Haber

Hazır giyim ihracatında 16 aylık maraton ara verdi

Yener KARADENİZ/İSTANBUL

COVID-19 salgını, yıllık 500 milyar doları aşan dünya hazır giyim ihracatının tedarik zincirinde, önemli değişimlere yol açtı. Bu dönemde öne çıkan ülkelerden biri de Türkiye oldu. Gelişmelerin etkisiyle 2021 Mart ayından bu yana ihracatını bir önceki yılın aynı dönemine göre her ay sürekli artıran sektör, 16 ayın ardından ilk kez ihracatta gerileme yaşadı. Sektör ihracatı, temmuzda yüzde 4,1 gerileyerek 1 milyar 691 milyon dolardan 1 milyar 622 milyon dolara düştü. Düşüş oranı bir önceki ay olan hazirana göre ise yüzde 17’yi aştı. Geçen yılı 20 milyar 250 milyon dolar ile tamamlayan sektör temsilcileri, ana pazar AB’deki yavaşlamanın söz konusu gerilemede önemli bir etken olduğunu belirterek, küresel resesyona ilişkin gelişmelere bağlı olarak yılsonu için konulan 23 milyar dolarlık hedef tutturulamasa çok da gerisinde kalınmayacağını dile getirdi.

Bu yılın 7 aylık rakamlarına bakıldığında, sektör ihracatındaki artış hızının yavaşladığı görülüyor. İlk yarıda yüzde 14,4 olan ihracat artış hızı, Ocak-Temmuz döneminde yüzde 11,6’ya geriledi ve ihracat 12,4 milyar dolar oldu. Söz konusu rakam ile hazır giyim ve konfeksiyon ihracatının genel ihracat içindeki payı yüzde 8,6 olarak gerçekleşti. Bu oran 2019 yılında yüzde 9,9, 2020’de yüzde 9,3 ve 2021’de ise yüzde 9 olmuştu.

En belirgin düşüş İspanya’da 7 aylık dönemde en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke 2,2 milyar dolar ile Almanya oldu. Onu 1,6 milyar dolar ile İspanya, 1,2 milyar dolar ile İngiltere, 1 milyar dolar ile Hollanda, 688 milyon dolar ile Fransa ve 600 milyon dolar ile de ABD izledi. Temmuz ayı özelinde bakıldığında ise söz konusu pazarlardan İspanya’ya gerçekleştirilen ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17 gerileyerek 220 milyon dolara düşerken, İngiltere’ye yapılan ihracat yüzde 12 düşerek 166 milyon dolara ve ABD’ye yapılan ihracat da yüzde 4,2 düşerek 77 milyon dolara geriledi. Diğer ülkelerde ise artış sınırlı gerçekleşti. Almanya, 306 milyon dolar ile Temmuz ayında en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke oldu.

Parite darbesi hissedildi

TİM Başkanlığını da yürüten İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe, sektör ihracatının yüzde 70’inin AB’ye gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, “Bölgeye Euro ile ihracat yapıyoruz. Buradaki düşüşün en büyük sebeplerinden biri paritedir. Pariteden dolayı bir düşüş yaşandı. Aslında en kötü başa baş noktasını yakalama potansiyelimiz vardı. Kimse 2022’ye başlarken Euro/ dolar paritesinin 1,3’ten eşitleneceğini tahmin etmiyordu. Temmuzda 1’in altına kadar düştü. Şu an 1,01-1,02 civarında dönüyor. Paritedeki gerilemenin en büyük etkilerden biri de hazır giyim ihracatında görüldü. Beklentimiz paritenin yeniden en az 1,1 seviyesine çıkması. İkinci konu da AB’deki siparişlerde yaşanan yavaşlama. Umuyoruz ki resesyon gerçekleşmez. Gerçekleşirse en kötü 23 milyar dolarlık hedefin yüzde 5 gerisinde kalırız” ifadelerini kullandı.

Markalar stoklarını azaltıyor

Özak Tekstil Grup Başkanı ve İHKİB Başkan Yardımcısı Urfi Akbalık da, hem ABD hem de AB’de yaşanan yavaşlamanın söz konusu gerilemede önemli etken olduğunu aktardı. Akbalık, “Markaların stoklarında yavaşlama var. ABD ve AB’de gerçekleşmesi olası resesyon korkusu ile markalar daha az stok yapmaya başladı. Özellikle ABD pazarında bu daha fazla hissediliyor. Daha önce stoğa mal alıyorlardı. Onu durdurdular. Ayrıca yaz ayları ihracatın yavaşladığı dönemlerdir. Ağustos ve eylülde de yavaşlama olacak. Son çeyrekte yeniden bir toparlanma bekliyoruz. İkincisi de paritenin etkisi. Maliyetlerimiz dolar, gelirimiz Euro. Şimdi bire bir seviyesine geldi. Maliyet tutturmakla ilgili sıkıntı var. Ancak yine de yılsonu için koyduğumuz 23 milyar dolar hedefi koruyoruz. Resesyon riskine karşı yüzde 5’lik bir sapma olabilir” dedi.

Denizli’nin tektil ve hazır giyim- konfeksiyon ihracatında geçen yılın temmuz ayına göre yüzde 11 dolayında azalma yaşandığını söyleyen Denizli İhracatçılar Birliği Başkanı Hüseyin Memişoğlu ise, Avrupa ve ABD’deki talep daralmasının ihracat kanadında hissedilmeye başladığını belirterek, “ İhracatımızın lokomotifi konumunda bulunan ve ev tekstilinin de içinde bulunduğu hazır giyim-konfeksiyon sektörü talep azalmasından etkilenen sektörlerin başında yer alıyor. Öte yandan Ocak-Temmuz 2021 döneminde 1,20 seviyelerinde izleyen parite, 2022’nin aynı döneminde 1,08’e gerilemiş durumda. Temmuz ayı ortalaması ise bu sene 1,0181 oldu. İhracatımızın yarıya yakınının Euro cinsinden olduğunu göz önüne aldığımızda, Euro/Dolar’da yaşanan gerilemenin ihracatımızı etkilediğini söyleyebiliriz” dedi.

Resmi rakamların yerini bavul doldurdu

Temmuzda dikkat çeken bir diğer gelişme ise Rusya pazarında yaşanan düşüş oldu. Ülkeye genel ihracat geçen yılın aynı dönemleriyle kıyaslandığında; 7 aylık dönemde yüzde 13, temmuzda ise yüzde 63 artarken, hazır giyim ihracatında gerileme yaşandı. Sektör ihracatı 7 aylık dönemde yüzde 10,1 düşerken temmuzda ise düşüş hızı yavaşladı ve yüzde 3,1’e düştü. Oysa Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması sonrası AB ve ABD’li hazır giyim devleri ülkedeki operasyonların durdurmuş ya da çıkmıştı ve bu durumun Türk markalarının ülkeye ihracatının artması sonucunu doğuracağı belirtilmişti. Urfi Akbalık, markaların henüz tam olarak ülkeden çıkmadığını, öte yandan resmi olmasa da bavul ticaretinde önemli artışlar yaşandığını belirtti. Akbalık, çıkan markalara yönelik paralel ithalatında ülkeye ihracatı sınırlayan bir diğer faktör olarak öne çıktığını anlattı.

Haber

İhracatını 10’a katlayan Lux Plastik’te hedef Uzakdoğu

Dünyada 5 kıtada 100’e yakın ülkeye ihracat yapan Lux Plastik, yeni pazar stratejilerini ve hedeflerini duyurdu.

Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği (EVSİD) Kurucu Başkanı ve Lux Plastik Genel Müdürü Burak Önder, yeni dönemde Avrupa, Latin Amerika ve Uzakdoğu olmak üzere, gelişmiş pazarlara odaklanacaklarını söyledi.

Başlangıçta daha çok Ortadoğu ve biraz da Avrupa Birliği’ne ihracat yaparken yumurtaları farklı sepetlere koyma politikaları ile 2021 yılında 119 ülkeye, 2022’de ise şu ana kadar 93 ülkeye ürünlerini gönderdiklerini kaydeden Önder, ihracatın üretimden aldığı payın da yüzde 70’e yükseldiğini kaydetti.

Bu coğrafyalarda üretim yapanlar için pazar çeşitliliğinin çok önemli olduğuna işaret eden Önder, “Ana pazarımız Avrupa Birliği. Onu Ortadoğu ve Kuzey Afrika takip ediyor ancak Sahra Altı Afrika’da ve her ne kadar son 2 yılda biraz gevşese de Uzakdoğu’da ve Latin Amerika’da da rakamlarımız gayet iyi gidiyor. Bu süreçte plastik tarafındaki kabiliyetlerimizi, dünyayı da gezerek, görerek farklı noktalara getirmek istedik. Artık sadece plastik değil, camdan mamullerle, metal ürünlerle, ahşapla, camla hepsini bir mamulde kullandığımız ürünlerimiz var. Bunu da kilogram başı ihracatımızı artırabilmek adına yaptık.” dedi.

Ağustostan sonra hedef, Uzakdoğu

Silivri’deki fabrikanın içindeki farklı binalarda yaklaşık 800 ürün imal ettiklerini anlatan Önder, ihracat tarafında ağustostan itibaren Uzakdoğu pazarlarına odaklanacaklarını kaydetti. 2,5 yıldır pandeminin de etkisiyle Uzakdoğu pazarlarının kapalı olduğunu ve açılmayla beraber avantaj sağlayacaklarını düşündüklerini söyleyen Önder, Amerika’nın kuzeyi ve Latin Amerika gibi alternatif pazarlarda da çalışmaların devam edeceğini kaydetti.

2021 yılı verilerine göre sektör ihracatında üst sıralarda yer aldıklarını belirten Önder, firma olarak ihracatlarını son 10 yıllık dönemde 12 kat artırdıklarını ifade etti.

“Paritedeki değişim fazla etkilemez”

Euro/dolar paritesindeki değişimin ihracata etkilerine de değinen Önder, şunları söyledi: “Türkiye’nin gelirleri genellikle euro olduğu için bu zamana kadar parite kazancı elde ediyordu. Ancak paritenin eşitlenmesiyle beraber bu durum nötr hale geldi. İster istemez ihracat rakamlarının dolarla hesaplanmasından da kaynaklı olarak bir düşüş gerçekleşecek. Ancak duruma rasyonel bir şekilde baktığımız zaman, dünyanın her yerinde dolar paritesi güçlendi. Ben fiyatlarımı bu oranda artıracaksam, Çinli firma da ister istemez artıracak. Ben bunun ticaret açısından çok majör bir etkisi olacağını düşünmüyorum.”

“Resesyondan en az etkilenen ülkelerden biri olabiliriz”

Avrupa’daki resesyon endişeleri ile ilgili de konuşan Önder, tarihsel olarak baktıklarında dünyada son 150 yılda 14 kez resesyonun oluştuğuna dikkat çekti. Hemen hemen 10 yılda bir resesyon yaşandığını belirten Önder, “Diğer yandan dünya ticaretinden alınan pay yüzde 18 Çin, yüzde 8,5 Amerika, yüzde 8 Almanya. Gelişmiş ülkelerin etkilenmesi bizden daha ağır olabilir. Bence çalışır ve doğru bir strateji uygulayabilirsek Avrupa Birliği bölgesinde bu süreçten görece daha az etkilenen ülkelerden biri olabiliriz.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’nin ülke olarak sanayi ve ihracatı yeni yeni öğrendiğini ve genel olarak ihracatın dışardan gelen talep ile ilerlediğini kaydeden Önder, bunun değişmesi gerektiğini vurguladı. İhracatın bu şekilde bir yere kadar gidebildiğine işaret eden Önder, firmaların artık ihracata yönelik stratejiler oluşturmaları gerektiğini ve daha aktif pazarlama faaliyetlerinde bulunmaları gerektiğini söyledi.

“Çin kendi ülke markasına yatırım yapıyor”

Ev ve mutfak eşyaları sektöründeki durumu da değerlendiren Önder, dünyada yaklaşık 104 milyar dolarlık bir pazar olduğunu, Türkiye’nin de bu pazardan 3,4 milyar dolar ihracatla yaklaşık yüzde 3,3 gibi bir pay aldığını belirtti. Sektör ihracatının son 10 yılda yüzde 56 oranında arttığına dikkat çeken Önder, pandemi dönemi ile beraber Türkiye’nin değerde yedinci sıradan beşinci sıraya yükseldiğini söyledi.

Pazarı çok büyük bir oranla Çin’in domine ettiğini belirten Önder, “Çin son yıllarda tüm pazarlarda Made in China markasına bir yatırım yapıyor. Eskiden bunu saklarken artık aksine daha da öne alıyorlar ve ihracata devam ediyorlar. Bilinenin aksine Çin pandemi döneminde hem dünyadan aldığı Pazar payını hem de ihracatını artırdı. Benzer şekilde Vietnam da sektördeki payını her geçen gün artırıyor ve Çin’e alternatif olma yolunda ilerliyor. Ayrıca bizim ana pazarımız olan Avrupa Birliği ile de yeni nesil bir STA imzalandı. Bu da hem sektör olarak hem de ülkemiz olarak yakından takip etmemiz gereken konulardan biri.” şeklinde konuştu.

Bu sene ilk 7 ayda ihracatta yüzde 5’lik bir büyüme olsa da üçüncü aydan sonra artış hızında bir düşüş yaşandığını da kaydeden Önder, Eylül ayından sonra durumun biraz daha netleşeceğini söyledi.

Haber

Ev ve mutfak eşyaları sektöründe hedef dünya üçüncülüğü

Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği (EVSİD) ile İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) iş birliğinde gerçekleşen sektör toplantısında konuşan EVSİD Başkanı Talha Özger, sektör olarak ilk buluşmalarını gerçekleştirdiklerini söyledi. Bu toplantılara katılımın sivil toplum kuruluşlarını ayakta tutan en önemli şey olduğunu kaydeden Özger, önümüzdeki dönemde de sektör buluşmaları ile yol haritası belirlemeye devam edeceklerini belirtti.

Ev ve mutfak eşyaları sektörünün ilk 5 ayı 1.42 milyar dolar ihracat ve yüzde 4.5’lik bir büyüme ile kapattığını anlatan Özger, Türkiye’nin bu sektördeki en büyük beşinci ihracatçı olma pozisyonunu koruduğunu kaydetti. Önümüzdeki dönem sektöre seviye atlatabilecek en önemli adımın ise birim ihracat değerinin yukarıya çekilmesi olduğunu vurgulayan Özger, “Birim/kilogram başına ihracat değerimiz şu an 3.7 dolar seviyelerinde ama bu yeterli değil. Hedefimiz ihracat birim fiyatını 5 dolara çıkarmak. Aynı ihracat miktarımızı koruyarak birim ihracat değerimizi bu seviyeye getirdiğimizde İtalya’yı geçerek Almanya’nın ardından üçüncü sıraya yerleşebiliriz.” dedi.

Birim fiyatını yükseltme noktasında yapılacak URGE projelerinin çok önemli olduğuna işaret eden Özger, “URGE projeleriyle neleri tasarlayacağımızı, nasıl farkındalık oluşturacağımızı ve ‘Made in Türkiye’ algısını istediğimiz yere nasıl taşıyacağımızı hep birlikte kurgulayacağız. URGE projeleri kapsamında markalaşma, ambalaj tasarımı ve endüstriyel tasarımda destekler bulup bunları kullanacağız. Yapacağımız organizasyonların da daha nitelikli olması için çalışacağız.” ifadelerini kullandı.

60 ülkeden 120 alıcı İstanbul’da buluştu

EVSİD olarak nitelikli alıcılarla Türk firmalarını buluşturdukları “Invitation Only” etkinliklerinin de devam edeceğini belirten Özger, en son İstanbul’da yaptıkları etkinliğe 60 ülkeden 120 alıcının katıldığını hatırlattı. Bu tip organizasyonların sadece ticaret değil aynı zamanda bir kültür alışverişi olduğuna dikkat çeken Özger, “Pandemi döneminde ara verdiğimiz Invitation Only etkinliğimize bu yıl tekrar kaldığımız yerden devam ettik. Hem konuk alıcı sayımızı hem de katılımcı sayımızı yaklaşık yüzde 50 oranında artırdık. Dünyanın her yerinden alıcıları İstanbul’da üreticilerimizle buluşturduk. Bu tip nitelikli etkinliklerin çok önemli sonuçları oluyor. Orta ve uzun vadede hedeflerimize ulaşmak için benzer etkinlikleri yapmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Haber

Çelikte “ithal ikame” hedefiyle 2 milyar dolarlık yatırım hamlesi

İMAM GÜNEŞ

Yaptığı ihracatla dünya sıralamasında 10’uncu sırada yer alan Türkiye çelik sektörü, yıla da iyi başlangıç yaptığını açıklayan Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı Adnan Aslan, çelik ihracatında yükseliş döneminin bittiğini söyledi. Aslan, “Dünyanın önemli çelik üreticileri olan Rusya ve Ukrayna’nın savaşta olması Türkiye’ye ayrıcalık kazandırdı. Özellikle Rusya’ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle başta Avrupalı firmalar alımlarını Türkiye’ye kaydırdı. Bu gelişmeler ihracat rakamlarına da yansıdı” diye konuştu.

Tonaj ve fiyatta düşüş başlayacak

Yılın ilk 6 ayında bir önceki döneme göre yüzde 30 yükseliş kaydeden çelik sektörünün, yılın ilk yarısını 11,9 milyar dolarla kapattığı bilgisini veren Aslan, çelik ihracatında tonaj ve fiyatta düşüşün başlayacağını söyledi.

Sektördeki gelişmeleri değerlendiren Aslan şunları söyledi, “Beşinci aya kadar her şey iyi gidiyordu. Bu aydan sonra durgunluk başladı. Talep de olmayınca hammadde fiyatları çok hızlı düştü. Hurda fiyatları haziran ayında 650 dolardan 330 dolara düştü. Temmuz ayında da ithal hurda fiyatı 400 dolara çıktı. Aslında biz yıl sonu itibariyle düşüş bekliyorduk ancak önemli üretici ülkelerden Rusya-Ukrayna savaşı çıkınca yılın ilk 6 ayında da yükselişimiz sürdü. Özellikle mart, nisan ve mayıs ayında ihracatımız ciddi şekilde arttı. Temmuz ayından itibaren hem tonaj ve hem de fiyat olarak düşüş bekliyoruz.”

Çin’deki gelişmeler sektörün gidişatını belirliyor

Çin’in COVID-19 önlemlerini katı olarak uygulaması ve emlak krizinin sektörü olumsuz etkilediğine dikkat çeken Aslan, “İnşaat sektöründe ciddi bir yavaşlama var. Son 1 ayda 4 yerel banka iflas başvurusunda bulunmuş. Konut kredileri alan Çinli vatandaşlar bankalara ödemelerini yapmıyor. Çin’deki durumlar sektörümüz için gösterge niteliğinde. Şangay borsasındaki çelik fiyatları dünya piyasasında hem hammaddeyi domine ediyor hem de nihai mamulü domine diyor. Çin’deki fiyatların düşmesi gerekçe gösterilerek bizden fiyat düşürmemiz isteniyor” diye konuştu.

6 milyon ton ilave kapasite

Sektördeki küresel durgunluğa rağmen yatırımların arttığının altını çizen Adnan Aslan, ithal ikame olan ürünlerde yatırımların hız kazandığını belirti. Özellikle yassı üründe yatırım atağının olduğunu kaydeden Aslan, yaptığı açıklamada şunları söyledi, “Birkaç firmamız sıcak ve soğuk yassı üretimine başlayacak. Tosyalı, Çolakoğlu, Habaş 2023 yılının sonuna kadar 5,5-6 milyon ton ilave kapasite kuracak. Tosyalı İskenderun Sarızeki bölgesinde yeni bir yatırım yapacak. Bu firmalarımızın yatırım tutarı yaklaşık 2 milyar dolar tutarında olacak. Türkiye’deki büyüme iyi. 22-24 milyon ton arası ihracat var. Üretim sıvı çelikte 35 milyon ton, nihai mamul üretiminde 40 milyon ton. Yassı sıcak ithalatımız ise 8 milyon tonlarda. Bu ürünü boru, makine sektörü alıyor. Yassı soğuğu da beyaz eşya ve otomotiv sektörleri alıyor. Bu yatırımlar ikame için yapıldı. İthalatımızı önemli seviyede azaltacak.”

“AB, kotaları kaldırırsa ihracatta uçarız”

AB’nin üye olmayan çelik üreticisi ülkelere uyguladığı çeyreklik kotalarla hakkında açıklamada bulunan Aslan, “Kotaların artmasını istiyoruz ama artırmıyorlar. İkinci çeyrekteki kotada ‘diğer ülkeler’ grubu yeterli mamul sağlayamayınca başka ülkelere yüzde 7-8’lik payı bölüştürdüler. Bu nedenle bizim de tonajımız arttı. Üçüncü çeyrekteki kotamızda çubuk grubundaki kotamızı bir günde tamamladık. Üç aylık kotayı bir günde doldurduk. Kota olmasa AB pazarında uçarız” diye konuştu.

Ruslar, başka ülkeler firma kurarak rekabeti zorlaştırdı

Güney Amerika, ABD, Kanada ve Avrupa’ya ihracatın çok iyi olduğunu vurgulayan Adnan Aslan, Yemen pazarında da stabil bir şekilde büyüdüklerini aktarıyor. Umman, Katar, Suudi Arabistan’ın Yemen pazarına girmek için çalışanlarını bu ülkeye gönderdiğini ifade eden Aslan, “Yemen bizim stabil pazarımız. Her ay 150-200 bin tonluk ürün satıyoruz. Bu pazara bizim dışımızda İran da ihracat yapıyor. Körfez ülkelerinin bu çıkışı bu pazardaki rekabeti ciddi şekilde artıracak. Diğer yandan Rus firmaların yaptığı uygulamalar da rekabeti zorlaştırıyor. Bu firmaların oligark sahipleri Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve Kolombiya’da başkalarının adına şirket kurdular. Bu şekilde ambargoya takılmıyorlar. Özellikle Ablynx ve Severstal firmaları çok agresif fiyatlar veriyor. Bu firmalarla rekabet edebilmek için fiyatları indirmek durumunda kalıyoruz” dedi.

Haber

Armatür sektöründe hedef, katma değerli ihracat

Armatür, valf, vana, musluk ve tesisat ekipmanları sektörünün yeni dönem rotası belirlendi. ARMATÜR Derneği ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) iş birliğinde yapılan sektör toplantısında, pandemiyle başlayan küresel krizde yakalanan üretim ve ihracat ivmesini yukarı taşımak, parite ve resesyon kıskacındaki küresel ekonomideki kayıplardan minimum düzeyde etkilenmek, yeni pazar hedefleri belirlemek, firmaların finansal sorunlarına çözüm arayışı, Ar-Ge konusunda üyelerin gelişimi, yeni teknolojilerden ve son gelişmelerden sektörün haberdar olması konuları masaya yatırıldı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) çatısı altındaki ilk toplantıya İDDMİB Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, İDDMİB Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, Eximbank Portföy Yöneticisi Recep Can ve sektörün paydaşlarından birçok isim katıldı.

“Sektörü bir araya getirmeye devam ediyoruz”

Önceden TİM çatısı altında temsil edilemeyen bir sektör olduklarını, yeni dönem ile birlikte artık İDDMİB çatısı altında ‘armatür’ün ayrı bir sektör olarak değerlendirilmeye başlandığını söyleyen ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, yaptıkları toplantı ve organizasyonlarla da sektörü bir araya getirmeye devam ettiklerini aktardı. Bu işe ciddi zaman ve emek harcadıklarını belirten Turhan, devamında şunları kaydetti: “Bir sektörde birbiriyle benzer işler yapan firmaların aynı masaya oturması ve birbirleriyle iş yapmaya başlaması kolay değil. Bu bir süreç ve şimdi bu birlikteliğin faydalarını da görmeye başladık. Biz bu dernek çatısı altında rekabet ve beraberliği birleştirerek ‘Rekaberlik’i yaratmaya başladık. Artık birbirimizin üzerine bastığımız haksız bir rekabet ortamında değiliz. Bundan ziyade ihracat odaklı, iş birliği yapan bir çatı altında birleştik. Yararlarını da ihracat rakamlarımız ve iş potansiyellerimizdeki artış anlamında gözlemlemeye başladık. Ayrıca belirttiğim gibi sektörün sorunlarına birlikte çözüm arıyoruz, ihtiyaçlarının karşılanması için birlikte çalışıyoruz. Sektörümüze çok inanıyor ve güveniyorum. Eminim ki bu birliktelikten doğan güç günden güne çığ gibi büyüyecek ve sektörümüzü hak ettiği konuma getirecek.”

ARMATÜR Derneği olarak bugüne kadar ihracata yönelik çalışmalar gerçekleştirdiklerini anlatan Turhan, Pandemi ile birlikte Türkiye’den çeşitli ülke ve bölgelere sanal ticaret heyetleri düzenleyen ilk derneklerden biri olduklarını aktardı. İlk heyeti İDDMİB ile birlikte Güney Amerika’ya düzenlediklerini belirten Turhan, “Diğerlerini yine Güney Amerika, İtalya ve İspanya olmak üzere Ticaret Bakanlığı desteğiyle ARMATÜR Derneği olarak kendimiz gerçekleştirdik. İDDMİB çatısı altında sanal heyetleri fiziki ziyaretler ile pekiştireceğiz ve yine armatür sektörüne özel Ur-Ge Projeleri ile ihracat odaklı çalışmalarımıza yoğunlaşacağız.” şeklinde konuştu.

Gelen talepler doğrultusunda yapılacak çalışmalar ve projelerin sektöre çok faydalı olacağının altını çizen Gökhan Turhan, “Vana tarafında çok ciddi bir pazar var. Hidrojeni kullanan, kullanmayı hedefleyen ülkelerin hepsi vanalarını değiştirmek zorunda ve burada da ciddi bir çalışma var. Enerji tasarrufu gibi konular üzerinde de çalışmalar yapılabilir. Nükleer Santraller konusunda iş birliği yapmak istiyorlar. Vana, musluk, tesisat ekipmanlarında Türkiye maalesef çok başarılı olamamış. Rusya ile beraber bu alanda iş birliği yapılmak isteniyor. Böyle bir çalışma da yapılabilir.” dedi.

“Sektörün büyümesi için önünün açılması gerekiyor”

Armatür sektörünün, hammadde olarak ağırlıkla bakır hurdası olmak üzere demir döküm gibi ürünlere bağımlı bir sektör olduğunu söyleyen Turhan, “Sektörün hurda malzemeye ihtiyacı var. Türkiye’de hammadde yeteri kadar temin edilemiyor, olan da ihraç ediliyor. Bu da bizim hammaddeyi Avrupalı rakiplerimizden daha pahalıya temin etmemize neden oluyor. Bizim hammadde fiyatlarımız yükseliyor. İtalya mesela, üretici firmalarla resmi olmasa da kendi hammaddesini ihraç etmeme kararı alıyor. Almanya da aynı şekilde davranıyor. Biz bir liralık hammaddeyle 5 lira, 10 lira katma değer yaratabiliyoruz. Bu sektörün büyümesi için önünün açılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Eximbank kredilerinin önemine vurgu yapan Turhan, Eximbank’ın ihracatı desteklediğini söyledi. Turhan, “Kullanmasanız da Eximbank limitini açtırmanızı öneriyorum. Benim ihtiyacım yok dememek lazım. Eximbank çok iyi fon buluyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın da çok ciddi destekleri var. Hatta o destekler Eximbank’tan da uygun olabiliyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız yatırımı destekliyor. Yeni bir ürün imal ettiğiniz zaman devlet size arazi, bina ve birçok vergi avantajı verebiliyor. Yurt dışı satışlarda mutlaka sigorta yaptırmanızı tavsiye ediyorum.” diye konuştu.

Resesyon beklentisi

İlerleyen süreçte beklenen resesyondan etkilenmemek için devletten çalışmalar beklediklerini söyleyen Turhan, KDV indirimi, vergisel anlamda avantajlar, e-finansa erişim gibi birçok konuda desteğe ihtiyaç duyulan bir döneme girileceğini vurguladı. Turhan, devamında şunları kaydetti: “Dünya genelinde beklenen resesyonla beraber sektörlerde daralmalar ve kayıplar yaşanacak. Hem devletimizin hem de sanayicimizin bu döneme ilişkin stratejiler belirlemesi gerek. 300 milyar dolar ihracat hedefine armatür sektörü olarak ciddi destek vermeye hazırız.” dedi.

Haber

“Pandemide rekabetçi kur ile değil Avrupa’ya ürün satarak öne çıktık”

Maruf BUZCUGİL – Hüseyin GÖKÇE

DÜNYA Gazetesi ve Sertrans Logistics iş birliği ile düzenlenen Dış Ticarette Yeni Ufuklar başlıklı etkinliğin ikincisi Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Toplantıda, Türkiye’nin pandemi sürecindeki tedarik zincirinde yaşanan kırılmanın yarattığı krizi, konumunun getirdiği avantajla fırsata çevirebileceği vurgulandı. Dünya genelinde resesyonun yılbaşından önce gelebileceğine değinilirken, rekabetçi kurun beklentilerin aksine ihracatçı açısından çok da avantaj oluşturmayacağı aktarıldı. ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in açılış konuşmasının sonrasında, Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Erhan Aslanoğlu, dünya ve Türkiye ekonomisine yönelik beklentileri içeren bir sunum yaptı. Ardından, DÜNYA Genel Koordinatörü ve Yazarı Vahap Munyar’ın moderatörlüğünde Dış Ticarette Yeni Ufuklar başlıklı panel gerçekleştirildi.

“Teknoloji açığını kapatmazsak rekabetçi yapıya kavuşamayız”

ANKARA SANAYİ ODASI BAŞKANI NURETTİN ÖZDEBİR

DÜNYA Gazetesi bizim için çok değerli bir platform. İş dünyasının, ekonominin nabzının attığı, kendimizi ifade edebildiğimiz Türkiye’nin önemli yayınlarından biri. Bu vesileyle DÜNYA Gazetesi’nin kurucusu merhum Nezih Demirkent’i de saygıyla anıyorum. 2022 yılının ekonomi gündemini, şüphesiz pandeminin devam eden etkileri, Rusya- Ukrayna savaşı ve küresel merkez bankaların kararları belirledi.

Türkiye ekonomisi sanayinin öncülüğünde ihracat performansı ile hızlı bir toparlanma süreci içesine girerek, yüksek büyüme rakamlarına ulaşan ülkelerden birisi oldu. Türkiye tarihsel olarak kıtalar arası geçiş noktası olması nedeniyle bu coğrafyanın girişimcileri dış ticarete de oldukça yatkındır. Dünya Bankası tarafından yapılan bir çalışmada Türkiye’nin ihracatının en önemli özelliklerinden bir tanesi esneklik olarak tanımlanmıştır. Yani herhangi bir pazarda sorun olması durumunda Türk ihracatçısı hızlı bir şekilde farklı pazarlara yönelebilmektedir.

2021 yılı sonu itibariyle 101.000 firmamız ihracat gerçekleştirmiştir. 2021 yılında ihracat ailesine katılan yeni firma sayısının 32 bini aşarken, 43 bin 264 firma da yeni pazarlara ihracat gerçekleştirdi.

Ülkemizin tercih ettiği büyüme stratejisi dikkate alındığında, ihracat ve ithal ikamesi üretim yapan firmalar ekonomik yapı içinde kritik öneme sahiptir. Bu nedenle döviz kurundaki değişkenliğin firmaların performansı üzerinde önemli etkiler ortaya çıkartmaktadır.

Özellikle reel kur son yılların en düşük seviyesinde ve bundan dolayı kur son yılların en düşük değerinde.

Döviz kurlarında meydana gelen değişimler firmaların rakipleri karşısındaki rekabet güçlerini de etkileyebilmektedir. Döviz kuru değişimlerinin firmaların niteliklerine göre rekabet gücü ve dolayısıyla nakit akışları üzerindeki etkisi olumlu veya olumsuz olabilmektedir.

Faiz kararı ile birlikte reel döviz kurunun son yıllarında en düşük seviyesine gelmesi, kur şoku ile kurların yükselmesi ithalat maliyetlerini olumsuz yönde etkiliyor.

“Yüksek ve orta ileri teknoloji açığını kapatmalıyız”

Kur artışı ile ortaya çıkan ihracat yüksek enflasyonla ihracatçının karlılığını eritmektedir. Kur ile bir yere kadar avantaj sağlarken, rekabetçi bir ihracat yapısına kavuşmak için, faktör verimliliği, üretim faktörlerinin kalitesi, doğru ve uygun sanayi politikası, yerli ara ve sermaye malı kullanımı, öngörülebilirlik ve ölçek gibi unsurlarla gerçek anlamda rekabetçi bir yapıya ulaşılır. Yüksek teknoloji ve orta ileri teknolojide son 5 yılda 220 milyar dolar seviyesinin üzerinde açığımız var. Bu açığı kapatamadığımız sürece, dış ticarette rekabetçi bir yapıya kavuşamayız ve daha çok satıp daha az kazanmaya devam ederiz.

Firmanın karbon emisyonunu düşürmesi yetmiyor, ülke geneline yaymalı

İKLİMLENDİRME SANAYİ İHRACATÇILAR BİRLİĞİ BAŞKANI MEHMET ŞANAL

● Birlik olarak sektörümüze yönelik ihracat odaklı bir stratejik plan hazırladık. Kendi bünyemizde sektörel analiz yapıp ihracat potansiyelini tespit ettik. Genel standart, elektrik sistemlerindeki değişim, firmalarımızın altyapısının buna uyumlu olup olmadığına baktık. Sektörel olarak 2012 den bugüne yıllık yüzde 35’lik büyüme yaşadık. Türkiye’de ihracat ortalaması kg başı 1.2 dolar seviyesindeyken, biz geçen yıl 4.6 dolar olan değeri bu yıl 5.2 dolara çıkardık. Sürdürülebilirlik, yeşil mutabakata yönelik çalışmalar yapıyoruz. Biz aslında bu dönüşümün merkezindeyiz. Avrupa enerji direktifleri değişti. Rusya-Ukrayna savaşı ciddi handikap oluşturuyor. Avrupa’da ısı pompalı sisteme geçiş başladı . Isı pompalarına talep 4-5 katına çıktı şu anda ürün yok. Bu yönde hazırlık yapmamız lazım. Enerji performansı yüksek ürün üretme yetmiyor, karbon emisyonunu düşürmek yetmiyor, karbon vergilerine yönelik emisyonların ülke genelinde düşürülmesi lazım.

Krizlerde fırsat da vardır, bizim çıkış yolumuz ihracattır

SERTRANS LOGISTICS YÖNETİM KURULU BAŞKANI NİLGÜN KELEŞ

● Fırsatın tekrar ayağımıza geldiğine inanıyorum. Satın alma alışkanlığının değişmesi e-ticaretin hızlı büyümesi, bizi avantajlı konuma getirdi. Eğer doğru dinamiklerle hareket edebilirsek, ki Çin ilk yola çıktığında lojistiği nasıl halledeceğini çözdü. Bizim iş dünyamızın önemli kısmı KOBİ’lerden oluşuyor. Bu avantaj bizim için büyük fırsat. Yeşil dönüşüm de bizim için büyük fırsat, tüketim alışkanlıkları hızlı ulaştırmayı kapsıyor. Lojistik gücümüz, ihracatçıya büyük avantaj sağlıyor. “Bir kolisini taşımaya başladığımız firma bugün dünyaya ihracat yapıyor” Yeşil mutabakat tüm dünyanın önünde. Biz ilk yeşil lojistik merkezini açmıştık. 2050 hedefleriyle, elektriği nasıl üretiriz, doğa dostu lojistiği nasıl uygularız gibi konulara kafa yoruyoruz. Normal koşullarda üretilen emisyonun en az seviyeye gelmesi için çaba gösteriyoruz. Yatırım üretim sağlamak, kârlılıklarını sağlamak doğal görevimiz. Hiçbir zaman umutsuzluğa düşme hakkını görmedim. Bu ülke Kurtuluş Savaşı’nı vermiş bir ülke. O halkın yoksulluğu, yokluklardan çıktıysa bu ülke, şu an fersah fersah ilerdeyiz, her şeyi başarabilecek gücümüz var. Avrupa’da girişimcilik çok geride, gençler girişimcilik niyetleri bile yok. Bir kolisini taşıdığımız firmaların, dünyaya ihracat yapan şirketleri görmek bizi çok memnun ediyor. Ne kadar kriz varsa o kadar fırsat da var. Fırsatları görebilmeli, daha fazla üzerine gidip, daha fazla yararlanmalıyız. Bizim çıkış yolumuz ihracat. Şirketimizin, ihracatçımızı rekabette daha fazla öne çıkaran destekleri hızlı şekilde artıyor.

İhracat yazılımımızı dünyanın her yerinden 300 bin kişi kullanıyor

TURBOARD CEO’SU YASEMİN ŞAHİN

● Hepimize büyük iş düşüyor. Biz 18 yıldır omzumuza yük aldık. Üniversitedeyken global düşünelim dedik. İletişim kurma şekli dahil bütün yapılanmaya etki ediyor. İhracatın yüzde 80’ini 10 ilin yapması olumsuz bir istatistik olarak görüyoruz. Adaletsiz bir dağılım vardı, bunu yükseltmek için farklı bir bakış yaptık. Yeni pazar bulabilmeleri için veri gücünü kullanmaya karar verdik. Bir yazılım geliştirdik, hedef ürün veya hedef ülke seçerek, hangi ülkelerden alım yaptığını, birim fiyatı, geçmişten bugüne nasıl trend ilerlediğini görme şansınız var. Oraya gitmeye gerek kalmadan doğrudan analiz yapmaya yol açıyor. Önemli bir kitle kullanıyor. Aktifb ank ile benzer bir çalışma yaptık. Özelleşmiş bir yazılım şirketiyiz. Dünya üzerinde 300 bin üzerinde kullanıcısı olan bir platforma dönüştü. Şirketler genellikle yatırım alarak büyürler, globalleşme yatırımın ardından gelir. Biz hiç yatırım almadık, 2 kişi ile başlayan şirketimizde bugün 110 kişi istihdam ediliyor. Sadece Türkiye değil dünyanın her yerinde kullanılıyor. Biz dünya ticaretini 6’lı GTİP kodlarıyla detaylı paylaşıyoruz. Kamerayı Türkiye’ye koyuyoruz. Buradan almazlarsa kimden ne kadara alıyorlar? Bunu ölçerek veriyoruz.

Konjonktür ekonominin kader kavşağı

DÜNYA GAZETESİ ÜST YÖNETİCİSİ HAKAN GÜLDAĞ

● Konjonktür çok önemli. Konjonktür ekonominin kader kavşağı. Bunu dikkate almak çok mühim. Kur artışı önemli ve şu anda belli ölçüde ihracatı etkiliyor. Ancak resesyon bundan çok daha etkili olacak gibi görünüyor. Türkiye’nin ihracatını yüzde 70 oranında çevresindeki ülkeler ve AB’deki ekonomik gelişmeler belirliyor. Kur sadece yüzde 30 etkiliyor. Çevremizden bir resesyon geliyor. Dünya Bankası küresel ekonomik beklentiler raporunda 2022 iyimser yüzde 2.9 büyüme öngörmüyor. Kötümser tahminlere göre ise yüzde 2.2’ye kadar geriliyor. Bu da 2.5 altı teknik olarak resesyon. Daha iç karartan taraf, 2023 için yüzde 0.8’lik beklenti var.

Yan sanayine yönelik üretim yapan bir firma, Çin’in pazarını kaptıklarını söyledi ama bunda da ücretlerin de rolü önemli oldu dedi. Biz 15 yıl önce 1 TL 2.15 Yuan ediyordu. Bugün 1 Yuan 2.15 Tl. aslında bu veri yoksullaştıran büyümeyi somut olarak ifade ediyor. Büyümede istediğimiz kalite ortaya çıkmıyor. Aslında Türkiye önünde bir fırsat gibi ortaya çıkıyor. Yüksek teknolojili ihracat bu noktada önemli. Türkiye hemen yüksek teknolojiyi hemen üretmek zorunda olmayabilir. Fransa’da da yüksek değil çok fazla. Ancak yeni sanayi devriminin ortaya çıkardığı teknolojiler, aslında bizim geleneksel ve çeşitli olduğumuz sektörleri büyütme kabiliyetine sahip. Ücret artış düşüşüne bağlı verimlilik yaratma çabasını, teknolojik dönüşümle desteklemeliyiz. Güney Kore gibi bir sektörün üzerine gitmek zorunda değiliz. Önümüzdeki 10 yıla yeşil ve dijital dönüşüm damgasını vuracak. Tarihçiler 10 yılı yazarken bu iki unsuru işin içine dahil edecekler. Bunlar Ar- Ge yoğunluklu teknolojiler. Firmalarımız yeşil dönüşüm ve fırsatını yakından izlemek zorundalar. Yerinde tüketim de ön plana çıkmaya başladı. Karbon emisyonunu artırmamak için yakından temin etmeyi tercihe başladılar. Talebe değil ihtiyaca odaklananların daha fazla öne çıktığı bir dönem yaşayacağız.

Hızlı gidiş ekonomide olası yavaşlamayı öne çekiyor

PİRİ REİS ÜNİVERSİTESİ REKTÖR YARDIMCISI PROF. DR. ERHAN ASLANOĞLU

● AB, genel olarak savaş kaynaklı enerji krizi sorunuyla karşı karşıya. Bu durum, sadece kışı soğukta geçirme riski ötesinde, arz şoku anlamına da geliyor. Bizim en büyük ihracat pazarımız olduğu için bizi de etkiliyor. Uzun süredir Çin’i konuşuyoruz ama önümüzde daha çok konuşacağız. Nüfusunun 1/5 ine karşılık gelen kapanma halinde olan 250 milyon nüfus var. Böylesine büyük bir ekonomi performansını gösteremiyor. Dış dünyaya entegrasyonda sorun yaşıyor, büyümle kaygıları artıyor. Çin’de konut sektöründe ciddi sıkıntı yaşanıyor, konut satışı ve fiyatı azalıyor. İnsanlar kendilerini daha fakir hissetmeye başladığı için iç talebi kesiyor. Konut kredi geri dönüş sorunu bankacılık sektörüne yansımaya başlıyor. Temerrüde düşen küçük bankalar var. Reel kriz finansal krize dönüşürse büyük risktir. Çin dünyayı çok meşgul edecek. ABD resesyonu çok konuşuluyor. Kesin değil ama olası resesyon daha erkene geliyor. FED stratejisi değişecek gibi, biraz durup bekleme yönünde.

“Dezenflasyon dönemine girilecek ama zamanı belli değil”

Teknolojik gelişmeler enflasyonu bastırabilir ama gençler daha minimalist, ev, araba alma konusunda daha muhafazakarlar. Tüketim eğilimi düşük. Pandemide devletler büyük destek verdi, borcu olan insanların geliri arttı. Asgari ücretin üzerinde destek verildi ABD’de. Hızlı gidiş olası yavaşlamayı öne çekiyor. Gelecek yılın ortasını beklerken, bu yılın sonuna doğru durgunluğa girmesini bekliyorum. Yeşil mutabakat ile fosil yakıtların belki son dönemi yaşanıyor. Bunu görenler yatırımları kısmaya başladılar ve arzı çok artırmıyorlar. Arzın artmadığı dönemde, talep fiyata baskı yapıyor. Fosil yakıtlar sonbaharda zirve görecek gibi. Sonra mutlaka çok ciddi bir düşüş yaşayacak.

“Ekonomi yönetimi seçim yaklaştıkça büyümede yavaşlamaya razı olmayacak”

Türkiye’de enflasyon bir numaralı gündem. İkame makro ihtiyati politikalar öne çıkıyor. Liralaşma konusunda yeni araçlar geliştiriliyor. Ekonomi yönetimi seçim yaklaştıkça büyüme de yavaşlamaya razı olmayacaktır, iç talebi canlandırıcı adımlar olabilir. KGF, konut talebini artıracak politikalar bekliyorum. Kur geçişkenliği çok arttı. Maliyet artışının hızlı geçişkenlik yaptığı ortamdayız. 2021’de arz talepten çok fazlaydı dövizde. Bu kadar arz fazlası olan yılda kur patladı. Dışarda faiz artarken içerde düştü ve kur üzerine etkisi oldu. CDS örneğin çok etkilendi. Para politikasının gevşemeye başlaması bizi ayrıştırdı. Para politikasının ortodoks olmaması, bugün 300 yerine 850’de tutuyor, CDS’i, hazine borçlanmasına 500 baz puan fark ediyor. Seçim sonrası, para politikasında normalleşme düşünüyorum, bu ekonomide yavaşlama da getirebilir. Beklentiler pozitife dönerse daha pozitif dönem olabilir.

“Pandemide rekabetçi kur ile değil Avrupa’ya ürün satarak öne çıktık”

Pandemide Çin’in farklı noktaya gitmesi, Türkiye’nin lojistikte öne çıkması için fırsat yarattı. Bunu rekabetçi kur ile değil, güç, çaba ile Avrupa pazarına ürün satmayı göstererek başardı. Bu kalıcı bir değişimdi aslında. Doğu Avrupa, Kuzey Afrika, Güney Amerika da her ülke bunu yapamıyor.

Burası desteklendiğinde büyük potansiyel yaratabileceğini gösteriyor. Dünya yavaşlarken biz de yavaşlayacağız, ama Doğu Avrupa enerji sorununu daha çok yaşayacağı için bize yine fırsat sunabilir. Bizim ihracatımız günlük değişimlere çok odaklandığı için orta ve uzun vadeli strateji oluşturabilmek için yeterli efor ve zaman harcayamıyor.

Haber

İhracatçı şimdi de parite kıskacında

Yener KARADENİZ / İSTANBUL

ABD doları ve Euro arasında dengelerin değişmesi ve paritenin 20 yılın ardından ilk kez eşitlenmesi, Türk ihracatçısını negatif etkiledi. İhracatın büyük kısmını Avrupa Birliğine gerçekleştiren, hammadde ithalatını ise dolar üzerinden yapan birçok sektörde, parite kaynaklı kayıpların arttığı belirtiliyor. Sadece otomotiv sektöründe söz konusu kaybın ilk 6 ayda 1 milyar doları bulduğu, ikinci yarıda da benzer oranda bir kaybın yaşanacağı dile getiriliyor. İş insanları doların güçlenmesinin Avrupa pazarındaki rekabetçiliği negatif etkileyeceğini belirterek, söz konusu kaybın az da olsa telafisi için pazar çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmalar yapılabileceği dile getiriliyor. Dolar/euro paritesi en son 2000’li yılların başında 1’in altını görmüştü. 2008’de 1,60 seviyelerini zorlayan parite sonrasında dalgalı bir seyir izlemiş ve Mayıs 2021’in ardından yeniden düşüş trendine girmişti. Bu yılın başında 1,13 seviyelerinde bulunan parite, ABD’de Fed’in sıkılaştırma politikalarına karşılık Avrupa’da ise resesyon endişesinin yükselmesiyle 20 yılın ardından ilk kez eşitlendi.

Türkiye para politikasından bağımsız olarak gelişen söz konusu durum, Türkiye ekonomisi ve ihracatçısı için ne anlama geliyor? Geçen yıl Euro cinsi gerçekleştirilen ihracat 103 milyar iken, dolar cinsi gerçekleştirilen ihracat 109 milyarı bulmuştu. Yani ihracatta iki para birimi açısından eşit bir dağılım söz konusu. İthalata gelindiğinde ise durum dolar lehine değişiyor. TUİK rakamlarına göre 2021’in tamamında 271 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirildi. Euro cinsi ithalat 79 milyar iken, dolar cinsi ithalat ise 176 milyarı aştı. Oransal açıdan bu yılın ilk yarısında da benzer bir durum söz konusu. Dolayısıyla dış ticaret yönüyle doların güçlenip Euro’nun değer kaybetmesi, ihracatçı açısından önemli bir dezavantaj oluşturuyor. Zira maliyeti dolar üzerinden oluşan ihracatçı, daha düşük Euro ile mal satmış oluyor. Bu da, 2022’de 250 milyar dolar hedefi bulunan ihracat için önemli kayıpların oluştuğu ve bu durumun da süreceği anlamına geliyor.

Pazar çeşitliliğine gidenler var

İhracatın lokomotif sektörü olan otomotiv sektöründe ilk 6 ayda parite kaynaklı kaybın 1 milyar doları bulduğu belirtiliyor. İkinci yarıda da benzer oranda bir kayıp bekleniyor. İhracatın bir başka lokomotif sektörü olan hazır giyim sektöründe de ise beklenen kayıp yüzde 15…

İş insanları, paritede yaşanan kaybın telafisi noktasında ise pazar çeşitliliğine yönelik çalışmaların yapılabileceğini belirtiyor. Bu yönde adım atan sektörler de var. Yani dolar ile ihracatın yapılabileceği pazarlara öncelik veriliyor. Türkiye ihracatının lokomotif sektörleri paritede yaşanan gelişmeleri ve bunun ihracata etkisini DÜNYA gazetesi için değerlendirdi…

TEKSTİLDEN, KİMYAYA, OTOMOTİVDEN DERİ SEKTÖRÜNE İŞ DÜNYASI ENDİŞELİ

Hazır giyimde kayıp yüzde 15

  • İstanbul Hazır giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe: Hazır giyim sektörü, ihracatının yüzde 67-70’ini AB’ye gerçekleştiriyor. İngiltere’ye ise pound ile satış yapıyoruz. Yani gelirin çok önemli bir kısmı Euro ve pound. Hem pound hem de Euro, dolar karşısında değer kaybediyor. Geçen yıl 1,13—1,15 olan dolar/euro paritesi şu an eşitlenmiş durumda. Paritenin aşağı inmesi geliri Euro ve pound, gideri ise dolar olan hazır giyim sektörü için dezavantajlı bir durum oluşturuyor. Rekabetçiliğimiz negatif etkileniyor. Hammaddenin çok önemli bir kısmı dolar üzerinden alınıyor. İhracatçı geçen yıldan bu yana parite nedeni ile yüzde 15 kayıp yaşamış durumda. Yılbaşından bu yana ise söz konusu kayıp yüzde 13 civarında. İkincisi, Uzakdoğulu rakiplerimize karşı avantajımızı da kaybediyoruz. Bizim ana ihracat pazarımız Avrupa olduğu için biz daha fazla etkileniyoruz. Strateji oluştururken, alım yaparken ve bütçeleme yaparken bunlara dikkat etmemiz lazım.

Otomotive 6 aylık faturası 1 milyar dolar

  • Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Baran Çelik: İhracatımızın yüzde 65’inden fazlasının Euro olması ve ihracat istatistiğinin dolar tutuluyor olması, ihracat değerimizi negatif etkiliyor. Otomotivde 6 ayda 1 milyar dolara yakın parite kaynaklı bir kayıp oldu. Aynı zamanda birçok hammadde dolarla alınıyor. Dolayısıyla doların güçlenmesi Avrupa pazarındaki rekabetçiliğimizi kötü etkileyecek.

Dolar bazında satış yapacak pazarlar bulmalıyız

  • İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu: Hammadde ithalatımız dolarla ama ihracatımız Euro ile. Maalesef aradaki parite farkı karlılığımızı olumsuz yönde etkiliyor. Bizim de dolar bazında ihracatımızı artırmak, Euro ile yaptığımız ihracatın pazar payını azaltmak için dolar pazarlarına daha çok çaba sarf etmemiz lazım. Farklı pazarlarda, dolar bazında mal satacak pazarlar bulmamız lazım. Avrupa yakın bir bölgeydi. Ticaret Bakanlığımızın son olarak açıkladığı, 18 ülkeye 80 milyar dolar ihracat hedefi Uzak Pazarlar Stratejisi doğrultusundaki önemi bir kat daha ortaya çıktı. Uzak pazarlarda dolarla daha fazla katma değerli ihracat yapmak için çaba sarf edeceğiz.

Küresel rekabetimiz etkilenecek

  • İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Öksüz: Tekstil sektörü olarak yılda 13 milyar dolar ihracat gerçekleştiriyoruz. Hazır giyim ile birlikte ihracatımız 30 milyar dolar ve yaklaşık 20 milyar dolar dış ticaret fazlası veriyoruz. Türkiye ekonomisine en fazla döviz girdisi sağlayan tekstil ve hazır giyim sektörleri olarak dışa bağımlılığımız büyük ölçüde yok. Ama pamuk gibi bazı hammaddelerde ithalatçıyız. Dolayısıyla ihracatı ağırlıkla Euro, ithalatı ise dolar ile yapan tekstil sektörümüz için Euro-dolar paritesinin eşitlenmesi, ihracatının yarısını Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleştiren sektörümüzde olumlu bir gelişme değil. Euro, dolara karşı uzun yıllar daha değerliydi. Biz de ana ihracat pazarımız AB olması sebebiyle paritedeki farkı lehimize çeviriyorduk. Dolayısıyla paritedeki eşitlenme tüm küresel rakiplerimizi etkileyeceği gibi Türk tekstil sektörümüzü de etkileyecektir.

Kimya yüzde 10 daha kazançlı olabilirdi

  • İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister: Mal ve ürün ihracatımız ile hizmet sektörü ihracatımızın çoğunluğunu Euro ile ithalatımızın ise çoğunluğunu dolar ile yapıyoruz. Hazine ve özel sektör dış borç ödemeleri de yine yaklaşık yüzde 60 oranında dolara ve yaklaşık yüzde 30 oranında Euro’ya endeksli. Buna göre Euro dolardan daha değerliyken ve pariteden dolayı daha kazançlı durumdayken, oranlar aynı kaldığında dolar-Euro paritesi dolar lehine gelişmeye devam ettiğinde, biz parite kaybı yaşayacağız. Şirketler için de benzer bir durum hakim. Kimya sektörümüz de hammadde bakımından yüzde 70’i dolar üzerinden dışa bağımlı bir sektör. İhracatının Euro ile yapılmasıyla aradaki kur farkı ihracatçıya maalesef olumsuz olarak yansıyacaktır. Kimya sektörümüzün ve Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 50’sinin Avrupa birliğine yapıldığı göz önüne alınırsa parite kaynaklı gelirimizin de azaldığını net olarak söyleyebiliriz. Eğer parite yakın bir zamandaki gibi 1,15–1,20 aralığında seyretmiş olsaydı, bizim de ihracatımız en az yüzde 10 değerli olacaktı.

Girdi maliyetini yukarıya taşıyor

  • Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) Genel Sekreteri Zühtü Bakır: Makine sektörü için temel pazar yaklaşık yüzde 50 ihracat ile AB. Buna karşın başta enerji olmak üzere çelik gibi temel girdilerinin dolar bazlı temini, girdi maliyetini yukarıya taşıyor. Tüm bu gelişmelere karşın Avrupa kaynaklı artan talep sürerken küresel ekonomide sıkı para politikalarına geçişin de etkisi ile yavaşlama söz konusu. Ancak bunun etkileri henüz görülmüş değil. Makine ithalatında ise Çin ve Uzak Doğu ağırlığı dikkate alındığında paritedeki bu gelişmenin fiyatları bir nebze yukarıya taşıyacağı beklenebilir.

1 euro’nun kaç TL olduğu önemli

  • Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Kutlu Karavelioğlu: Makine imalat sanayi, ihracatının yüzde 70’ini Euro ile ithalatının da yüzde 70’ini dolarla yapan bir sektör. Bu tip yoğunluğa sahip sektörlerde Euro’da yaşanan değer kaybının şüphesiz ki olumsuz etkileri olur ancak bu genel kabulden önce, bazı özel durumlara bakmak gerekir. Pandemiden bu yana, özellikle de Yeşil Mutabakat tedbirlerinin üretim üslerindeki kısıtlamaları ile Ukrayna krizinin de etkisiyle, dinamik fiyatlama stratejileri sektörde zorunlu hale geldi. Hem fiyat listeleri ortadan kalktı hem opsiyonlar kısaldı. Müşterilere neredeyse günlük fiyat verilir hale geldi ve avanslar arttı. Bizim için 1 Euro’nun kaç dolar olduğundan çok 1 Euro’nun kaç TL olduğu önemlidir. Burada oluşacak gayri tabii kurlar, ihracatın istikrarlı artışında pariteden çok daha etkili olur. Öte yandan Euro bölgesi, bizim ana pazarımız. İleri ülkelerdeki yavaşlama makine teçhizat yatırımlarına beklendiği kadar yansımadı. Bizde de ihracat eski hızında olmasa da hem miktar hem de değer olarak artıyor. Sektörel açıdan baktığımızda ve 2022 makine ihracat hedefimizi 27 milyar dolar olarak belirlediğimiz düşünüldüğünde parite etkisinin bizi zorlayacağını söyleyebiliriz.

Deride kayıp yüzde 5-10

  • Türkiye Deri Konfeksiyoncuları Derneği (TDKD) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Gözmen: İhracatımızın çoğunluğunu yaptığımız AB ülkelerinde parite düşüşü, ham ve yardımcı malzeme tedarikini dolar olarak temin eden firmalarımızda yüzde 5 ila 10 arası bir kayba neden olmakla birlikte dolar bazında ihracat rakamlarımızın düşüşüne de sebep olacaktır. Sektörün biraz daha bekleyip durumun kalıcı olması halinde çok çabuk pozisyon alıp, satış ve tedariklerinde yeni fiyatlandırmalara gitmesi gerekir. Bu tabii ki AB pazarına çalışan firmalar için olumlu sonuç vermeyebilir.

Karlılıklar ciddi etkilenecek

  • İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı: Hammaddemizi, girdi maliyetlerimizin yüzde 100’e yakınını dolar bazında alıyoruz. Maliyetlerimizi oluşturan unsurlar dolar bazında. Ülkenin ihracatının yüzde 50’si de Avrupa Birliği bölgesine yapılmaktadır. Dolayısıyla, bu bizim Avrupa Bölgesi’ne olan satışlarımızı çok ciddi manada olumsuz etkileyecektir. Dolar bazında tedarik ettiğimiz bir hammaddeyi Euro bazında satacağımız için eskiden aradaki parite farkı bizi koruyordu. Bu farkın ortadan kalkması, firmaların karlılıklarını çok ciddi etkileyecek. Firmalar paritedeki değişimi ürün satış fiyatlarına yansıtmaları durumunda, Türkiye’nin Avrupa Bölgesi’ndeki rekabetçiliğinin kaybolmasına sebebiyet verecektir. Doların, Euro karşısında güçlü olması bizim istemediğimiz olumsuz baktığımız bir durum.

Gemi inşaya sınırlı etki

  • Gemi, Yat ve Hizmetleri İhracatçıları Birliği (GYHİB) Başkanı Cem Seven: Gemi ve yat inşasında satışlar bazı istisnalar hariç Euro ile gerçekleşiyor. Maliyetlerde ise dolar sadece gemi sacı ve bazı ekipmanlarda var. Ana makina, pervane, jeneratör ekipmanların ise maliyetleri Euro. Sac maliyetinin toplam inşa maliyetindeki yeri ise inşa edilen gemi ve yatın büyüklüğüne göre değişiyor. Genel olarak, Euro/dolar paritesinde dolar lehine olan hareketin satışların Euro ağırlıklı, maliyetlerin ise gemi sacı ve bazı ekipmanlar haricinde yine Euro olması nedeni ile parite etkisinin olumsuz ancak sınırlı olduğunu söyleyebiliriz.

Ufak bir sıkıntı olur ama aşılır

  • Mobilya Sanayi İşadamları Derneği (MOBSAD) Başkanı Nuri Gürcan: Euro olarak ihracat yapan firmalarda kurdan dolayı ufak bir maliyet sıkıntısı olur ama bu aşılamayacak bir durum değil. Dünyada tedarikle ilgili sıkıntı gitgide büyümekte dolayısıyla artık tüm dünyada dolar veya Euro bazında da fiyat artırılabilir. Pariteden dolayı Euro bazında siparişlerde azalma gibi bir durumun yaşanacağını düşünmüyoruz. Sektörler dünya piyasalarını takip etmekte ve şu anda Türkiye’de emtia fiyatları birçok ülkeden ucuz olduğu için bizi etkilemez.

Türk sanayicisini zorlu bir dönem bekliyor

  • İDDMİB Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan: Dolarla ürün alıyoruz, Euro ile satıyoruz. Bu anlamda aradaki yüzde 15-20 fark bize direkt ya kar düşüşü, ya da zarar olarak yansıyor. Bu kadar üst üste gelen olumsuzun ardından ekonomik sorunlar, enflasyon, emtia fiyatlarındaki düşüş, dünyadaki piyasaların daralması gibi birçok sorunun yanında bu da üzerine eklenen bir sorun oldu. Parite, 1 eşiğini aşıp biraz daha aşağı inebilir ama sonrasında orta ve uzun vadede 1.15-1.20 seviyelerine gelir diye düşünüyorum. Özellikle savaşın belli bir noktaya gelmesiyle beraber tekrar eski noktaya geleceğini öngörüyorum. Asıl sorun, pandemiden sonra işlerin açılıp bir anda tekrar kapanması. Bunun üzerine karlılığı da etkileyen en önemli konulardan biri Euro/Dolar paritesi oldu. Türk sanayicisini zorlu bir dönem bekliyor. Piyasalardaki daralma kapasite kullanım oranlarımızı düşürüp karlılığımızı da etkileyecek.”

Avrupa’da fiyatlar artacak

  • Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayici ve İhracatçıları Derneği (EVSİD) Yönetim Kurulu Başkanı Talha Özger: Ev ve mutfak eşyaları sektörü olarak yüzde 55 oranında Euro ile ticaret dönüyor. Hammadde emtialarını ise dolar bazında alıyoruz. Aradaki makas bizi finansal yönde olumsuz şekilde etkileyecektir. İnsanlar yüzde 5’lik pariteye alışmıştı. Uzak pazarlara daha fazla odaklanmamız gerekiyor. Gelişmelerin sektörde yapacağı değişiklikleri yaşayıp göreceğiz, Euro Bölgeleri’nde fiyatların biraz daha artacağını ve satışa olumsuz şekilde etki edeceğini söyleyebiliriz.
Haber

Narkonteks’ten Van’a 10 milyon euro yatırım

İç, termal, spor, ev ve plaj giyimi kategorilerinde üretim yapan Narkonteks, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ‘Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı’ kapsamında hayata geçirilen ‘Tekstil ve Hazır Giyim Organize Sanayi Bölgesi Projesi’ dahilinde Van’da dördüncü fabrikasını açıyor. 3 Temmuz 2022 tarihli temel atma töreninin ardından fabrika inşaatında çalışmalar başladı. Van Tekstil ve Hazır Giyim Organize Sanayi Bölgesi’nde açılacak yeni fabrikada bin kişinin istihdam edilmesi planlanıyor.

Halen İzmir ve Manisa’da üretim tesisleri ve İzmir’de lojistik merkezi bulunan Narkonteks’in Van üretim fabrikası 35 bin metrekare arsa üzerine 24 bin metrekare kapalı alan olacak şekilde tasarlandı. 2023’te açılması planlanan fabrikada, çalışanların yüzde 85’inin kadın olması, yılda 15 milyon adet üretim yapılması planlanıyor. AB standartlarına uygun şekilde çevre ve sürdürülebilirlik kavramlarına önem vererek tasarlanan Narkonteks’in Van’da kuracağı yeni fabrikada kullanacak enerjinin tamamı güneşten elde edilecek ve yağmur suyu hasadı altyapısı oluşturulacak.

25’i aşkın ülkeye ihracat yapıyor

Yeni fabrika kapsamında açıklamalarda bulunan Narkonteks Yönetim Kurulu Başkanı Toygar Narbay, 2005’te İzmir’de kurulan Narkonteks ailesi olarak yeni fabrikayı Van’da açacaklarını bildirdi.

Çok geniş kapsamlı bir ürün gamında üretim yapan bir firma olduklarını belirten Narbay, “Van’da hayata geçirilen Tekstil ve Hazır Giyim Organize Sanayi Bölgesi ile ülkemizde tekstil üretiminin yeni merkezi olacak Van’da gerçekleştireceğimiz yatırımımız ile gurur duyuyoruz. Narkonteks olarak Van’daki insan gücünü desteklemek, Van’ın gelişmesine ve ekonomisinin canlandırılmasına yardımcı olacak olmak bizler için büyük bir önem taşıyor.” dedi.

Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (EHKİB) tarafından ‘2021 yılı Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatının Yıldızları’ kapsamında ‘Altın’ kategoride ödüle layık görülen Narkonteks, başta Hollanda, Almanya ve İngiltere olmak üzere 25’in üzerinde ülkeye ihracat yapıyor. Türkiye’de ve dünyada Blackspade markasıyla da tanınan Narkonteks, bu yıl Narkonteks olarak ihracatını, Blackspade markasıyla da mağaza sayısını artırmayı planlıyor.

Haber

Sakarya’dan 139 ülkeye 1,4 milyar dolarlık ihracat yapıldı

Türkiye’nin otomotiv ihracatında önemli yere sahip olan Sakarya, yılın ilk çeyreğinde 1 milyar 427 milyon 605 bin dolarlık ihracat gerçekleştirdi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerinden yapılan derlemeye göre, Sakarya, ilk çeyrek ihracatında İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir, Gaziantep ve Ankara’nın ardından 7. sıradaki yerini korudu.

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınına rağmen üretim ve dış satımdaki yükselişini sürdüren kent, yılın ilk çeyreğinde ülke ihracatına yüzde 5,4 katkı sağladı.

Sakarya, başta otomotiv olmak üzere demir ve demir dışı metaller, makine ve aksamları, iklimlendirme sanayi, kimyevi maddeler ve mamulleri, çimento cam seramik ve toprak ürünleri, çelik, elektrik elektronik ile hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörleriyle ekonomiye güç katmayı sürdürüyor.

İhracatını yüzde 8,2 artırdı

Martta şubat ayına göre ihracatını yüzde 8,2 artıran kentten yılın ilk çeyreğinde 139 ülke ve 6 serbest bölgeye 1 milyar 427 milyon 605 bin dolarlık dış satım gerçekleştirildi.

Toyota, TürkTraktör ve Otokar gibi üretim tesislerine ev sahipliği yapan kentin ihracatında en büyük pay, yüzde 90,2 ile otomotiv sektörünün oldu. Sektörün ocak-mart dönemi dış satımı 1 milyar 287 milyon 916 bin dolar olarak kayıtlara geçti.

İhracatta ikinci sırada 27 milyon 635 bin dolarla demir ve demir dışı metaller yer aldı. Bu sektörü 17 milyon 803 bin dolarla “makine ve aksamları”, 16 milyon 131 bin dolarla “kimyevi maddeler ve mamulleri”, 13 milyon 365 bin dolarla “iklimlendirme sanayi”, 12 milyon 992 bin dolarla “çimento cam seramik ve toprak ürünleri” izledi.

En fazla ihracat Fransa’ya yapıldı

Söz konusu dönemde kentten en fazla ihracat 173 milyon 983 bin dolarla Fransa’ya gerçekleştirildi. Geçen yılın aynı dönemine göre bu ülkeye yapılan ihracatta yüzde 28,4 artış oldu.

Sakarya’nın en fazla ihracat yaptığı ikinci ülke ise 158 milyon 315 bin dolarla Birleşik Krallık olarak kayıtlara geçti.

Bu ülkeyi 131 milyon 591 bin dolarla İspanya, 116 milyon 884 bin dolarla Almanya ve 97 milyon 629 bin dolarla İtalya izledi.

“Üretim katlanarak devam ediyor”

Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Akgün Altuğ, hem Türkiye’de hem de Sakarya’da üretimin devam ettiğini belirterek, “Özellikle pandeminin geçen yıl ülkemize girdiğini düşündüğümüzde mart ve nisanda üretim sektöründe bazı düşüşler yaşadık. Keza otomotiv sektöründe de şehrimizin lokomotifi Toyota’da da duruşlar oldu fakat mayıs itibarıyla toparlanma başladı ve üretim katlayarak devam etti.” diye konuştu.

“Hedefimiz 2023 yılında 10 milyar doları aşmak”

Altuğ, 2018’de kentte ihracat yapan 300 firma sayısının bu yıl 600’e çıktığına dikkati çekerek, şunları kaydetti: “İhracat rakamları da ihracatçı sayısı da artıyor. Sakarya, şu anda 2021 yılı sonu itibarıyla ihracatta 6 milyar dolarları biraz aşacak gibi görünüyor. Hedefimiz, 2023 yılında yaklaşık 1000 ihracatçıya ulaşıp 10 milyar doları aşmak olacak. Bu hedef bize çok uzak görünmüyor. Zira yeni organize sanayi bölgelerine hem ülke içi hem de dışından yatırım çalışmaları sürüyor. Dolayısıyla 10 milyar dolar hedefi, 2023 itibarıyla aşacağız gibi görüyoruz. Bu, Sakarya ve Türkiye adına mutluluk verici. Özellikle Sakarya’da yatırımların artması için elimizden geleni yapıyoruz.”

Haber

İDDMİB’den Afrika açılımı

İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB), “Diyalog 365” serileri kapsamında Kenya/Uganda webinarı düzenledi.

İDDMİB’ten yapılan açıklamaya göre, bu yılın ilk çeyreğinde 2,61 milyar dolar ihracat gerçekleştiren demir ve demir dışı metaller sektörü alternatif ihracat pazarlarını keşfetmeye devam ediyor.

Birlik, toplam ihracata daha fazla katkı sunmak için geliştirdiği ‘Diyalog 365’ projesi Kenya/Uganda webinarı ile devam etti. Yoğun katılımla gerçekleştirilen etkinlikte, Afrika’nın doğusunda özellikle Türk yapı malzemeleri sektörü için ciddi fırsatlar olduğu ön plana çıktı.

Açıklamada webinardaki konuşmalarına yer verilen İDDMİB Başkanı Tahsin Öztiryaki, Afrika’nın doğusundaki toplam ticaret hacminin 133 milyar dolar olduğunu vurgularken, İDDMİB Yapı Malzemeleri Komitesi Başkanı Serdar Urfalılar, Kenya’da ve Uganda’da ihracat için çok ciddi fırsatlar olduğuna dikkat çekti.

“133 milyar dolarlık ticaret hacmi”

Ticaret hacminin büyüklüğüne işaret eden Öztiryaki, “Afrika’nın doğu kısmında 455 milyon insan yaşıyor ve 133 milyar dolarlık bir ticaret hacmi mevcut. Bunların içerisinde Etiyopya, Tanzanya, Kenya, Uganda, Mozambik, Somali, Cibuti ve Güney Sudan var. Bu iki ülke ticaret ataşelerimizden de öğreneceğimiz gibi birçok ülkeye ticaret olarak yol açan, başlangıç noktası olduğunu düşündüğümüz yerler. İhracatçılar olarak Afrika’yı hiç bilmiyoruz. Bölgenin yatırım yapılabilir hale gelmesi, yabancı yatırımcılara sıcak bakılıyor olması, para transferi yapılabiliyor olması gibi ayrıntılar önemli.” ifadelerini kullandı.

Öztiryaki, şunları kaydetti: “Bir takım ülkeler arası anlaşmalar yollarımızın söz konusu bölgede kesildiğini gösteriyor. Bu yolları açmak için de bu ülkelerde çeşitli yatırımlar, çeşitli iş birlikleri yaparak yol almamız gerekiyor. İş birliği istekleri önemli, Türk yatırımcıların olmuş olması önemli. Ön yargılarımızı yıkarak bu ülkelere gitmemiz gerekiyor. Örneğin, artık Afrika’ya gideceksek hükümetimizin depolamaya, lojistiğe vereceği teşvikler de mevcut. Kara yolları ve demir yolları oluşmuş. Buraya inşallah kısa zamanda bir program yapıp Kenya’da bir depo oluşturarak ihracatçılarımızın mallarını anında teslim edebilecekleri bir yer haline getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Gördüğüm kadarıyla bizim sektörlerde alüminyum satışı yapılabilir. Çünkü inşaatın yoğun olarak yürüdüğü yerlerde alüminyum inşaat malzemeleri hareket edebilir. Turizm, servis ve hizmet sektörünün geliştiği bu iki ülkede de bizim endüstriyel mutfak sektörümüz ve gelişen ekonomi ile beraber büyüyen aileler veya hayatın düzene girmesine bağlı olarak ev tipi mutfak eşyalarının satılacağı kanaatindeyim.”

Ülkelerle iş birliğinin önemine dikkati çeken Öztiryaki, bu bölgeye olan ticaret hacmini artırmanın kolay olacağı görüşünde olduğunu belirterek, “Ancak biraz özen göstermemiz ve en önemlisi birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Her ülkede rekabet olmaz, bazı ülkelerde birlikte hareket edilir.” değerlendirmesinde bulundu.

“Çoğu ülkede ürün kalitemiz tercih ediliyor”

İDDMİB Türk Yapı Malzemeleri Komitesi Başkanı Serdar Urfalılar ise, “Sektörümüz, dünya sıralamasında 21,8 milyar dolar yapı malzemesi ihracatı yaparak 11’inci sırada yer alıyor. Çoğu ülkede fiyat rekabetimizden ziyade ürün kalitemiz ile tercih ediliyoruz. Bu da hızlı bir şekilde ihracatımızı artırıyor. Bu yıl yeniden 10’uncu sıraya yükselmek istiyoruz. Yaşanan sıkıntılarda ve kriz dönemlerinde ihracatta ülke çeşitliliğimizi artırdık. Daha fazla ülkeye daha fazla ürün çeşidi satmaya başladık.” ifadelerini kullandı.

Kenya’ya toplamda yapılan ihracatın 25 milyon dolar olduğunu aktaran Urfalılar, şunları kaydetti: “Bu ülke 5,8 milyar dolar ithalat gerçekleştiriyor. Aynı şekilde Uganda’ya 9,4 milyon dolar ihracat yapıyoruz ancak Uganda’nın toplam ithalatı 7,6 milyar dolar. Amacımız müşavirliğimizin önderliğinde bu bölgelere olan ihracatımızı hızlı bir şekilde artırmak ve en önemlisi sürdürülebilir kılmak. Bununla birlikte sektörümüzün Afrika’ya olan ilgisi Kenya ve Uganda ile sınırlı değil. Türk yapı malzemeleri sektörünün Afrika’da ayak basmadığı ülke, girmediği piyasa kalmaması gerektiği amacındayız. Bu sebeple webinar serimize Batı Afrika’nın parlayan yıldızları Senegal ve Gana ile devam etmek istiyoruz. 28 Nisan’da Diyalog 365 Senegal Gana webinarı düzenleyerek bu ülkeleri misafir edeceğiz. Webinar serimizi önümüzdeki aylarda Güney Doğu Afrika’nın kıymetli ülkeleri olan Madagaskar ve Mozambik’le sürdürmek istiyoruz.”