Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Soçi’de yaptığı görüşmenin ardından, Türkiye dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı ve değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’in davetine icabetle Soçi’ye yaptığı çalışma ziyaretini “olumlu, başarılı” bir şekilde tamamladıklarını belirterek, “Sayın Putin’le 19 Temmuz’da Tahran’da bir araya gelmemizin ardından Soçi’de ikili ilişkilerimizi ve uluslararası meseleleri etraflıca değerlendirdik. Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyimizin müteakip toplantısını Türkiye’de yapmak üzere Sayın Putin’e davetimi gerçekleştirdim.” dedi.

Türk-Rus ilişkilerinin karşı karşıya kaldığı meydan okumaların üstesinden diyalog ve iş birliği ile gelmeyi başardığına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Sayın Putin’le tesis ettiğimiz karşılıklı güven ve saygıya dayalı ortak anlayış, ilişkilerimizin teminatıdır. Mevcut şartlar altında önemli olan, ilişkilerimizi ortak çıkarlarımız temelinde ve uluslararası sistem içinde sürdürmek, ileri götürmektir. İkili görüşmemizde ticari ve ekonomik iş birliğimizin daha da geliştirilmesi üzerinde etraflıca fikir alışverişinde bulunduk. Ticarette hedefimizi daha önce 100 milyar dolar olarak ifade etmiştik. Bu doğrultuda enerji başta olmak üzere, ticaret, turizm ve tarım gibi alanlarda iş birliğimizi geliştirmek istiyoruz. İkili ticaret hacmimizin daha dengeli bir zemine kavuşmasını temin etmek noktasında kararlıyız. Ekonomik ve ticari ilişiklerimize dair yol haritası mahiyetinde bir mutabakat zaptı da Soçi’de Ticaret Bakanımız ile Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak tarafından imzalandı. Suriye’de yuvalanan terör örgütlerine karşı atılabilecek adımları da aramızda mütalaa ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden, Suriyeli kardeşlerimizle birlikte askerimize, polisimize, güvenlik güçlerimize, sivil vatandaşlarımıza saldıran bu katil sürüleriyle mücadelemize birlikte gereken cevabı verme kararında da mutabık kaldık.”

“Ukrayna’daki savaşın kazananı olmayacağını başından beri vurguluyorum”

Erdoğan, Rusya’yla sürdürdükleri diyaloğun müspet yansımalarına Kafkaslar’da, Suriye’de ve Ukrayna’da şahit olduklarına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden ihraç edilmesine yönelik girişim, bunun en son küresel örneğidir. Şimdi önemli olan, planın sağlıklı şekilde uygulanması ve oluşan müspet havanın İstanbul’daki müzakerelere dönüşe yönelik somut adımlara tahvil edilmesidir. Ukrayna’daki savaşın kazananı olmayacağını başından beri vurguluyorum. Sahadaki sıkıntılara rağmen krizin müzakere masasında çözüleceğine olan güçlü inancımı da koruyorum. Sayın Putin’e, Sayın Zelenski’yle görüşmesine ev sahipliği yapabileceğimizi bir kez daha hatırlattım. Karadeniz’den komşumuz Rusya’yla diyaloğumuzu, bölgesel ve küresel barışa katkı sunmak maksadıyla her alanda ilerletmeye devam edeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Soçi’deki görüşmelerin, Türkiye ve Rusya başta olmak üzere, bölge için hayırlara vesile olmasını diledi.

“Tarafların buradaki yaklaşımı büyük önem arz ediyor”

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Erdoğan, bir gazetecinin, “Ukrayna ve Rusya savaşının önlenmesinde, bitirilmesinde bir ateşkes söz konusu mu, yakın zamanda gerçekleşir mi ve Türk diplomasisi bu noktada rol alır mı?” sorusunu, “Türk diplomasisi aslında üzerine düşen bu görevi başarılı bir şekilde sürdürüyor. Burada herhangi bir sıkıntı söz konusu değil ancak tabii tarafların buradaki yaklaşımı büyük önem arz ediyor. Eğer taraflar, verilen sözlerin üzerinde gerçekten hassasiyet gösterip dururlarsa bu işi ciddi manada çözebilecek bir imkana sahip olduğumuzu veyahut da yaklaştığımızı görüyorum. Bunun olmaması için bu noktada bir sebep söz konusu değil.” şeklinde yanıtladı.

Görüşmede Suriye konusunun ele alındığı anımsatılarak, daha önce Rusya’nın böyle bir askeri harekata karşı çıktığı, çok sıcak bakmadığına ilişkin tavrının devam edip etmediği ve görüşmelerde bu konunun hangi çerçevede ele alındığına ilişkin soruyu ise Erdoğan, şöyle cevapladı:

“Sayın Putin, konuyla ilgili Türkiye’ye yönelik adil bir yaklaşım sürdürüyor. Terörle mücadele noktasında her zaman yanımızda olacağını özellikle de ifade ediyor. Burada şunu bize ima ediyor: ‘Mümkün olduğunca bunları, rejimle birlikte çözme yolunu tercih ederseniz çok daha isabetli olur.’ gibi bir yaklaşımı var. Biz de diyoruz ki şu anda bizim istihbarat örgütümüz, Suriye istihbaratıyla zaten bu konuları yürütüyor ama bütün mesele netice almak. ‘Eğer istihbaratımız, Suriye istihbaratıyla bu çalışmayı yürütürken buna rağmen hala orada terör örgütleri fellik fellik at oynatıyorsa bu konuda bize destek vermeniz gerekiyor.’ diyoruz. Bu konuda da mutabakatımız var.”

“Onlar da bir defa kesinlikle süreci durdurmak gibi bir şeyi kabul etmiyorlar”

Erdoğan, bir gazetecinin, Cumhuriyet tarihinin en büyük projelerinden biri olan Akkuyu Nükleer Santrali’nin önemine değinerek, “Sizin enerji konusunda da en başından beri çok sık vurgu yaptığınız konulardan bir tanesi yerlileşme ve millileşme. Rus tarafı ile bir Türk ortağın girişimi olarak yola çıkan IC İçtaş, zaman içinde önemli bir bilgi birikimi ve know-how üretmişti fakat kısa süre önce ilginç bir gelişme oldu ve Rus tarafı Rosatom yarı yarıya ortak olduğu bu şirkette çalışmalarını durdurdu ve feshetti. Acaba bu konu gündeme geldi mi? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu adım, bu projenin gecikmesi veya Türk tarafının bir miktar daha böyle taşeronlaştırılmasına neden olabilir mi? Böyle bir risk görülüyor mu?” şeklindeki sorusunu da şöyle yanıtladı:

“Tabii böyle bir konuyu görüşmemek olamaz. Görüştük. Akkuyu Nükleer Güç Santrali, ülkemizin enerji stratejisi içinde ayrı bir öneme sahip. Akkuyu’nun ilk reaktörünü 2023 yılında hizmete alma hedefimiz sürüyor. Bu hususları, Rus tarafıyla görüşmelerimizde bir kez daha ele aldık. ’25 bin kişi şu anda çalışmıyor. Burası kapatıldı.’ gibi ifadeler söyleniyor. Böyle bir şeyi ben de kabul etmedim, Rus tarafı da kabul etmiyor. Çalışıyorlar. Şimdi önümüzdeki hafta Mersin Taşucu’nda Abdülhamit Han sondaj gemimizi uğurlamaya gittiğimde aynı gün oradan Akkuyu’ya geçeceğim. Akkuyu’daki çalışmaları yerinde, bizzat heyetimle beraber izleyeceğim. Ondan sonra da Sayın Putin’e oradaki gelinen durumu aktaracağım, söyleyeceğim. Ona göre de yol haritamızı belirleyelim diyeceğim. Yani onlar da bir defa kesinlikle süreci durdurmak gibi bir şeyi kabul etmiyorlar.”

“Sayın Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ziyaretin ekonomik boyutu ve özellikle Türkiye ile Rusya arasında doğal gazda yeni bir anlaşma olup olmadığına ilişkin soru üzerine, Türkiye olarak kapılarının herkese açık olduğunu, Türkiye’de kimler yatırım yapmak isterse onlara her türlü desteği vereceklerini söyledi.

“Çünkü Türkiye, dünyada sadece bu son gelişmelerde değil, bunun dışında da serbest pazar ekonomisinin en önemli bir açık kapısıdır.” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tabii bu Soçi ziyaretinin bir güzel tarafı da şu oldu: Sayın Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık. Ruble noktasında bu alışverişlerimizi yapacağımız için o da tabii Türkiye-Rusya arasında mali noktada ayrı bir güç kaynağı olarak Rusya’ya ve Türkiye’ye inşallah kazandıracak. Bir de Rusya’nın Mir kartı var. Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor. Burada da çok ciddi gelişmeler var. Bu da tabii Rusya’dan gelen turistleri çok çok rahatlatan bir süreç. Onlarla alışverişini, otel ödemelerini yapabiliyorlar. Bu da tabii hem onlar için hem bizim için çok çok rahatlatıcı bir sistem. Bu ziyaretimizde Rusya Merkez Bankası Başkanı ile bizim Merkez Bankası Başkanımız da görüşmelerini yaptılar.”

“Azerbaycan’ın Londra Büyükelçiliğine saldırıyı da kabul edilemez buluyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, Azerbaycan-Ermenistan gerilimi konusunda Rusya’dan iki taraf için de “itidal” açıklaması geldiğini belirterek, “Gerilim artar mı?” şeklindeki sorusu üzerine şunları kaydetti:

“İlham kardeşimle iki gün önce bunları etraflıca konuştuk. Öncelikle bir Azerbaycanlı kardeşimizin şehit olmasına neden olan saldırıyı kınıyoruz. Karabağ, Azerbaycan’ın uluslararası tanınmış sınırları içerisinde yer alan Azerbaycan toprağıdır. Azerbaycan, tabiatıyla topraklarında yasa dışı hiçbir silahlı unsurun bulunmasını istemiyor. Üçlü Bildiri’den bu yana yaklaşık iki yıl geçti. Ermenistan’ın buradaki taahhütlerini de bir an önce yerine getirmesi önem taşıyor. Azerbaycan’ın Londra Büyükelçiliğine saldırıyı da kabul edilemez buluyoruz. Bu olayın ciddiyetle ve detaylı bir şekilde soruşturularak faillerine gerekli cezaların verileceğini ümit ediyoruz.”

Pelosi’nin Tayvan ziyareti

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’a yaptığı ziyaret hatırlatılarak “Meclis Başkanı’nın Tayvan’dan ayrılmasının ardından Çin, işgal senaryosunu andıran bir tatbikat başlattı. Bu gerilimin nereye evrileceğini düşünüyorsunuz? Pasifik’te olası bir çatışma, Türkiye’nin pozisyonunu nasıl etkiler? Ekonomik anlamda özellikle bir kriz çıkarsa hazırlık mıyız?” sorusu üzerine Erdoğan, “Biz hepsine hazırız, bir sıkıntı yok.” yanıtını verdi.

“Bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ukrayna’daki savaş ve koronavirüs salgınının küresel ekonomi ve istikrara olumsuz etkilerinin sürdüğü bir dönemde yeni bir krizin ortaya çıkmasına izin vermemeliyiz.” diyen Erdoğan, Tayvan’la ilgili ortaya çıkan gerginliğin azaltılması için tüm tarafların sağduyulu ve itidalli hareket etmesinin önemini vurguladı.

Şanghay Beşlisi’nin toplantısı

“Eylül ayında Şanghay Beşlisi Özbekistan’da toplanacak. Görüşmemizde Sayın Putin de rica etti, nasip olursa biz de inşallah oradaki toplantıya katılacağız.” ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Şanghay Beşlisi’nin gerek üyeleri gerek gözlemci ya da diyalog ortağı olarak oraya katılacak olanlarla biz de beraber olalım diyoruz. Örneğin Çin geliyor, öbür tarafta Suud gelecek, Katar gelecek. Orada onlarla bir arada olmayı hedefliyoruz. Şu anda fevkalade bir durum olmazsa inşallah ben de oraya katılacağım. Orada bunları çok daha iyi değerlendiririz.”

“Almanya ve Fransa, Rum-Yunan propagandasına alet oluyor”

“Avrupa derin bir enerji kriziyle baş başa. Buna karşın hem Almanya’nın hem Fransa’nın, Yunanistan’ın haksız iddialarını sahiplenerek, savunarak Türkiye’yi hedef aldıklarını görüyoruz. Türkiye tam da tahıl ve enerji krizini çözecek bir diplomasi ortaya koyarken Berlin ve Paris’ten gelen açıklamaları bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine de Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu “taraflı” açıklamalara Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun gerekli yanıtları verdiğini anımsattı.

Almanya ve Fransa’nın Rum-Yunan propagandasına alet olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

“Yunanistan’ın uluslararası hukuku hiçe sayan adımlarına göz yumulurken, doğru olmayan değerlendirmelerle ülkemizin eleştirilmesi kabul edilemez. Avrupa’nın istikrar ve güvenliği için Türkiye’nin yeri aşikar. Bu rolümüzü küresel tahıl krizinin çözümünde öncü olarak bir kez daha gösterdik. İstanbul’dan geçen Razoni kuru yük gemisi aslında bir ilkti. Bunun arkasında bu şekilde sırada olan 20 civarında gemi var. Hepsinden öte, şu anda Rusya diyor ki ‘Bizim ciddi manada çıkabilecek hazırlığımız var, gücümüz var. Bizdekilere ne zaman aracılık edeceksiniz?’ İlgili bakanlıklarımız, birinci derecede de Ticaret Bakanlığımız bu işlerin şu anda sorumlusu olduğu için bu konuda hızla çalışıyorlar. Hele hele burada imzayı attıktan sonra sorumluluğu daha da artmış vaziyette. Rusya diyor ki ‘Benim malım çok fazla. Örneğin asgari 40 milyon ton ben şu anda mal çıkarabilirim.’ Tabii arada kara kediler var, güya Türkiye gemileri durdurmuş gibi dedikodu dolaştırıyorlar. Böyle bir şey yok. Aksine, ilk gemi nasıl Lübnan’a gittiyse bu tür gemilerin hepsi bizim üzerimizden gitmeleri gereken ülkelere ulaşmaları için yola revan olacaklar. Bunun aracılığını da Türkiye en güzel şekilde ortaya koyacak. İstanbul’daki sözleşmeyle sağladığımız o başarıyı bundan sonra da devam ettireceğiz.

Yunanistan İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın istifa ettiği hatırlatılarak “Gerekçesi de Yunanistan muhalefet liderinin cep telefonundan casus yazılım bulunması. Miçotakis’in yeğeninin de işin içerisinde olduğu iddiaları söz konusu. Bir değerlendirmeniz olur mu?” sorusu üzerine Erdoğan, “Ben Yunanistan’ın içişlerine karışmam. Bu onların içişleridir.” yanıtını verdi.

“Terör örgütü PKK’nın bilindik saldırılarının değişik versiyonu”

Irak’ın Duhok vilayetinin Zaho ilçesindeki saldırıya ilişkin, “9 sivil defnedilmeden işi Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaptığına dair tezvirat yaptılar. Zaho’daki son durum nedir? Bunu Türkiye’ye karşı küresel bir kumpas olarak değerlendirenler oldu. Böyle bir kumpas var mı? Birileri acaba Suriye’ye operasyon yapılacakken böyle işler mi yapıyorlar?” sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce gerek Dışişleri gerekse Savunma Bakanlığının konuyla ilgili açıklamaları yaptığını bildirdi.

“Bu, terör örgütü PKK’nın bilindik saldırılarının bir değişik versiyonu.” değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, şunları söyledi:

“Nasıl bugüne kadar bu tür şeyleri yapıp ondan sonra kaçtıysalar, ortada görünmeme gibi yolları seçtiyseler şimdi burada da yine aynı şekilde bu tür suikastları yaptıktan sonra topu hemen Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türkiye’nin üzerine atmışlardır. Olayın aslı budur. Buna yönelik de bugüne kadar yapılmış olan açıklamalarımızın arkasındayız. Tabii başta Amerika olmak üzere, Avrupa’nın değişik ülkelerine bunları İletişim Başkanlığımız da anlattı ve bu şekilde süreç devam ediyor. Biz ilk andan itibaren orada yerel muhataplarımızla konuşmak, görüşmek, temas sağlamak suretiyle her konuda yardımcı olabileceğimizi, bu olayın açığa çıkması için elimizden geleni göstereceğimizi kendilerine söyledik. Bu teklifimiz halen baki. Onlar da teşekkür ettiler. Hatta oradaki yaralılarla alakalı eğer arzu ederlerse onlara sağlık desteği sağlayabileceğimizi kendilerine ifade ettik. Sadece Kuzey Irak’ta veya Irak’ta değil, biz oradan ülkemize alıp en yakın vilayetlerdeki şehir hastanelerimizde, eğitim araştırma hastanelerimizde, ameliyatsa ameliyat, bakımsa bakım bunların hepsini yapabileceğimizi söyledik. Bütün muhataplarımıza taziyelerimizi ilettik. Bizim başlangıçtan itibaren yaptığımız bütün operasyonlarda sivillerin, tarihi, dini, kültürel yapıların ve çevrenin dokunulmaz olduğunu, planlamada ve icrada kesinlikle bu konulara hiçbir ordunun yapmadığı kadar dikkatli ve hassasiyetle yaklaştığımızı ilave ettik. Zaho’daki olaydan sonra Musul Konsolosluğumuza bir saldırı oldu. Oranın bir sivil hedef olduğu biline biline oraya aleni saldırı yapıldı. Kimin sivil hedeflere saldırabileceğini, bu alçaklığı kimlerin yapabileceğini herkesin görmesi lazım.”

HDP’nin Zaho’daki olayı “Zaho ikinci Uludere’dir” şeklinde değerlendirmesinin ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da “helalleşme” konsepti altında Uludere’ye gittiği hatırlatılarak “Bu helalleşme konsepti altında Uludere’ye gidilmesini, HDP’nin çağrısının iki hafta sonra gidilmesini nasıl değerlendirirsiniz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

“Biliyorsunuz ben Uludere’deki o olayda ebediyete irtihal eden bütün kardeşlerimizin aileleriyle bir araya geldim. Şırnak’ta Şerafettin Elçi Havalimanı’nın açılışında o ailelerle görüşmelerimi yaptım. Bizzat eşimi de Uludere’ye gönderdim. Eşim Uludere’ye gitti, oradaki ailelerle yerinde görüşmeler yaptı. Dolayısıyla bizim Bay Kemal gibi kalkıp da nerede bir fırsatçılık var, o fırsatçılık anı geldiğinde onlarla bir araya gelmek gibi bir yaklaşımımız yok. Bay Kemal helalleşmeden bahsediyor. Sen bu ifadeyle bir defa kendini açığa çıkarıyorsun. Nedir o? Bir yerde bir borç varsa gidersin helalleşirsin. Demek ki sen bu işlerde tarafsın. Böyle bir durum zaten söz konusu. Onun için de helalleşme zarureti doğuyor. Bizim öyle bir helalleşme sıkıntımız yok. Çünkü biz bütün vatandaşlarımıza karşı her türlü yapmamız gerekenleri yaptık, yapıyoruz ve bundan sonra da aynı şekilde yapmaya devam edeceğiz. Bizim vatandaşlarımıza karşı hak noktasında evelallah bir sıkıntımız yok, buna inanıyoruz. Hele hele orada belediyeyi de biz kazandığımız için, nasıl oluyor bu iş, hem öyle hem öyle.”

KPSS’nin iptali

Cumhurbaşkanı Erdoğan, KPSS’nin iptal edilmesi hatırlatılarak “Son duruma ilişkin bilgi verebilir misiniz? FETÖ parmağı var mı? Sosyal medya tarandığında, bakıldığında resmi olarak parmağı olmasa da hükümetle gençleri karşı karşıya getirmek isteyen bir FETÖ’cü grubun varlığı çok aşikar görülüyor.” sorusunu yanıtlarken “FETÖ’cü grup mu desek, 6’lı masa mı desek, bir de masanın altı var, yedi…” ifadelerini kullandı.

“Şimdi dikkat ederseniz, aynı anda hepsi adeta aynı cümlelerle, aynı kelimelerle bunu tanımlamaya çalıştılar.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Yani biz orada boşta bulunsak veya boşluğa düşsek bunu seçime kadar satacaklardı. Çünkü gençleri nasıl aldatırız gayreti içerisindeler. Tabii bu tutmadı çünkü biz durumu gördük. Durumu gördükten sonra ben ÖSYM Başkanı olan arkadaşımızı da bir zan altında bırakmak istemem ama soruşturmaların hayırlı bir netice vermesi noktasından hareketle kendisini görevden almak suretiyle oraya hemen 24 saati bulmadan bir arkadaşımızın atamasını yaptık. Bu atamayla beraber de hemen ekibini en güzel şekilde kurması için talimat verdik. Üst düzey de bir ekip oluşturduk ve bu ekiple çalışmalarına anında başladılar. Atamayı yaptığımız gibi çalışmayla da hemen ertesi sabah çıktı basın toplantısını yaptı ve önümüzdeki ayın 17’sinde de süreci başlatma kararını aldık. Sınavı iptal edilenlerden herhangi bir ücret talebi de kesinlikle olmayacak. ÖSYM, bundan sonraki süreci, kademeleri de inşallah en güzel surette devam ettirerek, şaibeleri de ortadan kaldırarak yoluna devam edecek.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken sürekli ‘Bay Kemal’ ifadesini kullanıyorsunuz. O da ‘Evet ben Bay Kemal’im dedi. Buna dair ne diyorsunuz? Bay Kemal demeye devam edecek misiniz?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Şimdi burada da söyledik ya… Bay Kemal tabii uzun zamandır kendisine lütfettiğimiz bir isimdi ama bu ismi kabullenmekte önce zorlandı, sonra kabul etti. Bize düşen nedir? Hayırlı olsun demektir. Fakat enteresan olan bir şey daha var, bizim bu ziyaretler de kendisini rahatsız ediyor. Biz bu ziyaretleri yapacağız. Ne Bay Kemal ana muhalefet olarak ne yavru muhalefet, onlar bu tür şeylere giremezler. Bizim şu 40 yıllık siyasetimizin tamamı elhamdülillah bu yolda geçti. Dünyanın gitmediğimiz ülkeleri istisnadır, nadirdir. Bundan sonraki süreçte de Rabbimizin bize verdiği ömür boyunca bunları inşallah yapmaya devam edeceğiz.”

Haber

Hazır giyim ihracatında 16 aylık maraton ara verdi

Yener KARADENİZ/İSTANBUL

COVID-19 salgını, yıllık 500 milyar doları aşan dünya hazır giyim ihracatının tedarik zincirinde, önemli değişimlere yol açtı. Bu dönemde öne çıkan ülkelerden biri de Türkiye oldu. Gelişmelerin etkisiyle 2021 Mart ayından bu yana ihracatını bir önceki yılın aynı dönemine göre her ay sürekli artıran sektör, 16 ayın ardından ilk kez ihracatta gerileme yaşadı. Sektör ihracatı, temmuzda yüzde 4,1 gerileyerek 1 milyar 691 milyon dolardan 1 milyar 622 milyon dolara düştü. Düşüş oranı bir önceki ay olan hazirana göre ise yüzde 17’yi aştı. Geçen yılı 20 milyar 250 milyon dolar ile tamamlayan sektör temsilcileri, ana pazar AB’deki yavaşlamanın söz konusu gerilemede önemli bir etken olduğunu belirterek, küresel resesyona ilişkin gelişmelere bağlı olarak yılsonu için konulan 23 milyar dolarlık hedef tutturulamasa çok da gerisinde kalınmayacağını dile getirdi.

Bu yılın 7 aylık rakamlarına bakıldığında, sektör ihracatındaki artış hızının yavaşladığı görülüyor. İlk yarıda yüzde 14,4 olan ihracat artış hızı, Ocak-Temmuz döneminde yüzde 11,6’ya geriledi ve ihracat 12,4 milyar dolar oldu. Söz konusu rakam ile hazır giyim ve konfeksiyon ihracatının genel ihracat içindeki payı yüzde 8,6 olarak gerçekleşti. Bu oran 2019 yılında yüzde 9,9, 2020’de yüzde 9,3 ve 2021’de ise yüzde 9 olmuştu.

En belirgin düşüş İspanya’da 7 aylık dönemde en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke 2,2 milyar dolar ile Almanya oldu. Onu 1,6 milyar dolar ile İspanya, 1,2 milyar dolar ile İngiltere, 1 milyar dolar ile Hollanda, 688 milyon dolar ile Fransa ve 600 milyon dolar ile de ABD izledi. Temmuz ayı özelinde bakıldığında ise söz konusu pazarlardan İspanya’ya gerçekleştirilen ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17 gerileyerek 220 milyon dolara düşerken, İngiltere’ye yapılan ihracat yüzde 12 düşerek 166 milyon dolara ve ABD’ye yapılan ihracat da yüzde 4,2 düşerek 77 milyon dolara geriledi. Diğer ülkelerde ise artış sınırlı gerçekleşti. Almanya, 306 milyon dolar ile Temmuz ayında en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke oldu.

Parite darbesi hissedildi

TİM Başkanlığını da yürüten İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe, sektör ihracatının yüzde 70’inin AB’ye gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, “Bölgeye Euro ile ihracat yapıyoruz. Buradaki düşüşün en büyük sebeplerinden biri paritedir. Pariteden dolayı bir düşüş yaşandı. Aslında en kötü başa baş noktasını yakalama potansiyelimiz vardı. Kimse 2022’ye başlarken Euro/ dolar paritesinin 1,3’ten eşitleneceğini tahmin etmiyordu. Temmuzda 1’in altına kadar düştü. Şu an 1,01-1,02 civarında dönüyor. Paritedeki gerilemenin en büyük etkilerden biri de hazır giyim ihracatında görüldü. Beklentimiz paritenin yeniden en az 1,1 seviyesine çıkması. İkinci konu da AB’deki siparişlerde yaşanan yavaşlama. Umuyoruz ki resesyon gerçekleşmez. Gerçekleşirse en kötü 23 milyar dolarlık hedefin yüzde 5 gerisinde kalırız” ifadelerini kullandı.

Markalar stoklarını azaltıyor

Özak Tekstil Grup Başkanı ve İHKİB Başkan Yardımcısı Urfi Akbalık da, hem ABD hem de AB’de yaşanan yavaşlamanın söz konusu gerilemede önemli etken olduğunu aktardı. Akbalık, “Markaların stoklarında yavaşlama var. ABD ve AB’de gerçekleşmesi olası resesyon korkusu ile markalar daha az stok yapmaya başladı. Özellikle ABD pazarında bu daha fazla hissediliyor. Daha önce stoğa mal alıyorlardı. Onu durdurdular. Ayrıca yaz ayları ihracatın yavaşladığı dönemlerdir. Ağustos ve eylülde de yavaşlama olacak. Son çeyrekte yeniden bir toparlanma bekliyoruz. İkincisi de paritenin etkisi. Maliyetlerimiz dolar, gelirimiz Euro. Şimdi bire bir seviyesine geldi. Maliyet tutturmakla ilgili sıkıntı var. Ancak yine de yılsonu için koyduğumuz 23 milyar dolar hedefi koruyoruz. Resesyon riskine karşı yüzde 5’lik bir sapma olabilir” dedi.

Denizli’nin tektil ve hazır giyim- konfeksiyon ihracatında geçen yılın temmuz ayına göre yüzde 11 dolayında azalma yaşandığını söyleyen Denizli İhracatçılar Birliği Başkanı Hüseyin Memişoğlu ise, Avrupa ve ABD’deki talep daralmasının ihracat kanadında hissedilmeye başladığını belirterek, “ İhracatımızın lokomotifi konumunda bulunan ve ev tekstilinin de içinde bulunduğu hazır giyim-konfeksiyon sektörü talep azalmasından etkilenen sektörlerin başında yer alıyor. Öte yandan Ocak-Temmuz 2021 döneminde 1,20 seviyelerinde izleyen parite, 2022’nin aynı döneminde 1,08’e gerilemiş durumda. Temmuz ayı ortalaması ise bu sene 1,0181 oldu. İhracatımızın yarıya yakınının Euro cinsinden olduğunu göz önüne aldığımızda, Euro/Dolar’da yaşanan gerilemenin ihracatımızı etkilediğini söyleyebiliriz” dedi.

Resmi rakamların yerini bavul doldurdu

Temmuzda dikkat çeken bir diğer gelişme ise Rusya pazarında yaşanan düşüş oldu. Ülkeye genel ihracat geçen yılın aynı dönemleriyle kıyaslandığında; 7 aylık dönemde yüzde 13, temmuzda ise yüzde 63 artarken, hazır giyim ihracatında gerileme yaşandı. Sektör ihracatı 7 aylık dönemde yüzde 10,1 düşerken temmuzda ise düşüş hızı yavaşladı ve yüzde 3,1’e düştü. Oysa Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması sonrası AB ve ABD’li hazır giyim devleri ülkedeki operasyonların durdurmuş ya da çıkmıştı ve bu durumun Türk markalarının ülkeye ihracatının artması sonucunu doğuracağı belirtilmişti. Urfi Akbalık, markaların henüz tam olarak ülkeden çıkmadığını, öte yandan resmi olmasa da bavul ticaretinde önemli artışlar yaşandığını belirtti. Akbalık, çıkan markalara yönelik paralel ithalatında ülkeye ihracatı sınırlayan bir diğer faktör olarak öne çıktığını anlattı.

Haber

Bosch’tan, çipe 3 milyar Euro’luk yatırım daha

Handan Sema CEYLAN

Bosch, çip teknolojilerine 2026’ya kadar 3 milyar Euro daha yatırım yapacak. 2021’de Dresden’de dönemin Almanya Şansölyesi Angela Merkel tarafından açılan 1 milyar Euro’luk yatırıma kardeş gelecek bu projenin bir kısmı IPCEI yani “Avrupa’nın Ortak Çıkarlarını Gözeten İnovasyon Projeleri” kapsamında fonlanacak. IPCEI ile Avrupa Birliği’nin ve Alman Federal Hükümeti’nin hedefi 2030’a kadar Avrupa’nın küresel yarı iletken üretimini yüzde 10’dan yüzde 20’ye çıkarmak. İlk IPCEI kapsamında yapılan yatırımların ardından, şimdi IPCEI 2 devreye alınacak.

Dresden’de önceki gün gerçekleştirilen Bosch Teknoloji Günü 2022’de, firmanın çip yani mikroelektronik alanına yapacağı dev yatırım açıklandı. Almanya’nın ve dünyanın önde gelen yayınlarının davet edildiği teknoloji gününde DÜNYA da yer aldı.

Bosch Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Stefan Hartung, gazetecilere yaptığı sunumda “mikroelektronik gelecektir” diyerek, “Yalnızca IPCEI 2 çerçevesinde, 2026 yılına kadar yarı iletken teknolojimize ve buna dayalı sistemlere yaklaşık 3 milyar Euro yatırım yapmak istiyoruz. Örneğin, 2025’e kadar Reutlingen’deki yonga plakası fabrikamızı genişleteceğiz. 2023 gibi erken bir tarihte Dresden lokasyonumuzu genişletmek istiyoruz. Ayrıca, 3 bin metrekarelik temiz oda alanı ekleyeceğiz. Bu, mevcut odamızın üçte birinden fazla. Daha fazla yonga kapasitesi hedeflerimizden bir tanesi” bilgilerini veriyor.

Bosch Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Stefan Hartung, Dresden’teki fabrikada hem incelemelerde bulundu
hem de gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Hartung yaptığı sunumda “Bir sanayi kuruluşu muyuz, yoksa IT şirketi miyiz” dedi
ve cevap olarak “Bosch uzun zamandan beri her ikisi de” ifadelerini kullandı.

OTOMOTİVE ABS SAĞLIĞA MOLEKÜLER TANI

Dresden, Avrupa’nın önemli kültür başkentlerinden biri. Bunun yanı sıra Hamburg’a kadar uzanan ve çevreye hayat veren Elbe nehri Dresden’in önemli varlıklarından. Önemli bir teknoloji üssü haline gelen kentte konuşmasına Elbe’den örnek vererek başlayan Dr. Hartung, “Nehir boyunca elektronik bisikletlerin (e-bike) nasıl arttığını göreceksiniz. Motorlarının üzerindeki beş kırmızı harf; yani Bosch sizi şaşırtmasın. Kendi yaptığımız çipler, hiç olmayan bir pazarı yani e-bike’ı var etti. Motosikletler ve otomobiller için olduğu kadar bisikletler için ABS üretiyoruz. Egzersiz yapanlar bizim yapay zekamızı kullanan fitness takipçilerini kullanıyor. Tadilat yapanlar bizim matkaplarımızla çalışıyor. Fabrika zeminlerinde bizim robotlarımız dolanıyor. Başta COVID-19 olmak üzere bulaşıcı hastalıklar için yaklaşık on farklı hızlı PCR testi yapmayı mümkün kılan bir moleküler tanı platformu oluşturduk. Bunların hepsi de çiplerimizin yardımıyla oldu” diyor.

TEMİZ ODA İÇİN 250 MİLYON EURO DAHA

3 milyar Euro’luk yeni yatırımlarının Almanya Reutlingen ve Dresden’de yapım aşamasında olduğunu da kaydediyor Dr. Hartung. Bosch, alacağı fonun bir parçası olarak 170 milyon Euro’yu aşan bir maliyetle Reutlingen ve Dresden’de iki yeni geliştirme merkezi inşa etmeyi planladıklarını belirtiyor. Hartung, “Dresden’deki yonga plakası fabrikasında ekstra 3 bin metrekarelik temiz oda alanı yaratmak için gelecek yıl 250 milyon Euro daha harcayacağız” şeklinde konuşuyor.

GÖZLÜK ÜSTÜNE PROJEKSİYON MODÜLÜ

Hartung hedeflerinden birinin çipleri, daha küçük, daha akıllı ve daha ucuz üretmek olduğunu da kaydediyor. Hartung, “Bosch ayrıca, özellikle tüketim malları sektörü için kendi mikroelektromekanik sistemlerini (MEMS) daha da değiştirmek için çalışmalar gerçekleştiriyor. Şirket araştırmacılarının şu anda bu teknolojiyi geliştirmek için kullandıkları şeylerden biri, bir akıllı gözlüğün şakak kısmına yerleştirilebilecek kadar küçük olan yeni bir projeksiyon modülü. MEMS teknolojisinde pazardaki lider konumumuzu pekiştirmek için MEMS sensörlerimizi 300 milimetrelik yongalar üzerinde de üretmeyi planlıyoruz. Üretim, 2026 yılında başlayacak. Yeni yonga plakası fabrikamız bize üretimi ölçeklendirme fırsatı veriyor. Bu, tam olarak yararlanmayı planladığımız bir avantaj” diyor.

Dünyanın önde gelen yayınlarının davet edildiği
Bosch Teknoloji Günü’ne
DÜNYA Sorumlu Yazıişleri Müdürü Handan Sema Ceylan katıldı

Her 10 trafik kazasından 9’u insan kaynaklı, otonomla bunu önleyebiliriz

Yarı iletkenlere olan ihtiyacın baş döndürücü bir hızla arttığını anlatan Dr. Stefan Hartung, Avrupa’nın bu ihtiyacın karşılanmasını teşvik etmek için yeni bir finansman programı başlatacağını müjdeliyor. Mikroelektronikler için oluşturulan bu fon; IPCEI 2. Bosch da IPCEI 2 kapsamında yatırımlarını üç inovasyon alanında büyütecek. Dr. Hartung, bu üç alanı “güvenli yaşam”, “ağa bağlı yaşam” ve “sürdürülebilir yaşam” olarak açıklıyor. Hartung, bu üç alanla ilgili şu bilgileri veriyor: “Bosch’un İlk olarak, güvenli bir yaşam için icat edilen daha fazla teknoloji istiyoruz. On trafik kazasından dokuzu insan hatasından kaynaklanıyor. Bunu otonom sürüşle önleyebiliriz. Mikroelektronik de burada bir rol oynayacak. Bosch, bir otomobilin çevresinin 360 derecelik taramaları için radar sensörleri gibi donanımları daha küçük, daha akıllı ve daha uygun maliyetli hale getiren çip üzeri sistemler geliştiriyor. İkinci olarak, ağa bağlı bir yaşam için icat edilen teknoloji geliştireceğiz. Buna örnek; akıllı gözlükler için şimdiye kadarki en küçük projeksiyon modülü gösterilebilir. Bosch, bu modülü MEMS teknolojisi temelinde üretiyor ve gözlüğün şakak kısmına sığacak kadar küçük yapıyor. Bu, kullanıcının bir uzaylı gibi görünmeden her türlü bilgiyi almasına izin veriyor. Üçüncü olarak, sürdürülebilir bir yaşam için icat edilen teknoloji istiyoruz. Bunun için de yeni yarı iletkenler geliştiriyoruz.”

Almanya’nın teknoloji üssü: Silikon Saksonya

Saksonya, Almanya’nın 16 eyaletinden biri. Ülkenin doğusunda yer alıyor. Eyaletin başkenti Dresden, Berlin’e iki saatten az uzaklıkta, Çekya’nın da komşusu. Önemli şehirleri Leipzig, Chemnitz, Zwickau, Görlitz, Plauen ve Bautzen. Ağır aksanları nedeniyle Almanca’nın kulağa farklı çalındığı bu yer, 18’inci yüzyıldan beri makine sanayinin önemli şehirlerinden biri. Bölge duvar yıkılmadan önce DDR’de yani Doğu Almanya’da kalmış. Şu anda makine sektöründe binden fazla firmada 45 bin kişiyi istihdam ediyor. Öncelikle kendine “Almanya’nın Otomotiv Bölgesi” olma hedefi koyan eyalet Volkswagen, BMW ve Porsche’nin beş fabrikası olmak üzere 780 tedarikçiye ev sahipliği yapıyor. Almanya’nın ihraç ürünlerinin üçte biri bu eyaletten yola çıkıyor. Saksonya, otomotiv üretimindeki gücünü e-mobilitenin yükselmesi ile bir teknoloji üssü hedefine çevirmiş. Eyalette, makine ve otomotivin yanı sıra mikroelektronik olarak anılan çip üretimi, bilişim ve iletişim teknolojileri gelişiyor. Bu nedenle eyalet ‘Silikon Saksonya’ olarak anılıyor. Bosch’un yanı sıra çok sayıda firmanın da bölgede mikroelektronik yatırımları bulunuyor.

SiC çipi üretiyor, ‘galyum nitrür’ araştırılıyor

Bosch, 60 yıldır yarı iletkenler konusunda otomotiv sektörünün lideri. Geliştirilen çipler sadece otomotivde değil, hızlı tüketim ürünlerinde de kullanılıyor. Ayrıca Reutlingen fabrikasında 2021’in sonundan bu yana seri silisyum karbür (SiC) çipleri üretiyor. Her yıl yüzde 30’un üzerinde talep artışı yaşanan bu çipler, elektrikli ve hibrit araçların güç elektroniğinde kullanılıyor. Maliyetleri düşürecek galyum nitrür bazlı çipler için de çalışma yürütülüyor. Laptop’larda kullanılan bu çiplerin araçlar için 1.200 volta kadar dayanabilmesi araştırılıyor. Ayrıca Bosch’un Malezya Penang’da kurulacak çip test merkezi 2023’te devreye alınacak.

Haber

Çocuklar için mutant virüs uyarısı: COVID-19 bilgileri güncellenmeli

Sağlığa Evet Derneği Başkanı ve çocuk göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Elif Dağlı, COVID-19 salgınının ilk aylarında çocukların pek hastalanmadıkları, hastalansalar bile hastalığı hafif geçirdikleri ve virüsü yaymadıkları kanaatinin hakim olduğunu hatırlatarak, Türkiye’de İngiliz mutasyonunu gösteren virüsün egemen olması ve vaka sayılarının hızla artmasıyla salgının özelliklerinin değiştiğini ve çocuklarda da hastalık belirtilerinin görülmeye başladığını belirtti.

Dağlı, yaptığı yazılı açıklamada, dünyada çocuklarda COVID-19 konusunda yapılmış geniş kapsamlı çalışmalar incelendiğinde, hastalığın çocuklarda yüzde 16-19 oranında belirti vermeden geçerken, belirti verenlerde en sık ateş, öksürük, boğaz ağrısı, burun doluluğu ve akıntısının görüldüğü ve bunlara baş ağrısı, kas ağrısı, yorgunluk, karın ağrısı, mide bulantısı, kusmanın eşlik edebildiği sonuçlarına varıldığını aktardı.

Çocuklarda tat ve koku kaybının COVID-19 tanısı için değerli olduğunu ifade eden Dağlı, hastaların yüzde 8-12’sinde sık ve zorlu nefes alma, yüzde 1’inde cilt döküntüsü görülebildiğini ve söz konusu belirtilerin hastalığın ağırlığına işaret edebildiğini anlattı.

Dağlı, nadir olsa da çocuklarda COVID-19’un hastaneye yatışı gerektiren ağırlıkta olabildiğine işaret ederek, şöyle devam etti:

“Hastaneye yatan çocukların yüzde 19’u 2 aylıktan küçük süt çocukları, yüzde 42’si 12-17 yaş grubundaki ergenlerdir. Hastaneye yatırılan çocukların üçte biri yoğun bakım tedavisi gerektirmektedir. Hastalığı ağır geçiren çocuklarda çoğu zaman eşlik eden kronik bir hastalık bulunmaktadır. Çocukluk yaş grubunda ağır hastalığı işaret eden bulgular 24 saatten fazla devam eden ateş, iltihabı gösteren kan değerlerinde yükseklik, son bir ay içinde COVID tanısı almış kişiyle temas, kalp, cilt, mide-barsak, böbrek, solunum, sinir sistemi gibi birkaç organ sistemine ait belirtilerin bir arada olmasıdır. Her yaş çocukta görülebilen, COVID tanısından 2-6 hafta sonra çıkan, çok organ sistemini etkileyen Multisistem İnflamatuar Sendrom (MIS-C) yaşamı tehdit edebilen bir tablodur. Çocuk hekimlerinin hastalığın toplum içinde artığı bu günlerde akılda tutması gereken bir tanı olmuştur. Bu hastaların yüzde 73’ünde altta yatan hiçbir hastalık bulunmamaktadır. Düşmeyen ateş, cilt döküntüsü, gözlerde kızarma, mide-barsak sistemi bulguları ile Kawasaki hastalığını taklit edip, kalp ve merkezi sinir sistemine ait klinik belirtiler de göstermektedir.”

Çocukların virüsü yüzde 73 oranında bir erişkinden aldığını, başka bir çocuktan alma oranının yüzde 5 kadar düşük olduğunu kaydeden Dağlı, çocukların evde kaynak vaka olmasının yüzde 8 civarında bulunduğunu belirtti.

Dağlı, çocuklarda geniz bölgesinde virüs birikimi erişkinlerden fazla olabildiği için testin en az erişkinlerde olduğu kadar güvenilir olduğuna ve COVID-19 vakalarının yoğun olduğu bölgelerde çocukların viral enfeksiyon belirtileri hafif bile olsa test yapılması gerektiğine değinen Dağlı, tedaviye ilişkin şu bilgileri verdi:

“Antibiyotik tedavisinin COVID hastalığında yeri yoktur. COVID tanısı alan çocukların sadece yüzde 6’sında eşlik eden başka bir bakteri ve virüs saptanmıştır. İkincil enfeksiyon gelişmemesi için yaygın antibiyotik kullanmak toplumsal antibiyotik direnci geliştirebilir. Hafif hastalığı olan çocuklar bol sıvı almalı, dinlenmeli, gerekirse ateş düşürücü kullanmalıdır. Erişkinlerde solunum sıkıntısında yararlı olan kortizonun çocuklarda kullanımı için yeterli kanıt olmamakla birlikte nefes darlığı olduğunda uygulanması mümkündür. Ağır tablo gösteren çocuklarda damar yoluyla immunoglobulin ve kortizon uygulanmaktadır.”

Prof. Dr. Elif Dağlı, şu değerlendirmelerde bulundu:

“COVID-19 pandemisinin ilk aylarında çocukların pek hastalanmadıkları, hastalansalar bile hafif geçirdikleri ve virüsü yaymadıkları kanaati hakimdi. Ülkemizde birkaç aydır İngiliz mutasyonunu gösteren virüsün egemen olması ve vaka sayılarının hızla artması salgının özelliklerini değiştirdi, çocuklarda da hastalık belirtileri görülmeye başladı. Bu nedenle ailelerin eğitim kurumlarının ve karar vericilerin, çocuklarda COVID-19 konusundaki bilgilerini güncellemeleri gerekmektedir. Mutant virüsler görülünceye kadar çocuklar pandemi denkleminde yer bulamadılar, aşı çalışmaları çocukları kapsamadı. Son aylarda değişik aşı firmalarının çocukluk yaş aşı denemelerine başladılar, ancak yaygın uygulama için daha çok zamana gereksinim bulunmaktadır. Halen en önemli önlem toplumdaki yayılımı durdurmaktır. Çocuklar virüsü erişkinlerden almaktadır. Bulaş kaynağının okul değil ev olduğu gösterilmiştir. Okulların kaynak gibi gösterilerek eğitime sıklıkla ara verilmesi çocuklarda birçok ruhsal soruna neden olmuştur, eğitim yeterince sunulmamıştır. Erişkinlerin pandemi kurallarına uymadığı, karar vericilerin toplumsal hareketliliği durdurmadığı koşullarda mutasyon gösteren virüslerin çeşitlenmesi ve çocukların hastalanmaya devam etmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Pandemi sırasında da çocuk sağlığı ve çocuk hakları gözetilmelidir.”

Haber

Çocuklar için mutant virüs uyarısı: COVID-19 bilgileri güncellenmeli

Sağlığa Evet Derneği Başkanı ve çocuk göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Elif Dağlı, COVID-19 salgınının ilk aylarında çocukların pek hastalanmadıkları, hastalansalar bile hastalığı hafif geçirdikleri ve virüsü yaymadıkları kanaatinin hakim olduğunu hatırlatarak, Türkiye’de İngiliz mutasyonunu gösteren virüsün egemen olması ve vaka sayılarının hızla artmasıyla salgının özelliklerinin değiştiğini ve çocuklarda da hastalık belirtilerinin görülmeye başladığını belirtti.

Dağlı, yaptığı yazılı açıklamada, dünyada çocuklarda COVID-19 konusunda yapılmış geniş kapsamlı çalışmalar incelendiğinde, hastalığın çocuklarda yüzde 16-19 oranında belirti vermeden geçerken, belirti verenlerde en sık ateş, öksürük, boğaz ağrısı, burun doluluğu ve akıntısının görüldüğü ve bunlara baş ağrısı, kas ağrısı, yorgunluk, karın ağrısı, mide bulantısı, kusmanın eşlik edebildiği sonuçlarına varıldığını aktardı.

Çocuklarda tat ve koku kaybının COVID-19 tanısı için değerli olduğunu ifade eden Dağlı, hastaların yüzde 8-12’sinde sık ve zorlu nefes alma, yüzde 1’inde cilt döküntüsü görülebildiğini ve söz konusu belirtilerin hastalığın ağırlığına işaret edebildiğini anlattı.

Dağlı, nadir olsa da çocuklarda COVID-19’un hastaneye yatışı gerektiren ağırlıkta olabildiğine işaret ederek, şöyle devam etti:

“Hastaneye yatan çocukların yüzde 19’u 2 aylıktan küçük süt çocukları, yüzde 42’si 12-17 yaş grubundaki ergenlerdir. Hastaneye yatırılan çocukların üçte biri yoğun bakım tedavisi gerektirmektedir. Hastalığı ağır geçiren çocuklarda çoğu zaman eşlik eden kronik bir hastalık bulunmaktadır. Çocukluk yaş grubunda ağır hastalığı işaret eden bulgular 24 saatten fazla devam eden ateş, iltihabı gösteren kan değerlerinde yükseklik, son bir ay içinde COVID tanısı almış kişiyle temas, kalp, cilt, mide-barsak, böbrek, solunum, sinir sistemi gibi birkaç organ sistemine ait belirtilerin bir arada olmasıdır. Her yaş çocukta görülebilen, COVID tanısından 2-6 hafta sonra çıkan, çok organ sistemini etkileyen Multisistem İnflamatuar Sendrom (MIS-C) yaşamı tehdit edebilen bir tablodur. Çocuk hekimlerinin hastalığın toplum içinde artığı bu günlerde akılda tutması gereken bir tanı olmuştur. Bu hastaların yüzde 73’ünde altta yatan hiçbir hastalık bulunmamaktadır. Düşmeyen ateş, cilt döküntüsü, gözlerde kızarma, mide-barsak sistemi bulguları ile Kawasaki hastalığını taklit edip, kalp ve merkezi sinir sistemine ait klinik belirtiler de göstermektedir.”

Çocukların virüsü yüzde 73 oranında bir erişkinden aldığını, başka bir çocuktan alma oranının yüzde 5 kadar düşük olduğunu kaydeden Dağlı, çocukların evde kaynak vaka olmasının yüzde 8 civarında bulunduğunu belirtti.

Dağlı, çocuklarda geniz bölgesinde virüs birikimi erişkinlerden fazla olabildiği için testin en az erişkinlerde olduğu kadar güvenilir olduğuna ve COVID-19 vakalarının yoğun olduğu bölgelerde çocukların viral enfeksiyon belirtileri hafif bile olsa test yapılması gerektiğine değinen Dağlı, tedaviye ilişkin şu bilgileri verdi:

“Antibiyotik tedavisinin COVID hastalığında yeri yoktur. COVID tanısı alan çocukların sadece yüzde 6’sında eşlik eden başka bir bakteri ve virüs saptanmıştır. İkincil enfeksiyon gelişmemesi için yaygın antibiyotik kullanmak toplumsal antibiyotik direnci geliştirebilir. Hafif hastalığı olan çocuklar bol sıvı almalı, dinlenmeli, gerekirse ateş düşürücü kullanmalıdır. Erişkinlerde solunum sıkıntısında yararlı olan kortizonun çocuklarda kullanımı için yeterli kanıt olmamakla birlikte nefes darlığı olduğunda uygulanması mümkündür. Ağır tablo gösteren çocuklarda damar yoluyla immunoglobulin ve kortizon uygulanmaktadır.”

Prof. Dr. Elif Dağlı, şu değerlendirmelerde bulundu:

“COVID-19 pandemisinin ilk aylarında çocukların pek hastalanmadıkları, hastalansalar bile hafif geçirdikleri ve virüsü yaymadıkları kanaati hakimdi. Ülkemizde birkaç aydır İngiliz mutasyonunu gösteren virüsün egemen olması ve vaka sayılarının hızla artması salgının özelliklerini değiştirdi, çocuklarda da hastalık belirtileri görülmeye başladı. Bu nedenle ailelerin eğitim kurumlarının ve karar vericilerin, çocuklarda COVID-19 konusundaki bilgilerini güncellemeleri gerekmektedir. Mutant virüsler görülünceye kadar çocuklar pandemi denkleminde yer bulamadılar, aşı çalışmaları çocukları kapsamadı. Son aylarda değişik aşı firmalarının çocukluk yaş aşı denemelerine başladılar, ancak yaygın uygulama için daha çok zamana gereksinim bulunmaktadır. Halen en önemli önlem toplumdaki yayılımı durdurmaktır. Çocuklar virüsü erişkinlerden almaktadır. Bulaş kaynağının okul değil ev olduğu gösterilmiştir. Okulların kaynak gibi gösterilerek eğitime sıklıkla ara verilmesi çocuklarda birçok ruhsal soruna neden olmuştur, eğitim yeterince sunulmamıştır. Erişkinlerin pandemi kurallarına uymadığı, karar vericilerin toplumsal hareketliliği durdurmadığı koşullarda mutasyon gösteren virüslerin çeşitlenmesi ve çocukların hastalanmaya devam etmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Pandemi sırasında da çocuk sağlığı ve çocuk hakları gözetilmelidir.”

Haber

‘Süper teşvik’te 2 yatırım bitti

MEHMET KAYA

Türkiye’nin hammadde, ileri teknoloji ve stratejik alanlarda ihtiyaç duyduğu yüksek yatırım bedeli gerektiren alanlarda yatırımı teşvik için uygulamaya koyduğu proje bazlı teşvik sistemi kapsamındaki yatırımlar devam ediyor. Yatırımlarda devlet yardımı mevzuatında 2016’da yapılan değişiklikle uygulamaya giren proje bazlı teşvik uygulamasında ilk büyük adım, 2017 yılı içinde hazırlıkları tamamlanan 19 şirketin 23 projesine teşvik belgesi verilmesi oldu.

Tanıtımı törenle yapılmıştı

2017’de Cumhurbaşkanlığında düzenlenen törenle tanıtımı yapılan proje bazlı teşvik sistemi uygulamaya girdiğinden bu yana 115 milyar 155 milyon liralık yatırım öngören 34 proje için Bakanlar Kurulu ya da Cumhurbaşkanı kararı çıkarıldı.

Hayvancılıktan elektrikli otomobile, bor bileşenli yeni malzemelerden elektrikli araç bileşenlerine kadar kritik, ithalatı önleyici ya da yüksek teknolojili proje başlatıldı. Projeler arasında kararı yeni çıkmış olanlar dışında henüz “kazmayı vurmamış” olanlar da bulunuyor. Salgın yılında bazı şirketlerin yatırımları yavaşlattığı da gözleniyor. DÜNYA, 34 projenin geldiği aşamayı inceledi.

Ford Otomotivin yatırımı

Ford Otomotiv, kararname aşamasında 20.5 milyar TL’lik tutarla, bu kapsamda en yüksek yatırım bedelli teşvik belgelerinden birini yürütüyor. Mart 2021’de şirketin üst yönetimi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edildi. Kabulün ardından yapılan yazılı açıklamada 20.5 milyar TL’lik yatırım kapsamında Kocaeli fabrikasında ağırlığı ihracata yönelik olmak üzere ticari araç üretimi 650 bin adede yükselecek. 130 bin adetlik batarya montaj kapasitesi oluşturulacak, 3 bin ilave istihdam ile 15 bin kişilik istihdama ulaşılacak. Yatırımların 2026’da tamamlanması planlanıyor. Şirket ayrıca Kocaeli fabrikasında 2022’den itibaren Ford’un tam elektrikli ticari aracını ve 2023’te dizel ve şarj edilebilir hibrit ticari aracını üretecek. Tesislerde Volkswagen’in 1 tonluk ticari aracının da üretimi gerçekleştirilecek.

Sütaş ilk tesisleri açıyor

Sütaş’ın teşvik kapsamında yürüttüğü “Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Tesisleri” yatırımları başladı. Toplamda 1.1 milyar TL’lik yatırıma yönelik şirketten verilen bilgide gelinen aşamada 700 milyon TL’lik harcamaya ulaşıldığı, 4 bin büyükbaş hayvan sayısına ulaşıldığı, doğum ve süt üretiminin de başladığı kaydedildi. Çiftçilere sözleşmeli tarımla yem bitkisi ürettirildiği bildirildi. 2021 Nisan ayında süt, Mayıs ayında ise yem fabrikasının faaliyete başlayacağı, bütün yatırımlar tamamlandığında 10 bin damızlık süt sığırı, 7 bin baş yetiştirme çiftliği ve 5 bin baş besi çiftliği kurulmuş olacağı kaydedildi.

TOGG tesisleri yapılıyor

Türkiye’nin prestij projelerinden biri olma özelliğini de taşıyan elektrikli otomobil üretim tesisi ve elektrikli otomobil geliştirme projesini yürüten TOGG da yatırımını sürdürüyor. Basına çeşitli dönemlerde yapılan açıklamalarda Gemlik’teki tesis yatırımının sürdüğü, 2021 yılı içinde tamamlanacağı, 2022 son çeyreğinde de ilk model olan SUV tipi aracın üretiminin başlayacağı planının geçerli olduğu belirtildi.

Gemlik Gübre’den üre tesisi

Türkiye’nin köklü kuruluşlarından Gemlik Gübre üre üretim tesislerinde gerçekleşme yüzde 20’ler seviyesine ulaştı. Şirketten yapılan açıklamada Mayıs 2023’te yatırımın tamamlanmasının planlandığı, 350 milyon Euro yatırım tutarına ulaşılacağı belirtildi.

MOST Makine 2023’e hazırlanıyor

Most Makine ve Enerji’nin İzmir yatırımında makine, tıbbi cihaz, gemi inşa, otomotiv ve enerji sektörlerine yönelik muhtelif ürünler planlanıyor. Bu kapsamda arazi temini, devir, ÇED vb. gerekli ruhsat, izin ve prosedürlerinin tamamlanarak 2021 Temmuz ayında fiilen saha çalışmalarının başlaması, ekipman tedarik, inşaat ve montaj çalışmalarını 24 ayda tamamlanarak Temmuz 2023’te test üretimine başlaması planlanıyor. Fabrikanın 29 Ekim 2023’te Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılında açılması hedefleniyor.

Sayer Group’tan rafineri yatırımı

Sayer Group bünyesindeki Ersan Petrol rafineri yatırımında salgın şartlarının birlikte çalışılan yurt dışı ekiplerin faaliyetini engellediği bilgisini vererek, projenin finansal olarak yüzde 26, fiziki olarak yüzde 10 seviyesinde olduğu bilgisini verdi. Proje ile ham petrol işlenecek rafineride, açık nedeniyle ithalat yapılan ürünlerden biri olan motorin de üretilecek. 637 bin ton/yıl motorin; 335 bin ton/yıl benzin; 70 bin ton/yıl jetA1; 293 bin ton/yıl bitüm ve 16 bin ton/ yıl sülfür üretilmesi planlanıyor..

TUSAŞ’ın ilk uçak motoru

Proje bazlı teşvik sistemi kapsamında TUSAŞ, ASELSAN, BMC, TRBor şirketlerinin yatırımları devam ediyor. TUSAŞ’ın rüzgar tüneli ve yıldırım test merkezi yatırımları için çeşitli kuruluşlarla anlaşmalar 2020 içinde tamamlandı. Savunma Sanayii Başkanı tünel inşaatının başladığını açıklamıştı. Türkiye’nin en büyük havacılık projesi olan Milli Muharip Uçak geliştirmede ise tasarım çalışmaları sürüyor. TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil 2023’te uçağın ilk motor çalıştırmasının yapılmasını, 2025’te ilk uçuş ve 2028’de ise teslimatların başlamasını planladıklarını açıklamıştı.

ASELSAN Konya yatırımı

ASELSAN’ın Konya’da yürüttüğü hafif ve orta kalibrede silah sistemleri üretmeye yönelik fabrika yatırımında da fiziki olarak gerçekleşmenin yarıyı geçtiği belirtilmişti. BMC’nin zırhlı, taktik paletli ve tekerlekli zırhlı araçlar ile dizel motor geliştirme çalışmaları da teşvik kapsamında bulunuyor. Bu yatırıma yönelik arazi geliştirme çalışmaları yürütüldüğü açıklanmıştı. Bu sektörde ayrıca Nero Endüstri’nin güdümlü füze ve çeşitli koruma sistemlerine yönelik yatırımı da devam ediyor.

Polimer ve otomotiv yatırımları

Proje bazlı teşvik kapsamında Adana, Mersin, Yalova, Hatay, Bursa’da farklı firmalarca çeşitli polimer yatırımları da planlanıyor. Türkiye’nin yüksek ithalat yaptığı bu hammaddedeki yatırımlar konusunda ilerlemenin yavaş olduğu biliniyor. Bunlar içinde SASA yatırımlarını hızlandırdı. Nisan ayı başında Genel Müdür Mehmet Şeker DÜNYA’ya yaptığı açıklamada iki elyaf tesisini üretime aldıklarını ve yeni bir üretim için harekete geçtiklerini, proje bazlı teşvik kapsamındaki PTA yatırımının 2023’te tamamlanacağını açıklamıştı. Bunun dışında SASA’nın polimer çips yatırımı teşvik kapsamındabulunuyor.

Proje bazlı teşvik kapsamında OYAK-Renault’un alüminyum motor bloğu dökümü, batarya, hibrit araçlar için motor ve batarya, Bosch’un yeni nesil enjektör ve basınç pompası, BMC’nin demiryolu araçları da teşvik kapsamında bulunuyor.

• Kalyon Grubu üretime başladı

Proje bazlı desteklerden yararlanan önemli yatırımlardan biri olan Kalyon Grubu’nun entegre güneş enerjisi paneli yatırımı tamamlandı. İlk etapta Konya Karapınar’da kurulacak güneş enerjisi santralinin panel ihtiyacını karşılayacak olan tesis, genişlemesiyle birlikte yurt içi ve yurt dışı talebe de yanıt verecek. Yüzde 70 yerlilik oranıyla panellerin mevcut ilk etaptaki üretim kapasitesi yıllık 500 megavat olarak açıklandı. Firma Aralık 2020’de üretim kapasitesini 1000 MW yükseltme planını açıkladı. Fabrika Ankara Başkent OSB’de bulunuyor.

• Alvimedica’da mutlu son yakın

Türkiye’nin kalpte kullanılan tıbbi cihazlardaki önemli kuruluşlarından Alvimedica, ilave muhtelif stent, katater ve kalp kapakçığı üretim tesisi yatırımı kapsamında ilerleme sağladı. Şirketten verilen bilgiye göre yatırımda ilk faz tamamlandı. Bu kapsamda İtalya’daki patentli ilaç salımlı stent teknolojisi Türkiye’ye transfer edildi ve İstanbul’da inşa edilen 7 bin 500 metrekare alanda kurulu, Alvimedica’nın 3.üretim tesisi 2019 yılı sonunda üretime başladı. Yatırımın ikinci fazı için ise lisans transferi tamamlandı, Ar-Ge ve klinik çalışma aşamasına geçildi. Bu aşamalardan sonra üretim için 4. tesis inşa edilecek. Kapsamdaki bütün yatırımların kararnamede belirtildiği şekilde 2029 yılı içinde tamamlanacağını, şimdilik planda bir değişiklik olmadığını açıkladı.

Haber

Bakan Varank: Türkiye’nin animasyon sektöründeki kabiliyetleri artıyor

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, “Rafadan Tayfa” çizgi dizisinin üretildiği stüdyoyu ziyaretinde, animasyon sektörünün önemine dikkati çekerek, “Türkiye, sinema ve dizi sektöründe çok büyük bir atılım yakalamış durumda. Filmlerimizi, dizilerimizi yurt dışına ihraç edebiliyoruz, bu önemli bir gelir kaynağımız. Animasyon alanında da son dönemde büyük başarılar yakaladık.” dedi.

Bakan Varank, TRT Çocuk ekranlarında yayınlanan çizgi dizi “Rafadan Tayfa”nın üretiminin gerçekleştirildiği İSF Studios’u ziyaret etti. Çizgi dizinin yapımcısı ve yönetmeni İsmail Fidan’ın ev sahipliğindeki ziyarette Bakan Varank’a çocukları Elif Reyyan ve İlhan Yahya da eşlik etti.

Varank, ziyaretine ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, animasyon sektörünün önemine işaret ederek, “Türkiye’de bu manada kabiliyetler her geçen gün daha da artıyor, Rafadan Tayfa bir dünya markası haline geldi.” diye konuştu.

İSF Studios’un Bakanlıkça tescilli bir tasarım merkezi olduğunu belirten Varank, gelecek dönemde ilişkilerin nasıl devam ettirileceğine ilişkin görüştüklerini bildirdi.

Varank, animasyon sektörünün tüm dünyada çocuklarla beraber gençlerin ve büyüklerin de ilgi duyduğu bir alan olduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:

“Türkiye, sinema ve dizi sektöründe çok büyük bir atılım yakalamış durumda. Filmlerimizi, dizilerimizi yurt dışına ihraç edebiliyoruz, bu önemli bir gelir kaynağımız. Animasyon alanında da son dönemde büyük başarılar yakaladık. ‘Rafadan Tayfa Göbeklitepe’ 3,5 milyon izlenmeyle yabancı rakiplerinin de önüne geçerek Türkiye’de en fazla izlenen animasyon filmi oldu. Önümüzdeki dönemde arkadaşlarımızın uzayla ilgili yeni bir animasyon filmleri var ve hedefleri Türkiye’de en çok izlenen film olmak yani gişe rekorunu kırmak.”

“Girişimcilik merkezi kurulmasıyla ilgili görüştük”

Stüdyonun teknolojik altyapısının vizyon sahibi bir anlayışla inşa edildiğini vurgulayan Varank, “Bu alanların Türkiye’de daha da gelişmesini istiyoruz. Özellikle gençlerimizin bu alanlarda yetişmesini, kendi girişimlerini kurmalarını çok önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde İSF Studios ile bir girişimcilik merkezi kurulması, burada gençlerin yetiştirilmesine dönük bir dershane ya da eğitim merkezinin kurulmasıyla ilgili görüşmemizi yaptık.” ifadelerini kullandı.

Varank, Tasarım Merkezi olarak destekledikleri bu altyapıyı gelecek dönemde kalkınma ajansı ve KOSGEB aracılığıyla da destekleyecekleri bilgisini vererek, şöyle konuştu:

“Buradan yeni parlak beyinlerin ve başarılı girişimlerin çıkmasını, animasyon sektörünün dünyadaki markalarından biri olmasını istiyoruz. Zaten İSF Studios bunu başarmış vaziyette. Rafadan Tayfa çizgi ve sinema filmleri dünyanın dört bir yanında izleniyor. İnşallah bu vizyoner ve başarılı işi daha da geliştirmek istiyoruz.”

“Animasyon sektörünü desteklemeye devam edeceğiz”

;Bu gibi işlerin gelişmesinde kamu yayıncılığının önemine işaret eden Varank, TRT’nin bu alana yatırım yapmasının da önemli olduğunu dile getirdi.

Varank, ebeveynlerin çocuklarının doğru yayınları izlemesini çok önemsediğini ifade ederek, “Dolayısıyla TRT de çocuk kanalıyla başarılı bir kamu yayıncılığı yapıyor. Çocuğumu güvenle TRT Çocuk kanalının karşısına geçirip kafamda bir şüphe olmadan televizyonla baş başa bırakabiliyorum. Rafadan Tayfa gibi başarılı işlerle de çocuklar çok önemli bilgileri elde etmiş oluyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.

Rafadan Tayfa’nın son dönemdeki çalışmalarına da değinen Varank, “Türkiye sanayide ve teknolojide olduğu gibi bilişim dünyasında da çok güçlü bir ülke olma yolunda hızlı ilerliyor. Animasyon sektörü de bunlardan bir tanesi. Hem çizgi film hem animasyon filmi alanında hem de dijital oyun pazarında çok başarılı girişimlerimiz var, bunları desteklemeye devam edeceğiz.” dedi.

“Sadece izlemek değil, bize dokunmak da istiyorlar”

İsmail Fidan da animasyon sektörünün sabır, titizlik ve teknolojik altyapı gerektirdiğini vurgulayarak, birçok departmanın bir arada bulunduğu İSF Studios’taki animasyon üretme süreçlerini anlattı.

Animasyon sektöründe sadece dijital mecralarda olmanın izleyiciler tarafından yeterli bulunmadığını belirten Fidan, şunları söyledi:

“Oyuncaklarımız, giysilerimiz, gıdalarımızla birçok alanda izleyicilerin hayatında olmaya çalışıyoruz. Çünkü onlar bizi sadece izlemek değil, bize dokunmak da istiyorlar. O yüzden biz müzikallerimizle, sinema filmlerimizle ve tüm alanlarda onlara ulaşmak istiyoruz. İSF Studios olarak yerli ve milli oyuncak noktasında çok büyük adımlar attık ve kendi oyuncaklarımızı üretmeye başladık, çok yakında izleyicilerimizle buluşacak. Yaklaşık 1 ay içinde Hayri karakterimizin peluşu ve diğer oyuncaklarımız raflarda olacak.”

Haber

Babacan: Ya Erdoğan gereğini yapacak ya da özür dileyecek

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Trabzon’da Akçaabat ilçe kongresinde konuştu.

Vatandaşların hayat pahalılığı ile tek başına mücadele etmeye çalıştığını söyleyen Babacan, hükümetin ekonomi politikalarını eleştirdi. Babacan, “Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin Merkez Bankası faizi Avrupa’da birinci sırada. Dünyada yedinci sıradayız. Yedinci sırada bir ülke ile baş başayız, o diğer ülke de Kongo. Ülkeyi bu hale düşürdüler.” diye konuştu.

Babacan konuşmasında şunları kaydetti: “Dertlere çare olacak bir paket yok. Onlarca, yüzlerce kez söyledik. Ben şimdi tekrar buradan hükümete sesleniyorum. Bakın diyorum ki bu esnafa karşılıksız destek vermek gerekiyor. Borç üstüne borç, borç üstüne borç. Bu çark böyle dönmez. Bir gün işler tamamen düzelse dahi, bu biriken borç var ya bunun altından kalkması esnafımızın mümkün değil. Lafa gelince Türkiye’deki en büyük faiz düşmanı bunlar. Ama vatandaşın vergisini ötelerken faiz alıyorlar. Vatandaşın elektrik, su parasını ertelenirken faiz alıyorlar. Esnaf, ‘Durumum kötü’ diyor ‘Al sana kredi vereyim’ diyor, üzerine de faiz ekleyip veriyor. Borcu öteliyor, üzerine faiz ekleyip öteliyor. Tam da böyle dönemler işte, devletin devletliğini göstereceği zamanlardır. Böyle dönemlerde devlete ihtiyaç var.”

“Daha dün ekonomi yönetimi bir daha attı. Ekonomi yönetimi diyoruz ama unutmayalım, bu işin başında kim var. Sayın Erdoğan var. Sayın Erdoğan ne diyor’ benim alanım ekonomi’ diyor. Merkez Bankası bağımsız olmaz diyor. Ve sözünü dinlemeyen Merkez Bankası başkanını zaten hemen işten uzaklaştırıyor. Yeni bir tanesini koyuyor. Üç kere yaşadık son dönemde. Daha yeni kendine itaat edecek, kendi talimatını aynen yapacak bir Merkez Bankası başkanını kendine göre görevinin başına getirdi.” diyen Babacan, “Son dört ayda, Merkez Bankası üç defa faiz yükseltti. Dünkü artışla beraber yüzde 8,25’lik faiz oranı yüzde 19’a çıktı. Cumhurbaşkanından habersiz böyle bir şey olabilir mi? Bugünkü yönetim sisteminde böyle bir şey mümkün değil. Ama faiz artışını Merkez Bankası Başkanı açıklıyor, Cumhurbaşkanı da sessiz orada duruyor. Kendi talimatı ve bilgisi dahilinde yapılan böylesine yüksek bir faiz artışı karşısında sessiz bekliyor.” şeklinde konuştu.

“Sadece faiz yükseltmeyle ekonomik sorunlar çözülemez”

Merkez bankalarının sadece faiz yükseltmesiyle bir ülkenin ekonomik sorunlarının çözülemeyeceğini söyleyen Babacan, “Yüzde 19 Merkez Bankası faizi demek, daha yüksek kredi faizi demek. Esnafın, çiftçinin, sanayicinin, yatırımcının; ev alan, araba alan, borcu olan bütün vatandaşımızın daha yüksek faiz ödemesi demektir. Faiz artışı ancak büyük bir ekonomik paketin, büyük bir ekonomik programın bir küçük kısa vadeli adımı olarak atılır. Geri kalanı yapılmazsa o ülkede hem yüksek faiz olur hem de yüksek kur olur hem de yüksek enflasyon olur. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin Merkez Bankası faizi Avrupa’da birinci sırada. Dünya’da yedinci sıradayız. Yedinci sırada bir ülke ile baş başayız, o diğer ülke de Kongo. Ülkeyi bu hale düşürdüler.” dedi.

Babacan konuşmasının devamında, “Dünkü açıklamada Merkez Bankası, enflasyonda kalıcı düşüşe kadar sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla uzun bir müddet sürdüreceğiz’ diyor. Sıkı para politikası, ‘Faizi yükseltmek’ demek. Faizi yükselttim diyor. Daha da indirmeyeceğim diyor. Uzun süre yüksek tutacağım diyor. Ancak ondan sonra enflasyon düşecek diyor. Şimdi Sayın Erdoğan’ın söyledikleri bir tarafta, Merkez Bankası’nın açıklamaları bir tarafta. İki ayrı uçta. Ya Sayın Erdoğan çıkacak diyecek ki; ‘Bu adamlar benim sözümü dinlemiyor, onun için bu faizi yükselttiler’ diyecek. Ve gereğini yapacak. Ya da faizin yükselmesi doğru bir işse çıkıp, bu ülkeye bu topluma özür dileyecek.” ifadelerini kullandı.

Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yeni anayasa açıklaması

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu.

Yeni yılın ikinci ayının ilk kabine toplantısını yaptıklarını belirten Erdoğan, dünya ve Türkiye için oldukça zorlu geçen 2020’nin ardından büyük umutlarla girilen 2021’i yeni bir şahlanış yılı haline getirmenin gayreti içinde olduklarını dile getirdi.

Erdoğan, bu amaçla yılın ilk gününden itibaren bir yandan salgınla mücadeleye, diğer yandan yatırımlara, eser ve hizmet kazandırma çalışmalarına hız verdiklerini kaydetti.

Sadece ocak ayında milletin hizmetine sundukları eserlerin kısa bir özetinin bile bu doğrultuda katedilen mesafeyi göstermeye yeterli olacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yılın ikinci günü Fırat Nehri üzerinde inşa ettikleri Kömürhan Köprüsü ile bağlantı tüneli ve yolunu hizmete açtıklarını anımsattı.

Bu eserin, Elazığ ile Malatya’yı birbirine bağlamanın ötesinde, Türkiye’nin doğu-batı ve kuzey-güney ulaşım ağının en önemli noktalarından olduğunu ifade eden Erdoğan, Kömürhan Köprüsü’nün 660 metre uzunluğu ve 380 metre orta açıklığıyla kendi kategorisinde dünyanın dördüncü büyük eseri olduğuna dikkati çekti.

Türkiye’nin uzay çalışmalarındaki iddiasının ve gücünün son işareti olan Türksat 5A uydusunu 8 Ocak’ta Amerika’dan yörüngesine yolcu ettiklerini hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

“İnşallah 5B uydumuzu da önümüzdeki yaz başında uzaya fırlatacağız. Uzay çalışmalarında uzak mesafelerdeki büyük uydular yerine düşük maliyetleri ve teknik kolaylıkları sebebiyle daha kısa mesafelerdeki mikro uyduların önemi giderek artıyor. Biz de bu amaçla ülkemizde bir mikro uydu fırlatma tesisi kurma çalışmalarına başladık. İnşallah çok uzak olmayan bir tarihte, ülkemizin ve dostlarımızın uydularını kendi tesisimizden uzaya göndereceğiz. Haberleşmeden enerjiye, çevrenin korunmasından savunma sanayisine kadar, geniş bir kullanım alanına sahip uzay ve uydu teknolojileri konusunda ülkemizi marka haline getirmekte kararlıyız. Bu adımın, gençlerimizin 2053 vizyonlarının altyapısına yapacağımız en büyük desteklerden biri olacağına inanıyoruz.”

“Yol haritasını konuştuk”

Diyarbakır-Ergani-Elazığ yolu üzerindeki Devegeçidi Köprüsü ve bağlantı yollarını 9 Ocak’ta hizmete açtıklarını, yılın ilk kabine toplantısını ise 11 Ocak’ta yaptıklarına değinen Erdoğan, kabine toplantısı öncesi Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu’nun Ankara’daki tesislerinin resmi açılışı sebebiyle gençler ve sporcularla bir araya geldiklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de görev yapan Avrupa Birliği ülkeleri büyükelçileri ile 12 Ocak’ta yaptığı toplantıda ise ilişkileri karşılıklı saygı ve ortak fayda temelinde geliştirme iradesini teyit ettiklerini söyledi.

Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği’nin ödül törenine katıldıkları 13 Ocak’ta Türkiye medyasının yanında sanat, spor ve kültür dünyasının önde gelen temsilcileri ile bir araya geldiklerini ifade eden Erdoğan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu yönetimiyle 15 Ocak’ta buluşarak yeni döneme ilişkin yol haritasını konuştuklarına da değindi.

Erdoğan, geçen yılı 169,5 milyar dolar gibi tarihin en yüksek ihracat rekoru ile kapatan iş insanlarının, Türkiye’de ve dünyanın her yerinde yanlarında olmayı sürdüreceklerini vurguladı.

“Silvan Projesi GAP’ın en bereketli bölümü”

Türkiye’nin sanat birikimini göstermesi bakımından önemli gördüğü Milli Saraylar Resim Sergisi’nin açılışını 15 Ocak’ta yaptıklarını anımsatan Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2019 ve 2020 Özel Ödüllerini, müzecilik alanındaki çalışmalarıyla Türkiye’ye değer kazandıran kurumlara ve sanatseverlere 20 Ocak’ta takdim ettiklerini dile getirdi.

Erdoğan, Türkiye Genç İşadamları Konfederasyonu’nun yönetim kurulu üyeleriyle 22 Ocak’ta bir araya gelerek hem geçen yılın değerlendirmesini yaptıklarını hem de yeni yılda yapılabilecekleri konuştuklarını kaydederek şöyle devam etti:

“23 Ocak’ta önce İstanbul Fırkateyni Denize İniş ve Pakistan Milgem Korvet Projesi üçüncü gemi ilk kaynak törenine katıldık. Bu törende Türk savunma sanayisinin denizcilik sektöründe ulaştığı seviyeyi bir kez daha görme imkanı bulduk. Ardından Diyarbakır-Silvan Barajı gövde dolgusu, Başlar Barajı, Ergani Barajı ve Ergani İçme Suyu Arıtma Tesisleri’nin açılış törenine canlı bağlantı ile iştirak ettik. Silvan Projesi GAP’ın en bereketli bölümlerinden birini oluşturuyor. Bünyesinde 8 ayrı baraj ve 23 sulama tesisi olan bu proje tamamlandığında 2 milyon 360 bin dekar alanı sulayacak. Silvan Barajı’nın gövde dolgusunu tamamlarken Babakaya ve Silvan Sulama Tünelleri’nin inşaatlarına da hız verdik. İnşallah hem barajın hem tünellerin hem de sulama tesislerinin inşasını hedeflediğimiz tarihlerde mutlaka ama mutlaka tamamlayarak Diyarbakır topraklarını bölge ve ülkemiz için önemli bir kazanç kaynağı haline getireceğiz.”

“Geniş bir alanda gençlere hizmet verecek”

Elazığ ve Malatya illerinde can kaybı yanında ciddi yıkama yol açan depremin birinci yılında millete verilen sözleri tutmanın sevincini paylaşmak üzere 25 Ocak’ta Elazığ’a gittiklerini belirten Erdoğan, “Depremin 6. ayından itibaren teslim edilmeye başlananlarla birlikte toplamda 8 bin konutun anahtarını hak sahiplerine verdik. Elazığ’da inşa ettiğimiz 20 bin konutun kalanını da yaz aylarına kadar tamamlamış olacağız. Aynı şekilde Malatya’da da 6 bin konutun tamamını yaza kadar bitirip, hak sahiplerinin hizmetine sunacağız.” dedi.

Bu tür projelerde sadece konut yapmadıklarını, okulu, camisi, çarşısı, parkı, yeşil alanları ve diğer tüm ihtiyaçlarıyla adeta yepyeni şehirler inşa ettiklerini vurgulanan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Elazığ’da yaptığımız köy konutları, yöre halkının ihtiyaçlarını karşılayacak, planlaması ve projesiyle gerçekten örnek bir çalışma oldu. Bir kez daha bu konutların vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Rabbimden ülkemizi her türlü afetlerden muhafaza eylemesini niyaz ediyorum. Elazığ ziyaretimizde ayrıca Avrupa’nın en büyük çocuk ve gençlik merkezinin resmi açılışını da yaptık. Bu merkezde yazılımdan kodlamaya, tasarımdan montaja, tarımdan binicilik ve okçuluk sporlarına kadar geniş bir alanda gençlerimize hizmet verilecek.”

“Yanlarında olmayı sürdüreceğiz”

Devlet korumasında yetişmiş gençler, engelliler, şehit yakınları, gaziler ve gazi yakınları için önemli bir programı 26 Ocak’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlediklerini de anımsatan Erdoğan, bu programda gençlerden 1093’ünün, engellilerden 1140’ının, şehit yakınları, gaziler ve gazi yakınlarından 370’inin kamuya atamasını yaparak, sosyal devlet vazifesinin birini daha yerine getirdiklerini söyledi.

Erdoğan uzun süredir, genel kadroların önemli bölümünü bu amaçla yapılacak atamalara tahsis ettiklerini belirterek, “Kamuda yaptığımız bu tür istihdamları ve sosyal destek programlarımızı, kimsesizlerin kimsesi olan devletimizin, milletinin her kesimine vefasını bir gereği olarak görüyoruz. İnşallah bundan sonra da ihtiyaç sahibi herkesin istihdamından aynı ve nakdi desteğine kadar her konuda yanında olmayı sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.

Uluslararası ilişkiler çerçevesinde pek çok devlet ve hükümet temsilcisiyle telefon ve telekonferans görüşmeleri ile yüz yüze kabuller gerçekleştirdiklerine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tabii her biri aynı zamanda ülkemiz meselelerinin konuşulduğu, tartışıldığı platformlar olan parti kongre üyelerimiz ve diğer parti faaliyetlerimiz bu listenin dışındadır. Bunların yanında haftanın her günü devlet ve millet meseleleri ile ilgili yaptığımız kabulleri veya telefon görüşmelerini mutat mesaimiz olduğu için ayrıca saymıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Türkiye’ye sürekli yeni eserler kazandırarak hizmet etmek, milletin refahını, huzurunu, güvenliğini güçlendirmek ve Türkiye’nin bölgesel ve küresel çıkarlarını korumak için gece gündüz çalıştıklarını belirtti.

Bugüne kadar yaptıklarıyla yetinmeyip, geleceğin büyük ve güçlü Türkiye’sini inşa etmek için her alanda yoğun hazırlıklar yürüttüklerini vurgulayan Erdoğan, “Ülkemizin son 18 yılının en büyük özelliği, demokraside ve ekonomide kesintisiz bir reform gündemine sahip olmasıdır. Yıllarca siyasi istikrarsızlıklar, ekonomik krizler, darbeler, vesayet kıskacında bu ülkenin ve milletin enerjisini, vaktini, imkanlarını heba edenlerin yol açtığı kayıpları telafi etmek için gerçekten çok çalıştık. Üstelik bu mücadeleyi, ülkeyi bu hale getiren vesayetçilerin, darbecilerin kriz tüccarlarının nice sinsi tuzaklarına rağmen başarıya ulaştırdık.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tabii ‘reform’ dediğimiz değişim ve dönüşüm gündemi, dinamik bir süreci ifade ediyor. Görevimiz dünyanın ve Türkiye’nin değişen şartlarına, milletimizin değişen ihtiyaçlarına ve beklentilerine göre yeni reform gündemleri oluşturmaktır. Her kim ‘Artık bu ülkede yeni reforma ihtiyaç yok.’ derse bilinmelidir ki o kişi Türkiye’den de dünyadan da toplumdan da bir haberdir.” diye konuştu.

Türkiye’nin geçmişten günümüze eğitim sistemine değinen Erdoğan, şöyle devam etti:

“Mesela daha düne kadar kendi çocuklarına dahi üniversite eğitimi imkanı sunamayan bir Türkiye ile bugün 8 milyon evladı yanında 200 bin yabancıya yükseköğrenim sağlayan bir Türkiye’nin eğitim yaklaşımı aynı olabilir mi? Aynı şekilde geçmişte bırakınız dünya ile rekabet etmeyi, kendi vatandaşlarının asgari ihtiyaçlarını karşılayacak sağlık, ulaşım, enerji, sanayi, teknoloji, şehircilik, çevre, spor altyapısına sahip olmayan bir ülkenin ihtiyaçlarıyla bugünküler aynı olabilir mi? Yine kendi sınırları içindeki teröristlerle baş etmekte zorlanan bir Türkiye ile sınırlarının ötesinde güvenli alanlar oluşturan çok da ötelerde harekatlar yürüten bir Türkiye’nin güvenlik stratejileri aynı olabilir mi?

Bu örnekleri her alana teşmil etmek mümkündür. Daha önemlisi hayatın bir gerçeği olan değişimin dışında kalan veya değişimi doğru istikamette yönlendirilemeyen toplumların yaşadıkları acı tecrübeleri ve yıkımları hemen yanı başımızda bizzat görüyoruz. Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar dünyanın her yerinde köklü siyasi, sosyal, ekonomik çalkantılar yaşanırken Türkiye’nin olduğu yerde çakılıp kalması elbette düşünülemez.”

“Ülkemiz her alanda bölgesel ve siyasal liderlik politikası izlemektedir”

Türkiye’nin yıllarca küresel siyasi ve ekonomik değişimlerin gerisinde kalıp, statükoya teslim olduğu için hep büyük bedeller ödediğini kaydeden Erdoğan, “İnşallah bu defa küresel siyasi ve ekonomik değişimin önünde kendi inisiyatiflerimizi hayata geçirmek suretiyle hedeflerimize ulaşacağız. Ülkemiz işte bu amaçla bir süredir ekonomiden güvenliğe her alanda bölgesel ve siyasal liderlik politikası izlemektedir.” dedi.

Gelinen noktada yeni ve köklü reform ihtiyaçlarının ertelenemez olduğunu gördüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Bu çerçevede hukuki ve ekonomik reform paketlerinin hazırlıklarını zaten bir süre önce başlatmıştık. Adalet Bakanlığımız hukuki reformlarla Hazine ve Maliye Bakanlığımız ekonomik reformlarla ilgili teknik çalışmaları hamdolsun belirli bir seviyeye getirdi. Bu reform paketleri çalışılırken dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmelerin detaylı bir analizi yanında, ilgili tüm bakanlıklarımızla kurumlarla sivil toplum kuruluşları ile görüşmeler yapıldı. Hazırlık çalışmalarında ortaya konulan tespitler ve teklifler çerçevesinde her kesimin ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılayacak taslaklar ortaya çıktı.”

“Kapsamlı çalışmayı kamuoyuyla paylaşacağız”

Ortaya çıkan bu taslakları hem kendi içlerindeki kurullarda hem de Cumhur İttifakı’ndaki ortaklarıyla değerlendirerek nihai aşamaya getireceklerini söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:

“İnşallah çok yakında reform paketlerimizin felsefesini, amaçlarını, hedeflerini ve faaliyet başlıklarını içeren kapsamlı bir çalışmayı kamuoyuyla paylaşacağız. Hemen ardından yasamanın alanındaki konularla ilgili Meclis’te, idari alandaki konularla ilgili de Cumhurbaşkanlığımızda gereken müşahhas adımları atmaya başlayacağız. Esasen Türkiye’de sorunların kaynağının 1960’tan beri hep darbeciler tarafından yapılan anayasalar olduğu açıktır. Ne kadar değiştirirsek değiştirelim anayasanın ruhuna dercedilen darbe ve vesayet izini silmek mümkün olmuyor.

Bunun için daha önce yeni bir anayasa girişiminde bulunmuştuk. Mecliste sandalye sayılarına bakmadan tüm partilerden eşit temsilci ile başlatılan çalışmalar, CHP’nin süreci tıkaması ve uzlaşmaz tutumu sebebiyle maalesef neticeye ulaşamamıştır. Ülkemizin bu önemli fırsatı kaçırmış olmasından dolayı üzüntülüyüz. Belki de şimdi Türkiye’nin tekrar yeni bir anayasayı tartışmasının vakti gelmiştir.

Anayasa çalışması öyle gizli saklı mahfillerde terör örgütü ile irtibatlı kesimlerin gölgesinde, ülkesiyle zihni ve kalbi bağlantısı kopuk isimlerle yürütülebilecek bir iş değildir. Bu çalışmanın, milletin gözü önünde ve onun temsilcilerinin tamamının katılımıyla şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi, ortaya çıkan metnin de mutlaka milletin takdirine sunulması gerekir. Cumhur İttifakı’ndaki ortağımızla bu konuda bir anlayış birliğine varmamız halinde önümüzdeki dönemde yeni anayasa için harekete geçebiliriz.”

“Köy okullarında 15 Şubat’ta eğitim öğretimin başlamasını kararlaştırdık”

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen Kabine Toplantısı’nın ardından millet seslenen Erdoğan, toplantıda yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınına ilişkin değerlendirmeleri ayrıntılı bir şekilde yaptıklarını belirtti.

Uzaktan eğitim öğretimin temeli olan internete erişimdeki sınırlılığı dikkate aldıklarını ifade eden Erdoğan, “Köy okullarında 15 Şubat’ta eğitim-öğretimin başlamasını kararlaştırdık. Ancak okulların açıldığı köylerde vaka artışı yaşanması halinde eğitim ve öğretime yeniden ara verilebilecek. Bunu da özellikle söylemek zorundayım. COVID-19 her şeyden tehlikeli ve önemli. Yavrularımızın kaybına tahammülümüz olamaz.” ifadelerini kullandı.

Her türlü tedbiri almak zorunda olduklarını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:

“8 ve 12. sınıflar ile ilkokul ve özel eğitim okullarında ki eğitim öğretimin 1 Mart’tan itibaren başlaması için hazırlıklara başlanacak. Vaka sayılarındaki iyileşmeye paralel olarak 1 Mart’tan itibaren il bazında eğitim öğretimin kademeli başlaması için gereken çalışmalar da yürütülecek. Yine vakaların belirli bir sayının altına düşmesiyle birlikte esnafımıza yönelik kısıtlamaların kademeli olarak gevşetilmesiyle ilgili takvimi de başlatmayı planlıyoruz. Bu vesileyle belediyelerden ve organize sanayi bölgeleri yönetimlerinden İl Hıfzıssıhha Kurulu kararlarının uygulanması hususunda hassasiyet göstermelerini beklediğimizi belirtmek istiyorum.”

Erdoğan, yaklaşık 11 aydan bu yana sabır ve metanetle tedbirlere riayet eden herkese teşekkür etti.

Erdoğan, yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınının son 1 yılda ülke ayrımı yapmaksızın tüm dünyada üretimi, tüketimi, ticareti, yatırımları, turizmi ve sosyal hayatı derinden etkileyen sıkıntılara yol açtığını, bu dönemde en güçlü ekonomilerin bile küçülmeye, daralmaya başladığını söyledi.

Hasarın boyutunu gösteren çarpıcı bazı rakamları paylaşmak istediğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:

“Yapılan son tahminlere göre, 2020 yılında küresel ekonominin yüzde 3,5, gelişmiş ülkelerin yüzde 4,9, AVRO Bölgesi’nin yüzde 7,2 ve gelişmekte olan ülkelerin yüzde 2,5 oranında küçülmesi bekleniyor. Görmeye alışık olmadığımız bu oranlar veya bu rakamlar yaşanan krizin ne kadar derin olduğunu işaret ediyor. Bu denli bir ekonomik küçülme aynı zamanda işsizlik demektir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre 2020 yılında çoğu da gençlerden ve kadınlardan oluşan 255 milyon iş kaybı yaşandı. Sadece bu iş kayıplarının ekonomik değeri 4 trilyon dolara yakın. Böylesine zorlu bir küresel konjonktürün Türkiye’yi olumsuz etkilememesi elbette mümkün değildir. Fakat bizi dünyadan ve özellikle de gelişmiş ülkelerden ayıran çok önemli avantajlarımız var. Biz son 18 senedir sağlığa, sosyal güvenliğe, sanayiye, teknolojiye yani toplumun refahını artıracak her alana büyük yatırım yapan bir ülkeyiz. Yaptığımız yatırımların karşılığını da işte bu gibi zor günlerde alıyoruz.”

Salgın süresince Türkiye’nin direncinin kırılmadığı gibi tam tersine önüne yeni fırsatlar çıktığını söyleyen Erdoğan, milletin azmini, çalışkanlığını ve yardımseverliğini bu dönemde yeniden tüm dünyaya gösterdiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Sağlıkçıların özverisini, sanayide, tarımda, hizmet sektöründe çalışan kardeşlerimin alın teri tamamladı. Aşı ve ilaç geliştirmeye kendini adayan bilim insanlarımızın tutkusunu uzaktan eğitimle öğrencilerine ulaşan öğretmenlerimizin çabaları tamamladı. Salgına karşı hep birlikte topyekün bir seferberlik yürüttük. Hükümetimiz de bu süreçte sağlıktan sosyal desteklere kadar her konuda vatandaşlarımızın yanında olacak adımları attı. Hafızalarınızı tazelemek adına verdiğimiz desteklerin bazılarını kısaca özetlemek istiyorum. Yaklaşık 650 bin emeklimizi kapsayan en düşük emekli maaşı ödemesini 1000 liradan 1500 liraya yükselttik. Sosyal destek kapsamındaki tüm ailelere ilave nakdi yardım yaptık. Büyüklerimize sahip çıkarak yalnız yaşayan 80 yaş üstü vatandaşlarımızı yakın takibe aldık. Ekonomiyi canlandırmak ve istihdamı korumak için geliştirdiğimiz bir dizi tedbiri kararlılıkla uyguladık. Bay Kemal öyle danışıklı dövüşle, öyle gidip de çöp konteynırlarının içerisinden aldatmak suretiyle vatandaşlarımızı ‘bak aç, açık, sefil’ gibi yalan yanlış haberlerle, spekülasyonlarla sen bu milleti aldatamayacaksın. Zaten böyle söyledikçe de bak partin kendi içinde dağılmaya başladı.”

Kısa çalışma ödeneğinin şartlarını kolaylaştırdıklarını, kapsamını da genişlettiklerini söyleyen Erdoğan, ayrıca kısa çalışmadan ve işsizlik sigortası şartlarından yararlanamayıp ücretsiz izne çıkarılanlar için nakdi ücret desteği vermeye başladıklarını anlattı.

Erdoğan, “Bunları biz yapıyoruz. Sosyal Koruma Kalkanı kapsamında bugüne kadar çeşitli kesimlere verilen hibe desteklerinin rakamı 49 milyar lirayı geçti. Ekranları başında bizi izleyen milletime sesleniyorum, 49 milyar lirayı geçti. SGK teşviklerimiz ve İŞKUR desteklerimiz ile birlikte bu rakam nereye ulaşıyor biliyor musunuz, 71 milyar liraya ulaştı.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl salgın şartlarına rağmen 16 milyonluk turist sayısına ulaşıldığını da vurgulayarak, şunları kaydetti:

“İhracatçılarımıza stok finansman desteği sağladık. Eximbank kredi vadelerini uzattık. İhracatçılara, destekleme ve fiyat istikrar fonu kapsamında 2,4 milyar lira destek ödemesi yaptık. Dijital ortamda yapılan pazara giriş çalışmalarını destekledik. Mart 2020’den itibaren belirli sektörler için mücbir sebep hali ilan ederek vergi yükümlülüklerini ve Sosyal Güvenlik Kurumu prim ödemelerini 6 ay erteledik. Böylece 29 milyar lira vergi alacağını ve 40 milyar lira Sosyal Güvenlik Kurumu alacağını erteleyerek, 2,5 milyon vergi mükellefini rahatlattık. Yurt içi yolcu taşımacılığını, eğitim, öğretim hizmetleri, yeme içme, sinema ve konaklama hizmetlerini KDV oranını yüzde 1’e indirdik. İşyeri kiralamaları, otomotiv, motosiklet, bisiklet, küçük ev aletlerinin bakım onarımı, terzilik, kuru temizleme gibi genel orana tabi esnaf hizmetlerinde KDV’yi yüzde 8’e düşürdük. Bu vergi indirimleri ile 2020’de 15 milyar lira, 2021 yılında ise yaklaşık 12,5 milyar vergiden vazgeçmiş olduk. Vergi dairelerine, SGK, gümrük idaresine ve belediyeye ödenecek vergi, prim, para cezası gibi kamu alacaklarının yeniden yapılanmasını sağladık. Bu uygulamadan yararlanmak için şu ana kadar 7,5 milyon vatandaşımız 108 milyar liralık alacağı yapılandırmak amacıyla vergi dairelerimize başvurdu. Salgın sebebiyle faaliyetleri tamamen durdurulan kıraathane, kahvehane, internet kafe ve sinema salonu gibi işletmelerin mücbir sebep hükümleri kapsamında vergi yükümlülüklerini de erteledik. Küçük esnafımızın tamamına ve kısıtlamalar nedeniyle gelir kaybına uğrayan esnaflarımıza da hibe şeklinde destekler vermeye başladık.”

“Esnaflarımıza 5 milyar liranın üzerinde bir nakdi destek veriyoruz”

Salgının en çok etkilediği kesim olan taksi, dolmuş, servis işletmecileri, pazarcılar, terziler, oto tamircileri gibi basit usule tabi tüm esnaf ve sanatkarları doğrudan destek ödemesi kapsamına aldıklarını dile getiren Erdoğan, “Aynı şekilde lokantacılık, pastanecilik, kadın ve erkek kuaförlüğü, pansiyon, yurt-kreş işletmeciliği gibi faaliyetleri kısıtlanan sektörlerdeki esnaf ve sanatkarımızı da aynı kapsama dahil ettik. Böylece 1 milyon 240 bin esnafımız 3 ay süreyle ayda 1000 lira almaya devam edecek. Ayrıca esnafımıza büyükşehirlerde 750, diğer şehirlerde 500 lira kira desteği ödemesi yapıyoruz. Sadece bu iki program sayesinde esnaflarımıza 5 milyar liranın üzerinde bir nakdi destek veriyoruz.” diye konuştu.

Lokanta, restoran ve kafe sahibi esnaflara yeni bir hibe desteğinin müjdesini kısa bir süre önce verdiğini hatırlatan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Buna göre 2019 yılı cirosu 3 milyon liranın altında olan işletmeler eğer 2020 yılında yüzde 50 ve üzerinde bir ciro kaybı yaşadılarsa azalan cirosunun yüzde 3’ü kadar hibe alabilecekler. Bu hibenin tutarı da en az 2 bin lira, en fazla 40 bin lira olabilecek. İnşallah bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada esnafımızın, sanatkarımızın, üreticimizin, vatandaşımızın yanında olmayı sürdüreceğiz. Uyguladığımız ekonomi politikalarının olumlu etkileri 3’üncü çeyrekten itibaren makro ekonomik verilerimize yansımaya başladı.

Öncü göstergeler 2020 yılını yüzde 1’in üzerinde bir büyüme ile kapatabileceğimize işaret ediyor. Son uluslararası analizler, G20 ülkeleri içinde 2020 yılını pozitif büyüme ile kapatabilecek iki ülkenin Türkiye ve Çin olduğunu gösteriyor. Ekonominin üretim, tüketim, yatırım harcamaları ve ihracat tarafı oldukça güçlü seyrediyor. Büyüme bakımından önemli bir gösterge olan imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi kesintisiz 8 aydır yüzde 50’nin üzerinde gerçekleşiyor. Yeni ihracat siparişleri ile ağustostan bu yana endeksteki güçleniş daha da hızlanırken istihdamda 2017 sonundan beri en yüksek seviyeye ulaştık. Amacımız yatırımların çoğalması, üretim kapasitemizin gelişmesi ve sektörlerimizin rekabet gücünün artmasıdır.”

Erdoğan, geçen yıl girişimcilerin salgına rağmen yatırım taleplerini artırdıklarını söyledi.

Erdoğan, “Teşvik tarihimizin rekorunu 2020’de kırarak toplam 10 bin 505 yatırım teşvik belgesi düzenledik. Bu belgelere istinaden 238 milyar liralık sabit yatırıma destek vereceğiz. Söz konusu yatırımlar tamamlandığında 305 binin üzerinde ilave istihdamı ülkemize kazandırmış olacağız.” diye konuştu.

Tüm sıkıntılara rağmen 2020’yi 169,5 milyar dolarlık ihracatla tamamladıklarını ve program hedefini aştıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kamu maliyesi tarafı da güçlü olduğumuz alanlardan biridir. Mali disiplinin korunmasına gösterdiğimiz özen sayesinde 2020 yılı bütçe açığını yüzde 3,6 civarında tuttuk. Üstelik bu başarıyı gelişmekte olan ülkelerin, ortalama yüzde 11’lere varan bütçe açığı verdiği bir dönemde yakaladık. Aynı anlayışla 2021 yılı bütçe açığı hedefimizi de yüzde 3,5 olarak belirledik.” ifadelerini kullandı.

“Türk lirası değer kaybında değil, değer kazanıyor”

Türkiye’nin finansal piyasalarda son 3 aydır pozitif görünüme sahip olduğunu kaydeden Erdoğan, “Türk lirası, dolara karşı yüzde 18, avroya karşı yüzde 16 düzeyinde değer kazanarak gelişmekte olan ülkeler arasında en iyi performansı sağladı. Türk lirası değer kaybında değil, değer kazanıyor. Türk lirasındaki güçlenme ve altın fiyatlarındaki gerilemeyle beraber merkezi yönetim toplam borç stokumuz yaklaşık 173 milyar lira azaldı.” bilgisini paylaştı.

Erdoğan, vatandaşların tasarruflarında Türk lirasına dönmeye başladıklarını belirterek, bu vesileyle tüm vatandaşlara teşekkür etti.

Gerçek kişilerin, son 3 aylık dönemde piyasaya 4 milyar dolara yakın döviz sattıklarını belirten Erdoğan, ülkenin risk priminin de düştüğünü aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yurt dışındaki portföy yatırımcılarının, Türkiye’nin finansal piyasalardaki varlıklarına talebinin güçlü seyrettiğini dile getirerek, son 3 ayda 16 milyar doların üzerinde portföy girişinin olduğunu kaydetti.

“Gıda enflasyonu önümüzdeki en büyük tehditlerden biridir”

Bu olumlu gelişmelerin yanında, ekonomideki sorunlu alanları bildiklerini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Serbest piyasa kurallarından taviz vermeksizin bu sorunların üzerine gidiyoruz ve gideceğiz. Yüksek enflasyonun hem üretici hem de tüketici cephesinde oluşturduğu tahribatın farkındayız. Gıda enflasyonu önümüzdeki en büyük tehditlerden biridir. Gıda ürünlerinde, tarla veya fabrika ile market arasındaki fiyat farklarının ekonomik süreçler ve gerekçelerle izah edilemeyecek seviyelere çıkması, milletimizle birlikte bizi de rahatsız ediyor. Nitekim bugün yine gündemimizin en önemli maddelerinden bir tanesi de oydu. Üç beş açgözlü tüccarın milletimize ekmeğini ve aşını zehir etmesine izin veremeyiz. Bununla birlikte hükümet olarak, görevimizin meseleyi tüm boyutlarıyla incelemek ve ona göre tedbir almak olduğu açıktır. Sıkıntının kaynağına indiğimizde, kimi tüccarların açgözlülüğü yanında uluslararası alanda gıda fiyatlarında yaşanan yükselişi, bununla birlikte kuraklığın ve yapısal sorunların etkilerini de görüyoruz.”

“Bitkisel üretimimiz, Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı”

Erdoğan, kuraklığın bazı bölgelerde üretimi düşürmesinin, Çin ve Hindistan gibi yüksek nüfuslu ülkelerin ürün taleplerinin artmasının tüm dünyada gıda fiyatlarını hareketlendirdiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özellikle uluslararası piyasalarda, ayçiçeğinde 2 kata varan, soya fasulyesinde yüzde 50’yi, buğday ve mısırda yüzde 40’ı bulan fiyat artışları yaşandı. Avrupa ve Amerika’daki boş market rafları görüntülerinin gerisindeki sebeplerden biri de budur. Türkiye’de aldığımız tedbirler ve kendi üretim gücümüz sayesinde hamdolsun böyle görüntülerin ortaya çıkmasına müsaade etmedik ve etmeyeceğiz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl verdikleri 22 milyar liralık destekle tarımsal üretimin kesintisiz devamını sağladıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

“Bu sayede bitkisel üretimimiz, bir önceki yıla göre 7 milyon ton artışla 124 milyon tonun üzerine çıkarak Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. Cumhuriyet tarihinde bu gerçekten bir örnektir. Tarımsal büyüme ve ihracatta da oldukça güzel gelişmeler yaşandı. Bu yıl da 24 milyar liralık tarımsal destek ödemesi ile üretimin sürmesini temin edeceğiz. Çiftçilerimizin ekmeğe, biçmeye, üretmeye devam etmeleri için onları artan girdi maliyetlerinden koruyacak tedbirleri de alıyoruz. Yılın ikinci yarısında dünyadaki gelişmeler ve ülkemizde aldığımız tedbirler çerçevesinde gıda fiyatlarındaki oynaklığın azalacağını düşünüyoruz.”

“Gıdada piyasa gözetimi ve denetimini kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz”

Erdoğan, kuraklığın etkilerini ve gıda fiyatlarındaki artışı yakından takip ettiklerinin altını çizerek, şöyle konuştu:

“Öncelikle gıdada piyasa gözetimi ve denetimini kararlılıkla uygulamaya devam edeceğimizin altını çizmek istiyorum. Nitekim gıda komitesi harekete geçerek, üretimden perakendeye kadar zincirin halkalarını değerlendirmeye ve gereken tedbirleri almaya başladı. Erken uyarı sistemi kurarak çok hızlı ve etkin bir karar alma mekanizması oluşturacağız. Rekabet Kurulunu da etkin bir şekilde harekete geçireceğiz.

Tarımsal üretimle ilgili kronik sorunların çözümü hususunda 2019 yılında düzenlediğimiz Tarım Orman Şurası’nda alınan kararların uygulamasına da hız vereceğiz. Bu ancak özel sektörle iş birliği içinde yürüyebilecek bir süreçtir. Elbette piyasa dostu ve kalıcı adımlardan yanayız. Ama özel sektörün de kendi üzerine düşenleri yapması şarttır.”

İstihdamın artırılması

Dertlendikleri bir diğer önemli konunun istihdamın artırılması olduğunu söyleyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Salgındı, mutasyondu derken, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de alınan tedbirler maalesef iş gücü piyasamızı menfi etkiliyor. Bu konuda da özel sektöre çağrı yapıyorum, ‘Gelin, bu işi daha önce yaptığımız gibi bir seferberliğe dönüştürelim. Kadın ve genç istihdamı başta olmak üzere, bu konuda atacağımız vizyoner adımlarla dünyaya örnek olalım. Her türlü teklife açığız. Tüm hazırlıkları masaya koyalım, hep birlikte tartışalım, en iyisi ne ise, yarınlarımız için bir an evvel onu hayata geçirelim. Bu ülke bizim, hepimizin. Ayağa kalkarsak hep birlikte kalkacağız ama unutmayın ki kaybedersek hep birlikte kaybedeceğiz. Ben kaybetmeye inanmıyorum.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkenin ve milletin kazanacağına inandığını vurgulayarak, “2021’i, salgın sonrası dönemin hazırlık yılına hep birlikte çevirelim.” dedi. Buna mani hiçbir şeyin olmadığını, bunların aşılacağını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“Dünya aşı bulamazken hamdolsun bizde bu sıkıntı da yok. Burada da çalışmalarımızı kararlı bir şekilde sürdürüyoruz. Enflasyon hedefine birlikte ulaşalım ama yüksek faizle asla bu mümkün değil. Orada da yine düşük faizle bu işi başarabiliriz. Cari açıkla mücadele için gerekli önlemleri birlikte uygulayalım. İstikrarlı ve kaliteli büyümenin önündeki tüm engelleri birlikte kaldıralım. Yatırım, üretim, ihracat ve istihdam odaklı politikalarla ki bu düşük faizle olur, kalkıp da yatırımcı yüksek faizle yatırıma girebilir mi? Giremez. Ancak düşük faizle yatırıma girmesi mümkün. Bu olduğu zaman istihdam olacaktır. Bu olduğu zaman üretim olacaktır. Bu olduğu zaman ihracat olacaktır. Bütün bunlar olduğu zaman da, biz dünya ile yarışır hale geleceğiz. Ülkemizi 2023’e inşallah hedeflerini gerçekleştirmiş olarak ulaştıralım. Bütün bunları salgın tehdidini en aza indirerek yapmamız gerekiyor.”

Yerli aşı çalışmaları

Toplantıda salgın tedbirlerini yeniden gözden geçirdiklerini söyleyen Erdoğan, “Aşı çalışmalarının hızla sürmesi önümüzdeki dönemi görmemiz bakımından önemlidir. Sahadaki aşı uygulaması belirlenen öncelikler doğrultusunda sürüyor. COVID-19’un mutasyona uğraması herkes gibi bizim de işimizi zorlaştırıyor. Buna rağmen Allah’ın izniyle bu küresel sağlık krizinin üstesinden gelebileceğimize inanıyoruz. Dışarıdan aşı tedarikinin sürdürülebilirliği şüphelidir. Dünyada bu konuda yaşanan ve giderek ayyuka çıkan kriz, bize yerli aşı çalışmalarına hız vermemiz gerektiğini gösteriyor. Salgınla mücadelede en kritik hususlardan biri olan yerli aşı çalışmalarını yakından takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl mart ayından bu yana süren salgın tedbirlerinin ekonomik ve sosyal hayat üzerindeki olumsuz etkilerinin farkında olduklarını vurgulayarak, “Bunların değerlendirmesini kazanımlarımıza halel getirmeyecek şekilde sürekli yapıyoruz. Bilim insanlarımızın görüşleri yanında milletimizin her kesiminden gelen seslere de kulak veriyoruz.” diye konuştu.

Son 24 saatte 124 can kaybı, 7.719 yeni vakaGündem
DSÖ: Küresel vakalar üç haftadır düşüşteDünya
Haber

Pandemide şirketiniz size çalışıyor

Fatoş BOZKUŞ

COVID-19 nedeniyle evden çalışanların karşılaştığı sorunları araştıran Great Place to Work, bu dönemde evden çalışanların en çok yalnızlık, tükenmişlik, stres, iş-yaşam dengesi gibi problemlerle mücadele ettiği sonucuna ulaştı. Araştırmanın bir başka dikkat çekici bulgusu da sosyal olarak bağlı ve desteklendiğini hisseden çalışanların psikolojik yönden daha iyi ve daha mutlu hissetmeleri.

Son yıllarda çalışan deneyimine ciddi yatırımlar yapan şirketlerin hedefi yeni yetenekleri çekmek kadar, çalışan bağlılığını da artırmak. Çünkü araştırmalar bağlı çalışanların daha fazla olduğu şirketlerde müşteri memnuniyeti, verimlilik, ciro ve hatta kârlılıkta ciddi artış olduğunu gösteriyor.

Bunu bilen pek çok kurum pandemi döneminde de çalışanların motivasyonu ve şirkete olan bağlılıklarını artırma, şirket kültürünü yaşatma yönünde farklı aksiyonlar aldı.

Çalışanlarını dijital ortamda rehberlerle bir araya getirenler, sigarayı bırakma eğitimi verenler olduğu gibi çalışanlarına spor aleti temin edenler, kurum içi mobil uygulamasını devreye alanlar, online kahve buluşmaları ve happy hour’lar gerçekleştirenler de oldu.

Çünkü bu kriz kademeli bir şekilde sona erme yoluna girdiğinde şirketlerin en büyük değeri yine çalışanları olacak.

ALTERNATİFBANK

Gelişim ve destek programlarını online olarak sürdürüyor

  • Banka çalışanları ve ailelerinin fiziksel ve ruhsal sağlıklarını desteklemek için hafta içi her gün bir spor branşında online ders gerçekleştirirken, her hafta sonu da hayata dair konularda uzmanlarla bir araya geliniyor. Bu konular pandemi döneminde ebeveyn olmak, güçlü bağışıklık sistemi ya da evdeki 65 üstü büyüklerimiz için öneriler gibi başlıklarda gerçekleşiyor.

  • Banka endişeleri gidermek, psikolojik olarak rahatlamalarına destek olmak amacıyla çalışanlarına iç iletişim kanallarından günlük tavsiyeler veriyor, ruh ve beden sağlığına dair seminer ve atölyeler düzenliyor. Online atölyeler ile özellikle çocuklu çalışanların katılabileceği mum, şeker, kurabiye yapımı atölyesi gibi etkinlikler düzenleniyor.

  • Banka çalışanları dijital gezi kulübü ile seyahat kısıtının olduğu bu dönemde dijital ortamda profesyonel rehberlerle bir araya gelerek Türkiye ve dünyanın farklı coğrafyalarını keşfediyor, seyahat deneyimleri paylaşılıyor.

ATASUN OPTİK

Online eğitimlere ağırlık verildi

  • Pandemi sürecinde hem saha hem destek ofis çalışanlarının kariyer gelişimlerine Atasun Mobil Akademi platformundan, online eğitim ve seminerlerle destek olan kurum, gerçekleştirdiği konserlerin yanı sıra kaygı azaltan nefes egzersizleri, sağlıklı beslenme ve yoga eğitimleri, uzman psikologlarla söyleşiler gibi çeşitli aktivitelerle de motivasyonu artırmak üzere çalıştı.

  • Aylık olarak yayınlan dijital bülten aracılığıyla, çalışanların evde kaldıkları süreçte aileleri ile yapabilecekleri aktiviteleri, kitap ve film önerilerini paylaşan kurum, bu süreçte 16 webinar, 18 yeni onilen eğitim, 120 video eğitim, 3 bin saatten fazla dijital sınıf eğitimi düzenledi.

  • Çalışanlara yönelik Instagram yarışmaları, CEO Nihat Aydın ile söyleşiler de pandemide çalışan bağlılığı adına yapılan diğer çalışmalar oldu.

BAT

Aktivite kitleri ve özel atölyeler

  • Bireylerde farkındalık uyandırmaya odaklanan “Mindfullness” çalışmaları etkinliklerin bir parçası haline getirildi.

  • Bu sene yılbaşı öncesi de diğer senelerden farklıydı. Çalışanların ve ailelerinin bu dönemi keyifli geçirebilmeleri için yılbaşı çelengi yapımı, kurabiye atölyesi ve çocuklara özel atölyeler düzenlendi.

  • Çalışanlara hediye çekleri gönderildi.

EVYAP

İç iletişim ve eğitimler artırıldı

  • Çalışanlara organizasyonel çevikliği sağlamak için bölümler bazında pandemiye özel uzaktan yönetim kabiliyetlerini geliştirici eğitimler verildi.

  • Çalışanların beden sağlıklarını koruyabilmeleri için spor hocası ile beraber haftada 3 online ders veriliyor

  • COVID-19 virüsü, akciğerlere özgü olduğu için sigarayı bırakma seminerleri düzenlendi.

  • Masamda Ne Var? yönetici buluşmaları, departman buluşmaları, insan kaynakları ekibi ile birebir görüşmeler ve bilgi yarışması gibi etkinlikler hayata geçiriliyor.

  • Doğum günleri birlikte kutlanmadığı için, çalışanların evlerine doğum günü pastası gönderiliyor.

GARANTİ BBVA

İYİ etkinlikleri dijitale taşındı

  • Sağladığı teknolojik donanım ve alt yapıyla, çalışanların işlerini uzaktan kesintisiz olarak sürdürebilmesi sağlandı.

  • Saha ekipleri için de bu döneme özel ek ödeme uygulaması devreye alındı.

  • Tüm hafta boyunca ve hatta hafta sonunda da çalışanlara özel olarak online spor dersleri ve diyetisyen hizmeti sunuluyor.

  • Çalışan Destek Hattı bünyesinde görev alan uzman psikologlarla pandemi döneminde öne çıkan ve merak edilen konulara yönelik seminerler düzenleniyor

GİTTİGİDİYOR

Şirket çalışanlarını dinleyerek aksiyon aldı

  • GittiGidiyor’da çalışanlar online işyeri doktoru ve iş sağlığı güvenliği uzmanı ile düzenli olarak bir araya geliyor.

  • Gittigidiyor Genel Müdürü Öget Kantarcı da çalışanlarla sık sık bir araya gelerek hem işle hem de sürece yaklaşımla ilgili bilgilendirmelerde bulunuyor.

  • Şirket, fiziksel aktivitelerine devam etmek isteyen çalışanları için spor aletleri yardımında bulundu.

  • Ücretsiz online mindfulness ve egzersiz dersleri çalışanlara sunuluyor.

  • Haftada 1 gün 4 ders, online olarak evde jimnastik aktiviteleri organize edildi.

  • Uzaktan eğitimin tekrar başlamasıyla pandemi döneminde veli olmanın güçlükleriyle baş etmeye yönelik ilgili uzman bir eğitimciyle 2 saatlik bir seminer düzenlendi

KOÇTAŞ

Odakta sosyalleşme ihtiyacı ve çalışan bağlılığı var

  • “İyi ki Koçtaş’ta çalışıyorum” dedirtebilmek için 8 kişiden oluşan ‘Çalışan Deneyimi’ çevik takımı oluşturuldu.

  • Özellikle Z kuşağında olan çalışanların, yeni nesil öğrenme araçlarından biri olan Efsanelerin Yolu “gamification” uygulasıyla iş hedeflerine eğlenceli ve keyifle ulaşmaları sağlanıyor.

  • Haftada bir gün hobileri ve ilgi alanları olan çalışanların bunu çalışma arkadaşlarıyla paylaşarak iş dışında da tüm çalışanların birbiriyle iletişimini sürekli kılmaya çalışıldı.

  • Çalışanların kaygılarını azaltmak ve motivasyonlarını yükseltmek için uzmanlarla canlı yayın seminerleri düzenlendi.

  • Uzaktan çalışma sistemine geçişle çalışanların yöneticileriyle birebir iletişimlerini daha da artırmak için danışman firma desteğiyle “yöneticilik farkındalık seansları” gerçekleştirildi.

  • Yine bu süreçte “Gücümüz Sensin” kurum içi mobil uygulaması devreye alındı ve mağazalarda parmak okutma yerine barkod ile temassız giriş-çıkış sağladı. Bu uygulama sayesinde filyasyon uygulaması da gerçekleştiriliyor.

LCWAIKIKI

Yaşanılan zorluklara çözüm önerileri geliştiriliyor

  • Pandemi öncesi de uygulanan psikolojik danışmanlık hizmetinin kapsamı genişletilerek online platforma taşındı. Danışmanlık almak isteyen çalışanlara uzman psikologla online görüşme imkânı sağlanıyor. Aynı zamanda çalışanların fiziksel sağlığına katkı sağlayacak beslenme ve bağışıklık güçlendirme önerileri için diyetisyenle online görüşme imkanı da sağlandı.

  • Yoga, pilates, beslenme, fotoğrafçılık, sosyal sorumluluk, sürdürülebilirlik ve ebeveynlere destek olacak konularda 63 online etkinlik düzenlendi.

  • Ayrıca şirkete gelinmeyen günler için yemek ücreti ödenmesi, öğle arası ve akşam 18:00 sonrasına toplantı konulmamasına yönelik karar alındı.

MONDELEZ

Eğitimlere ağırlık verildi

  • ‘Enerjimizi Nasıl Canlı Tutarız?’, ‘Verimli Çalışma Nasıl Olur?’, ‘Bilinçli Atıştırma’ konularında online eğitimler gerçekleştirdi.

  • Düzenli olarak meditasyon, yoga, spor gibi alanlarda yararlı uygulama ve linkleri çalışanlar ile paylaşıldı.

OPET

Online sohbet toplantılarında bir araya gelindi

  • Eğitim programları çevrimiçi hale getirildi.

  • “Sen Nerede İnsan Kaynakları Orada” uygulamasını başlatarak çalışanların İK departmanına hızla ulaşabilmesi ve tüm sorularının eksiksiz cevaplanabilmesi sağlandı.

  • Full Body Workout (Evden spor), Bir Tıkla, Fit Kal (Online diyetisyen) programları başlatıldı. -Kahvenin Kokusu, Sohbetin Koyusu, Evdeyseniz Sohbete Geliyoruz ve Hobini Anlat buluşmaları gibi sohbet toplantıları gerçekleştirildi.

  • “Toplantısız Saatler” uygulamasında çocuklar ve gençler için sokağa çıkma izni olan saatlerde çalışanlara izin veriliyor. Miden Mi Aç, Ruhun Mu, Avita-Webinar’ı ve English Ninjas online dil eğitimi ile çalışanların kişisel gelişimlerine katkı sağlanıyor.

  • Sık sık üst yönetim ile online buluşmalar organize edilerek faaliyetler, pazarın durumu ve işin devamlılığı konusunda mesajlar iletiliyor.

PEPSICO

Lider iletişimini ön planda tuttular

  • PepsiCo Türkiye Genel Müdürü Ece Aksel’in yönettiği 40’a yakın online toplantı organize edildi.

  • PEPTALKS adını verdiğimiz ve dışarıdan konuşmacıların katıldığı buluşmaları yapılıyor.

  • PEP University olarak isimlendirilen online eğitim platformuna da bu süreçte ağırlık veriliyor.

RIOT GAMES

Aylık maaşa ek her ay ödeme yapılıyor

  • Evde çalışmak için uygun şartların sağlanabilmesi için pandemi sürecinin başında her çalışana ek bir ödeme yapıldı.

  • Türkiye ofisi, şirketin merkezinin yer aldığı Dublin üzerinden insan kaynakları ile iletişime geçerek, ülke çalışanlarının online kurslara ücretsiz erişim hakkı kazanmasını sağladı. Bu eğitimlerin içinde spor, motivasyon, sağlıklı beslenme ile ilgili kurslarla birlikte ekip yönetimi ve liderlik eğitimleri de yer alıyor.

  • Happy Hourlar düzenli bir şekilde, online olarak hayata geçiriliyor. Çalışanların evlerine gönderilen momento kartlara bu buluşmalar için para yükleniyor.

  • Pandemi devam ettiği için ev masraflarına destek olabilmek için aylık maaşa ek her ay ödemeler yapılmaya devam ediyor.

  • Evlere bahar ayı ve yılbaşı için özel bir hediye seti gönderildi.

  • Stresli çalışmanın ve aşırı toplantıların verimliliğe negatif etkilerini azaltmak için iki haftada bir ‘Toplantı yasak günleri’ belirlendi. Bu günlerde hiçbir online / fiziksel toplantı organize edilmiyor.

SAHİBİNDEN.COM

Birliktelik ruhunu çevrimiçine taşıdılar

  • Şirket, pandemi dönemine özel dijital yakınlık projesini hayata geçirerek birliktelik ruhunu çevrimiçinde de en yakın hale getirmeye çalıştı.

  • Haftanın 5 günü profesyonel spor eğitmenleri eşliğinde çevrimiçi yoga, pilates ve fitness derslerine devam ediliyor.

  • Sahibinden.com’lu anne-babalar, ‘Anne-Baba Okulu’ programı ile ‘dijital çağda çocuk büyütmek, online eğitimde ebeveyn olmak, çocuklarımızla kaliteli zaman geçirmenin yolları’ konularında uzman psikolog ve doktorların görüş ve önerilerini dinleyerek bu dönemi kaliteli geçirmenin püf noktaları hakkında bilgi sahibi oluyor.

  • Çalışanlar çevrimiçi oyun turnuvaları ile bir araya gelerek işe eğlence katmanın keyfini birlikte yaşıyor.

  • Sağlıklı yaşam, beslenme, kültür, teknoloji konularında alanında uzman konuşmacıların yer aldığı 1’likteyiz etkinlikleri yapılıyor.

  • Çalışanların evlerine sürpriz hediye paketleri gönderiliyor.

SANOFI

Çalışmalar 4 ana başlıkta toplandı

  • Evden çalışma düzeninin daha kolay ve etkin şekilde kurulabilmesi için evden çalışma materyalleri hazırlandı ve “Hep Birlikte Daha Güçlüyüz” başlığı altında çalışmalar dört ana başlık altında toplandı.

  • Bilgi akışı başlığı altında, ‘Hepimiz Birbirimize Bağlıyız’ mottosu altında COVID-19’la ilgili tüm gelişmeler, Sanofi’nin mücadelede attığı somut adımlar, bu durumun iş sonuçlarına yansımaları konusunda bilgiler kesintisiz biçimde çalışanlara aktarılıyor. Ayrıca ‘Açık Mikrofon’ adı verilen canlı ve interaktif toplantı serileri ile pandemi boyunca alınan tüm idari ve operasyonel karar ve önemli gelişmeler çalışanlarla paylaşılıyor.

  • İkinci başlık olan ‘takım birlikteliği’ kapsamında ise takım liderlerinden teşekkür mektupları, ekibin çocuklarıyla birlikte evden çalışma fotoğrafları, online kahve buluşmaları, online ‘happy hour’lar gibi uygulamalarla ekip çalışması teşvik ediliyor. “Gelişim başlığı altında ‘çalışan gelişimini sürekli kılmak’ söylemimizi sürdürmek üzere online eğitim platformlarında ve Sanofi University ile yönetimden bilişime, yabancı dilden kariyer gelişimine pek çok tema altında sunduğumuz eğitim olanakları sunuluyor.

  • ‘Sağlıklı ol’ başlığı altında ise online yoga ve meditasyon dersleri, stres yönetimi, sağlıklı beslenme, finansal farkındalık gibi konularda iyi yaşam seminerleri veriliyor.

TEKFEN TARIM

‘Her koşulda birlikteyiz’ hissi yaşatılmaya çalışıldı

  • Belirlenen gelişim alanları çerçevesinde, tüm şirket ve seviyelerden çalışanların katılımı ile grup yetkinlik setleri belirlenip bu çerçevede eğitim ve buluşmalar organize ediliyor.

  • Online eğitimler, alanında başarılı ve önemli isimlerin verdiği seminerler, çeşitli alanlardan ünlü ve sevilen isimlerin katıldığı webinar’lar düzenleniyor.

TÜRKİYE İŞ BANKASI

Çalışanlara özel mobil uygulama hayata geçirildi

  • Pandemiyle birlikte uzaktan çalışma için gerekli teknik donanım ve alt yapı temin edildi.

  • İş yerinde görevini sürdüren çalışanlar için serbest kıyafet uygulamasına geçildi.

  • Banka iştiraki olan Bayındır Hastanesi’nin doktorları ile bilgilendirici söyleşiler ve çalışanlara online görüntülü doktor görüşmesi hizmeti veriliyor.

  • Eğitimler ve gezi, yarışma gibi çeşitli aktiviteler çevrim içine taşındı.

  • Sadece çalışanlara özel olan İŞİM adlı mobil uygulama ile hem iletişimin daha geniş bir zamana yayılmasına hem de bankaya ilişkin haberlerin, duyuruların, mesajların, çalışanlar için düzenlenen çevrimiçi sosyal etkinliklerin onlara cep telefonları kadar yakın olması sağlandı.

  • Dünyanın dört bir tarafına yapılan çevrimiçi geziler, İş Sanat konserleri, podcast yayınları, kurum içi törenler, çeşitli yayınların canlı gösterimleri gibi içerikleri sunan ve yeni güncellemelerle fonksiyonları zenginleştirilen İŞİM’in kullanıcı sayısı bu 6 aylık sürede 14 binin üzerine ulaştı.

YEMEKSEPETİ

İyi yaşam mobil uygulaması yolda

  • Çalışanların herhangi bir maddi sıkıntı yaşamamaları için avans sistemi oluşturuldu.

  • Çalışanlar için Yemeksepeti ve Banabi üzerinden kullanabilecekleri hediye çekleri tanımladı.

  • Online terapi imkanı sunuluyor

  • Motivasyonu artırmaya yönelik olarak şirket içi iletişim kanallarını etkin bir şekilde kullanarak yemekten, egzersize, sağlıklı yaşamdan, film, kitap ve müzik önerilerine kadar birçok ilgi alanına yönelik öneriler paylaşılıyor

  • Şirket, bugünlerde ise çalışanlarının psikoloji, spor veya diyet gibi alanlarda hem destek alabilecekleri hem de etkileşimde bulunabilecekleri iyi yaşam temalı bir mobil uygulama hayata geçirmeye hazırlanıyor.