ve sektörümüzü hak ettiği konuma getirecek.”

ARMATÜR Derneği olarak bugüne kadar ihracata yönelik çalışmalar gerçekleştirdiklerini anlatan Turhan, Pandemi ile birlikte Türkiye’den çeşitli ülke ve bölgelere sanal ticaret heyetleri düzenleyen ilk derneklerden biri olduklarını aktardı. İlk heyeti İDDMİB ile birlikte Güney Amerika’ya düzenlediklerini belirten Turhan, “Diğerlerini yine Güney Amerika, İtalya ve İspanya olmak üzere Ticaret Bakanlığı desteğiyle ARMATÜR Derneği olarak kendimiz gerçekleştirdik. İDDMİB çatısı altında sanal heyetleri fiziki ziyaretler ile pekiştireceğiz ve yine armatür sektörüne özel Ur-Ge Projeleri ile ihracat odaklı çalışmalarımıza yoğunlaşacağız.” şeklinde konuştu.

Gelen talepler doğrultusunda yapılacak çalışmalar ve projelerin sektöre çok faydalı olacağının altını çizen Gökhan Turhan, “Vana tarafında çok ciddi bir pazar var. Hidrojeni kullanan, kullanmayı hedefleyen ülkelerin hepsi vanalarını değiştirmek zorunda ve burada da ciddi bir çalışma var. Enerji tasarrufu gibi konular üzerinde de çalışmalar yapılabilir. Nükleer Santraller konusunda iş birliği yapmak istiyorlar. Vana, musluk, tesisat ekipmanlarında Türkiye maalesef çok başarılı olamamış. Rusya ile beraber bu alanda iş birliği yapılmak isteniyor. Böyle bir çalışma da yapılabilir.” dedi.

“Sektörün büyümesi için önünün açılması gerekiyor”

Armatür sektörünün, hammadde olarak ağırlıkla bakır hurdası olmak üzere demir döküm gibi ürünlere bağımlı bir sektör olduğunu söyleyen Turhan, “Sektörün hurda malzemeye ihtiyacı var. Türkiye’de hammadde yeteri kadar temin edilemiyor, olan da ihraç ediliyor. Bu da bizim hammaddeyi Avrupalı rakiplerimizden daha pahalıya temin etmemize neden oluyor. Bizim hammadde fiyatlarımız yükseliyor. İtalya mesela, üretici firmalarla resmi olmasa da kendi hammaddesini ihraç etmeme kararı alıyor. Almanya da aynı şekilde davranıyor. Biz bir liralık hammaddeyle 5 lira, 10 lira katma değer yaratabiliyoruz. Bu sektörün büyümesi için önünün açılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Eximbank kredilerinin önemine vurgu yapan Turhan, Eximbank’ın ihracatı desteklediğini söyledi. Turhan, “Kullanmasanız da Eximbank limitini açtırmanızı öneriyorum. Benim ihtiyacım yok dememek lazım. Eximbank çok iyi fon buluyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın da çok ciddi destekleri var. Hatta o destekler Eximbank’tan da uygun olabiliyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız yatırımı destekliyor. Yeni bir ürün imal ettiğiniz zaman devlet size arazi, bina ve birçok vergi avantajı verebiliyor. Yurt dışı satışlarda mutlaka sigorta yaptırmanızı tavsiye ediyorum.” diye konuştu.

Resesyon beklentisi

İlerleyen süreçte beklenen resesyondan etkilenmemek için devletten çalışmalar beklediklerini söyleyen Turhan, KDV indirimi, vergisel anlamda avantajlar, e-finansa erişim gibi birçok konuda desteğe ihtiyaç duyulan bir döneme girileceğini vurguladı. Turhan, devamında şunları kaydetti: “Dünya genelinde beklenen resesyonla beraber sektörlerde daralmalar ve kayıplar yaşanacak. Hem devletimizin hem de sanayicimizin bu döneme ilişkin stratejiler belirlemesi gerek. 300 milyar dolar ihracat hedefine armatür sektörü olarak ciddi destek vermeye hazırız.” dedi.

Haber

İş dünyası, Türkiye – BAE Yatırım Çalıştayı’nda buluştu

Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) üç bakan ve CEO’ların yatırım imkanlarını somutlaştırmak üzere Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın ev sahipliğinde düzenlenen yatırım çalıştayında iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler ele alındı.

Çalıştayın ardından TİM Başkanı Mustafa Gültepe toplantının detaylarına ilişkin bilgi verdi. BAE ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geçmişine atıfta bulunan Gültepe, bu çerçevede bugün gerçekleştirilen görüşmelerin iki ülke açısından önemli olduğunu söyledi.

Gültepe, devamında şunları kaydetti: “Çalıştaya Türkiye’den katılan çok sektör var, onların tarafından da ağırlıklı enerji ve dijitalleşme konularında daha fazla iş yapma ve yatırım yapma noktalarında görüşmeler yapıldı. Her sektör kendini anlattı, iş birlikleri ele alındı. Özellikle BAE bakanı bundan sonraki yatırım ve çalışmalarda çok daha iyi iş birliği yapacağını, bu toplantıları rutin haline getireceklerini aktardı. Türkiye ile BAE’nin ilişkilerinin karşılıklı artacağı ve ihracat hacminin, karşılıklı alım ve satımların daha yukarı çıkma noktasında iş birliği yapıldı. Bundan sonra bu çalıştaylar devam ederse, şu an da 5-5,5 milyar dolar olan ihracatımızı 10 milyar dolara çıkarmamak elde değil.”

“Yatırım için alakadar oldukları değişik sektörler var”

Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, iki ülkeden bakanların katılımıyla düzenlenen toplantının, iki ülke arasındaki iş fırsatları, yenilikçi teknolojiler ve potansiyel yatırım alanları, sanayi 4.0 dahil çok sayıda alanı kapsadığını dile getirdi.

Kibar, “BAE bakanı 10 milyar dolarlık Türkiye’de yatırıma yönelik bütçe ayırdıklarını söylediler. Alakadar oldukları değişik sektörler var. Önümüzdeki süreçlerde ikili müzakerelerde bir takım fırsatların ortaya çıkacağını düşünüyorum.” dedi.

“BAE bölge olarak önemli”

Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, işbirliğinin her zaman çok faydalı olduğunu belirterek, çalıştayda Türkiye’nin endüstrisini temsil eden katılımcıların yer aldığı bilgisini verdi.

BAE’nin bölge olarak dünya ticaretinde önemli olduğunu aktaran Okyay, “Türkiye gibi enerji konusunda dışa bağımlı bir ülkenin mutlaka daha derin ilişkiler kurup, fırsatları değerlendirmesi gerek.

Özellikle yeni dönemde, yenilenebilir enerji gibi fırsatları birlikte yapabilmek önemli olabilir. Türkiye’de de cari açık nedeniyle yapmak istediğimiz bir takım dönüşümler var, bunlar da büyük projeler ve finansman istiyor. İlgi olursa oralarda da birlikte çalışılabilir. Toplantıda karşılıklı ilişkiler üzerinde görüşler beyan edildi.” ifadelerini kullandı. Okyay, ikili görüşmelerde de firma özelinde konuların ele alınacağını söyledi.

“Yeni bir dönemin başladığını teyit eden bir görüşme oldu”

Getir Kurucusu Nazım Salur, çalıştaya ilişkin, “İki ülke arasında yeni bir dönemin başladığını teyit eden bir görüşme oldu. Ciddi bir BAE delegasyonunun Türkiye’de değişik alanlarda yatırım iştahının olduğunu, Türk iş insanları gördü. Bir çok değişik sektörden firma buradaydı. Buradaki prosedürel bir görüşmeden ziyade sıcak bir görüşme olarak geçti. Bunların meyvesini önümüzdeki günlerde, aylarda alacağımızı düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Haber

Bilanço açıklandı: 18 mahallede zarar var

İstanbul’da Kurban Bayramı’nın 1 günü gece saatlerinde başlayan sağanak yağış nedeniyle Esenyurt’ta bir çok ev iş yerini su bastı. İstanbul Valiliği, yaptığı incelemelerin ardından sel baskınların bilançosunu açıkladı.

Valilikten konuya ilişkin yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Hasar-Zarar Tespit Komisyonu çalışmalarında; Yeşilkent ve Pınar mahalleleri başta olmak üzere 18 mahallede 134 konut, 15 işyeri, 3 fabrika, 1 dernek binası ve 1 caminin su baskınından zarar gördüğü tespit edilmiştir.

Gün içerisinde yapılan çalışmalar neticesinde ev ve işyerlerindeki taşkın suyu ve rüsubat (birikinti) temizliği tamamlanmıştır.

Yapılan incelemelerin ardından; AFAD Başkanlığı ve Esenyurt Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından taşkından zarar gören konutlar için 5 bin TL, işyerleri için 10 bin TL yardım ödemesi yapılmaya başlanmıştır.

An itibariyle 60 konut ve 4 işyerine ödemeler yapılmış olup, yardım ödemeleri devam etmektedir. Zarar gören konutlarda ikamet edenlerden barınma ihtiyacı bulunan 91 kişi, KYK Mahir İz Erkek Öğrenci Yurdunda misafir edilmiştir.

Su taşkınından zarar gören hemşehrilerimize ve İstanbulumuza geçmiş olsun dileğimizi sunuyoruz.

AFAD Başkanlığı koordinasyonunda başlatılan çalışmalar ilgili kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve mahalle muhtarlıkları işbirliğiyle sürdürülmektedir.

Türkiye Afet Müdahale Planı Kapsamında taşkınla ilgili çalışmalarda; Arama ve Kurtarma Çalışma Grubunda; İstanbul, Bursa ve Sakarya AFAD İl Müdürlüğü personeli ile 5 JAK Dalgıç, 26 PAK personeli olmak üzere toplam 71 personel ve 18 araç,

Beslenme Çalışma Grubunda; İBB 12 personel ve 6 araç, 14 İHH personeli ve 1 araç, 22 Kızılay
personeli ve 3 araç olmak üzere 48 personel, 10 araç,

Enerji Çalışma Grubunda; BEDAŞ’tan 11 personel ve 4 araç,

Sağlık Çalışma Grubunda; İl Sağlık Müdürlüğünden 12 personel ve 3 ambulans,

Ulaşım ve Altyapı Çalışma Grubunda; İBB 348 personel ve 116 araç, Esenyurt Belediyesinden 296 personel ve 60 araç,

Karayolları Bölge Müdürlüğünden 12 personel ve 6 araç olmak üzere toplam 656 personel ve 182 araç,

Hasar-Zarar Tespit Çalışma Grubunda; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünden 13, Defterdarlıktan 10, Esenyurt Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma Vakfından 19, toplam 32 personel olmak üzere 835 personel ve 217 araç görev yapmaktadır.

Bölgede devam edecek hava muhalefetine karşı bütün vatandaşların tedbirli olmaları ve yapılan uyarıları dikkatle takip etmeleri gerekmektedir.”

Haber

İstanbul Valiliği, su baskınları bilançosunu açıkladı

İstanbul’da Kurban Bayramı’nın 1 günü gece saatlerinde başlayan sağanak yağış nedeniyle Esenyurt’ta bir çok ev iş yerini su bastı. İstanbul Valiliği, yaptığı incelemelerin ardından sel baskınların bilançosunu açıkladı.

Valilikten konuya ilişkin yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Hasar-Zarar Tespit Komisyonu çalışmalarında; Yeşilkent ve Pınar mahalleleri başta olmak üzere 18 mahallede 134 konut, 15 işyeri, 3 fabrika, 1 dernek binası ve 1 caminin su baskınından zarar gördüğü tespit edilmiştir.

Gün içerisinde yapılan çalışmalar neticesinde ev ve işyerlerindeki taşkın suyu ve rüsubat (birikinti) temizliği tamamlanmıştır.

Yapılan incelemelerin ardından; AFAD Başkanlığı ve Esenyurt Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından taşkından zarar gören konutlar için 5 bin TL, işyerleri için 10 bin TL yardım ödemesi yapılmaya başlanmıştır.

An itibariyle 60 konut ve 4 işyerine ödemeler yapılmış olup, yardım ödemeleri devam etmektedir. Zarar gören konutlarda ikamet edenlerden barınma ihtiyacı bulunan 91 kişi, KYK Mahir İz Erkek Öğrenci Yurdunda misafir edilmiştir.

Su taşkınından zarar gören hemşehrilerimize ve İstanbulumuza geçmiş olsun dileğimizi sunuyoruz.

AFAD Başkanlığı koordinasyonunda başlatılan çalışmalar ilgili kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve mahalle muhtarlıkları işbirliğiyle sürdürülmektedir.

Türkiye Afet Müdahale Planı Kapsamında taşkınla ilgili çalışmalarda; Arama ve Kurtarma Çalışma Grubunda; İstanbul, Bursa ve Sakarya AFAD İl Müdürlüğü personeli ile 5 JAK Dalgıç, 26 PAK personeli olmak üzere toplam 71 personel ve 18 araç,

Beslenme Çalışma Grubunda; İBB 12 personel ve 6 araç, 14 İHH personeli ve 1 araç, 22 Kızılay
personeli ve 3 araç olmak üzere 48 personel, 10 araç,

Enerji Çalışma Grubunda; BEDAŞ’tan 11 personel ve 4 araç,

Sağlık Çalışma Grubunda; İl Sağlık Müdürlüğünden 12 personel ve 3 ambulans,

Ulaşım ve Altyapı Çalışma Grubunda; İBB 348 personel ve 116 araç, Esenyurt Belediyesinden 296 personel ve 60 araç,

Karayolları Bölge Müdürlüğünden 12 personel ve 6 araç olmak üzere toplam 656 personel ve 182 araç,

Hasar-Zarar Tespit Çalışma Grubunda; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünden 13, Defterdarlıktan 10, Esenyurt Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma Vakfından 19, toplam 32 personel olmak üzere 835 personel ve 217 araç görev yapmaktadır.

Bölgede devam edecek hava muhalefetine karşı bütün vatandaşların tedbirli olmaları ve yapılan uyarıları dikkatle takip etmeleri gerekmektedir.”

Haber

İstanbul’da sağanak etkisini sürdürecek

İstanbul’da dün gece başlayan sağanak yağışların bugün akşam saatlerine kadar etkili olması bekleniyor. Dün gece saatlerinde başlayan sağanak su baskınları yaşandı. Sel baskının yaşandığı Esenyurt’ta incelemelerde bulunan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, basın mensuplarına açıklamada bulundu.

Su basan yerlerde boşaltma çalışmaları yapıldığını aktaran Soylu, hem vatandaşları dinlediklerini hem durumu değerlendirme fırsatına sahip olduklarını anlattı.

Bölgede yapılanları değerlendirdiklerini belirten Soylu, “Evlerini ve iş yerlerini su basan vatandaşlarımız yalnız kalmayacaklar. Hemen ilk etapta 5’er bin liralık evlerini su basanlara, iş yerlerini su basanlara da 10’ar bin liralık bugün itibarıyla bir banka şubesine açtırdık, hemen kendilerine nakit olarak elden verilecek. Allah’a hamdolsun bir can kaybımız yok. Önemli olan o. Çünkü bir anda yoğun bir yağmurla karşı karşıya kalındı.” diye konuştu.

İçişleri Bakanı Soylu, bölgede yapılması gereken işler olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti: “Onlar Büyükşehir Belediyesiyle değerlendirildi ve zannediyorum yakın bir zamanda bu da yapılıp sona erecek. Geçmiş olsun. Arkadaşlar hasar tespitlerini bu gece yarısına kadar yapıp bitirecekler. Vatandaşımızın burada karşı karşıya kalmış olduğu bu mağduriyet de yani en azından maddi mağduriyet, mübarek bayram günü karşı karşıya kaldığı diğer mağduriyeti maalesef çözemeyiz ama maddi mağduriyeti çözebilmek için gerekli yardımlar, destekler ortaya konulacak.”

Bölgede çalışmalar sürüyor

Kentin birçok bölgesinde gece başlayan ve aralıklarla sabah saatlerine kadar devam eden gök gürültülü şiddetli yağış Esenyurt Pınar Mahallesi’ndeki Haramidere’nin taşmasına yol açtı.

İtfaiye, AFAD, Jandarma, polis ve zabıta ekipleri, taşmanın etkisiyle dere kenarındaki su basan birçok ev ve iş yerindeki suyu tahliye çalışmalarını sürdürüyor.

Sel nedeniyle yollarda kısmi çökme meydana geldiği ve kaldırım taşlarının da söküldüğü görüldü. Belediye ekipleri çevrede temizlik yaparken, Kızılay da vatandaşlara su, çay ve kek dağıttı.

Bu arada, şiddetli yağışın etkisiyle gece vatandaşların sığındığı Esenyurt Müftülüğüne bağlı İrşad Camisi’nin giriş kısmında biriken su da tahliye ediliyor.

Camideki eşyaları dışarıya çıkaran ekiplerin çalışmaları sürüyor. Öte yandan, derenin yanında bulunan Kıraç-Esenyurt yolu ise tedbir amacıyla trafiğe kapatılırken, ekiplerin araçları burada bekletiliyor.

Validen açıklama: Yağışlar devam edecek

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya da düzenlediği basın toplantısında çalışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Şiddetli yağışın devam etmesinin beklendiğini söyleyen Yerlikaya, “Bugün saat 22.00’ye kadar şiddetli yağış uyarısı geçmiş değil. Bu konuda uyarıyorum” dedi.

Yağışın başladığı gece 01:00’den itibaren toplam 797 su baskını ihbarı aldıklarını söyleyen Yerlikaya, “Esenyurt’un, Pınar ve Yeşilkent mahallelerinde Haramidere’nin taşması sonucu su baskınları yaşandı. Hızlıca hareket ederek müdahale ettik. Şükürler olsun ki bir can kaybı yok” diye konuştu.

Valinin açıklamasına göre kentte 128 daire, 12 iş yeri ve 3 fabrikayı su bastı. Şu ana kadar 70 daireden su tahliyesi tamamlandı.