Haber

İş dünyası ‘desteksiz kapanmaya’ tepkili

Selenay YAĞCI / Yener KARADENİZ

Salgınla mücadele kapsamında alınan, 29 Nisan-17 Mayıs arasındaki tam kapanma kararının ardından, hükümetten yeni bir destek açıklaması yapılmadı. İşlerini güçlükle yürüttüklerini açıklayan iş dünyası ve STK temsilcileri, hükümetten acil destek açıklaması bekliyor. Hazır giyimden yeme-içmeye, turizmden esnaf birliklerine kadar binlerce kurumu temsil eden sektör temsilcileri verilen desteklerin yetersiz olduğunu belirterek, gelir kaybı yaşayan küçük esnaftan kafe ve restoranlara, turizm işletmelerinden kayıt dışı çalışanlara kadar daha geniş kapsamlı desteklerin verilmesi gerektiğini söylüyor. Öte yandan tekel bayilerini de kapsayan alkol yasağı getirildi.

Türkiye’deki salgın süresince verilen desteklerin yetersizliği Uluslararası Para Fonu’nin (IMF) raporunda da açıkça görüldü. IMF’nin yayınladığı son rapora göre, ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’sının (GSYH) pandemi harcamaları oranında Türkiye, yüzde 1,5 ile dünya ülkeleri arasında en alt sıralarda yer aldı.

Öte yandan İstanbul’da, tam kapanma tedbirleri öncesinde il dışına çıkmak isteyenler, Anadolu Yakası’nda TEM Otoyolu ve D-100 Karayolunun bazı bölgelerinde trafik yoğunluğu oluşturdu. İstanbul’un şehir içi trafik yoğunluğu ise zaman zaman yüzde 75’in üzerine çıktı. Eminönü ve Mısır Çarşısı gibi alışveriş bölgelerinde ise yaya hareketliliği yoğun yaşandı.

ASO: Kapanmada tedarik zinciri bozulmamalı

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, pandemi şartlarının 17 günlük kapanma sürecini zorunlu kıldığını belirtti. Hükümetin bu kararı almaktan başka çaresi olmadığı söyleyen Özdebir, kararda sanayicilerin üretime devam edebilmesinin çok önemli olduğunu dile getirdi. Sanayinin ekosistem içinde yürüyen bir iş olduğunu vurgulayan ASO Başkanı; “Bu ekosistem içinde üreticiler, tedarikçiler, ara malı üreticileri, pazarlamacılar gibi birçok unsur yer almaktadır. Ancak, bu ekosistemin bütünlüğünü bozabilecek bazı unsurların gözden kaçtığına dikkat çekmek istiyorum. İçişleri Bakanlığımız ve Ankara Valimizle bu konuda temas halindeyiz. Üretim ve tedarik zincirinin aksamaması için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz” dedi.

ATO: Nakit yardım desteği verilmeli

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, hükümetin basit usulde vergi mükellefi olan işletmelere sağladığı kira ve gelir kaybı desteğinin kapsamının genişletilmesi gerektiğini belirterek, “Tam kapanma döneminde faaliyetlerini sürdüremeyecek işletmelere nakdi yardım desteği verilmesi gerekli.” ifadesini kullandı.

Bir yılı aşkın süredir salgın ile mücadele edildiğini hatırlatan Baran, bu dönemde aktif olarak çalışanlarla, kapanmak zorunda kalan işletmeler arasında yeniden denge sağlanması gerektiğini kaydetti.

Salgının başlangıcında finansman ihtiyaçlarını gidermek için işletmelerce kredi kullanıldığını hatırlatan Baran, geri ödemelerinde sorun yaşanan krediler için yeniden yapılandırma imkanı getirilirken, özellikle hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmelere uzun vadeli, belirli bir süre geri ödemesiz ve düşük faizli yeni destek paketleri sunulması gerektiğini bildirdi.

TURYİD: Düşük faizli kredi imkanı tanınmalı

Salgından en fazla etkilenen sektörlerden biri de yeme-içme. Söz konusu alanda faaliyet gösteren 120 binden fazla esnaf, sadece paket servis ile hizmet verebilecek. Ancak paket servisin ciroya oranı yüzde 3-5’ler civarında seyrediyor. Üstelik çok az sayıda işletme paket servis hizmeti verebilme gücüne sahip. Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) Başkanı Kaya Demirer, şu ana kadar açıklanan desteklerin olumlu gibi görünse de, sektörün içinde bulunduğu durum göz önünde bulundurulduğunda yetersiz kaldığını belirtti.

Demirer, “Sektör son 1 yıl içinde yüzde 25’in üzerinde küçüldü. Yeni desteklerin verilmemesi durumunda bu oran yüzde 30’ları aşacak ve istihdamda ciddi bir biçimde azalacak” ifadelerini kullandı.

Son 1 yıl içinde işletmelerin yüzde 70’lere varan bir ciro kaybı göz önüne alındığında sektörün kan kaybının daha iyi anlaşılacağını vurgulayan Demirer, destekler konusunda beklentilerini şöyle sıraladı: “Öncelikle sermayesi tükenen işletmelerimize düşük faizli uzun vadeli KGF kredisi imkanı tanınması, yapılandırma ödemelerinde sektöre özel yeni taksit imkanı ve yapılandırılmanın bozulmaması, açılışta ‘eleman azaltmama’ taahhüdü veren işletmelere ciro kaybı esas alınarak çalışanlar üzerindeki Sgk ve prim ödemelerinin alınmaması, haziran sonuna kadar uzatılan KDV indirimlerinin sektör özelinde yıl sonuna kadar devam ettirilmesi.”

Hazır Giyim: Destekler kayıt dışı çalışanları da kapsamalı

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Konfeksiyon ve Hazır Giyim Meclis Başkanı Şeref Fayat da pandemi desteklerinin yetersiz bulan isimler arasında yer aldı. Özellikle gelir kaybı yaşayan küçük esnaf ve günlük çalışmayla evini geçindiren insanlara daha fazla destek verilmesi gerektiğini aktaran Fayat, günlük çalışma ile evini geçindiren çalışan sayısının çok fazla olduğuna dikkat çekti. Fayat, “Kayıt içi çalışan olduğu kadar kayıt dışında da çalışan insan sayısı çok fazla. TUİK rakamlarına göre hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe kayıt dışı çalışan oranı yüzde 40’larda. Birçok sektörde benzer durum söz konusu. Destek ve teşviklerin özellikle bu kesimde yer alan ihtiyaç sahibi küçük esnaf ve kayıt dışı çalışanlara da daha fazla verilmesi gerekir” dedi.

BMD: Kiralama KDV sıfıra indirilmeli

Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sinan Öncel, tam kapanma ile yüzde 80-85 gelir kaybı yaşayacak olan perakende markalarının yükümlülükleri bulunduğunu ve bu konuda destek talepler olduğunu söyledi. Öncel, “Vergi, çek gibi ödemeler var. Kapalı kalınan dönemler için kira konusu, genel gider, krediler var. Bu konuda özellikle cadde mağazalarında sorun yaşıyoruz. Bunlar önemli ve acil konular. Vergi ödemelerinin ötelenmemesi veya alınmaması, kiralamada KDV ve stopajın sıfıra indirilmesi. Bunların hepsi çözüm bekleyen konular” diye konuştu.

TÜRSAB: Kredi borçları yeniden yapılandırılmalı

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, Ramazan Bayramı’nı da kapsayan tam kapanmanın sektörü etkileyeceğini ifade ederek, daha önce talep ettikleri desteklerin hayatiyetinin daha da arttığını belirtti. Bağlıkaya; “Bu çerçevede sektöre özel destek paketi sağlanması, kredi borçlarının uygun şartlarda ve faiz oranlarıyla yeniden yapılandırılması ile alınan önlemlere ek olarak bankacılık kayıtlarına ilişkin sicil affı getirilmesi taleplerimizi iletmiştik. Bunlarla ilgili gelişme olmadı. Ancak iç turizme çalışan acentaların iki önemli tatili var. Bunlardan biri olan Ramazan Bayramı’nda kapanma geldi. Bunun ekonomik bir kayba uğratacağı bir gerçek. Şartlar zorlaştıkça talep ettiğimiz konuların önemi, hayatiyeti artıyor” açıklamasında bulundu.

Kapanmanın sektöre getireceği yükün altından kalkılabilmesi açısından da birtakım destekler verilmesinin ve yeni finansal kaynaklar sağlanmasının da önem arz ettiğini belirterek, “Seyahat acenteleri kapanma ile en önemli ürünleri olan bayram tatilinden feragat ederek büyük bir fedakârlık yapmış oluyor. Beklentimiz bu uygulamada ayrıca sıkıntı yaşamalarının önüne geçilecek idari önlemlerin alınması ve gereken düzenlemelerin yapılması” diye konuştu. Bağlıkaya, alınan kapanma kararı nedeniyle bayram dönemi rezervasyonlarını iptal edecek vatandaşlara seyahat acentelerinin alternatif tarih önerilerinde bulunduğunu aktararak, “Vatandaşlarımızın önemli kısmının tatil özlemiyle birlikte iptal, değil tarih değişikliğine gideceğini umuyoruz” dedi.

TÜSPAF: Pazarcı esnafı muaf tutulmalı

Tam kapanma pazarcı esnafını da sarsmış durumda. İstanbul’da bir haftada 394 günde ise yaklaşık 55-60 arası pazar kuruluyor. Buralarda yaklaşık 20 bin pazarcı esnafı çalışıyor. Türkiye genelinde ise 330 bin pazarcı esnafı faaliyet gösteriyor. Türkiye Sebzeciler, Meyveciler ve Seyyar Pazarcılar Federasyonu (TÜSPAF) Başkanı Ali Karaca, salgını süresince pazarların açık olduğunu ancak bu akşam başlayacak tam kapanma dönemiyle ilk kez buraların kapatılması yönünde karar alındığını söyledi. Karaca, kapalı alanlarda hizmet veren marketlerin açık tutulduğu açık alanda faaliyet gösteren pazarların ise kapalı olmasının doğru olmadığını vurguladı.

Karaca, semt pazarlarının, salgını tedbirleri kapsamında alınan tam kapanma kararından muaf tutulmasını talep ederek, yoğunluğun önlenmesi için yürüme mesafesindeki pazarların her gün açık olması önerisinde bulundu.

Karaca, gıda tedarik zincirinden pazarların çıkmasıyla marketlerde fiyat artışları yaşanabileceğini ifade ederek, şöyle konuştu: “Alınan bu karar, 330 bin pazarcı esnafını, ailelerini ve yanında çalışanlarıyla birlikte 1 milyon kişiyi etkiliyor. Dört gözle bayramı bekleyen, buna yönelik hazırlığını tamamlamış, mal alıp stok yapmış tekstil ürünleri ve ayakkabı satan binlerce pazarcımız bulunuyor. Bu esnafımızın ödemeleri var. Havaların ısınmasıyla çilek ve yeşillik gibi ürünler bollaştı. Bu ürünlerin günlük olarak toplanıp satılması gerekiyor. Semt pazarları yanında üretici pazarları da kapatıldı. Üreticinin bu ürünü ne olacak? Bu ürünler dayanmaz. Marketler zaten belli tedarikçilerle anlaşmalı. Üretici bu ürünü kime satacak? Üretici yine günlük ürettiği sütünü ve peynirini pazarlarda satıyordu. Gıda tedarik zincirinde her yer açıkken sadece pazarların kapalı tutulması doğru olmaz. Pazarlarımızın açık kalmasını istiyoruz.”

TOFED: Otobüs biletlerine zam talep ediyoruz

Bu akşam başlayacak olan tam kapanma öncesi şehirler arası yolculukta yoğunluk devam ederken, İDO sefer sayılarını artırdı, otobüs seferleri ikiye katlandı. Ancak otobüs firmaları tam kapanmada yolcu sayısının düşeceğini belirterek destek bekliyor. Türkiye Otobüsçüler Federasyonu (TOFED) Genel Başkanı Birol Özcan, Tam kapanmada seferlerin yüzde 50 kapasiteyle yapılacağını ve sefer ve yolcu sayılarının düşeceğinin altını çizerek, firmaların ekonomik anlamda sıkıntıya düşmemesi için bakanlıktan bilet fiyatlarına zam talebinde bulunduklarını dile getirdi. Destek verilmesinin elzem olduğunu belirten Özcan, tam kapanma kararının ardından yaklaşan Ramazan Bayramı öncesi vatandaşların şehir dışına çıkmak istediğini belirterek, şunları anlattı: “Firmalarımız gelen talebe yetişebilmek için ek seferler koymaya başladı. İstanbul’dan otobüslerimiz Anadolu’daki şehirlere dolu olarak gidiyor. Türkiye’nin her şehrine bilet satışlarında yoğunluk var. Normalde İstanbul’da şehirler arası günlük otobüs sefer sayısı 600’dü. Dün 850 oldu, bugün 1200’e çıktı. Cuma gününe kadar tam kapasiteyle hizmet vereceğiz.”

KOBİDER: Tedbirler olumlu ancak yeterli değil

Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği (KOBİDER) Başkanı Nurettin Özgenç, yeni tedbirler arasında zincir marketlerin pazar günleri kapalı olmasının küçük esnafı korumak açısından kısmen de olsa olumlu göründüğünü ancak yeterli olmadığını belirtti.

Özgenç, şunları kaydetti: “Bu hususta daha önce pandemi döneminde haksız rekabetin önlenmesi için marketlerin de hafta sonu kapatılması gerektiğini söylemiştik. Bu çağrımız sonunda karşılık buldu ve zincir marketler pazar günleri kapalı olacak. Ancak zincir marketlerin 17 günlük tam kapanma sürecinde gıda ve temizlik maddeleri haricinde başka ürün satmaması lazım. Çünkü küçük esnaf, zincir marketlerin orantısız gücü altında eziliyor. Dolayısıyla tanınan imtiyazlar haksız rekabete yol açıyor.”

Özgenç, zincir marketler ile züccaciye, tuhafiye, kırtasiye, kozmetik, kıyafet, elektronik, elektrikli ev aletleri, telefon ve aksesuarı, bilgisayar, saat, seyahat malzemeleri ve mobilya gibi aynı ürünlerin satışını yapan farklı iş kolundaki dükkanların genelge kapsamında kapalı olmasından dolayı haksız rekabet yaşandığını, hükümetin bu konuda ek düzenleme yaparak bu duruma çözüm getirmesi gerektiğini belirtti.

İSİB: Uzun vadede yerinde ve doğru bir karar

Kapanma kararını sektör olarak olumlu karşıladıklarını kaydeden İklimlendirme Sanayi İhracatçıları Birliği (İSİB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Şanal, uzun vadeli düşünüldüğünde son derece yerinde doğru bir karar oluğunu söyledi.

Şanal, şunları kaydetti: “İhracata yönelik üretim ve diğer konulardaki aktivitelerde bir kısıtlama yok. Dolaysıyla önemli bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Bu noktada bakıldığında ticari olarak tabii ki birtakım kayıplar ve sıkıntılar olacak, ancak bunlar geçici tedbirler. Umuyoruz ki bu kapanma sonrasında vaka sayılarımızı ciddi oranda düşürüp, daha planlı programlı çalışabiliriz. Diğer taraftan bakıldığı zaman tabi herkes değişik yorumlar yapıyor ve bazı haklar kazanmaya çalışıyor ama neticede bir problemi gidermek için bazı riskleri göze alıp, böyle bir kapanmanın olması tüm sektörler açısından iyi oldu. Şu anda kısıtlama kararın içeriğine baktığımızda üretimle ilgili imalat ihracat sektörüne yönelik bir sıkıntı görülmüyor. Gümrüklerdeki faaliyetlerde de bir aksama olmayacak şekilde tedbirler illaki alınacaktır. Alınmasa bu konuda bizim taleplerimiz olacak. Şu aşamada bakıldığında ekstra taleplerde bulunmanın da çok bir anlamının olduğunu düşünmüyorum. Sonuç olarak sürekli verimsiz tedirgin çalışmaktansa bir çırpıda büyük bir kısmını azaltırsak daha verimli bir çalışma periyoduna gireriz diye umuyorum.”

Pegasus Hava Yolları: Havacılık sektörünün 2 milyar dolara ihtiyacı var

Pegasus Hava Yolları Genel Müdürü Mehmet Tevfik Nane de, salgın sebebiyle kabineden çıkan tam kapanma kararının havacılık sektörüne olan etkisini değerlendirdi. Türkiye genelinde uygulanacak olan tam kapanmanın sonucu olarak uçuşların yüzde 50 düşeceğine yönelik öngörüsünü paylaşan Nane, Eximbank ve Kredi Garanti Fonu kaynaklı kredilerin havacılık sektörü için önemli olduğunu vurguladı. Nane, ilgili bakanlıklardan havacılık sektörü için destek almayı beklediklerini dile getirdi. Nane sektörün ihtiyaçlarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Havacılık sektörünün ihtiyacını kabaca 2 milyar dolar olarak söyleyebiliriz. Ülkenin risk priminin yükselmesi nedeniyle yüksek faizle borçlanılıyor” açıklamasında bulundu.

Esnaf ‘sözlü’ alkol yasağına karşı çıkıyor

Yarın başlayacak 18 günlük sokağa çıkma kısıtlaması öncesi, alkol satışı yasağı tartışma yarattı. Esnaf, karara tepki göstererek, yasağın sözlü olduğunu savunuyor.

Pandemiyle mücadele için bayram sonrasına kadar uygulanacak tam kapanma sırasında alkollü içecek satış yasağı tartışmaları da beraberinde getirdi. Alkollü içki satan esnaf karara tepki göstererek, yasağın sözlü olduğunu savunuyor. Hukukçular ise uygulamanın herhangi bir yasal dayanağı olmadığını belirtiyor. Karar Twitter’da gündem oldu. Sosyal medya kullanıcıları, kararı yaşam tarzına müdahale ve anayasal hak ihlali olarak yorumladı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, tekel bayilerinin açık olup olmayacağı konusunda gelen soruyu yanıtlayarak, “İstisnada yer almıyor ve kapalı. Bu açıdan hem bir muafiyet yok hem de soru işareti de söz konusu değil” açıklamasında bulunmuştu.

“Olmayan yarayı kaşıyoruz”

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken DÜNYA’ya yaptığı açıklamada; tekel bayii ruhsatı olanların kapalı olacağını ancak büfelere, bakkalara alkollü içki satış yasağı olmadığını savundu. Palandöken, şunları söyledi: “Genelgeyi satır satır okudum, alkol yasağı yok. Alkol satan büfeler satamaz demiyor. Alkol yasağı ile ilgili bir yazılı belge yok. Olmayan bir yarayı kaşıyoruz. Burada kesilmiş bir ceza da yok. Cumhurbaşkanı’nın, İçişleri Bakanlığı’nın belki de haberi yok. Bize gelmiş bir belgede yok. Bu alkol meselesinde devlet de esnaf da kaybediyor, millet evde kimyager oldu. Ailece bunu yapmayı öğrendi.”

“Dükkan sahipleri idari para cezası kesilmekle tehdit ediliyor”

DÜNYA’ya konuşan Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, tam kapanma sürecinde alkollü içkilerin satışının yasaklanmasının sözlü olduğunu savundu. “Satışı yasal bir ürün kanuna aykırı şekilde yasaklanamaz” diyen Aybaş, tekel bayii ruhsatı olmadan alkol satma ruhsatı alan birçok bakkal ve kuruyemişçinin açık kalabildiğini ama içki satamayacağını belirterek, şunları söyledi: “Ancak yazılı bir kâğıt gelmedi. Bu sözlü olarak ifade ediliyor. Dükkan sahipleri idari para cezası kesilmekle tehdit ediliyor. Bu tip dükkanların gelirinin yüzde 90’ını zaten alkollü içki oluşturuluyor. Bu bize aç kalın demektir. Yönetimden arkadaşlar Emniyet’i aradılar. Emniyet, İçişleri Bakanlığı’nın şifahen kendilerine böyle bir bildirimde bulunduğunu aktardı. İçişleri Bakanlığı’nın genelgesinde böyle bir karar yok. Bu kararı verenler mülki amirlikler. 18 günlük kapatma çok uzun bir süre. Zaten mevcut yasaklar sebebiyle, saate vurduğunuzda bir ay içinde 10 gün çalışmıyoruz. Akşam 17.00’da kapatıp, sabah 10.00’da açıyoruz. Ödemeleri yapmakta zaten zorlanıyoruz. Bu kararla tekel bayii esnafı kepenk kapatacak.” İçişleri Bakanlığı’nın genelgesinde böyle bir ibare yokken mülki amirliklerin kendilerine görev bilip yasak getirdiğini söyleyen Aybaş, tekel bayilerine de muafiyet getirilmesi gerektiğini ve bunun engellemenin, anayasal bir hakkı engellemek olduğunu vurguladı.

Tekel bayi ruhsatı olan Mustafa Şen ise “Yarı kapanmada biz hafta sonları kapalıydık. Şimdi 20 gün boyunca kapalı kalacağız. Dükkanın kirasını nasıl ödeyeceğiz diye düşünüyoruz. Bu konuda muafiyet istiyoruz. Bakkala gitmekle aynı durum bu” dedi. Tekel bayii ruhsatı olmadan alkollü içki satma ruhsatına sahip Halil Akçan da “Bize yönetmelik geldi. Sabah 10:00 ile akşam 17:00 arasında çalışabilirsiniz diyor. Alkol satışı ile ilgili bir yazı gelmedi. Ama sözlü olarak alkol satılamayacağı söyleniyor. Bu yasal bir uygulama değil. Biz bu dükkanlarda çoğunlukla alkollü içki satıyoruz. Kimse ekmek süt almıyor. Zorunlu ihtiyaç değil deniyor ama marketlerde birçok zorunlu olmayan ihtiyaç da satılıyor. Biz de muafiyet istiyoruz. Sattığımız için ceza ödemek de istemiyoruz” diye konuştu.

“Yasal dayanağı bulunmuyor”

Avukat Güneş Kök hem bayilerin, hem tedarikçilerin hem de tüketicilerin bu konuda yasal yollara başvurma hakkı olduğunu belirterek, “Anayasa’ya göre devlet gençleri alkol alışkanlığından korumakla yükümlü. Ancak, korumak başka, yasaklamak başka şeyler. İçki satışını bu şekilde yasaklamanın hiçbir yasal dayanağı yok. Diğer kısıtlama önlemlerinin Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nca yasal bir dayanağı var. Ancak içki yasağı konusunda bu söz konusu değil. Burada kamu yararı yok. Temel hak ve özgürlüğe ölçüsüz müdahale” dedi.

İSO: Vergi ve SGK primleri ertelenmeli

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, şirketlerin tam kapanma sürecini en az hasarla atlatması için öncelikle vergi ve SGK prim ödemelerinin ertelenmesi gerektiğini söyledi, Bahçıvan, özellikle perakende sektörü için kira ertelemesi veya kira desteğinin çok daha önemli hale geldiğini açıkladı.

Perşembe gününden 17 Mayıs tarihine kadar uygulanacak olan tam kapanma tedbirleri ile sanayinin farklı sektörlerinde bazı sıkıntıların yaşanmasının kaçınılmaz olduğuna değinen Bahçıvan “Yalnızca temel sektörlerimiz değil, bu sektörlerimize hammadde ve ara malı tedarik eden alt sektörler ile perakende sektörümüz de bu süreçten olumsuz etkilenecek. Şirketlerimizin bu süreci en az hasarla atlatabilmeleri için öncelikle vergi ve SGK prim ödemeleri makul bir süre ertelenmelidir. Bu süreçte özellikle perakende sektörü için kira ertelemesi veya kira desteği çok daha önemli hale gelmiştir” diye konuştu.

Nakit akışında aksamalar yaşanacak

Birçok sektörün faaliyetini durdurmasıyla sanayinin nakit akışında ciddi aksamalar yaşanacağını vurgulayan Bahçıvan, şöyle konuştu: “Faizlerin bu denli yüksek, kur hareketliliğinin bu kadar fazla olduğu, dolayısıyla öngörüde bulunmanın bu kadar güç olduğu bir dönemde sanayimizin uygun koşullarla finansman ihtiyacının karşılanması için KGF teminatlı kredi mekanizması ivedilikle tekrar uygulamaya alınmalıdır. Ayrıca, sanayimizin kapanma döneminde ödemesi gereken çeklerin ödeme tarihlerinin ertelenmesi de bu dönemde nakit akışının sağlıklı işlemesi için hayati önem taşımaktadır. Bu konularda ilgili bakanlıkların ivedilikle adımlar atması üretim hayatımızın geleceği açısından son derece önemlidir. Dünya genelinde yaşanan pandemi sürecinin yarattığı olumsuzlukları hiçbir sektörün kendi kaynakları ile gidermesi, bu yükü kendi imkanları ile kaldırması mümkün değildir. Bu nedenle tüm ülkeler sektörlerine ve vatandaşlarına ciddi maddi destekler sağlamaktadır. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizin bu destekleri yeterli düzeyde sağladığını söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Bu nedenle ülke olarak destekleri artırmanın çabası içinde olmalıyız.”

Öte yandan Erdal Bahçıvan, salgına yönelik aşılama takviminde bazı sektörlerin öne çıkarılmasının sanayicileri vicdanen yaraladığına dikkat çekerek “Pandemi süresince canla başla fedakarca çabalayan, ülke ihracatına, üretimine ve vergi kaynaklarına en büyük katkıyı ve desteği sağlayan sanayi sektörümüzün çalışanları böyle bir ayrımcılığı asla hak etmiyor. Bu haksız uygulamanın düzeltilmesini sanayi sektörümüz adına şiddetle talep ediyorum” dedi.

IMF: Türkiye en az destek açıklayan ülkelerden

IMF, dünya çapında ülkelerin pandemi harcamalarının GSYH’lerine oranlarını gösteren raporunu kamuoyu ile paylaştı. Ocak 2020’den Mart 2021’e kadar hükümetlerin duyurduğu ekonomik ve sağlık yatırımları, harcamaları ve yardımları karşılaştıran rapora göre Türkiye COVID-19 gelir ve harcama desteklerinde (sağlık harcamaları dahil) yüzde 1,1 oranla son sıralarda yer alıyor. Toplam COVID-19 desteklerinin GSYH’ye oranının ise yüzde 1,5 olduğu belirtiliyor.

Raporda ülkeler pandemi harcamalarına göre 5 gruba ayrılıyor: Yüzde 10 ve üzeri, yüzde 7,5-10, yüzde 5-7,5, yüzde 2,5-5 ve yüzde 2,5 ve altı. Türkiye yüzde 2,5 ve altı ile halkına en az destek veren ülkeler grubunda yer aldı. IMF’nin yayınladığı raporda desteklerde Türkiye’den de geride olan bir ülke var, o da GSYH’nin 0,7’sine denk gelen COVID-19 destek paketiyle Meksika. Türkiye’nin bulunduğu grupta dahi birçok gelişmekte olan ülke destekler bakımından bizden önde ve aynı kulvarda olduğumuz ülkelerin büyük bir kısmı düşük gelirli ekonomiler.

Garanti desteğinde başı çekiyoruz

Türkiye muadili gelişmekte olan ülkelerin aksine, ülke ekonomilerinin pandemi süresince sağladığı likidite ve garanti desteği oranlarında ise başı çekiyor. GSYH’nin yüzde 6,4’ü kadar garanti sağlanan Türkiye’de, sağlık sektörüne ayrılan desteğin oranı yüzde 0,3, yurttaşa sağlanan destek ise GSYH’nin sadece yüzde 0,4’üne denk geliyor.

Toplam teşviklerin GSYH’ye oranı listesinde Lüksemburg yüzde 27 ile başı çekerken, onu yüzde 25 ile ABD ve yüzde 19 ile Yeni Zelanda izliyor.

Haber

Esnaf: Devletimizi bu zor günlerde yanımızda görmek istiyoruz

YENER KARADENİZ

Kademeli normalleşme dönemi ile birlikte artan vakalar sonrası gerçekleştirilen kabine toplantısı sonrası açıklama yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kırmızı illerde hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacağını ve lokanta ve kafelerin de 12 Nisan itibariyle tüm Türkiye’de yalnızca paket servis hizmeti vereceğini açıkladı. Erdoğan, nisan ve mayıs aylarında normalleşme ve ücretsiz izin uygulaması kapsamında sigorta primi desteğinden yararlanamayan lokanta ve kafe çalışanlarının prim yüklerinin üstlenileceğini ve çalışan kişi başına da 1500 TL nakdi ödeme yapılacağını söyledi. Türkiye’de 120 bin işletmeye yönelik alınan karar sektör temsilcilerinin eleştirisine yol açtı. Türkiye Esnaf Ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, doğrudan gelir desteği olan bin TL’lik ödeme ve Kısa Çalışma Ödeneği’nin (KÇÖ) bu ay sona ereceğini hatırlatarak, “Esnaf ikinci ramazanı da buruk geçirecek. Esnaf perişan. Borç üstüne borç alıyor. Ayakta kalabilmesi için yeni kaynakların yaratılması lazım. Her taraf kırmızı oldu, sağlık önemli evet ama hem çalışanımız hem de esnaf olarak bizler çok zor durumdayız. Devleti yanımızda görmek istiyoruz. Verilenlere teşekkür ediyoruz ama yeterli değil” açıklamasında bulundu.

Sinemalar 12 Mayıs’a ertelendi

Palandöken, sayısı 100 bini aşan kahvehanelere yönelik her hangi bir destek açıklanmamasını ise eleştirdi. Öte yandan Türkiye’de 3 bine yaklaşan sinema salonlarının da 1 Nisan’da açılacağı belirtilmişti. Artan vakalara bağlı olarak sinema salonlarının açılışı da dün yayımlanan genelge ile 12 Mayıs tarihine ertelendi.

TURYİD: Devletin enerjisi kalmadı

Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) Başkanı Kaya Demirer de, tüm işletmelerin cumartesi günleri haftalık cironun yarısını elde ettiğine dikkat çekerek, “Açıklanan destek paketi endişe verici. Paket servis ile devam edilecek açıklaması artık bizi rahatsız ediyor. Paket servis restoran işletmeciliğinin ana kollarından biri değil. Çok dar bir ekonomi ve ev dışı tüketimin yüzde 3’ü ile sınırlı. Açık ve seçik olarak ‘biz sizi kapatıyoruz’ diyorlar. Biz zaten bu vaka sayıları ile kapanmanın doğru olduğunu düşünüyoruz ancak işin destek tarafına geldiğimizde KÇÖ çalışanlarımız açısından çok önemliydi. Şimdi o da yok. ‘1.500 TL destek vereceğiz’ diyorlar. 5-10 bin TL maaşı olanlar var. Bu arkadaşlar Ramazan ayında gelirlerinin çok daha azı ile aile geçindirmek zorunda kalacaklar. Çok zor bir durum. ‘Sigorta primlerini karşılayacağız’ dendi. İşverene hiçbir şey yok. Görünen o ki devletin ekonomik destek verecek enerjisi kalmadı” diye konuştu.

TÜRES: Tükenmişlik sendromu yaşıyoruz

Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl, bundan sonraki dönemde kanun hükmünde kararname ile sadece kendilerine yönelik destek çıkarılması gerektiğini söyledi. Bingöl, “Bize sıfır faiz ile hatta ödemelerimizin faturası karşılığı kredi versinler. Binlerce işletme birbirine bağlı. Ödemelerimizi yapamıyoruz. Sektör tükenmişlik sendromu yaşıyor. Paket servisin ciro boyutu düşünüldüğü kadar değil. 120 bin işletmenin sadece yarısı bundan faydalanabiliyor. Bu dönemde sadece pizza ve hamburgerciler iş yapıyor. Ramazan ayında paket servis yapmak daha zor. Siparişleri iftar saatinde İstanbul trafiğinde yetiştirmek daha da zor” diye konuştu.

Paket servisin payı %5’i geçmiyor

Özellikle ramazan ayında yapılacak uygulamanın sektöre yük ve sıkıntı yaratacağını söyleyen Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu Başkanı Aykut Yenice de paket servisin çok kullanılabilir bir sistem olmadığını belirtti. Yenice, “Paket servis, işletme cirolarının yüzde 3-5’lerine tekabül eden bir uygulama. 15 gün daha açığız. Ancak sırtımızda kira ve vergi gibi yükler var, SSK primlerinin yapılandırma ödemeleri var. Aylardır dükkanları kapalı olan işletmelerimiz yapılandırmaları hangi kaynaklar ile ödeyecek. Bunların ertelenmesi, ötelenmesi, sektörün nefes alması adına faizsiz destekler sağlanması lazım. Kapanma ve açma ile sektöre karşı güven kaybının hat safhaya çıktığı bir dönemdeyiz. İşlerimiz kendimizi çevirebileceğimiz seviyede iş yapamıyor. Yüzde 30 ciro ile işlerimizi devam ettiriyoruz. Yüksek maliyetler, kira, vergi giderleri, katı atık bedelleri gibi giderler var. Ancak maalesef bunların hiçbirine el atılmadı. Zaten esnafın sırtında büyük bir yük var. Ramazan ayında bu yük daha da artacak” şeklinde konuştu.

Çalışanlar mağdur oldu, el değiştirme hızlandı

Happy Moon’s Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aymutlu, KÇÖ’nün yarın son bulacağını ve onun yerine şimdi kişi başı 1.500 TL destek verileceğini söyledi. Bu desteğin KÇÖ’den daha düşük bir destek olduğunu belirten Aymutlu, “KÇÖ personelin alacağı maaşın yüzde 60’a yakınını karşılıyordu. Bu da tahmini olarak 2.500 TL’ye yakın miktara denk geliyordu. Şimdi bu rakam tamamen bir kenara koyulup herkese 1.500 TL destek verilecek. Hiç olmazsa kafe ve restoranlar yeniden açılana kadar KÇÖ desteği devam etseydi. Zaten gelen 1.500 TL kiraya gidecek, personel geçimini nasıl sürdürecek önemli bir soru işareti” diye konuştu. Sektördeki son durumu da özetleyen Aymutlu, “Birçok firma devir veya komple kapatma yoluna gitmek zorunda kalıyor. Mal sahibiyle anlaşamadığı için kapatıp gidenler de var, ayakta kalabilmek için ortak arayanlar ve ortaklık kuranlar da var” diye konuştu.

Haber

Bodrum Belediyesi’nden tarıma yatırım çağrısı

Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, ilçedeki iş adamlarına tarıma yatırım yapmaları çağrısında bulundu. Karaova’da tarımsal faaliyetlerin önemli teşvik ve desteklerini paylaşmak üzere Bodrum Belediyesi ile Bodrum Esnaf ve Sanayici İşadamları Derneği (BESİAD) işbirliğinde düzenlenen “Bodrum Belediyesi Karaova’da Tarım İçin Sizi Çağırıyor” konulu online toplantıda ilçedeki iş insanları, üreticiler ve akademisyenler bir araya geldi.

Geçmiş yıllarda ana geçim kaynağı tarım olan Bodrum’un yeniden üretime yönelerek kendi kendine yetebileceğini söyleyen Başkan Ahmet Aras, “1970’lerden sonraki turizm hareketleri ile birlikte Bodrum’un tanınması, insanları yavaş yavaş tarımsal üretimden uzaklaştırdı. Bu topraklar, binlerce yıldır ekilen biçilen topraklar. Pandemi döneminde gördük ki, gıdaya, özellikle sağlıklı gıdaya ulaşmak çok önemli. Bodrum’un, halkın ihtiyacı olan ürünleri belirledik. Onlarla ilgili üretim yaptırmak için köylerimizde çalışmalara başladık. Çömlekçi, Bahçeyakası, Kemer köylerinin tam ortasında bulunan geniş ve sulak arazi inanılmaz bir üretim merkezi olabilecek bir yer. Buralarda sadece buğday ve mısır ekiliyor ama bunu katma değeri çok yüksek ürünlerle değiştirebiliriz. Bodrum’un ihtiyacı olan taze yaş sebze ve meyveyi burada üretebiliriz. Pilot bölge olarak seçtiğimiz bu bölgede bunu başarmaya çalışıyoruz” dedi.

Çiftçiyi desteklemeliyiz

Projenin turizme de katkısı olması için çalışmaların o yönde yürütüldüğünü dile getiren Aras, “Turizmi sadece deniz, kum, güneş olarak göremeyiz. Aynı zamanda kültür turizmi, gastronomi turizmi ile bu toprakların da turistler tarafından gezilmesi, bilinmesi, insanların öğrenmesi, neler yapıldığını görmeleri lazım. 3-4 aya sıkışan turizm ticaretimizi daha da arttırabilelim, bütün kışa yayabilelim. Bodrum çok değerli bir yer. Dünya da bunu kabul ediyor. Diğer taraftan da çiftçiyi, üreticiyi destekleyerek emeğinin boşa gitmemesini sağlamak zorundayız. Bu sayede o toprakları muhafaza eder, betona teslim etmeyiz. Çiftçimizin yerinde kazanmasını sağlamak ve kontrollü üretim için kooperatifl eşmenin şart olduğunun bilincindeyiz. Tarım, balıkçılık ve hayvancılıkta kooperatifleşmeyi destekliyoruz. Üreticimizle garantili satışlar için protokol imzalayarak, alım garantili ve sözleşmeli üretimi teşvik ediyoruz” diye konuştu.

Bodrum Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’nden sorumlu Başkan Yardımcısı Tayfun Yılmaz, tarımsal kalkınma üzerine yürütülen çalışmaları, hayata geçirilen ve geçirilecek yatırımları BESİAD üyelerine anlattı. Bodrum ve Karaova’da tarımın kalkınmasını sağlamak için iş insanlarını yatırım yapmaya çağıran Yılmaz, önemli olanın sadece tarımı daha da geliştirebilmek olduğunu, tarım alanları için yatırım yapmak isteyenlere, belediye olarak ellerinden gelen tüm desteği vereceklerini ifade etti.

Yılmaz, Karaova Bölgesi’nde tarıma açılan alanların toprak analizinin yapıldığını, tarım yapmak isteyen kişilere tarım mühendisinden, gübre, fidan, tohum hibesinden ve tarım aleti desteğine kadar birçok konuda destek verileceğini iletti. Bodrum Belediyesi tarafından %50 alım garantisinin de verileceğini belirten Yılmaz, “Tarımsal faaliyetlerde yatırım yapmak isteyen arkadaşlarımızın, Bodrum Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’nde bu konu ile ilgili görevlendirilmiş personelle iletişime geçmeleri yeterli olacaktır” diye konuştu.

Haber

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank: Kimya sektörü ekonominin harcı

İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB)’in 17’inci dönem başkanlığını yürüttüğü Kimya Sektör Platformu (KSP) bünyesinde gerçekleştirilen “2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası”, Kimya Sektör Platformu (KSP) Başkanı ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister’in ev sahipliğinde dijital platformda yapılan açılış konuşmalarıyla başladı. İki yılda bir düzenlenen Türkiye Kimya Sektör Şurası, Kimya İhracatçı Birlikleri başta olmak üzere sendika, oda, federasyon, vakıf, dernekler ve üniversitelerle birlikte sektörün önde gelen 36 kurumunu bir araya getiren Kimya Sektör Platformu tarafından gerçekleştiriliyor.

Şura’da ilk gün 4 oturum gerçekleştirildi

Kamu, özel sektör, STK kuruluşlarından temsilciler ile akademi üyesi konuşmacı ve davetlilerin katıldığı 2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nda iki gün boyunca yapılacak 7 oturumda sektörün bugünü ve geleceği masaya yatırılıyor. İlk gün, açılış konuşmaları ardından kimya sektör dernekleri ve vakıf başkanlarının ele aldığı sektörel sorun ve çözüm önerileriyle devam eden Şura’da, Prof. Dr. Emre Alkin’in moderatörlüğünü yürüttüğü ilk oturumda pandeminin dünya ve Türkiye kimya sektörüne etkileri ve gelecek beklentileri değerlendirildi.

Dünya Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünü yürüttüğü ikinci oturumda Türk kimya sanayinin yatırım ihtiyacı ele alınırken, İMMİB Genel Sekreteri Dr. S. Armağan Vurdu’nun moderatörlüğünü yaptığı üçüncü oturumda, kimya sektörünün dış ticareti, finansmanı, lojistiği ve dijitalleşmesi konuları konuşuldu. Bloomberg HT Londra Temsilcisi Cüneyt Başaran’ın moderatörlüğünü yaptığı ve Gümrük Birliği’nin revizyonu ve ticaret anlaşmalarının kimya sektörüne etkileri konusunun tartışıldığı dördüncü oturum ile Şura’nın ilk günü sona erdi.

İkinci günde 3 oturum yapılacak

İKMİB Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Faik Bitlis’in moderatörlüğünü yapacağı “Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın Kimya Sektörüne Etkileri” başlıklı beşinci oturum 13 Mart Cumartesi günü 10:30’da başlayacak. Ardından saat 11:45’te İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi; Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu moderatörlüğünde “Kimya sektöründe Sürdürülebilirlik Yönetimi” konu başlıklı altıncı oturum ve son olarak 13:30’da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Gürkaynak’ın moderatörlüğünü yapacağı, kimya sanayi ile üniversite iş birliği konusunun ele alınacağı yedinci oturum gerçekleştirilecek.

“Yeni yatırım taleplerinde kayda değer bir artış var”

Şuranın açılışında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, COVID-19 salgınının ekonomi, üretim ve tedarik zincirleri üzerindeki etkilerine değinerek, bu dönemde birçok sektöre girdi sağlayan kimya sektörünün de öneminin arttığını söyledi.

Küresel ekonomideki gelişmelerden Türkiye’nin de etkilendiğine ancak uygulanan yerinde ve etkin politikalarla ülkeyi dünya genelinden pozitif ayrıştırmayı başardıklarına dikkati çeken Varank, “Ülkemiz geçen yıl yüzde 1,8 büyümeyle Çin’in ardından en yüksek büyüme kaydeden ikinci G-20 ülkesi oldu. Ülkemizin bu dönemde ortaya koyduğu başarıda en önemli pay sahiplerinden biri de imalat sanayimiz. Pandemiye rağmen sanayi sektörü son bir yılda 337 bin ilave istihdam oluşturdu. Sanayi üretim endeksi verilerine göre Ocak ayı Sanayi üretimimiz beklentileri oldukça aşarak geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,4 bir önceki aya göre ise yüzde 1 arttı. Bu verilerle Ocak ayında da yıllık bazda sanayi üretimini en çok artıran G20 ülkelerinden biri olduk. Yeni yatırım taleplerinde kayda değer bir artış var. Cumhurbaşkanımızın bugün açıklayacağı Ekonomik Reform Paketi ile Türkiye’deki yatırım ortamını çok daha cazip hale getireceğiz.” dedi.

“Kimya sektörü imalat sanayinin kilit sektörlerinden biri”

Kimya sektörünün imalat sanayinin kilit sektörlerinden birisi olduğunu vurgulayan Varank, sektörün 2009-2019 yıllarında girişim sayısı, üretim ve istihdam bakımından her yıl üzerine koyarak büyüdüğüne dikkat çekti. Sektördeki üretimin yaklaşık yüzde 77’sinin kendi içinde ve diğer sektörlerde girdi olarak kullanıldığını belirten Varank, geleneksel endüstrilerin yanında geleceğe yön veren sektörlere de kritik hammadde ve ara ürünler sağladığını aktardı.

“Bu açıdan bakınca kimya sektörü için ekonomimizin harcı dersek herhalde yanlış olmaz” ifadesini kullanan Varank, şöyle konuştu: “Sektörün kritik önemine rağmen yüksek oranda dışa bağımlı olduğunu ve bu alanda her yıl yaklaşık 20 milyar dolar dış ticaret açığı verildiğini görüyoruz. Bunun nedenleri, üretimde ham petrol ya da doğal gaz gibi hidrokarbon kaynaklarına ihtiyaç duyulması ve ülkedeki petrokimya üretiminin yetersizliğinden kaynaklanıyor. Bakanlık olarak sektördeki açığın ve potansiyelin farkındayız ve bu nedenle kimya sektörünü öncelikli alanlardan biri olarak belirledik. Sektörün gelişimi için teşvik ve destek sistemimizi seferber ettik. Kritik ürünlerin yurt içinde üretimini desteklemek üzere endüstri bölgeleri kuruyoruz. Yatırım yeri, kolaylaştırıcı süreçler ve cazip destek imkanlarıyla başta petrokimya olmak üzere büyük ölçekli yatırımların yapılmasını teşvik ediyoruz. Onay verdiğimiz 22 endüstri bölgesinin 6’sı kimya sektörüne hizmet ediyor. Bu bölgelerdeki yatırımlar tamamlandığında cari dengemize yıllık 3 milyar doların üzerinde katkı sağlanacak.”

Kimya sektörünün kümelenmeye de uygun olduğunu belirten Varank, kimya ihtisas OSB’leri kurduklarını, İzmir-Aliağa, Kocaeli-Gebze, Yalova ve İstanbul-Tuzla kimya ihtisas OSB’lerinin başarılı sonuçlar verdiğini anlattı.

Kimya sektörü için 2012’den bugüne kadar 3 bin 691 teşvik belgesi düzenlediklerini ifade eden Varank, bu yatırımların değerinin 96 milyar liranın üzerinde olduğunu bildirdi. Varank, kalkınma ajansları, TÜBİTAK ve KOSGEB aracılığıyla sektöre sağladıkları destekleri de paylaştı.

“Kimya sektörümüz 5 hedef sektörden biri”

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ise, Türkiye’nin en stratejik sektörleri arasında yer alan kimya sektörüyle ilgili böylesine kapsamlı ve örnek bir sektör şurası düzenleniyor olmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirtti.

Ülke olarak hedeflerimize ulaşmak için yatırımı, üretimi ve ihracatı en önemli en öncelikli memleket meseleleri arasında gördüklerini kaydeden Pekcan, şöyle konuştu: “Sektörler bazında planlı ve programlı hareket etmemiz son derece önem taşıyor. Bugünkü Şura’nın sektörümüzün dinamiklerini hep birlikte masaya yatırmak, hedeflerimizi gözden geçirmek ve geleceği planlamak adına eşsiz bir fırsat sunduğunu değerlendiriyorum. Bildiğiniz üzere 2019 yılı Ağustos ayında İhracat Ana Planımızı açıklamış, kimya sektörümüzü de 5 hedef sektörden birisi olarak belirlemiştik. Bunun akabinde de hep birlikte kimya sektör stratejisi çalıştayımızı gerçekleştirmiştik. Bu çalıştay sonrasında çalıştay çıktılarının takibi, politika önerilerinin ele alınması ve uygulaması amacıyla çalışma grubumuzu tesis ettik. Çalışma grubumuz Bakanlığımızın ilgili birimleri ve İKMİB öncülüğünde teknik düzeyde düzenli ve sık aralıklarla online toplantılar gerçekleştirmişlerdir. Bundan sonra da siz değerli sektör temsilcilerimizin katkılarıyla, sizlerin sayesinde sektörümüzün planlı programlı, ayakları yere basan stratejiler çerçevesinde ilerleyeceğine olan güvenimiz tamdır. Biz de Ticaret Bakanlığı olarak sizlerin yanında olmaya, bu yolu sizlerle birlikte yürümeye devam edeceğiz.”

Markalaşma açısından kapsamlı bir destek programı olan TURQUALITY kapsamında, kimya sektöründen halihazırda 54 firmayı desteklediklerini hatırlatan Pekcan, “Bu vesileyle bir kez daha tüm sektör firmalarımızı, ihracatta sağladığımız devlet desteklerinden, Türk Eximbank finansman imkanlarından ve geçtiğimiz ağustos ayında hizmete aldığımız, firmalarımıza kapsamlı bir dijital danışmanlık hizmeti sağlayan Kolay İhracat Platformu gibi imkanlardan yararlanmaya davet ediyorum.” dedi.

“Kimya, diğer sektörlerimiz için de bir itici güç konumunda”

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle ise, bu yıl rekorla geçen Ocak ayı ihracatının ardından, Şubat ayını da 16 milyar 12 milyon dolarlık aylık ihracat rekoruyla kapattıklarını belirtti. Belirledikleri hedeflere ülkeyi taşımak için her sektörün, her ürünün ayrı bir önem taşıdığına dikkat çeken Gülle, “İhracatçı Birliklerimizi “Birlikten kuvvet doğar” şiarımızı yansıtan değerli kurumlar olarak görüyoruz. Türk kimya sanayisinin ürettiği ürünlerin yüzde 77’si diğer sektörlerde ara mal veya hammadde olarak kullanıyor. Kimya sektörü, bu vasfıyla diğer sektörlerimiz için de bir itici güç konumunda. Bir yandan ülkemizin ihtiyaç duyduğu ara malları temin ederek ithalatı azaltan sektörümüzün temsilcileri, ihracatta kaydettiğimiz başarıların da en büyük mimarları arasında yer alıyor. 2021 Ocak-Şubat döneminde kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü ihracatımız yüzde 4,6 artışla 3 milyar 315 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dünyanın dört bir yanındaki ülkelere sektörümüzün ihracatının artması kimyevi madde ve mamulleri sektöründe Türkiye’nin dünya markası olduğunun önemli bir göstergesidir.” değerlendirmesini yaptı.

Gülle, “Pandemiyle beraber küresel tedarik zincirlerinde yaşanan sorunlar, hammadde fiyatlarına yukarı yönlü baskı uyguluyor. İnşallah, Türkiye Kimya Şurası sanayici ve ihracatçılarımızı, maruz kaldıkları sorunlara karşı daha güçlü hale getirecek, sektörümüzde yaşanan müşterek sorunlara çözümler bulunmasına, üretim ve ihracatımızın artmasına vesile olacaktır” diye konuştu.

“Bütün çabamız yerli ve milli bir kimya sanayi tesis etmek”

Kimya Sektör Platformu (KSP) Başkanı ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, KSP’nin 2004 yılında, kimya sektörünün bütün taraflarını tek bir masa etrafında toplayarak, sektöre ait sorunların ve çözüm önerilerinin görüşülmesi, ulusal ve küresel ölçekte, sektörün bilimsel ve ekonomik ölçeğinin geliştirilmesi amacıyla kurulduğunu ve İKMİB’in 17’inci dönem başkanlığını yürüttüğünü söyledi.

Gıda, savunma, enerji/madencilik ve kimya olarak bir ülkenin 4 ana stratejik sektörü bulunduğuna dikkat çeken Pelister, şöyle devam etti: “Tüm diğer stratejik sektörlerin içerisinde de kimya bulunuyor. Bu noktada sektörümüzün yatırım ihtiyacının katma değer üreten yüksek teknolojiye dayalı alanlarda gerçekleşmesi, hammadde ihtiyacımızın mümkün olduğunca yerlileşmesi ve bu sayede dışa bağımlılığımızı azaltarak, sanayi ve ticaret hamlelerimizi artırabiliriz. Bütün çabamız mümkün olduğunca yüksek teknolojiye dayalı ‘yerli ve milli’ bir kimya sanayi tesis etmektir. Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programına kimya sektörümüzün de dahil edilmesini mutlulukla karşılıyor, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Sayın Sanayi ve Teknoloji Bakanımız, Sayın Ticaret Bakanımız ve emeği geçen herkese şükranlarımızı arz ediyoruz.”

“Ulusal Kimya Ajansı ve Kimya Teknoloji Vadisi kurulmalı”

Endüstriyel ve ekonomik olarak daha ileride olan ülkelere bakıldığında, kimya sektöründeki teknolojik ve bilimsel gelişmelerin topyekûn bir ülke stratejisi haline getirildiğini gözlemlediklerini vurgulayan Pelister, “Biz kimya sektörü olarak devletimizin de desteği ile kamu-üniversite-özel sektör birlikteliğinde ‘Ulusal Kimya Ajansı’ kurulması ve en üst seviyelerde devletimizin sektörümüze ciddi destekler vermesi gerekliliğini savunuyoruz. Belki dünyada ilk olarak, ‘Kimya Teknoloji Vadisi’ kurmalıyız da diyebilirim. Bunun ilk adımı olarak İKMİB’imiz önderliği ve katkısı, Kimya Sektör Platformu paydaşlarımızın desteği ile Kimya Teknoloji Merkezi projemizi hayata geçirmeye başladık. Projemizin daha büyük ekonomik ve bilimsel gelişmelere temel olması açısından Ulusal Kimya Ajansı’nın büyük fayda getireceğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Haber

Halkbank’tan kadın girişimcilere finansal destek

Selenay YAĞCI

Halkbank, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, başarılarıyla toplumumuza ilham veren kadınların hikayelerini paylaşarak kutladı. İstanbul Raffles Otel’de Oylum Talu’nun sunumuyla düzenlenen ve dijital olarak takip edilen hibrit Halkbank Üreten Kadınlar Zirvesi’nde 14 kadın, hedeflerine giden yolda yaşadıklarını paylaştı, başarıya nasıl ulaştıklarını anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da onur konuğu olarak yer aldı.“İlham Veren Kadınlar”, “Anadolu’dan Girişim Hikayeleri – Hayata Dokunanlar” ve “Anadolu’dan Girişim Hikayeleri – Gelecek İçin Sıfır Atık” başlıklı üç panelden oluşan etkinlikte konuşmacı olarak; BEEO Genel Müdürü Aslı Elif Tanuğur, sanatçı Hülya Koçyiğit, mimar Melike Altınışık, Milli Tekvandocu Kübra Dağlı, Şef & Sosyal Girişimci Ebru Baybara Demir, Ebrulimm Alışveriş Sitesi Kurucusu Emine Kılıç, İnci Ecza Deposu Yönetim Kurulu Başkanı Şehnaz Tasmanoğlu, Kars Peynir Müzesi Kurucusu Zümran Ömür, Geri Dönüşüm Girişimcisi Birsel Doğan, Sürdürülebilirlik Danışmanı SVS Türkiye Kurucu Ortağı Engin Güvenç, TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu, Eko Turizmci Bedriye Berber Engin ile Modacı Ezra Çetin ve Tuba Çetin yer aldı.

Kadınlar Günü’nü kutlayarak konuşmasına başlayan Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, kadın girişimcilere 100 bin liraya kadar yeni finansal destek sunacaklarını açıkladı. 2020 yılında 180 bin 500 kadın esnaf ve zanaatkârımıza, bir kısmı sıfır faizli olmak üzere, toplam 8 Milyar TL Hazine ve Maliye Bakanlığı faiz destekli, uygun maliyetli kredi kullandırıldığını belirten Arslan,“23 bin 500 kişilik büyük Halkbank ailesinin yüzde 47’si kadın çalışanlarımızdan oluşuyor. Yönetim kurulumuz ve çeşitli yönetici pozisyonlarda da olmak üzere hemen hemen her kademede kadın çalışanlarımız mevcut. Tüm süreçlerimizde kadınlarımızın mutlaka emeği, kararı veya katkısı var. Tam da bu nedenle, bu yıl Dünya Kadınlar Günü’nü topluma ilham veren kadınların öykülerini paylaşabileceğimiz bir etkinlikle taçlandırmak istedik. Etkinliğimizde; tutkularının peşinden giden, inandıkları yolda zirveye çıkan, başarıları ilgiyle takip edilen ve girişimleriyle dikkat çeken üretken kadınların hikayelerine tanık olacak, panelistlerimizin heyecanlı ve ilginç tecrübelerini dinleyeceksiniz” dedi.

Tüm kadınların bugünlerde her zamankinden farklı zorluklarla dolu bir dönem geçirdiğini ifade eden Arslan, şunları anlattı: “COVID-19 salgını, herkesin hayat dinamiklerini değiştirirken, kadınlar daha fazla yük üstlenmek zorunda kaldı. Ev ve işteki roller farklılaştı, yeni normaller ortaya çıktı. Sağlık ekseninde biçimlenen bu yeni normallere alışmaktaki en önemli dayanağımız yine kadınlar oldu. Ama kadınlar için bu sürecin kolay geçmediğinin farkındayız. Böyle zamanlarda yanlarında olmanın, cesaretlendiren gerçek yaşam deneyimleriyle moral vermenin doğru olacağını düşünüyorum. Kadınların finansman olanaklarına erişmek için imkanlar oluşturmaya ve girişimleri desteklemeye önem veriyoruz. Bu amaçla dönem dönem özel ürün ve hizmetler geliştiriyoruz. Burada en güncel örneğimizi de paylaşmak ve duyurmak isterim. İlk defa işini kuracak ya da halihazırda işini kurmuş olan kadınlarımıza yönelik “Kadın Girişimci Kredisi” ürünümüzü, Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle hayata geçiriyoruz. Kadın girişimcilerin finansmana erişimini kolaylaştırmak ve iş fikirlerinin filizlenmesine imkan tanımak amacıyla 100 bin liraya kadar finansal destek sunacağız. KOSGEB Veri Tabanına Kayıtlı, aktif ve bilgileri güncel Kadın girişimcilerimize pozitif ayrımcılık yaptığımız bir diğer kredi ürünümüz olan KOSGEB KOBİ Finansman Destek Paketi kapsamında, cari kredi oranlarımızın 10 puan altında, oldukça düşük maliyetle 70 bin liraya kadar destek sunuyoruz. Bir diğer önemli desteğimiz ise; KOSGEB eğitimini tamamlamış ve 30 yaşını doldurmamış genç kadın girişimci esnaf ve sanatkarlarımız için 100 bin TL limitli, en az 1 yıllık ustalık belgesine sahip olup ustalık belgesi ile ilgili meslek kolunda son bir yıl içerisinde kendi adına işletme kuran kadın girişimci esnaf ve sanatkarlarımız içinse 225 bin TL limitli, sıfır faizli kredi kullanma imkanı sunuyoruz. Bir başka pozitif ayrımcılığı da bankamıza yönelik satın almalarda yapıyoruz. Bankamızın yaptığı tedarik anlaşmalarında, mal ve hizmet satın alımlarında; kadın girişimciler, kadın KOBİ ve esnafa ve kadın kooperatiflerine her zaman öncelik veriyoruz. Bundan sonra da desteklerimiz artarak devam edecek.”

Emine Erdoğan: “Geleceğin dünyası kadın eli değmeden kurulamaz”

Etkinliğin onur konuğu ve ana konuşmacısı ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan oldu. Zirvede emeği geçen herkese teşekkür eden Emine Erdoğan, “Halkbank’ın kadınlarımıza açtığı her tür imkân umutlarımızı artırıyor” dedi. Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Geleceğin dünyası kadın eli değmeden kurulamaz. Bugün bu zirvede yer alan tüm kadınlarımız, yolumuzu aydınlatan birer kutup yıldızıdır. Hayat yolunu çizme arayışındaki genç kızlarımız için yol göstericidir. Kendine yeni bir alan açma gayretinde olan tüm kadınlar için güven tazeleyicisidir. Kadınlar birbirini destekleyip güç birliği yaptıkça, her zamankinden daha güçlü bir toplum olacağımıza inancım tamdır. Kadın ruhunun yaşamın hamuruna katılmadığı bir gelecek, eksiktir, yarımdır. Dolayısıyla daha adil, içinde herkese yer olan, medeniyet değerlerinin korunduğu bir gelecek için, kadınları iş başına davet ediyorum. Güçlü Türkiye’nin ancak güçlü kadınlarla mümkün olduğuna yürekten inanıyorum.“

Haber

Tarımda yüzde 4.8 büyüme çiftçiye ne kadar yansıdı?

Ali Ekber YILDIRIM

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2020 yılı büyüme verilerini açıkladı. Türkiye ekonomisi 2020’de yüzde 1.8 büyürken, tarım sektöründeki büyüme yüzde 4.8 oldu. Sanayi sektörü yüzde 2 büyüme kaydederken, hizmetler sektörü yüzde 4.3, inşaat sektörü ise yüzde 3.5 küçülme yaşadı.

Pandemi sürecinde en çok büyüyen sektörler ise, yüzde 21.4 ile finans ve sigortacılık sektörü ile yüzde 13.7 ile bilgi ve iletişim sektörü oldu.

Ekonomi, tarım büyürken kişi başına milli gelir son 11 yılın en düşük seviyesine 8 bin 599 dolara indi. Ekonomi ve tarım büyüyor, insanlar yoksullaşıyor. Bu gerçeği de görmezden gelemeyiz.

Tarım, ekonomiden daha hızlı büyüdü

Türkiye’nin sahip olduğu tarımsal potansiyel dikkate alındığında tarımdaki büyüme şaşırtıcı değil. Pandemi sürecinde hemen hemen hiç destek sağlanmaması, birçok yanlış uygulamaya rağmen tarım yüzde 4.8 büyüyebiliyorsa, doğru politikalarla çok daha büyük gelişmelerin kaydedileceği çok açık.

Pandemi sürecinde tarımın ve gıdanın önemine vurgu yaparken hep şunları söyledik; çiftçiler, tarımda çalışanlar, gıda üreticileri, tıpkı sağlık çalışanları gibi 24 saat boyunca işlerinin başında. Sokağa çıkma yasağı olsa bile tarlada, bağda, bahçede, ahırda üretime devam ediyor. Bu üretim sayesinde tarım sektörü yüzde 4.8 büyüdü.

Bitkisel üretim artışı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun daha önce açıkladığı 2020 Bitkisel Üretim İstatistikleri de tarımda büyüme kaydedileceğine işaret ediyordu. Bir önceki yıla göre 2020 yılında tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 8.7, sebzelerde yüzde 0.3, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde yüzde 5.8 oranında artış sağlandı.

Tarım ürünlerine talep arttı

Pandemi süreci, tarım ve gıda ürünlerinde talebi artırdı. Bu sürecin ne kadar devam edeceği belli olmadığından ülkeler ve bireyler ekonomik olanaklarına göre ihtiyacından daha fazla ürün almaya, stoklarını artırmaya yöneldi. Buğday başta olmak üzere hububat ürünleri, bitkisel yağlar ve bakliyat ürünlerine yönelik talepte ciddi artış var. Bu talep fiyatları artırıyor. Artan fiyatlar bu ürünlerin üretimine yönelmeyi sağlıyor.

Kriz dönemlerinde tarıma yönelme artıyor

Geçmiş yıllarda olduğu gibi ekonominin krize sürüklendiği, sanayide, hizmetler sektöründe daralmanın en üst seviyelerde olduğu dönemlerde tarım sektörü sığınılan bir liman oldu. Pandemi sürecinde de tarıma yönelmenin arttığı görüldü. Kentte işi bozulan, işini kaybedenler daha önce geldikleri kırsala dönerek tarımsal üretimle geçimlerini sağlamaya çalışıyor.

Sorunlara rağmen büyüme

Tarımda elbette ciddi sorunlar var. 2020 yılına bakıldığında girdi fiyatlarının artması en önemli sorunlardan birisi oldu. Gübrede fiyat artışı yüzde 70-80’leri buldu. Hayvancılığın temel girdisi yemdeki fiyat artışı ise yüzde 60 seviyelerinde gerçekleşti. Fiyatı artmayan hiç bir tarımsal girdi yok. Hepsinde fiyatlar arttı. Ama çiftçinin ürettiği ürünün fiyatı aynı oranda artmadı.

Borcunu ödeyemediği için traktörü, tarlası haczedilen çiftçiler, üretim yapmakta zorlananlar oldu. Ancak, artan talep ve fiyat artışı tarımsal üretimi daha cazip hale getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin “ekilmedik bir karış toprak bırakmayın, ürettiğiniz ürünü tarlada bırakmayız ” çağrıları ile nasıl olsa ürünümü satarım beklentisi ile üretimi artıranlar da oldu.

Yeni çiftçiler yeni yatırımlar

Pandemi döneminde tarım ve gıda ürünlerine olan talep sektöre yeni yatırımların yapılmasını sektöre yeni aktörlerin girmesine de neden oldu. Bunların bir bölümü daha önce çiftçilik yapan ancak geçimini sağlayamadığı için kente göç edenlerdi. Bir bölümü ise dünyada tarım ve gıda ürünlerine olan talebi görerek sektöre yatırım yapanlar. Tarım ürünleri bir yatırım aracına dönüştü. Hasat döneminde tonu 1650 lira açıklanan ekmeklik buğdayın fiyatı bir kaç ayda 2 bin 200 liranın üzerine çıktı. Arpa, mısır, ayçiçeği ve diğer bazı ürünlerde benzer fiyat artışları oldu. Bu da özellikle tarım ve gıda üretimine yönelmeyi artırdı.

Tarımın potansiyeli çok daha yüksek

Tarımsal potansiyeli dikkate alındığında, doğru politikalarla, iyi bir planlama ile pandemi sürecinde dünyada yıldızı parlayan ülkelerden birisi Türkiye olabilirdi. Yaklaşık 4 milyon hektardan fazla ekilmeyen tarım arazisine sahip olan Türkiye’de yüksek girdi maliyetleri nedeniyle üretim yapmakta zorlanan, ürettiği ürünü değerinde satamadığı için para kazanamayan çiftçiler var. Tarımsal destekler amacına uygun kullanılmıyor. Destekler çok geç açıklanıyor ve geç ödeniyor. Pandemi döneminde gözle görülür bir destek sağlanmadı. Açılan destek paketlerinde çiftçi yok sayıldı. Yüksek girdi fiyatları, haciz, kredi, borç sarmalındaki çiftçiler tüm olumsuzluklara rağmen üretime devam ederek bu büyümeyi sağladı. Fakat, bu büyümenin çiftçilere yansımadığı da ortada. Çiftçi her geçen gün yoksullaşıyor.

En az desteklenen sektör

Daha önce de yazdığımız gibi pandemi sürecinde en az desteklenen tarım sektörü olduğunu da unutmayalım. Bu süreçte tarıma yönelik atılan adımlar çok zayıf kaldı. Çiftçilerin 2019 yılı destekleri bu dönemde ödendi. Sanki yeni destek veriliyormuş gibi algı yaratıldı. Oysa verilen destek hak edilmiş ve gecikmiş 2019 ürünü destekleriydi. Çiftçilerin sadece Mayıs ve Haziran 2020 dönemine ait düşük faizli tarımsal kredi borçları 6 ay ertelendi. Yıl bitmeden bu borçlar ödendi. Tohum desteği sadece yazlık ekim yapan birkaç ille sınırlı kaldı. Hazine arazileri tarıma açılıyor diye algı yaratıldı. Yaklaşık 4 milyon hektar arazi boş dururken, ekilemezken, 14 bin hektar hazine arazisi tarıma açılıyor diye adeta yaygara koparıldı. Hayvancılığa yem desteği büyükbaş hayvancılık yapanlara 20 başa kadar hayvan başına bir seferlik 65 lira, küçükbaş hayvancılık yapanlara 50 başa kadar hayvan başına 6.5 lira destek sağlandı. Pandemi sürecinde diğer ülkelerle, diğer sektörlerle karşılaştırıldığında en az desteklenen tarım sektörü buna rağmen büyüme kaydediyorsa üretenleri, çiftçileri ayakta alkışlamak gerekiyor.

Özetle tarımda sağlanan büyüme elbette çok önemli. Türkiye potansiyelini doğru kullandığında tarım ve gıda sektörü ekonominin lokomotifi olur. Üretimde, ihracatta, büyümede çok daha büyük katkısı olur.

Haber

BTSO Başkanı İbrahim Burkay: Üreten ve tasarlayan ülke olmak zorundayız

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, “Gündem Özel” sorularımızı yanıtlarken, pandemi sürecinde imalatçı alt sektörleri destekleyecek, ara malı ve hammadde üretimindeki eksiklikleri hızla gidermek gerektiğinin ortaya çıktığına dikkat çekti. Burkay, “Ülkemizi üreten ve tasarlayan bir ülke konumuna taşımamız artık bir tercih değil zorunluluk haline geldi. Tıbbi cihazlardan gıdaya, savunma sanayinden tekstil sektörüne kadar tüm alanlarda çalışmalarımızı hızlandırmamız gerekiyor” dedi. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’a sorularımız ve yanıtları şöyle:

Yerli üretime odaklanalım

• Türkiye’nin önümüzdeki dönemde temel ekonomik ihtiyaçları nerede oluşuyor sizce? Sanayide çok konuştuğumuz teknolojik dönüşümün neresindeyiz?

Ekonomi yönetimimiz son yıllarda özellikle dış ticaret açığına çözüm bulmak amacıyla stratejik alanlarda üretim altyapısına dinamizm getiren pek çok düzenlemeyi hayata geçirdi. Bu çalışmalarla birlikte üretim ve ihracat zincirinde daha fazla katma değer oluşturarak dışa bağımlılığın minimum seviyeye indirilmesini arzu ediyoruz. Özellikle pandemi sürecinde tedarik zincirindeki aksaklıklarla birlikte güçlü lojistik ve denizcilik işletmelerimize duyulan ihtiyaç bariz şekilde ortaya çıktı. Diğer taraftan imalatçı alt sektörlerimizi destekleyecek, ara malı ve hammadde üretimindeki eksikliklerimizi de hızla gidermemiz gerekiyor.

Pandemi süreci Sayın Cumhurbaşkanımızın yerlileşme ve millileşme konusundaki hassasiyetinin önemini de bir kez daha ortaya koydu. Ülkemizi üreten ve tasarlayan bir ülke konumuna taşımamız artık bir tercih değil zorunluluk haline geldi. Tıbbi cihazlardan gıdaya, savunma sanayinden tekstil sektörüne kadar tüm alanlarda çalışmalarımızı hızlandırmamız gerekiyor. Türkiye’nin kendi kendine yetebilen bir ülke olması için eski alışkanlıklarımızı terk etmeli, ithalatımızı kısıtlayıp yerli ve milli üretime odaklanmalıyız. Bursa’da başlattığımız dönüşüm hamlesiyle, dijital dönüşüm merkezimiz Model Fabrika, GUHEM, KOBİ OSB, TEKNOSAB ve BUTEKOM gibi ileri teknoloji atılımlarımız, üretim kabiliyetimiz ve nitelikli insan kaynağımızla Türkiyemizin ideallerinde en önemli aktör olmayı hedefliyoruz.

Ülkemizin deniz, demir, kara ve hava yollarının tamamını kullanabilmesi, yabancı yatırımcılara düşük üretim maliyetleri sunabilmesi, üretim kalitesinin ve insan kaynağının üst düzeyde olması en büyük avantajımız. Diğer taraftan artan faiz, yüksek enflasyon ve istikrarsız kur, reel sektörümüzün ayaklarında adeta birer pranga. Bir an evvel bu prangalarımızdan kurtularak, 2021yılını risklere değil fırsatlara odaklanacağımız yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirmeliyiz. Demokrasi, ekonomi ve hukuk alanında başlatılan seferberliği de içinde bulunduğumuz koşullardan güçlenerek çıkmamız adına çok kritik ve değerli buluyoruz. Yatırımcımıza güven verecek bir reform programının hızla hayata geçirilmesiyle birlikte inşallah iş ve yatırım ortamı çok daha cazip hale gelecektir.

Yıkıcı değişim yaşanıyor

• Son dönemlerde pek çok imza niteliğinde altyapı yatırımları yapıldı, devam da ediyor. Ancak, alt imalatçı sektörleri destekleyecek, ara malı ve hammadde üretecek sanayide büyük eksiklik var. Tedarik zinciri aksıyor. Ana sanayi ile alt sektörler karşı karşıya geldi. Güçlü lojistik ve denizcilik kurumlarımız, işletmelerimiz olmadığı için 8-10 büyük lojistik firmasının ağzının içine bakıyoruz ihracat yapabilmek için. Bunu nasıl çözeriz?

Türkiye son yıllarda ‘Büyük Proje Yatırım Teşvikleri’, ‘Stratejik Yatırımlar Teşvikleri’, ‘İVME Programı’ ve ‘Sanayide Teknoloji Odaklı Dönüşüm Hamlesi’ gibi programlarla ara malı ve girdi yatırımlarını desteklerken firmalarımızın markalaşma süreçlerini destekliyor. Bu projeler birbirinin alternatifi değildir ve sanayimizin bu destek mekanizmalarının tamamına ihtiyacı bulunuyor. Ekonomi yönetimimiz, ihtiyaçların karşılanması adına doğru tespitler yaparken kaynak dağılımını da doğru bir kurguyla gerçekleştirdi.

Ancak küresel pandemi ile birlikte yepyeni koşullar ortaya çıktı. Küresel tedarik zincirlerinde yıkıcı bir değişim yaşanıyor. Talep ve tedarik rotaları hızla değişiyor. Ülkeler kritik ürün stoklarını artırırken, ihracatlarını sınırlamaya başladı. Bu yepyeni koşullar, fırsatlarla beraber birçok sorunu da beraberinde getirdi. Bu sorunlar her ülkeye farklı şekillerde yansıyor. Bizler ise ülke olarak ara girdi tedariği, yüksek navlun fiyatları, konteyner sıkıntıları gibi yeni sorunlarla karşı karşıyayız. Bu sıkıntıların giderilmesi için özellikle ara girdi yatırımlarına büyük önem vermeye devam ederken, taşımacılık ve lojistik altyapısında da yerli ve milli güçlü firmalara olan ihtiyaç ortaya çıktı. Bu konuda da özendirici adımların atılacağına inanıyorum.

Bursa’nın yıldızı küresel ekonomide de parlayacak

• Bursa, Türkiye için ne ifade ediyor? Türkiye’nin geleceğinde nasıl bir rolü olacak?

Bursa, tacirliğin ve Ahilik teşkilatının mayalandığı, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın mihenk taşı olmuş nitelikte önemli bir şehirdir. ABD’nin keşfinden önce Koza Han’da dünya ticaretine yön veren, Pirinç Han’da gıda sektörünü buluşturup meslekler için Bakırcılar ve Bıçakçılar Çarşılarını inşa eden, kümelenme modelinin ve organize ticaretin en güzel örneklerini daha 14. yüzyılda ortaya koyan güçlü bir ticaret kültürüne sahibiz.

Bu köklü ticaret kültüründen aldığımız ilhamla otomotivden tekstile, gıdadan turizme kadar geleceğe dair zenginlik alanlarımızı ülkemizin kalkınma hedefleriyle doğru orantıda geliştirmek adına ‘Bursa Büyürse Türkiye Büyür’ inancımızı paylaştık. İş dünyamızdan üniversitelerimize, kamu kurumlarımızdan sivil toplum kuruluşlarımıza ve yerel yönetimlerimize kadar kentin tüm dinamikleri Bursa paydasında birleşti. Yakaladığımız sinerji, sahip olduğumuz üretim yeteneği ve insan kaynağımızla Bursa bugün, otomotiv, tekstil, makine ve kimya sektörlerinin oluşturduğu altyapıyla uzay, havacılık ve savunma sanayii alanında özgün projelere ev sahipliği yapan, yüksek teknolojili üretimin ve ihracatın merkezi olarak anılan bir kent kimliğine dönüştü. Düne kadar ekonomiler; ülkelerin rekabeti üzerinden belirleniyordu. Bugün kentlerin rekabeti daha önemli hale gelmeye başladı. Ülkelerin gelişmişliğini cazibe merkezi kentlerin belirlediği bir ekosistemde Bursamız, gerek BTSO liderliğinde hayata geçirdiğimiz TEKNOSAB, Model Fabrika, GUHEM ve BUTEKOM gibi projelerle gerekse de yerli ve milli otomobil projemiz sayesinde sanayisindeki dönüşüm hamlesiyle ülke ekonomimizin yönlendirici gücü olmayı sürdürecektir. Bununla birlikte koronavirüsün tedarik zinciri üzerindeki etkisi de bölgesel çözümleri ve Bursa gibi üretim merkezlerini ön plana çıkaracaktır. Diğer taraftan yeni otoban, hızlı tren, havaalanı ve lojistik merkezlerimiz de Bursamızın cazibe merkezi kimliğini artırıyor. Tüm bu gelişmeler ışığında Bursa, sadece ülkemizin değil, küresel ekonomide de yıldızı parlayan şehirlerden biri olacaktır.

AB ile Gümrük Birliği mutlaka güncellenmeli

• Dünya ticaretinde bloklaşma artıyor mu? Bölgesel ticaret öne çıkacak mı? Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bu tür bloklar içinde yer alması ya da bloklar oluşturması gündeme gelebilir mi?

Bir tarafta NAFTA ve AB, diğer tarafta ise RCEP ülkeleri ticarette yeni bloklar oluşturuyor. Ancak farklı blokların liderliğini yürüten Çin ve ABD’nin birbirleriyle en çok ticaret yapan ülkeler konumunda olduğunu da unutmayalım.

Burada ticari malların özelliklerine ve üretim imkanlarına göre bloklaşmalar ve ayrışmalar olabilir. Türkiye açısından değerlendirdiğimizde ise coğrafi konumu itibarıyla hem Avrupa hem de Asya için ticari bir koridor konumunda. Küresel ölçekte yakından tedarik ve buna bağlı olarak bölgesel tedarik ağları oluşuyor. Türkiye ise AB ile ‘Gümrük Birliği Anlaşması’ nedeniyle hem diğer ticari bloklar içinde yer alamamakta hem de yeni bir ticaret bloğu oluşturamamakta. Mevcut koşullar korunacaksa ülkemizin AB ile ‘Gümrük Birliği Anlaşması’nı mutlaka güncellemesi ve iyileştirmesi gerekiyor. Burada da ilk hedef AB’nin üçüncü ülkeler veya ticaret blokları ile yaptığı ticaret anlaşmalarına aynı anda taraf olmasının sağlanması olmalıdır. Aksi takdirde Türkiye, yeni ticari bölgeselleşme eğiliminden sınırlı ölçüde yararlanabilecektir.

Reformlar başlarsa ‘ters dolarizasyon’ hissedilir

• 6 Kasım’dan itibaren uygulanan ekonomi politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Döviz tevdiat hesaplarında nihayet bir düşüş gündeme geldi. Ters dolarizasyon sizce başladı mı?

6 Kasım sonrasında artan finansal kırılganlıkların azaltılması ve Türk Lirası’nda değer kaybının önlenmesi için sıkı para politikası uygulanmaya başlandı.

Merkez Bankası’nın, verdiği mesajlarla da bu politikaları fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdüreceği anlaşılıyor. Yeni politikalarla bir yandan fiyat istikrarı hedeflenirken diğer yandan döviz ihtiyacının karşılanmasına yönelik olarak TL’ye geçiş özendiriliyor. Ekonomide, hukuk ve demokrasi alanında gerçekleştirilecek reform çalışmalarıyla ters dolarizasyonun daha hissedilir düzeyde olacağına inanıyorum.

‘Yeşil Mutabakat’ için finansmana ihtiyaç var

• Dünyada yeniden gündemin ilk sıralarına oturmaya başlayan “yeşil dönüşüm” ve “sürdürülebilirlik” konusuna nasıl yaklaşmak lazım? AB’nin ilan ettiği “Yeşil Mutabakat”a hazır mıyız?

Yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik, yalnızca ülkemizin değil tüm dünyanın gündeminde yer alan önemli bir dönüşüm projesi. Tüm sektörlerimizi sürdürülebilirlik koşullarında üretime zorlayan Yeşil Mutabakat düzenlemesi, AB ile ticarette olduğu gibi tüketici eğilimini de hızla dönüştürüyor. Başta maden kömürü, demir-çelik, alüminyum ve çimento, tekstil ve hazır giyim eşyaları, kimyasal maddeler, sentetik kauçuk, cam ve cam ürünleri, seramik eşya ve kağıt hamuru sürdürülebilirlik konusunda öncelikli sektörlerdir. Firmalarımızın üretimde en az karbon salımı, yenilenebilir enerji kullanımı, enerji verimliliği, en az su tüketimi, sıfır atık ve atıkların çevrimi konularına ağırlık vermesi ve bu alanlarda önemli yatırım yapmaları bekleniyor. Birçok firmamız son yıllarda sürdürülebilirlik, enerji verimliliği, dijitalleşme ve elektronik ticaret ile akıllı üretim alanlarına yöneldi. Ancak uyum süreci aynı zamanda yüksek yatırımları ve dolayısıyla finansman ihtiyaçlarını da ortaya çıkardı. Avrupa Birliği’nin bu süreci 750 milyar Euro gibi bir kaynak ile desteklediğini de dikkate aldığımızda ihtiyaç duyulan finansman daha iyi anlaşılacaktır. Ülkemizde de yeşil dönüşüme ayak uydurabilmek için firmalarımıza ve sektörlerimize finansman desteklerinin sunulması gerektiği inancındayım.

Yüksek faiz yatırımı engelliyor, hızlı düşen kur ihracatı zorluyor

• Merkez Bankası uzun süre faiz indirimine gitmeyeceğini dile getiriyor. Kredi faizleri 20’nin üstüne oturdu. Bu süreç iş dünyasını nasıl etkiliyor?

Yüksek faizler ve çift haneli enflasyon reel sektörümüze ağır bir maliyet yükü getirdi. Firmalarımız 2020 yılında 500 milyar TL ilave kredi kullandı. Bu kredilerin anapara ve faiz ödemeleri başlıyor. Bununla birlikte faizlerdeki yüksek artışlar, üretimin ve yatırımın önündeki en büyük engellerdir.

Özellikle döviz kurlarının hızla düşmesi, ihracat hedeflerimiz açısından da risk oluşturuyor. Fiyat istikrarının sağlanması adına döviz kurlarındaki artışlarda olduğu gibi düşüşlerde de ihracatçılarımızı koruyacak destek mekanizmalarının harekete geçirilmesi gerekiyor. Döviz kurlarının öngörülebilir bir yapıya kavuşturulmasıyla üreticilerimize bu dönemde hammadde alımı için uygun kredi imkanının sağlanması ve hammadede ek gümrük vergilerinin askıya alınması dış ticaretimizi destekleyecek unsurlardır.

Üretici ve ihracatçılarımız için enerji indirimi ve navlun desteği de reel sektörümüzün en önemli beklentileri arasındadır.

Krizden çıkışta devlet desteğinin önemi görüldü

• Türkiye, COVID-19 sonrasına nasıl hazırlanmalı? Bu hazırlık nasıl bir yol haritasına oturtulmalı?

Ölçeği bu kadar büyük ve etkisi bu kadar uzun olan bir pandemiyi yakın geçmişte tecrübe etmemiştik. Ancak daha önce de ekonomik krizler geçirdik. Burada krizlerden çıkışta devletimizin işletmelerimizi ve çalışanlarımızı birlikte koruduğu ve desteklediği politikaların önemi görülmüştür. Bu açıdan bakıldığında yürürlükte olan, çalışanların ücretsiz izne ayrılması ve kısa dönemli çalışma ödeneği gibi politikaların normale dönüşte kademeli olarak kaldırılmasının planlanması gerektiğine inanıyorum.

Bununla birlikte yakından tedarik, bölgeselleşme, sürdürülebilirlik uyumu ve yeşil dönüşüm, güvenli ve hijyen üretim, döngüsel ekonomi, dijitalleşme, elektronik ticaret, esnek çalışma koşulları gibi yeni eğilimleri göz önünde tutmalıyız. Üretim altyapımızı, teknoloji faaliyetlerini, kamu düzenlemelerini, insan kaynaklarının yetiştirilmesini ve çalışma koşullarını bu yeni eğilimler doğrultusunda yeniden ele almalıyız. Firmalarımız da devletimizin destekleriyle bu sürece uyum sağlamalıdır.

Türkiye’nin ‘Gökmen’i Bursa’da yetişecek

• Milli Uzay Programı açıklandı. Siz Türkiye’de uzay ve havacılık alanında atılım gereğine dikkat çeken ilk oda başkanlarından birisiniz. Bu konuda girişimleriniz de oldu. Uzay ve havacılık konusunda bugüne kadar attığınız adımlar hangi aşamada? Bursa ve Türkiye bu alanda ne yaparsa fayda ve gelir yaratabilir?

Bursa’mızın sanayi dönüşümünü planlarken gelişmiş 10 ülkenin üretim yapısını yakından inceledik. Bu ekonomilerin ortak özellikleri küresel değer zinciri içinde otomotiv, havacılık, savunma sanayii, raylı sistem gibi teknoloji yoğun sektörlerde elde ettikleri başarılar. Bizler de ülke ekonomimizin lokomotif kenti Bursa’mızın üretim tecrübesini ve nitelikli insan kaynağını 2013 yılından itibaren gerçekleştirdiğimiz dönüşüm hamlesiyle uzay, havacılık, savunma, nano teknoloji, kompozit malzemeler ve mekatronik gibi ileri teknoloji gerektiren alanlara dönüştürmeye başladık.

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası çatısı altında kümelenme modeliyle bir araya gelen yüzlerce firmamız, bu çalışmalarımızın neticesinde bugün Roketsan, Havelsan, Aselsan, TAİ ve TEİ gibi savunma sanayimizin en önemli kuruluşlarının alt sistem üreticileri ve tedarikçileri haline geldi.

Vizyoner firmalar, stratejik alanlardaki üretim becerileri ve taşıdıkları ortak heyecanla çok daha güçlü bir Türkiye hedefinin en önemli aktörleri arasında yer almaya başladı.

Bizleri yüksek teknolojili üretim ve sanayideki dönüşüm hedeflerimize taşıyacak temel dinamiklerden biri de özgüveni yüksek gençlerimizle hayallerdeki sınırları ortadan kaldırmak ve yeni neslin yüreklerinde uzay ve havacılık konusunda heyecan oluşturuyor.

2013 yılında ortaya koyduğumuz GUHEM projemizi de işte bu vizyon doğrultusunda hayata geçirdik. Kent kimliğine değer katan mimarisiyle prestijli kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen GUHEM, kurulduğu 13 bin metrekarelik alanda uçuş okulu, mekatronik laboratuvarı ve simülatörler gibi pek çok ufuk açıcı düzenekle alanında Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise sayılı merkezleri arasında yer alıyor.

Bu kapsamda merkezimiz Lagari Hasan Çelebi’den Cezeri’ye, Hezarfen Ahmed Çelebi’den Vecihi Hürkuş’a kadar havacılık tarihimizde iz bırakan isimlerin izinden giderek ülkemizin uzay yolculuğunda bizlere Türkiyemizin Gökmeni’ni yetiştirme fırsatı da sunacaktır. GUHEM, Sayın Cumhurbaşkanımızın ülkemizi uzay ligine taşıma kararlılığı doğrultusunda Bursa’mıza uzay ve havacılık yolculuğunda yeni bir misyon yükledi. Bu merkezlerimizle üretken zihinlerimizin kabiliyeti ve teknolojideki dönüşüm hamlemiz, Bursamızı ve ülkemizi dünya vitrininde çok daha güçlü bir konuma yükseltecektir.

Türkiye ile AB’nin yakınlaşması zorunluluk

• Asya Pasifik’te dünya hasılasının 3’te birini üreten 15 ülkeyi serbest ticaret anlaşmasında bir arayagetiren RCEP anlaşması Türkiye’ye ne getirir, ne götürür?

Anlaşmaya imza koyan ülkeler arasında gümrük duvarlarını kaldıran RCEP’in en çok ABD ve Avrupa ülkelerinin bölgeye olan ihracatına darbe vurması öngörülüyor. Bu nedenle RCEP ile birlikte oluşacak yeni ticaret blokları içinde Türkiye ve Avrupa Birliği’nin yeniden yakınlaşmasının bir zorunluluk haline geleceğine inanıyorum. Özellikle ülkemizin en büyük ticaret ortakları olan Almanya, İngiltere ve İtalya gibi ülkelere mevcut ihracat kalemlerine yenilerini ekleyebilmek adına çok önemli bir fırsat olarak da değerlendirebiliriz.

Ülkemizin halihazırda RCEP anlaşmasında taraf olan ülkelerden 3’ü ile Serbest Ticaret Anlaşması (STA) bulunuyor. Başta Ticaret Bakanlığımız ve DEİK olmak üzere bu bölgede yapılacak etkin çalışmalarla Asya-Pasifik Bölgesi’ndeki etkinliğimizi daha da artırabiliriz. Böylece hem Avrupa ile olan ticaretimiz hem de RCEP kapsamındaki Asya ülkeleri ile olan ticari ilişkilerimizin genişlemesi ihracatçı firmalarımız için yeni fırsatlar doğuracaktır. Diğer taraftan Asya-Pasifik’te ülkemize uygulanan yüksek gümrük vergileri, anlaşma kapsamındaki ülkelerin karşılıklı yatırımlar ile teknoloji alanındaki işbirlikleri Türkiye’nin bölgedeki rekabet gücü açısından risk oluşturuyor. Bu riskleri de en iyi şekilde yöneterek ihracat hedeflerimize odaklanmamız gerekiyor.

Haber

Meyer-Landrut: AB ile Türkiye ilişkileri olması gereken noktada değil

Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut, Türkiye’nin AB’ye üyelik süreciyle ilgili, öncelikle karşılıklı güvenin daha da geliştirmesiyle başka adımların inşa edilebileceğini söyledi.

Meyer-Landrut, kentteki programı kapsamında Vali Ali İhsan Su’yu ziyaret etti. Basına kapalı görüşmenin ardından Meyer-Landrut, Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’e de ziyarette bulundu.

Ziyarette konuşan Meyer-Landrut, Mersin’in tarım, ekonomi ve tarih alanlarındaki önemini öğrenip, keşfedecek olmanın kendileri için öneminden bahsetti.

Meyer-Landrut, Türkiye’nin ve Mersin’in çok sayıda sığınmacıyı ağırladığını anlatarak, şöyle konuştu:

“Mersin Büyükşehir Belediyesinin, ülkenin farklı belediyelerinin ve Türk halkının nasıl büyük bir çabada bulunarak 4 milyon mülteciyi ağırladığını biliyoruz. Bu çerçevede şehriniz önemli sayıda mülteciye ev sahipliği yapıyor. Bu ziyaretimizde mültecilere yönelik destek programlarımızın size bu yükü kaldırma konusunda destek olmak için yürüttüğümüz programların ne kadar etkili olduğunu da görmek için de bu ziyareti düzenledik. Projelerimizi ve programlarımızı görüp ne derecede etkili olmuşlar ona da bakmak istiyoruz. Türkiye’nin her seviyede, özellikle mültecileri illerde ağırladığı için belediyeler seviyesinde yürüttüğü çalışmaların ne kadar etkileyici olduğunu ifade etmek istiyorum. Türkiye, çok sayıda insanı ağırlıyor. Biz de programlarımızla sizlere nasıl destek olabiliriz onlara bakıyoruz. Ayrıca bizim mali olarak destek verdiğimiz programlar ne kadar etkili olmuş onunla ilgili gözlemlerde bulunuyoruz.”

AB’ye üyelik süreci

Meyer-Landrut, Vahap Seçer’in, “Milletvekilliği döneminde kişisel olarak AB sürecini destekleyen bir politikacıydım. AB’yi sadece ortak bir pazar değil, birçok yönüyle ortaklaşabileceğimiz bir medeniyet projesi olarak görüyordum ancak bugün geldiğimiz nokta arzu ettiğim bir durum değil. İlişkilerimizin tekrar başlamasını ve sürecin tekrar canlanmasını diliyorum.” demesi üzerine, şunları kaydetti:

“AB ile Türkiye ilişkileri olması gereken noktada değil. Bunun da pek çok sebebi var. Umut ediyorum ki önümüzdeki haftalarda, aylarda, ilişkilerimizi daha da geliştirebiliriz, iş birliğimizi de en azından belli alanlarda daha güçlendirebiliriz. Bu çerçevede öncelikle karşılıklı güveni daha da geliştirirsek onun üzerine başka adımları inşa edebiliriz. İkinci konu olarak da size, belediyenize ve Türk toplumuna dünyanın en büyük mülteci nüfusunu burada ağırladıkları ve gösterdikleri çabalardan dolayı takdirlerimi iletiyorum.”

Haber

İhracatçı yurtiçi fuarlara yeni teşvik bekliyor

Yurtiçinde düzenlenen uluslararası fuar ve alım heyetleri pandemi döneminde hizmet ihracatına katkı sundu. Sektör temsilcileri bu etkinliklerin önemine vurgu yapıp, yabancı ziyaretçi sayısının kıstas alınarak destek miktarlarının revize edilmesini talep etti.

Yurtdışına açılım için gerekli

Ticaret Bakanlığı verilerine göre, 2020 yılında fiziksel olarak gerçekleştirilen toplamda 28 genel, sektörel ve özel nitelikli alım heyeti programına 946 yabancı firma temsilcisi katılım sağlayarak Türk iş insanlarıyla ikili iş görüşmeleri gerçekleştirdi. Fuarcılık sektörüne yönelik desteklerin ağırlıklı olarak yurtdışında düzenlenen fuarlara yoğunlaşmış durumda olduğunu ifade eden Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği (EVSİD) Başkanı Burak Önder, Almanya ve İtalya’da gerçekleştirilen fuarların o ülkelerdeki sanayinin yurtdışına açılımı için çok önemli olduğuna dikkat çekti. Önder,“Yurtiçinde gerçekleştirdiğimiz fuarları en az yurtdışındaki fuarlar kadar desteklememiz gerekiyor” dedi.

Gürkan Gözmen: ‘Güçbirliği yaptık’

Türkiye Deri Konfeksiyoncuları Derneği (TDKD) Başkanı Gürkan Gözmen, dernek olarak sektörün kayıplarını telafi etmek için arayış içerisine girdiklerini belirtti. “Bulduğumuz çözüm güç birliği yaparak, her firmanın 10 yabancı müşterisini getirmek kaydıyla ülkemizin büyük marka değerleri olan turizm bölgelerinde fuarlar düzenlemeye başlamak oldu” diyen Gözmen, “Leather&Fur adlı etkinliğimizle kendi pazarımızı oluşturmayı başardık. Şu anda fuarımızı ziyaret etmek isteyenlerin taleplerini tam anlamıyla karşılayamıyoruz. Buradaki ilk neden bütçe sıkıntısı” diye konuştu.

Ziyaretçi odaklı teşvikler verilmeli

Diş Malzemeleri Sanayici ve İş Adamları Derneği (DİŞSİAD) Başkanı Erkan Uçar, “Gerek yerli üreticilerimizin fuar katılımlarına sağlanacak destekler, gerekse ülkemize gelecek yurtdışı alıcılara sağlanacak ziyaret desteğinin revize edilmesinde yarar olduğunu düşünüyoruz. Özellikle nitelikli alıcıların gelmesini kolaylaştırmak ve niteliklerine uygun teşvik sistemlerinin sağlanmasını önemsiyoruz” dedi. Eksposhoes CEO’su Erkan Demir ise, “Yurtdışı fuarlara yönelik devlet destekleri elbette kritik öneme sahip ancak maliyetler çok yüksek. Devletimizin özellikle zor günlerden geçtiğimiz şu dönemde alım heyetleri anlamında daha fazla destek olmasını bekliyoruz” dedi. Ticaret Bakanlığı, 2021 yılında destek kapsamına alınan sektörel nitelikli yurtiçi fuarları belirledi. Yıl içinde destek verilecek yurtiçi fuar sayısı 43 olacak. TOBB’un açıkladığı 2021 yılı yurtiçi fuarlar takviminde 34 farklı ilde 442 fuar görünüyor.

Haber

Erdoğan: İlk etapta 50 milyon doz aşı ülkemize gelecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen “Sosyal Atama Töreni”ne katıldı.

Konuşmasına, “Şehitlerimizin kıymetli emanetleri, değerli gazilerimiz ve gazi yakınlarımız, sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.” diye başlayan Erdoğan, “Devlet korumasında yetişmiş gençlerimizden 193’ünün, engellilerimizden 2 bin 140’ının, şehit yakınları, gaziler ve gazi yakınlarımızdan da 370’inin atamasını yapmak üzere bir aradayız.” ifadesini kullandı.

Çeşitli kamu kuruluşlarına 3 bin 603 kişinin atanmasının hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu kardeşlerimize görev yerlerinde başarılar temenni ediyorum. Türkiye’nin, Anayasamızda belirtilen sosyal devlet niteliğinin tezahürü olarak gördüğüm bu uygulamanın fiiliyata dönüştürülmesinde emeği geçenleri tebrik ediyorum. Geleneğimizde devlet, diğer pek çok vasfının yanı sıra kimsesizlerin de kimsesidir. Vefat veya çeşitli sebeplerle ailelerini kaybeden evlatlarımıza sahip çıkmak, onlara analık babalık yapmak devlet olarak boynumuzun borcudur. Osmanlı döneminde Eytam Nizamnamesi’nden hala faaliyet gösteren Darüşşafaka’nın kuruluşuna kadar bu amaçla oluşturulmuş pek çok yapı vardır.

Tarihimizin en önemli kurumları olan ve tüm dünyaya da ülkemizden yayılan vakıfların hemen tamamının senedinde öksüzlere ve yetimlere sahip çıkma maddesi yer almaktadır. Rahmetli Kazım Karabekir Paşa’nın Doğu Anadolu’da 1. Dünya Savaşı yıllarında yetim ve öksüz kalmış çocuklara sahip çıkarak gösterdiği alicenaplık bugün hafızalarımızda hala canlıdır.”

Kazım Karabekir’in, himayesine aldığı 4 bin erkek ve 2 bin kız çocuğunun her türlü ihtiyaçlarını ve temel eğitimlerini karşılamanın yanında meslek sahibi de yaptığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu modelin maalesef devam ettirilemediğini söyledi.

Hükümete geldiklerinde devlet korumasındaki çocukların, yüzlerce kişinin kaldığı büyük yurtlarda adeta balık istifi şeklinde barındırıldığını hatırlatan Erdoğan, “Maalesef topluma uyum sağlayabilecekleri iklimden yoksun çocuklarımız, bu ortamda ne doğru dürüst eğitim alabiliyor ne de meslek sahibi olabiliyorlardı. Sivil toplum kuruluşlarıyla da iş birliği yaparak devlet korumasındaki çocuklarımızın yetiştirilme modelini baştan sona değiştirdik.” diye konuştu.

Çocukları çok büyük yurtlarda, koğuş sisteminde barındırmak yerine ev düzenine geçtiklerini ve bu evleri de mahalle içlerinde açtıklarını belirten Erdoğan, “Çocuklarımızın, diğer ailelerin çocukları ile aynı okula gitmesini, aynı sokakta oynamasını, aynı atmosferi teneffüs etmesini sağlamaya çalıştık. Bugüne kadar 111 çocuk evi sitesi, 1193 çocuk evi ve 65 çocuk destek merkezi oluşturduk. Buralarda görev yapacak personelimizi özel eğitime tabi tuttuk. Halihazırda 13 bin 524 çocuğumuzun bakımını, aile ortamına en yakın şekilde hazırladığımız bu evlerde sürdürüyoruz.” ifadesini kullandı.

Ailelere destek vermek suretiyle çocukların mümkün olduğu kadar kendi anne, babaları veya yakınları ile yaşamasını sağladıklarını bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“Geçtiğimiz 18 yılda bu çerçevede verdiğimiz desteklerle 652 bine yakın çocuğumuzun, ailelerinin yanında hayatını sürdürmesini temin ettik. Sadece son 8 yılda yüzde 86’sı doğrudan annelere olmak üzere bu amaçla verdiğimiz destek miktarı 6,9 milyar liradır. Son dönemde ihtimam gösterdiğimiz ve geliştirmeye çalıştığımız bir diğer uygulama da ‘koruyucu aile sistemi’dir. Şu anda 7 bin 864 çocuğumuz, çok hassas bir şekilde tespit edilen ve sıkı şekilde denetlenen koruyucu ailelerin yanında hayatlarına devam ediyor. Üstelik bunların 795’i de özel gereksinimi olan çocuklardır.

Kimsesiz çocukları evlat edinen ailelere de ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Devlet korumasındaki çocukların kamuda istihdamı 1988’den beri sürüyor. Biz 2014’te bu çocuklarımızın kamudaki istihdamını merkezi yerleştirmeye dönüştürerek işlerini kolaylaştırdık. Ayrıca istihdamın, eğitim düzeylerine göre kendi branşlarında olmasını da temin ettik. Hükümete geldiğimizde kamuda işe yerleştirilen devlet korumasındaki çocuk sayımız 21 bin 300’dü. Bugün bu sayı 55 bini aşmıştır. Sadece son 2,5 yılda 7 bine yakın evladımızı kamuya yerleştirdik. Hayata geçirdiğimiz teşvik uygulaması ile 4 bin 600’e yakın gencimizin de özel sektörde istihdamını sağladık. Kimsesiz çocuklarımız için kamudan yaptığımız her kuruş harcamayı bu devletin başının gözünün sadakası olarak görüyoruz. İnşallah ‘aile yanında destek’ ve ‘koruyucu aile’ gibi uygulamaları daha da yaygınlaştırarak hem hiçbir evladımızın sahipsiz kalmamasını hem de toplumdan kopmamasını temin etmekte kararlıyız.”

Bir toplumun vicdanını ölçmenin en kestirme yolunun engellilere yönelik davranışına bakmak olduğuna işaret eden Erdoğan, engellilerine sahip çıkan toplumun yıkılmaz bir bünyeye sahip olacağını vurguladı.

Türkiye’de yıllarca bu konuda doğru politikalar geliştirilemediği için vicdanları sızlatan görüntülerin yaşandığına dikkati çeken Erdoğan, “Engelli kardeşlerimiz toplumdan izole bir şekilde, evlerinin dört duvarı arasında yaşamaya mahkum edilmiştir. Hükümete geldikten sonra üzerinde en çok durduğumuz ve yakın takibini yaptığımız hususlardan biri de engellilerimizin topluma kazandırılması faaliyetleridir.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, bu amaçla 2005’te Engelliler Kanunu’nu çıkardıklarını, hemen ardından Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ülkeler arasına girdiğini anımsatarak, günlük hayatını idame ettirmek için başka bir kişinin desteğine ihtiyaç duyan engellilere bakım hizmeti sunmaya veya bakımlarına destek olmaya başladıklarını belirtti.

Bugün 536 bine yakın engelliye, aileleri yanında bakım desteği sağladıklarını aktaran Erdoğan, şöyle konuştu:

“Resmi ve özel 541 merkezde 29 bine yakın engelliye yatılı bakım hizmeti veriyoruz. Engellilerimizin ihtiyaç duydukları tüm sağlık hizmetleri Genel Sağlık Sigortası kapsamında karşılanıyor. Geçmişte her kurum için ayrı ayrı alınması sebebiyle ciddi sıkıntı kaynağı olan engelli raporlarının elektronik ortamda tüm kurumlar tarafından görülebilmesini de temin ettik. Engelli ve yaşlı vatandaşlarımızın sosyal hayata katılmaları bakımından önemli olan erişilebilirlik konusunda çok ciddi düzenlemeler yaptık. Bugün de bir kısmına şahitlik ettiğimiz istihdam meselesinde de devrim niteliğinde adımlar attık. Kamu kurumlarındaki memur kadrolarının engellilere tahsisli olan yüzde 3’ünün etkin şekilde kullanılabilmesi için merkezi yerleştirmeye dayalı bir sistem kurduk.”

Erdoğan, aynı şekilde kamu işçi kadroları için de merkezi yerleştirme yöntemine geçildiğini hatırlatarak, “Böylece 2002 yılında yalnızca 5 bin 777 olan engelli memur sayımızı, 58 bin 319’a yükselttik. Böylece kamudaki engelli kontenjanlarının doluluk oranını yüzde 82 seviyesine kadar çıkardık.” dedi.

Tayinden yer değiştirmeye, iş yerindeki görev dağılımından mesai düzenine kadar her konuda engellilere pozitif ayrımcılık yaptıklarının altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:

“Tüm bu gayretlerimiz sayesinde engellilerimizin her alanda aktif şekilde hayatın içinde yer aldıklarına şahit oluyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemde de engellilerimize hizmet vermeye, daima yanlarında olmaya devam edeceğiz. Şehitlerimizin bizlere emaneti olan yakınlarıyla gazilikle şereflenen kardeşlerimizin kalbimizde ayrı bir yeri vardır. Bir insanın hiçbir mecburiyeti olmadığı halde bilerek ve isteyerek inancı ve vazifesi uğrunda ölümün üzerine yürümesi kadar büyük bir fedakarlık yoktur. Bunun için şehit yakınlarımız ve gazilerimiz daima başımızın tacı olmuştur. Rabb’imizin müjdesi olan bu payelerin vakarına, onuruna, hassasiyetini uygun davranan her kardeşimizle son nefesimize kadar yoldaşlık yapmak bizim için şereflerin en büyüğüdür. Milletimiz tarihi boyunca şehit yakınlarına ve gazilere sahip çıkmıştır. Devletimiz de geçmişten bugüne çeşitli düzenlemelerle bu insanlarımıza çeşitli imkanlar sağlamıştır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümete geldikten sonra şehit yakınları ve gazilerin hep üzerine titrediklerini, İstiklal Harbi’nden Kore ve Kıbrıs’a kadar geçmişten miras aldıkları gazilerin hak ve imkanlarını genişlettiklerini söyledi.

“Ciddi destekler veriliyor”

Terörle mücadelede, sınır ötesi harekatlarda, 15 Temmuz’da şehit olan ve gazilikle şereflenen herkese pek çok farklı kalemde ciddi destekler verdiklerini belirten Erdoğan, tazminattan maaşa, sağlık ve eğitim desteğinden istihdama kadar her konuda bu kişilerin kalbini mutmain edecek uygulamalara imza attıklarını dile getirdi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hükümete geldiğimizde bu kapsamda kamuda istihdam edilen kişi sayısı 6 bin 315’ti, bugün ise aynı kapsamda istihdam edilenlerin sayısı 45 bine yaklaştı. Elbette ne yaparsak yapalım şehitlerimizin ve gazilerimizin haklarını ödeyemeyeceğimizi, en büyük şerefin, bizatihi Rabb’imizin ve milletimizin nezdinde bu unvanlara sahip olmak olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte devlet olarak elimizdeki tüm imkanları şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin emrine sunmak suretiyle kendilerine şükranlarımızı ifade etmeye çalışıyoruz. Bu vesileyle bir kez daha tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Hadislerde cennetin 8 kapısından birinden yalnızca şehitlerin ve gazilerin gireceği müjdeleniyor. Rabb’im inşallah bizlere onlara layık olabilen zümreler arasına girebilmeyi nasip eyler.”

Türkiye’nin sahip olduğu hizmet altyapısının gücü ve sosyal devlet vasfının genişliğinin kriz dönemlerinde çok daha iyi ortaya çıktığına işaret eden Erdoğan, salgın döneminde sadece sağlık alt yapısının ve Genel Sağlık Sigortası’nın gücünün görülmediğini, aynı zamanda sosyal destek sisteminin kapsayıcılığının da test edildiğini ifade etti.

“En gelişmiş ülkelerde aşı sıkıntısı var”

“Neredeyse bir yıla yaklaşan salgın döneminde hamdolsun yüreklerimizi yakacak ne sağlık krizi ne de sosyal çöküntü görüntülerine şahit olduk.” diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

“Tam tersine 46 milyar lirayı geçen sosyal koruma kalkanı ödemelerimiz ve geniş bir alanda verdiğimiz desteklerle ülkemizin ayakta kalmasını sağladık. Bakın dünyanın en gelişmiş ülkelerinde şu anda aşı sıkıntısı var. Biz ise hamdolsun şu anda aşı konusunda attığımız adımlarla, yaptığımız ödeme ile süratle aşılarımızı aldırmaya başladık ve ilk etapta inşallah 50 milyon doz aşı ülkemize gelecek. Süratle de aşılamayı başlattık, şu anda devam ediyor. Dünyanın en müreffeh ülkelerinden dahi yürek burkan sahnelerin görüldüğü bir süreci ülke olarak biz en az sıkıntıyla geride bırakmayı başardık. Bu yılın bütçesinde sosyal destek harcamaları için ayırdığımız rakam 81 milyar lirayı geçiyor. İnşallah her kesimden vatandaşımızın ihtiyaç duyduğu her an yanında olmayı sürdüreceğiz.”

Erdoğan, ataması yapılacak 3 bin 603 gence, engelliye, şehit yakınına, gaziye ve gazi yakınlarına kadrolarının hayırlı olmasını dileyerek, “Görev yerlerinizde her birinize başarılar diliyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.” diye konuştu.

Programda Erdoğan’a, İstanbul Saray Çocuk Evleri sitesinden Nuray Ariz ve Furkancan Gürel tarafından yapılan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir çocuğun yer aldığı yağlı boya tablo hediye edildi.

Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ile beraberindekilerle butona basarak yerleştirme işlemlerini başlattı.