Haber

Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut: Dünya ilaç sektörünün DNA’sı kökten değişiyor

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) ve Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut, “Gündem Özel” sorularımızı yanıtlarken, COVID- 19 sürecinin ilaç sektörünün ülkeler için stratejik değer taşıdığını net bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti. Barut, dünya ilaç sektörüyle ilgili şu saptamayı yaptı: “Normal şartlarda çalışmaları uzun yıllara dayanarak geliştirilen aşıların aksine, COVID-19 aşısının yaklaşık 9 ay gibi kısa sürede geliştirilebilmiş olmasını, sağlık ve ilaç endüstrisinin tüm paydaşlarının DNA’sının kalıcı olarak değişeceği bir döneme girişimizin işareti olarak görüyorum.”

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası ve Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut’a sorularımız ve yanıtları şöyle:

Normalde uzun yıllar alır

● Geçen yıl şubat ayından beri COVID-19 krizi dünyayı kasıp kavuruyor. Başta ABD olmak üzere en gelişmiş ülkeler bile pandemi nedeniyle sağlık tarafında büyük sıkıntılar yaşıyor. Sizce dünya ilaç sektörü pandemide nasıl bir sınav veriyor? Sektör üstüne düşeni yapabildi mi?

İçinden geçtiğimiz pandemi süreci, insan sağlığının yanında, dünya çapında kapsayıcı ve sürdürülebilir bir ekonomik ve sosyal gelişimin ne kadar hayati bir ön koşul olduğunu bizlere net biçimde göstermiş oldu. Tüm dünyada bazı sektörler ön plana çıktı. Bu sektörlerin başında da sağlık ve ilaç sektörü geldi. İlaç sektörünün ülkeler için ne denli stratejik değer taşıdığı çok net bir şekilde anlaşıldı.

Pandemi ile birlikte dünyada çağın kitlesel savaşı diyebileceğimiz çapta büyük bir türbülans, büyük bir kriz ortamı yaşanırken, ülkeler öncelikli olarak sağlık sistemlerini ayakta tutmaya çalıştı. İlaç şirketleri de tüm güçleriyle COVID’e çare olabilecek ilaç ve aşı arayışına girdi. Normal şartlarda çalışmaları uzun yıllara dayanarak geliştirilen aşıların aksine, COVID-19 aşısının yaklaşık dokuz ay gibi kısa bir sürede geliştirilebilmiş olmasını, sağlık ve ilaç endüstrisinin tüm paydaşlarının DNA’sının artık kalıcı olarak değişeceği yeni bir döneme girişimizin işareti olarak görüyorum.

COVID-19 aşısının geliştirilmesi sürecinde küresel çapta ortak bir hedefe karşı yapılan işbirliğini, mRNA gibi görece yeni ve riskli biyoteknolojik alanlara yatırım yapılmasını, global ilaç endüstrisindeki kurum ve kuruluşların pandemi öncesindeki çalışma düzenlerini bir kenara bırakarak bu yeni sürece adapte olmasını ve dijitalleşmenin bize sunduğu fırsatları, endüstrimizin gelecek yolculuğu açısından çok kıymetli buluyorum.

İyi bir sinerji oldu

● COVID-19’a karşı koruma kalkanı olarak bulunan aşılar konusundaki gözlemleriniz nedir?

Aşıların bulunması, üretilmesi beklenen hızda gelişti mi? Dünyadaki aşılama temposu COVID-19 ve varyasyonlarından insanlığı ne kadar koruyabilecek? İlaç firmaları, üniversiteler ve tüm paydaşlar iyi bir sinerji gösterdi ve aşıları bir yıldan kısa sürede hazır ettiler. Otoriteler de acil kullanım onayı vererek, aşılarda normalde olan uzun klinik çalışma gerekliliklerinde esneklik tanıdılar. Normalde yıllar süren aşı geliştirme süreçlerinin aksine, tarihteki en hızlı ilerleyen aşı geliştirme süreci COVID-19 için yaşandı. Tüm dünya, bilim insanları, kuruluşlar, enstitüler seferber oldular. Bundan sonra önemli olan, tedbir yöntemlerini ve çözümleri titizlikle uygulamak. Aşıyı tedarik etmek kadar, aşılamanın planlı ve hızlı bir şekilde ülke genelinde yapılması da çok kritik. Her ülke bir an önce halkının tamamını aşılamak için çaba harcıyor, çünkü insan sağlığının yanı sıra ekonomik ve sosyal etkileriyle de salgının bir an önce bitirilmesi son derece önemli. COVID- 19 RNA bazlı bir virüs olduğundan, varyantlarının ortaya çıkması virüsün doğası gereği. İnaktif aşılar ve mRNA bazlı aşılar bu tür varyasyonlara karşı adapte olma esnekliğine sahip. Aşılama hızı ve oranı arttıkça varyantların etkisi de azalır diye düşünüyorum.

COVID-19 aşısı üretim ruhsatımızı aldık, hazırız

● Aşıların ruhsatlarının serbest bırakılması konusu tartışılıyor. Pandemi gibi bir felaket yaşanırken şirketlerin, aşıları bulanların lisanslarının korunması etik midir? Lisansların serbest bırakılması için devlet destekleri gibi bir formül mü gereklidir?

Bu konunun yanlış bir şekilde ele alındığını düşünüyorum. Zira aşı formülüne sahip şirketlerin lisans vereyim, vermeyeyim gibi bir gündemi yok. Aşıya talep olağanüstü yoğun. Görüştüğüm şirketlerin tamamı zaman kaybetmeden aşıyı kendi ülkelerinin dışında da ürettirmek ve bu talebe cevap vermek istiyorlar. Dolayısıyla, süreç, sadece lisans verilip verilmemesine değil; çok daha büyük resme bakılmasını gerektiriyor. Önemli olan, lisans alınması yanında; gerekli finansmanın sağlanması, teknoloji transferinin en kısa sürede yapılması, gereken izinler ve acil kullanım onayının temini, hammadde tedariki, gereken şartlara haiz tesislerde üretim, aşıların gereken koşullarda taşınarak dağıtımı ve nihayetinde aşılamayı yapan sağlık kuruluşlarında aşının doğru koşullarda saklanması ile aşılama sürecinin organizasyonu gibi uçtan uca çok büyük bir global operasyonun yapılabilmesi.

Abdi İbrahim olarak COVID-19 aşısı üretim ruhsatımızı aldık. Altyapı ve finansman olarak aşı üretmeye hazırız. Fransa, Çin ve

Hindistan’daki firmalar ile ön anlaşmalarımızı yaptık. Özellikle faz aşamaları henüz tamamlanmamış birçok yabancı ilaç firması üretim anlaşması yapmak istiyor. Dolasıyla aşı ürettirme isteği patent koruması refl eksinin önünde diyebilirim.

Molekül keşfi için nakit teşvik gerekiyor

● Türkiye’deki şirketler yakın gelecekte kendi moleküllerini sıfırdan geliştirebilecek bir noktaya ulaşabilecek mi? Bunun için devlete, özel sektöre, üniversitelere hangi görevler düşüyor?

Ülkemizin sağlık alanındaki atılımını ve bunun önemli adımlarından biri olan milli ilaç geliştirilmesi hedefini son derece anlamlı buluyoruz. Yeni molekül keşfi çok uzun zaman isteyen ve ciddi kaynak gerektiren bir süreç. Öncelikle bu alanda kaynak, bilgi birikiminin sağlanması ve nitelikli işgücü yetiştirilmesi gerekiyor. Devletimizin, üniversitelerimizin ve ilaç firmalarının yoğun çaba ve işbirliğiyle ilerleyen dönemlerde bunu gerçekleştireceğimize inanıyoruz. Sektör olarak, şimdiye kadar verilen fiziki yatırım teşvikleriyle ciddi yatırımlar yapmış durumdayız. Ancak, molekül keşfi açısından bugüne kadar verilen teşviklerden farklı bir teşvik mekanizması oluşturulması ve özellikle bu alana yatırım yapan ilaç şirketlerine nakdi teşvikler sağlanması önem arz ediyor. Yeni molekül keşfi için Ar-Ge işin olmazsa olmazı. Son yıllarda sektörde Ar-Ge alanında umut verici gelişmeler yaşanıyor. Kamu bu alanın stratejik önemini fark etmiş durumda. Ar-Ge merkezi sayımız, bugün itibarıyla 33’e ulaşmış durumda. Bu merkezlerde yaklaşık 1450 kişi istihdam ediliyor. İlaç Ar-Ge harcaması, son 10 yılda yüzde 360 artış gösterdi.Yeni molekül geliştirme çalışmaları için Abdi İbrahim dahil bugün pek çok firmamızın üniversitelerimizle iş birlikleri mevcut. Molekül keşfi için önemli bulduğumuz bir diğer konu da ilaç şirketlerinin sağlık alanında faaliyet gösteren ve molekül geliştirebilme kabiliyetine haiz start-up ekosistemine daha fazla entegre olması. Global olarak halen geçerliliğini koruyan klasik molekül geliştirme çalışmaları yanında, molekül geliştirmeye odaklanmış start-up’ların olduğu ekosistemler yaratılması ve bunların teknolojik altyapı, insan kaynağı, tesis, finansmana erişim ile ülkemize rekabet avantajı yaratabilecek regülasyonlar ile desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. İlaç sektörünü besleyebilecek bu tip start-up kümelenmelerini oluşturabilirsek, ortaya çıkacak sinerji ile kendi moleküllerimizi geliştirmenin mümkün olacağına inanıyoruz.

Ham madde yerine biyoilaca yüklenelim

● COVID-19’da, birçok sektörde hammadde ve ara malda Çin’e bağımlılığın sıkıntı yaratabildiği görüldü. İlaçta da hammaddenin iki adresi var, Çin ve Hindistan. Önümüzdeki dönemde ilaç hammaddesi üretiminde Türkiye rol üstlenebilir mi?

İlaç hammaddesinde Çin ve Hindistan dünya pazarının yaklaşık yüzde 80’ine hakim. Bu iki ülke dışındaki tüm ülkeler ilaç hammadde tedarikinde yüksek oranda dışa bağımlı, neredeyse tüm firmalar hammaddeyi bu ülkelerden satın alıyor. Biz de Türkiye olarak ilaç aktif maddesinde maalesef yüzde 100’e yakın oranda dışa bağımlıyız diyebilirim. Pandeminin etkisiyle Çin ve Hindistan’dan hammadde temininin sıkıntıya girmesi, birçok ülkede ilaç üretiminde çok ciddi aksamalara neden oldu. Bu süreç başta ABD ve AB olmak üzere, dünyada hammadde tedarikinde tek bir ülkeye bağımlılık tartışmalarını artırdı. Ancak şunu gördük ki orta ve uzun vadede güçlü petrokimya endüstrisi, işgücü, arsa ve enerji maliyet avantajı, esnek çevre mevzuatı ve kurulu kapasitesi gibi nedenlerle hiçbir ülkenin bu alanda Çin ve Hindistan’la rekabet etmesi mümkün değil. Elbette biz de hammadde üretmeliyiz. Fakat üretilecek hammaddeleri binlerce alternatif arasından çok iyi seçmeliyiz. Çünkü dünyadaki bütün ilaç aktif maddelerini Türkiye’nin üretme şansı olamaz. Ülkemizde bu alanda izlenmesi gereken yol, endüstri 4.0’ın yarattığı verimlilik artışlarından azami ölçüde istifade ederek Çin ve Hindistan’a karşı olan maliyet dezavantajımızın azami ölçüde kapatılması, stratejik olarak önem taşıyan ve yüksek katma değerli olduğu için üretilmesi anlamlı olan bazı ilaç aktif maddelerinin seçilmesi ve bunların sadece Türkiye’deki ilaç üreticilerine değil global olarak satışına odaklanılmasıdır. Ancak, ilaç aktif maddesi üretimi gibi karşılaştırmalı üstünlüğümüz olmayan bir alana kaynak ayırmak yerine; asıl hedefin, yeni molekül keşifl erinin desteği ile yüksek katma değerli biyoteknolojik ürünlerin üretimine ve ihracatına odaklanmamız gerektiğine inanıyoruz.

İlk etapta 20 milyon doz aşı üretim kapasitemiz var

● Türk ilaç sektörü yerli, yabancı oyuncusuyla pandemide nasıl bir sınav verdi, veriyor. Sizin şirketiniz de dahil, bazı Türk şirketleri ve üniversiteler yerli aşı konusunda yol almış görünüyor. Yerli aşı ne zaman devreye girebilir?

Abdi İbrahim olarak Acıbadem Labcell ile yerli aşımızın üretimi için işbirliği içinde çalışmalara devam ediyoruz. Aşının çok yakın zamanda Faz I çalışmalarının başlayacağını umuyoruz. 109 yıllık tecrübemiz, biyoteknoloji alanındaki yetişmiş insan kaynağı, Türkiye’nin en büyük ve en modern biyoteknolojik ilaç üretim tesisi olan AbdiBio’nun sağladığı imkanlarla yerli aşı üretmeye hazırız. Acıbadem Labcell tarafından geliştirilen yerli aşının ve üretimi için ön anlaşmalar yaptığımız aşıların yıl sonunda veya 2022 başında kullanıma hazır hale gelmesini umuyoruz. Türkiye hem tesis olarak hem de insan kaynağı olarak aşı üretebilecek tüm olanaklara sahiptir. Aynı zamanda aşı üretimi için gereken yasal onayları tamamlanmış yüksek kapasiteye sahip tesislerimiz de bulunmaktadır. Pandeminin birkaç yıl daha süreceği ve dünyada aşı arz ve talebi arasında büyük bir dengesizlik olduğu dikkate alındığında, halkımızın salgından sürdürülebilir biçimde korunması için yerel aşı üretiminin gereklilik olduğunu düşünüyorum. Sağlık Bakanlığı’nın, biyoteknolojik ilaç üretim tesisimiz AbdiBio’da yaptığı denetimler sonucu, mRNA bazlı ve inaktif aşıların üretim ve dolumu için izin belgemizi aldık. İlk etapta 20 milyon doz aşıyı üretebilecek kapasitedeyiz. COVID-19 aşısının daha fazla miktarda üretimi için ek yatırım yapılması gerekirse, bunu da kısa süre içinde yapmaya hazırız. Bu yatırımı yapıp kapasitemizi artırırsak, 40 milyon doz aşı üretebiliriz.

En kıymetli çözüm tedavi edecek ilaçların geliştirilmesi

● Dünyada COVID-19 ve varyasyonlarına karşı ilaç geliştirilmesi konusunda nasıl bir tempo söz konusu? Mevcut ilaçlardan daha güçlü tedavi edici özelliği olacak ilaçların bulunması, geliştirilmesi aşıya göre daha mı zordur? Pandemiye kesin çözüm olabilecek ilaç veya ilaçların bulunması ne kadar zaman alır?

Kısa vadede salgını kontrol altına almak için çözüm olan aşının dışında, uzun vadeli ve sürdürülebilir olan en kıymetli çözüm hastalığı önleyebilecek ya da tedavi edebilecek ilaçların geliştirilmesidir. Dünyada virüsü yok edebilecek moleküller üzerinde araştırmalar devam ediyor. Henüz kesinleşmiş umut verici bir molekül ya da tedavi önerisi bulunmamakta. Bu aşamada yapılması gerekenin, vaka sayısının hızlı aşılama ile kontrol altına alınması ile ilaç çalışmalarına zaman kazandırılması olduğunu düşünüyorum. İlaç geliştirme çalışmalarının da hızla tamamlanmasını umut ediyorum.

1800’e yakın ruhsat başvurusu bekliyor

● Türk ilaç sektörü 2020’yi nasıl tamamladı? Sektörün büyüklüğü hangi düzeye ulaştı? Yaşadığınız sıkıntı ve sorunlar neler oldu? Çözüm konusunda yol alabildiniz mi?

Türk ilaç pazarı, 2020 yılında kutu bazında yüzde 6.9 küçüldü. TL bazında ise yüzde 17.7’lik büyüme gösterdi ve 47.9 milyar TL’lik bir büyüklüğe ulaştı. Bu büyümede Şubat 2020’deki yüzde 12.1’lik ilaç fiyat artışının yanı sıra kronik hastalara daha evvel aylık verilen ilaçların pandemi nedeniyle üçer aylık verilmeye başlanmasının etkili olduğunu söyleyebiliyoruz. Kutu bazındaki düşüş ise yine COVID nedeniyle vatandaşlarımızın hastanelere ve doktora gitmekten imtina etmesiyle açıklanabilir. 2021 yılının ilk çeyrek verilerine baktığımızda, pazarın 2020 yılının aynı dönemine kıyasla kutuda yüzde 13 küçüldüğünü; TL’de ise yüzde 14 büyüdüğünü görüyoruz. Uluslararası standartlarda üretim yapan 96 ilaç ve 11 hammadde üretim tesisimiz bulunuyor.

Ülkemizin ilaç ihtiyacının yüzde 88’ini yurt içi üretimle karşılıyoruz. Endüstrimizin gelişimi önündeki bazı engelleri de sıralamak isterim. Öncelikle üretim kapasitemizi en aktif şekilde kullanmak ve gücümüzü artırmak için Sağlık Bakanlığımızın önderliğinde 2016 yılında hayata geçirilen ancak Avrupa Birliği’nin Dünya Ticaret Örgütü nezdindeki şikayeti sebebiyle durdurulan ilaçta yerelleşme uygulamasının kararlılıkla sürdürülmesini bekliyoruz. Hem ulusal hem çok uluslu pek çok ilaç firmamız da sürece katkı sağlayacak her türlü yatırım ve hazırlığı yapmış durumda. Yerelleşme sayesinde ithal ettiğimiz ürünlerin lokal üretimine başlayarak cari açığın kapatılmasına sektör olarak katkı sağladık. Üretim anlaşmaları sadece yurtiçindeki pazarla sınırlı kalmadı, aynı anlaşmaların devamında ihracat da yapar hale geldik.Ülkemizdeki yerelleşme uygulamasının taraf olduğumuz uluslararası karar ve sözleşmelere aykırılık göstermediğini düşünmekteyiz. Bu kapsamda, fi rmalarımızın çok ciddi yatırımlar yaptığı ve başından beri büyük bir hassasiyetle yürütülen yerelleşme politikasının aynı kararlılıkla, taviz verilmeden sürdürülmesini bekliyoruz.

Endüstrimizin gelişimi adına yüksek ölçekli yatırımlarımızı 2010 yılından bu yana yaşadığımız fiyat sorununa rağmen hayata geçiriyoruz. Yeni tesisler kurmak, yenileme çalışmaları yapmak, üretemediğimiz ürünleri üretir hale gelmek için de yoğun yatırımlar içindeyiz.

İlaç endüstrisi olarak uzun yıllardır büyük bir fedakârlık içindeyiz. Kamunun ilaç harcamalarından tasarruf etmek için gösterdiği çabaya destek oluyoruz. Ancak ülkemizin yerli ve milli ilaç endüstrisinin gelişiminin daha fazla sekteye uğramaması için atılması gereken öncelikli adım mali disiplin odaklı ilaç fi yat politikasından vazgeçilmesidir. Mevcut fi yat politikası düzenlenmez ise; pazara erişimin azalacağını, sektörün yatırım gücünü kaybedeceğini ve belirli ürünlerde ithalat tekelinin kırılamayacağını öngörüyoruz. Endüstrimizin bir diğer önemli sorunu ise çok uzun süredir devam eden ilaç ruhsatlandırma süreçlerinde yaşanan gecikmeler. 2020 yılında, önce bu alanda çalışan komisyonların oluşturulmasındaki gecikmeler; ardından bu komisyonların hızlı ve etkin biçimde devreye alınamaması nedeniyle sektörün 1800’e yakın ruhsat başvurusu uzun süredir bekliyor. Bu kapsamda bir an önce komisyonların tam kapasiteyle ve toplantı sıklıkları artırılarak faaliyete geçmesini sağlayacak koşulların ve yeni bir yapılandırmanın hayata geçirilmesini bekliyoruz. İlaçlarımızın pazara girişini geciktiren mevcut durum, hastalarımızın tedavileri için bu ilaçlara ulaşamamalarının yanı sıra kamu maliyesine de yük getiriyor.

Türkiye’de biyoilaç 8.4 milyar lirayı buldu

● Dünyada ve Türkiye’de ilaç sektörü önümüzdeki 10-15 yılda hangi yönde değişimler yaşayacak? Biyoilaçlar kimyasal olanların yerini alabilecek mi? İlaç endüstrisi, gelirlerinin ortalama yüzde 16’sını Ar-Ge’ye yatırır. Buna ilaveten genetik dizilim, biyomühendislik, 3D printer teknolojisi, bilgi analitiği, otomasyon, yapay zeka ve makine öğrenmesi gibi endüstri 4.0 unsurlarının yardımıyla çok önemli gelişmelerin yaşanacağı, hasta odaklı ve kişiselleştirilmiş biyoteknolojik ilaçların ön plana çıkacağı bir döneme girdiğimizi vurgulamak isterim.

İnsan vücudundaki hücrelerin bağışıklık tepkisi verip, virüse karşı savunma yapabilmesi için gereken proteinlerin üretebilmesini sağlamak için, virüse ait genetik bilgilerin hücrelere taşınmasına dayanan mRNA aşıları, biyoteknoloji alanında yaşanan atılımlara sadece bir örnektir. Genom üzerinde değişiklik yapabilme, DNA dizilimini düzenleme ve değiştirme imkanı sunan CRISPR teknolojisinin daha yaygın biçimde kullanılmasıyla, çeşitli kanser türlerinden bugün henüz tedavisi bulunmamış birçok nadir hastalığın tedavisinde önemli ilerlemeler kaydedilebileceğine inanıyoruz. Hem dünyada hem ülkemizde biyoteknolojik ilaç pazarı hızla büyüyor. Kimyasal ilaçlarla tedavi edilemeyen hastalıklar artık biyoteknolojik ilaçlarla tedavi edilir hale geldi. Nitekim bu ürünlerin dünya ilaç pazarındaki payı yüzde 30’lara ulaşmış durumda.

Türkiye biyoteknolojik ilaç pazarının payı 2020 yılında yüzde 25 seviyesine ulaştı. Firmalarımız biyoteknoloji alanına ciddi yatırımlar yapıyor. Bu ürünleri üretebilmek için yoğun şekilde teknoloji transferi, know-how ve insan kaynağı yatırımı yapıyoruz. Dünyanın önde gelen biyoteknoloji firmaları ile stratejik ortaklıklar kuruyoruz. 2020 yılında Türkiye’de 23.6 milyar TL’ye satılan ithal ilacın 8.1 milyar TL’lik kısmı biyoteknolojik ilaçlardır. Biyoteknolojik ilaçların tamamına yakınını ithal ediyoruz. Bu model ülkemiz için sürdürülebilir değildir. Biyoteknolojik ilaçları ülkemizde üretmemiz, ithalatımızı azaltacağı gibi ihracatımızı da artıracak ve cari açık üzerinde çift yönlü olumlu etki yaratacaktır. Üstelik katma değeri çok daha yüksek olan bu ürünlerin ihracatıyla ülkemizin katma değerli ihracat hedefine de büyük katkı sağlamış olacağız. Ortalama kilo değeri 1.4 dolar olan ülkemiz ihracatına, kilo ihraç değeri 1000 doların üzerinde olan biyoteknolojik ürünleri eklemek en büyük arzumuz.

Haber

Ulusal Pamuk Konseyi raporu: Üretim 600, ithalat 962 bin ton

Ali Ekber YILDIRIM

Ulusal Pamuk Konseyi 2020 üretim sezonu ve geleceğe ilişkin beklentileri kapsayan kapsamlı bir rapor yayınladı. Rapora göre Türkiye’nin 2020 yılı lif pamuk üretimi 600 bin ton olurken ithalatı 962 bin ton oldu. Ayrıca 2020 yılında üretim alanları son 30 yılın en düşük seviyesine indi.

Zararla kapatılan 2019 sezonundan sonra üretim alanlarındaki daralmaya rağmen 2020’de kısmen daha iyi geçtiği belirtilen raporda destekleme primindeki artışın önemine vurgu yapıldı. Ulusal Pamuk Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Bertan Balçık ve Genel Sekreter Prof. Dr. Ünal Evcim yaptıkları değerlendirmede özetle şu bilgilere yer verdi: ” Hatırlanacağı üzere, 2019 pamuk sezonu birçok konuda birden yaşanan olumsuzluklar nedeniyle zararla kapatılan bir sezon olmuştu. Buna bağlı olarak, 2020 sezonunda pamuk ekim alanları yüzde 40 azalarak, son 30 yılın en düşük değeri olan, 353 bin hektara (3 milyon 530 milyon dekar) geriledi. Bu gerilemede münavebe koşulu nedeniyle desteklemeden yararlanamayacak alanların devre dışı kalması da rol oynadı. Pamuk alanlarındaki bu daralmaya karşılık, ortalama tarla veriminin önceki yıla oranla yüzde 23 artması sonucunda rekoltedeki azalma yüzde 27 ile sınırlı kaldı. Geçen sezon yaklaşık değerlerle 1 milyon 600 bin ton kütlü (600 bin ton lif) pamuk üretildiği tahmin ediliyor.”

Maliyetler yüzde 25, verim yüzde 23 arttı

Rapora göre, 2020 sezonunda dekar başına pamuk üretim maliyetlerinin yüzde 25 oranında arttığı, ancak tarla veriminin de yüzde 23 artması sayesinde ürün maliyetindeki artış yüzde 2 ile sınırlı kaldı. Bunun yanı sıra, pamuk fiyatlarının önceki sezona göre yüzde 40 kadar daha yüksek seyretmesi kütlü pamukta kilo başına 25 kuruşluk brüt kazanç sağladı. Ayrıca 2020 sezonu için, 82 kuruştan 1 lira 10 kuruşa çıkarıldığı açıklanan fark ödemesi desteği ve mazot ve gübre destekleriyle birlikte söz konusu brüt kazancın 1 lira 32 kuruşu bulması imkânı oluştu.

“Üretici umutlu ama endişeli”

Raporda geleceğe ilişkin olarak ise şu değerlendirmeye yer verildi: “2020 sezonu pamuk bilançosundaki bu iyileşmeler üreticilere gelecek için ümit veriyor. Ancak, iklim değişikliği ve kuraklık riskleri ile üretim maliyetlerindeki kuvvetle muhtemel artışlardan kaynaklanan huzursuzluklar da var. Ayrıca küresel salgın koşullarının pamuk tüketimine ve dolayısıyla pamuk fiyatlarına olumsuz yansımasından endişe ediliyor. Bu anlamda pamuk desteklerinin sürdürüleceğine dair resmi açıklama yapılması büyük önem taşıyor. Miktarı belirlenmiş olmasa bile, fark ödemesi desteklerinin 2021 yılında da devam edeceğinin ilanı bu kararsızlıkları ortadan kaldıracak ve pamuk ekim alanlarının tekrar artma eğilimine girmesi sağlanacaktır.”

İthalata 1.5 milyar dolar ödendi

Ulusal Pamuk Konseyi’nin 2020 Pamuk Raporu’nda tekstil sanayinin 1 milyon 514 bin ton pamuk ihtiyacının 2020 yılında ancak yüzde 40 kadarını yerli üretimle karşılayabildiği yüzde 60’ının ise ithalatla karşılandığı belirtilerek, “İhtiyacın karşılanması için 962 bin ton pamuk ithal edildi ve bunun için 1,5 milyar doların üzerinde bir bedel ödendi. Daha da önemlisi yerli üretimle bunun 2,5 katı kadar bir net katma değer yaratılmaktan mahrum kalındı. Küresel salgın nedeniyle pamuk dahil bütün emtia fiyatlarında önemli artışlar söz konusu. 2021 sezonuna yüzde 74 gibi oldukça yüksek bir Stok/Kullanım Oranıyla girmekte olduğumuz için bu durum ülkemize henüz tam olarak yansımış değil. Ancak pamuk fiyatlarının en azından mevcut düzeylerini uzun süre koruyacağının güçlü bir delili sayılabilir.” bilgisine yer verildi.

“Türkiye için önemli fırsatlar var”

Küresel salgının tüketicilerin doğal ürünlere olan eğilimini artırdığı belirtilen Raporda, “Pamuk insan tenine dokunan kadim elyaf olarak bu anlamda öne çıkıyor. Bu gelişmeler hem üretim hem de tüketimde dünya genelinde söz sahibi bir pamuk ülkesi olarak Türkiye’ye önemli fırsatlar sunuyor. Bu fırsatları faydaya dönüştürmek için tohumdan elyafa, elyaftan giysiye uzanan katma değer zincirinde yer alan bütün kesimleri kapsayan, sürdürülebilir bir kalkınma projesi hazırlanarak uygulamaya konulması gerekiyor. ” yorumuna yer verildi.

Pamukta yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri

Ulusal Pamuk Konseyi 2020 Sektör Değerlendirme Raporu’nda Türkiye’nin pamuk üretiminin sorunları ve çözüm önerileri de tek tek sıralandı. Raporda yer alan 46 sorun ve çözüm önerisi şöyle:

Yüksek üretim maliyeti

1- Bakanlıkça tarım ilaçları ve mineral gübreler için etkin madde içeriği esasına dayalı tavan fiyatlar belirlenmeli ve bu fiyatlara belirli aralıklarla güncellenerek denetlenmelidir.

2-Tarımsal üretim girdilerinin KDV oranları düşürülmelidir.

3- Özellikle ilaçlamada yüksek kapasiteli, modern teknoloji ürünü makine ve ekipmanlardan küçük büyük bütün çiftçilerin yararlanması sağlanmalı, bu amaçla pahalı ve kullanımı bilgi ve deneyim gerektiren bu araçların, makinalı hasat örneğindeki benzer şekilde, çiftçi örgütleri ve müteahhitler aracılığında ortaklaşa kullanımı teşvik edilmelidir.

4- Makinalı pamuk hasadı, ilaçlama vd. müteahhitlik hizmeti bedellerinde uygulanmakta olan KDV oranı %1’e indirilmelidir.

5- Pamuk hasat makinaları ithalatında 5 yaş sınırlaması 10 yaşa yükseltilmeli ya da AB uygulamasına geçilmelidir.

6- Zirai ilaçların ve gübrelerin kullanılmasına yönelik eğitim ve yayım çalışmaları yaygınlaştırılmalıdır.

7- Maliyetin kontrol altına alınması, doğal afet risklerinin azaltılması ve tarla veriminin artırılması amacıyla temel meteorolojik veriler Ziraat Odaları ile paylaşılmalı ve bu verilerin üreticiye ulaştırılması sağlanmalıdır.

8- Toprak neminin, sıcaklığının ölçülmesi, PH metre kullanımı gibi basit dijital aletlerin çiftçiler tarafından kullanılması teşvik edilmelidir.

9- Aşırı gübrelemenin engellenmesi amacıyla toprak laboratuvarları etkin şekilde kullanılmalı, laboratuvarların analiz sonuçları denetlenerek laboratuvarlara olan güven arttırılmalıdır.

10- Toprakların organik madde miktarını artıracak uygulamalar teşvik edilmeli ve pilot projelerle ve araştırma ve yaygınlaştırma çalışmalarıyla desteklenmelidir.

11- Sentetik gübreye alternatif yöntemlerin (hayvansal üretim kaynaklı gübre, yeşil gübreleme, organik gübre) kullanılabilmeleri için gerekli altyapı ve eğitim desteği verilmelidir.

12- Zirai ilaçlara alternatif uygulamaların teşviki hem pilot projelerle hem araştırma ve yayım çalışmalarıyla desteklenmelidir.

13- Akaryakıt maliyetinin düşürülmesi ve toprak sağlığının arttırılması için öncelikle “Azaltılmış Toprak İşleme” ve “Doğrudan Ekim” teknikleri yaygınlaştırılmalıdır.

14- Yanlış sulama nedeniyle tuzlanma, erozyon ve verim kayıplarının önlenmesi için modern sulama yöntemleri yaygınlaştırılmalı ve gerekli altyapı yatırımları teşvik edilmelidir. Bu durumu destekler biçimde optimal su kullanımı için arazi düzeyinde eğitimler düzenlenmelidir.

15- Maliyetin yanı sıra ürün kalitesini de olumsuz etkileyen bilinçsiz, zamansız ve yanlış hasat kimyasalları kullanımını engellemek için eğitimler düzenlenmelidir.

16- İlaç ve bayilerinin etkinliği sınırlandırılmalı, ilaçlama kararları uzman danışmanlarca reçetelendirilmeli, ilaç bayileri denetimleri arttırılmalıdır.

17- Tarım ilaçları satışı barkod sistemine göre yapılmalı, çiftçiler ruhsatlı ilaçları T.C. Kimlik No ile ve ÇKS’deki ürünlerine göre alabilmeli ve zirai ilaçlar eczanelerdeki gibi izlenebilmelidir.

Verim ve kalite kayıpları

18- Kapsamlı bir eğitim ve yayım projesi hazırlanıp uygulanmalı, bu bağlamda hasat döneminde ulusal ve yerel tv kanallarında yayınlanacak kamu spotları, sokak tanıtımları vb. araçlarla desteklenen bir kampanya düzenlenmelidir.

19- Yerli ıslah pamuk çeşitleri tohumculuğu vergi muafiyeti vb. teşviklerle desteklenmelidir.

20- Makinalı Pamuk Hasadı yönetmeliği Aydındaki pilot uygulamadan elde edilen deneyim ışığında güncellenerek diğer pamuk bölgelerini de kapsayacak şekilde uygulanmalıdır.

21- Çırçır işletmelerinin günümüz ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesi sağlanmalı, ayrıca mevcut çalışma usul ve esasları gözden geçirilerek güncellenmelidir.

22- Bütün işletmelerin ön temizleme ve kurutma üniteleriyle donatılmaları, ayrıca depolama kapasitelerinin işledikleri ürün miktarı ve çeşitliliğine uygun hale gelmesi sağlanmalıdır.

23- Kapasiteye göre çalıştırılması zorunlu Çırçır Ustası ve Pamuk Ustası sayıları belirlenip istihdamları sağlanmalıdır.

24- Yangın risklerine karşı alınacak önlemler listesi oluşturularak, işletme içinde bulunması zorunlu yangın tüpü, köpük makinesi sayıları; su tankı ve yer üstü hidrant sayı ve büyüklükleri belirlenmeli, yağmurlama sistemleri, jeneratör vb. ekipmanları bulundurma zorunluluğu getirilmelidir.

25- Elektronik kantarların maliyeye e-devlet üzerinden entegrasyonu yapılarak, işletmelere giren ve çıkan ürünlerin anlık takibi sağlanmalıdır.

26-Kütlü ve lif pamukta ürün güvenliği ve denetimini sağlamak amacıyla hazırlanmış olan “Pamukların Kontrolüne İlişkin Tebliğ (Ürün Güvenliği ve Denetimi: 2012/25)” ile “Pamukların Standardizasyonuna İlişkin Tebliğ (Ürün Güvenliği ve Denetimi: 2012/27)” günümüz şartlarına göre yenilenmeli ve mutlak surette uygulanması sağlanmalıdır.

27- Pamuğun araziden çırçır işletmesine sevkinin, ayrıca kalitesinin ve desteklemelerin takibi için ve çırçır işletmelerinin kalite ve standardizasyonu ile ilgili Tarım ve Orman Bakanlığına da bazı yetkilendirmeler verilmeli; hasat sezonunda denetimler yapılmalıdır.

Desteklerinin etkinleştirilmesi ve pazarlama

28- Pamuk politikalarının belirlenmesi ve uygulamasında ilgili bakanlıklar vd kurumlar arasında koordinasyon sağlanmalıdır.

29- Pamuk ekim alanlarının ve rekoltenin uydu teknolojilerinden yararlanılarak parsel bazında hızlı ve güvenli tahminini sağlayan bir ağ kurulmalıdır.

30- Pamuk ekim tahminleri ÇKS ve Tapu kayıtlarından alınan Parsel Tanımlarıyla birlikte TİKAS ile entegre edilerek yürütülmelidir.

31- Destekleme miktarı ülkesel üretim maliyetleri ile küresel ürün fiyatlarının güvenilir tahminlerine göre belirlenerek sezon öncesinde ilan edilmeli; sezon boyunca, özellikle tarla verimi ve üretim maliyetlerinde, beklenmedik olumsuzlukların ortaya çıkması halinde sezon sonunda revize edilmelidir.

32- Destekleme en az 3 tercihan 5 yıllık süre için duyurularak uygulanmalıdır.

33- Desteklemenin orta ve uzun vadeli stratejik kalkınma planları kapsamında pamuk tarımı ve pamuğa dayalı tekstil ve hazır giyim ve diğer sanayilerimizin gelişmesinde etkin bir kaldıraç olarak kullanılabileceği dikkate alınmalıdır.

34- Sezon boyunca ve sezon sonunda üretilen ve denetlenen pamuk balya kayıtları ile üretim sonuçları karşılaştırılarak ilan edilmelidir.

35- Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) üzerinden kütlü pamuk fark ödemesi destekleme miktarının hesaplanmasında, ilgili ticaret borsasınca yayınlanan “Sezon Ortalaması Çırçır Randımanı” değerleri esas alınmalıdır.

36- Ürün kalitesinin ve üretici gelirinin arttırılması amacıyla Lisanslı Depo kullanımının teşviki için ELÜS’ler üzerinden verilecek Fark Ödemesi destekleri, doğrudan Müstahsil Makbuzlarına dayalı desteklemeye oranla en az %10 oranında daha yüksek olmalıdır.

37- Pamuk Lisanslı Depoculuk Sisteminin gelişmesi için depo kirası destekleri arttırılmalıdır.

38- Üreticilerin önündeki diğer büyük bir engel de kütlü pamuklarını lif haline getirmek için aldıkları çırçırlama hizmetinin %18 KDV’ye tabi olmasıdır. Bu engelin ortadan kaldırılması için çırçırlama hizmetinde KDV oranı %1’e düşürülmelidir

39- Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri lisanslı depoculuk desteklerinden yararlanamamaktadır. Tariş, Çukobirlik, Antbirlik gibi tamamen üreticilerden oluşan bu kooperatiflerin sistem dışında kalması lisanslı depoculuktan beklenen yararların tabana yayılmasını engellemektedir. İlgili yönetmelikte yapılacak bir düzenleme ile bu yanlış acilen düzeltilmelidir.

40- Mevcut uygulamada çırçır işletmeleri de lisanslı depoculuk desteklerinden yararlandırılmamaktadır. Çırçır işletmelerine analiz desteği verilerek bunların da sisteme katılmaları ve bunlar sayesinde lisanslı depoculuk hizmetine erişemeyen küçük çiftçilerin dolaylı olarak sistemden yararlanmaları sağlanmalıdır.

41- Lisanlı depoculuk kapasitesinin artırılması ile Ürün İhtisas Borsası etkin şekilde çalıştırılabilir. Böylelikle hem üretici ürününü yıl içerisine yayarak satma şansına, tekstil işletmeleri ise daha uzun soluklu ticari bağlantı yapma şansına sahip olacaktır.

42- Ürün İhtisas Borsasının biran önce hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

Sürdürülebilirlik ve farkındalığın geliştirilmesi

43- Ulusal Tarımsal Sürdürülebilirlik Stratejisi belirlenmeli ve destekleme, Ar-Ge, Eğitim ve Yayım faaliyetleri ve yatırımları bu stratejiye uygun şekilde yürütülmelidir.

44- Pamukta Sürdürülebilirlik Standardı hazırlanmalı ve bu standart İyi Tarım Uygulamaları (İTU), GMO Free Turkish Cotton Garanti markası Standardı gibi ulusal ve BCI gibi uluslararası diğer standartlarla eşleştirilmeli ve bu standardı uygulatacak ve denetleyecek mekanizmalar kurulmalıdır.

45- Organik pamuk ve İyi Pamuk Uygulamaları (İPUD) kapsamında üretim yapan çiftçiler prim, sertifikasyon giderlerine katılım vb. yöntemlerle desteklenmelidir.

46- GMO Free Turkish Cotton garanti markasının tanıtım ve kullanımı teşvik edilmelidir.

Haber

Genveon İlaç, Novartis’in Gebze’deki üretim tesisini satın aldı

Genveon İlaç, yaptığı açıklama ile büyüme hedefleri doğrultusunda Novartis’in Gebze’deki üretim tesisini satın aldığını duyurdu.

Açıklamaya göre, 300 çalışanı ile 123 ülkeye üretim yapmak için GMP ruhsatı olan ve 83 ülkeye aktif üretim yapan tesisi satın alan Genveon İlaç, ulusal ve uluslararası pazar payını artırarak dünyanın gelişmiş ülkelerinin de içinde yer aldığı birçok ülkeye ilaç tedarik edecek.

Bu satın alma ile birlikte Genveon İlaç, tüm dünyaya ilaç üretmeyi ve 2021 yılı cirosunu 500 milyon TL’ye taşımayı hedefliyor.

“Türkiye ilaç sanayisi için dev bir adım attık”

Açıklamada görüşlerine yer verilen Genveon İlaç Yönetim Kurulu Başkanı ve Kurucusu Alp Karaağaç, büyüme hedefleri doğrultusunda yeni bir üretim tesisi için uzun süren bir araştırma ve fizibilite sürecine girdiklerini söyledi.

Çalışmaların sonrasında Novartis’in Gebze’deki üretim tesisini satın alma kararı verdiklerini açıklayan Karaağaç, “20 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteren yeni tesisimiz, 123 ülkeye ürün üretmek için GMP ruhsatlı olup; Japonya, Avusturalya, Kore, Filipinler, Brezilya, Kanada, Almanya ve bazı Avrupa ülkeleri gibi dünyanın önde gelen gelişmiş ülkelerinin de aralarında olduğu 83 ülkeye aktif olarak üretim yapıyor. Tesis, sürdürülebilir ve başarılı bir kalite performansı geçmişine sahip. Dünya ilaç pazarı için son derece kritik ve değerli olan bu tesisi satın alarak Türkiye ilaç sanayisi için dev bir adım attığımızı düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

“Satın alma ile var olan üretim ve ihracat gücünü de devam ettireceğiz“

Tesisin hem ülke içinde hem de uluslararası alanda yerli ve yabancı ilaç firmaları için üretim yapabileceğini belirten Karaağaç, “Tesiste hem Genveon hem de Novartis ürünlerini üreteceğiz. Ayrıca bünyemize farklı firmaların ürünlerini de dahil etme hedefliyoruz. Tesisimizin yıllık 3 milyar bulk ürün üretimi ve yaklaşık 50 milyon kutu üretimi kapasitesi bulunuyor. Tesisimizde, granülasyon, tablet baskı, kaplama, pellet kaplama, kapsül dolum, yarı katı, supozituvar, likit üretim ve paketleme yapabiliyoruz. Bu satın alma ile var olan üretim ve ihracat gücünü de devam ettireceğiz.” dedi.

ABD’yi ihraç listesine katmayı hedefliyor

Tesiste yeni bir Ar-Ge merkezi kurma hedefleri olduğunu ve yaklaşık 20 kişilik bir Ar-Ge ekibinin oluşturulmaya başlandığını söyleyen Karaağaç, şunları kaydetti: “Ar-Ge Merkezi kurma hedefimiz doğrultusunda altyapı, makine ve teçhizat alanında oldukça büyük bir yatırım yaptık. Bu yatırımımızla teknoloji transferleri ve yeni ürün geliştirmelerini de hızla artıracağız. Yatırım hedefimizde de yeni ürün ve yeni ihracat pazarları bulunuyor. Tesisimiz halihazırda başta Japonya, Kanada, Güney Kore olmak üzere birçok Avrupa ülkesi de dahil 65 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Tesisimizin yer aldığı arazi üzerinde Ar-Ge ve kapasite artış hedeflerimiz çerçevesinde, ülkemizin ihtiyacı olan yeni bir üretim tesisi kurmayı planlıyoruz. Ayrıca orta vadeli hedefimiz arasında da FDA (Food and Drug Administration) onayına başvurarak Amerika Birleşik Devletleri’ni de ihraç listemize eklemek istiyoruz.”

Haber

Genveon İlaç, Novartis’in Gebze’deki üretim tesisini satın aldı

Türkiye ilaç sektörünün önemli oyuncuları arasında yer alan hem akut hem de kronik pazarlarda orijinal, eşdeğer ve OTC ilaçlardan oluşan geniş ürün portföyü bulunan Genveon İlaç, büyüme hedefleri doğrultusunda Novartis’in Gebze’deki üretim tesisini satın aldı. 300 çalışanı ile 123 ülkeye üretim yapmak için GMP ruhsatı olan ve 83 ülkeye aktif üretim yapan tesisi satın alan Genveon İlaç, ulusal ve uluslararası pazar payını artırarak dünyanın gelişmiş ülkelerinin de içinde yer aldığı birçok ülkeye ilaç tedarik edecek.

“Türkiye ilaç sanayisi için dev bir adım attık”

Konuyla ilgili görüşlerini bildiren Genveon İlaç Yönetim Kurulu Başkanı ve Kurucusu Alp Karaağaç, “Büyüme hedeflerimiz doğrultusunda yeni bir üretim tesisi için uzun süren bir araştırma ve fizibilite sürecine girdik. Çalışmalarımız sonrası Novartis’in Gebze’deki üretim tesisini satın alma kararı verdik. 20 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteren yeni tesisimiz 123 ülkeye ürün üretmek için GMP ruhsatlı olup; Japonya, Avusturalya, Kore, Filipinler, Brezilya, Kanada, Almanya ve bazı Avrupa ülkeleri gibi dünyanın önde gelen gelişmiş ülkelerinin de aralarında olduğu 83 ülkeye aktif olarak üretim yapmakta olup, sürdürülebilir ve başarılı bir kalite performansı geçmişine sahiptir. Dünya ilaç pazarı için son derece kritik ve değerli olan bu tesisi satın alarak Türkiye ilaç sanayisi için dev bir adım attığımızı düşünüyorum” şeklinde konuştu.

“Satın alma ile var olan üretim ve ihracat gücünü de devam ettireceğiz“

Tesisin, hem ülke içinde hem de uluslararası alanda yerli ve yabancı ilaç firmaları için üretim yapabileceğini belirten Karaağaç, “Üretim tesisimizde hem Genveon hem de Novartis ürünlerini üretecek olup, bünyemize farklı firmaların ürünlerini de dahil etme hedefindeyiz. Tesisimizin yıllık 3 milyar tablet üretimi ve yaklaşık 50 milyon kutu üretimi kapasitesi bulunuyor. Tesisimizde, granülasyon, tablet baskı, kaplama, pellet kaplama, kapsül dolum, yarı katı, supozituvar, likit üretim ve paketleme yapabiliyoruz. Bu satın alma ile var olan üretim ve ihracat gücünü de devam ettireceğiz.” dedi.

ABD’yi ihraç listesine katmak hedefler arasında yer alıyor

Tesiste yeni bir Ar-Ge Merkezi kurma hedefleri olduğunu ve yaklaşık 20 kişilik bir AR-GE ekibinin oluşturulmaya başlandığını da sözlerine ekleyen Karaağaç, şöyle devam etti, “Ar-Ge Merkezi kurma hedefimiz doğrultusunda altyapı, makine ve teçhizat alanında oldukça büyük bir yatırım yaptık. Bu yatırımımızla, teknoloji transferleri ve yeni ürün geliştirmelerini de hızla artıracağız. Yatırım hedefimizde de yeni ürün ve yeni ihracat pazarları bulunuyor. Tesisimiz halihazırda başta Japonya, Kanada, Güney Kore olmak üzere birçok Avrupa ülkesi de dahil 65 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Tesisimizin yer aldığı arazi üzerinde Ar-Ge ve kapasite artış hedeflerimiz çerçevesinde, ülkemizin ihtiyacı olan yeni bir üretim tesisi kurmayı planlıyoruz. Ayrıca orta vadeli hedefimiz arasında da FDA (Food and Drug Administration) onayına başvurarak Amerika Birleşik Devletleri’ni de ihraç listemize eklemek istiyoruz.”

Haber

Koronavirüs için ilaç yarışı

Çin, ABD merkezli Gilead’ın ürettiği bir ilaç için patent başvurusu yaptı. İngiltere’de bir aşı üzerinde çalışılıyor. Türkiye’den bilim insanları da antiviral bir molekül bulduklarını ve bunu Çinli yetkililerle paylaştıklarını duyurdu. Bu arada Hong Kong, Çin’den gelen herkesi karantinaya alıyor.

Toplam vaka sayısının 21’e çıktığı şehirde, salgının merkezi olan Wuhan’ın bulunduğu Hubei eyaletini ziyaret eden her birey evinde elektronik bileklikle takip edilmeye başlandı. Çin’in e-ticaret devi Alibaba da koronavirüs salgını ile mücadelede dünya çapında tıbbi malzemelerin doğrudan alımı için çevrimiçi bir platform kurdu. Ölü sayısı 500’e yaklaşan ve karantina vakalarının devam ettiği koronavirüs salgınında biliminsanları ilaç bulmak için kıyasıya çalışıyor. Çin, Gilead’ın ürettiği bir ilaç için patent başvurusu yaptı. İngiltere’de bir aşı üzerinde çalışılıyor. Türkiye’den bilim insanları da antiviral bir molekül bulduklarını öne sürdü.

Çarşamba günü itibariyle ölü sayısı 564’e ve vaka sayısı 28 bini geçen koronavirüs salgınında araştırmacılar kesin bir tedavi üzerinde çalışmaya devam ediyor. Virüsün bir insandan kaç kişiye bulaştığını gösteren ‘bulaşma kat sayısı’ R, mevcut verilere göre 2.2. Fakat Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yetkilileri hastalığın geçek R’sini tam anlamıyla tespit etmenin aylar sürebileceğini belirtiyor. Çin Sağlık Bakanı Ma Xiaowei de virüsün mutasyon geçirerek insandan insana çok daha hızlı bulaşan daha güçlü bir versiyona dönüştüğüne dair kanıtlar olduğunu belirtti.

Çin ilaç için patent başvurusu yaptı

Salgında vaka sayısı yükselirken, Çin dahil birçok ülkede biliminsanları bir ilaç bulmak için çalışıyor. Çin ABD merkezli Gilead Sciences Inc. tarafından geliştirilen deneysel bir ilaç için 21 Ocak tarihinde patent başvurusu yaptı. Çinli gazete Changjiang ise Zhejiang Üniversitesi’nde bir araştırma ekibinin ‘koronavirüsü engelleyebilen’ iki yeni ilaç bulduğunu yazdı. Sky News’e göre ise İngiliz bir biliminsanı koronavirüs aşısı üzerinde çok önemli bir ilerleme kaydederek aşı geliştirme süresini iki üç yıldan 14 güne düşürdü.

Aşı bu salgına yetişmeyek fakat yine aynı virüsün salgını olduğunda hayati öneme sahip olacak. Ege Üniversitesi Mikrobiyoloji Bölümü, Biyokimya Bölümü ve tıp doktorlarından oluşan yaklaşık 20 bilim insanı da koronavirüse karşı etkili antiviral molekül bulduklarını iddia ediyor. Uzun süredir pnömoni (akciger kaynaklı) ölümlere neden olan bakteriler üzerine çalıştıklarını belirten Dünya Naturel A.Ş. Ar- Ge Müdürü Metin Özduyan, Çin sağlık otoriteleriyle gerekli numunelerin gönderilmesi için görüştükleri bilgisini paylaştı.

Akıllı bileklikle izlenecekler

Japonya 3.700 yolculu cruise gemisini yolcuların onunda koronavirüs tespit edilmesinin ardından 14 günlük karantinaya aldı. Hong Kong da 1800 yolculu bir gemide yolcuların semptomları göstermeye başlamasının ardından bir cruise gemisini karantinaya aldı. Vaka sayısı 21’e çıkan Hong Kong Hubei eyaletini ziyaret eden vatandaşları ev karantinasına alacak ve yetkililer bu kişileri akıllı bileklikler üzerinden takip edecek.

THY: Çin’den kargo %90 azaldı

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, salgınının küresel ekonomik belirsizliği artırdığını açıklarken THY de uçuşlarını durdurmasının ardından Çinli alışveriş siteleri üzerinden Türkiye’ye gelen günlük kargo sayısının yüzde 90 azaldığını açıkladı. Kargoların sayısı, günlük 300 torbadan 30 torbaya kadar düştü.