Haber

Zelenskiy: Ukrayna’yı yeniden inşa etmek, tüm dünyanın ortak görevi

Ukrayna Kalkınma Konferansı’na çevrim içi bağlanan Zelenskiy, Ukrayna’da aylardır saldırılarını sürdüren Rusya’nın amacının, Ukrayna’yı yok etmekten daha fazlası olduğunu söyledi.

Zelenskiy, Avrupa ülkelerinin Rusya’ya karşı birlik içinde tavır alamadığını kaydederek, “Avrupa, kendi değerlerini savunmakta zayıf kaldı ve bu, Rusya’nın saldırgan tavrına zemin hazırladı.” diye konuştu.

Rusya’nın Ukrayna’daki altyapılara saldırılarına değinen Zelenskiy, “Savaş başladığından bu yana 2 bin 102 eğitim binamız yok edildi. Kreşlere bile ağır mühimmatlarla saldırıldı. Bu saldırılar sadece duvarları yıkmamaktadır. Aynı zamanda çocukların sosyalleştiği ve insan olmayı öğrendiği eğitim ortamlarını yıkmaktadır.” dedi.

Zelenskiy, Rusya’nın aynı zamanda sağlık altyapısını hedef aldığını, savaşın başladığı 24 Şubat’tan bu yana 799 tıbbi altyapı tesisinin Rusya’nın saldırıları sonucu yok edildiğini söyledi.

“Ukrayna, AB ve NATO’yu birleştirdi”

Ukrayna’daki yaşananların Avrupa ve tüm dünyanın ortak değerlerine saldırı olduğu görüşünü savunan Zelenskiy, “Ukrayna dünyadaki en özgür ülkelerden biri olmanın yanı sıra en rahat yatırım yapılabilen ülkelerden biridir. Savaşın ardından ekonomik ve sosyal sorunlarımızı çözmeli, Ukraynalılara iş imkanı sağlamalı, yerinden edilenlere konut imkanı bulmalıyız. Ukrayna’yı yeniden inşa etmek, tüm dünyanın ortak görevidir.” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy, Ukrayna’nın bu süreçte Avrupa Birliği (AB) ve NATO ülkelerini birleştirdiğini belirterek, “Böylesi bir birlik binlerce yıldır görülmemişti.” dedi.

“Etkili ve şeffaf bir siyasi sürecin temellerini atacağız”

Konferansta konuşan İsviçre Konfederasyonu Başkanı Ignazio Cassis de bu konferansta Ukrayna’nın yeniden yapılandırılmasına dair çalışma planının yer aldığı bir Lugano deklarasyonu hazırlayacaklarını ifade ederek, “Etkili ve şeffaf bir siyasi sürecin temellerini atmayı planlıyoruz. Bu, reformlara ve düzenlenmiş yönetim sistemine bağlı, Ukrayna ile uluslararası camia arasında ortak rol gerektiren bir süreç olacak.” şeklinde konuştu.

Cassis, Ukrayna’nın yeniden inşasını kalkınma ve reformların takip etmesi gerektiğini vurgulayarak, “Ukrayna’nın parlak geleceklerin yuvası olması için Lugano ruhunu canlandırmalıyız.” ifadesini kullandı.

Ukrayna Başbakanı Denis Şmihal ve Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba başta olmak üzere çok sayıda kişinin konuşacağı Ukrayna Kalkınma Konferansı’na 38 ülkeden siyasetçilerin de katılım sağlaması bekleniyor.

İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, seneye düzenlenmesi planlanan İkinci Ukrayna Kalkınma Konferansı’na İngiltere’nin ev sahipliği yapacağını açıklamıştı.

Haber

‘Birileri çocuğuna iş bulamazken birilerinin 4-5 yerden maaş aldığını biliyorum’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Kadın Kolları tarafından CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen programda, Bilecik, Bolu, Düzce ve Sakarya’dan gelen Kadın Kolları il ve ilçe başkanları ve üyeler ile buluştu.

Kılıçdaroğlu, AK Parti’den istifa ederek CHP’ye üye olan iki genç kadına da parti rozeti taktı.

Ev kadınlarının sorunlarına değinen Kılıçdaroğlu, daha önce açıkladığı ve iktidara geldikleri takdirde yürürlüğe koyacakları Aile Destekleri Sigortası’nı işaret ederek, “Düzce’de konuşurken söyledim, sizi erkeklere muhtaç etmeyecek bir düzeni kuracağım diye, evet Aile Destekleri Sigortası’nın temelinde de o yatıyor. Kadınları, erkeklere muhtaç etmeyeceğimiz, onların getirebileceği üç, beş kuruşla veya gıdayla sadece ailenin geçinemeyeceğini, kadının da bir sosyal güvenliğinin olmasını ve bunun da Aile Destekleri Sigortası ile hayata geçirebileceğimizi söyledim.” dedi.

Kılıçdaroğlu konuşmasında şunları kaydetti:

“Öncelikle hoş geldiniz. Burası sizin eviniz. Bir siyasetin başarılı olması için o toplumda yaşayan herkesin bir şekliyle o siyasetin içinde olması; o siyasete yön vermesi lazım. Bizde siyaset biraz erkek egemen bir yapı içinde. Aslında bütün dünyada biraz böyle. Ama bu belli aşamalarda kırılıyor. Ve kadınlar da bir şekliyle siyasetin içinde ana özne olarak yerlerini alıyorlar.

Sizden isteğim şu; stratejik çalışmayı öğrenin. Kiminle konuşmalıyız, sohbet etmeliyiz, kimi partiye kazandırmalıyız. Belki hayatında hiç politik söylemi dinlememiş veya politik söylemden gelmeyen veya evinde hiç siyaset konuşulmayan bir ailede oturup konuştuğunuz zaman dünyanın derdini dinleyebilirsiniz. Asıl o dertleri çözecek olan siyaset kurumu, başka bir şey değil. Onlara siyasetin ne kadar önemli olduğunu aktarmak ve kendi haklarını eğer arayacaklarsa arama yolunun siyasetten geçtiğini de bir şekliyle anlatmanız gerekiyor.

Bir evde yaşayan dramı en derinden hisseden evdeki kadındır. Onu da biliyoruz. Şiddete uğrayan kadın, baskı altında olan kadın, düşüncesini özgürce ifade edemeyen kadınlar var. Dolasıyla bir şekliyle bunları da sizin kucaklamanız lazım. Ona çözümleri anlatmanız lazım. Aile Destekleri Sigortası, kız çocuğunun okuması, onun yurt sorununun çözülmesi, oğlunun varsa yurt sorununun çözülmesi, evde huzurun olması, asgari bir gelir güvencesinin eve sağlanması, o gelir güvencesi içerisinde annenin gelecek açısından bir endişe hissetmemesi, bu görevin sosyal bir devlete ait olduğunu Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerinden birisinin de sosyal devlet olduğunu; sosyal devletin fakirin, fukaranın yanındaki devlet tanımı, halkın diliyle; devlet olduğunu ve bütün dünya anayasalarında da devletin sosyal olması gerektiğinin yazıldığını bir şekliyle anlatmamız lazım.

“Sizi erkeklere muhtaç etmeyecek bir düzeni kuracağım”

En büyük sorunu yaşayan ev kadınları. Ev kadınlarını dinlememiz, onların sorunlarının nasıl çözüleceğini anlatmamız, Düzce’de konuşurken söyledim, bütün kadınlara; sizi erkeklere muhtaç etmeyecek bir düzeni kuracağım diye, evet Aile Destekleri Sigortası’nın temelinde de o yatıyor. Kadınları, erkeklere muhtaç etmeyeceğimiz, onların getirebileceği üç, beş kuruşla veya gıdayla sadece ailenin geçinemeyeceğini, kadının da bir sosyal güvenliğinin olmasını ve bunun da Aile Destekleri Sigortası ile hayata geçirebileceğimizi söyledim, aktardım. En büyük alkışı da buradan aldığımı ifade edeyim. Demek ki kadınlar bu konuda biraz dertli.

“Asıl o yürüyüş o zaman bitecek”

Adalet Yürüyüşü bir başlangıçtı, henüz sonuçlanmış değil. İktidar olduğumuzda Adalet Yürüyüşü’nde ve iktidar olduktan sonra da adaleti sağladığımızda asıl o yürüyüş o zaman bitecek. Büyük adaletsizliklerin olduğunu biliyorum. Bir evde üç, dört çocuğun işsiz olduğunu, annenin, babanın dertli olduğunu biliyorum. Sorunların büyük olduğunu biliyorum. Birileri çocuğuna iş bulamazken birilerinin dört, beş yerden maaş aldığını biliyorum. Bütün bunların hepsini çözeceğiz. Ama kim çözecek, biz çözeceğiz. Kadını ile erkeği ile, yaşlısıyla genciyle beraber çözeceğiz. Bu mücadeleyi verdiğimiz zaman bu ülkeye gerçekten görevimizi yapmış oluruz. Asıl hedefimiz de bunu sağlamak.

Sizin gücünüz var. Gücünüzü kullandığınız zaman göreceksiniz ki pek çok sorun da kendiliğinden çözülmüş olacaktır. Biz bazen iktidarı eleştirerek de çözüm yolları ortaya koyarak da iktidarın bazı şeyleri yapmasını sağlıyoruz, zaten. Taşeron işçilere kadro verilmesi, emekliye bayramda ikramiye verilmesi gibi pek çok uygulama bizim ısrarlı eleştirilerimiz üzerine ve biz bunları çözeceğiz dememiz üzerine geldi. EYT’lilerin sorunlarının çözülmesi, 3600 ek gösterge… Bütün bunların hepsi var.

Kırsalda her kadın ve her genç sigortalı olacak ve sigortasını devlet ödeyecek. Bu önemli, bunu anlatın. Kırsal boşalıyor, kırsalın boşalmaması lazım. Kırsalın boşalması demek, 84 milyonun aç kalması demek. Oradaki insanların desteklenmesi gerekiyor. Gençler çalışıyorsa sosyal güvenliklerini her ay devlet düzenli yatıracak. Kadın çalışıyorsa ki çalışıyor, erkekten daha fazla çalışıyor, özellikle Karadeniz’de bunu biliyorum, dolasıyla onların da sosyal güvenliği olacak, o sosyal güvenlik primlerini de devlet ödeyecek. Onlar kendi emeklilik haklarını kazanmış olacaklar. Bunu sağladığımız zaman kırsalda daha güçlü bir yapılanma, daha güçlü bir üretim ve çalışanın, alın teri dökenin hakkını aldığı bir düzeni de inşa etmiş olacağız.”

Kılıçdaroğlu, törende partiye katılan yeni üyelere rozetlerini taktı. (ANKA)

Genel

Konut krizinde son perde: Kiralık evlerde ‘fatura’ oyunu

Son dönemde kiralık ev ilanlarında “fatura dahil” ifadesi sıklıkla görülmeye başlandı. Kimi ev sahipleri kiralama kısa dönem olduğu için abonelikleri kendi adına tutarken, kimi de bu yolla tahliye ya da zam baskısı yapıyor.

İstediği tarihte evden çıkmayan ya da istediği oranda zam yapmayan kiracının elektriğini suyunu kesen mülk sahipleri mağduriyet yaratıyor.

Hürriyet’ten Gülistan Alagöz’e konuşan Gayrimenkul Hukuku Derneği Başkanı Avukat Ali Güvenç Kiraz, kısa dönem kiralanan yazlık evlerdeki uygulamanın genele yayıldığını belirterek, “Kiracı sözleşme yapmak istediğinde emlak danışmanı veya mal sahibi yazılı sözleşme yapılmadığını, kiracının abonelikleri üzerine almasını istemediğini veya yazılı sözleşme yapılsa bile bir örneğinin kiracıya verilmeyeceğini şart koşuyor” dedi.

TAŞINMAZIN KULLANIMI ENGELLENEBİLİYOR

Emlak danışmalarının verdiği bilgiye göre, kimi ev sahipleri ‘fatura benim adıma kalsın, sen geldikçe ödeme yap’ derken, kimi de ortalama bir gider belirleyerek daha yolun başında kiraya ekliyor.

Kiraz, “Mal sahibi kiracı ile olan sözlü kira sözleşmesinin veya kiracıya örneği verilmeyen yazılı kira sözleşmesinin uzama dönemi geldiğinde, yasal artış oranı kapsamındaki artışı kabul etmediğinde, yani daha fazla artış talep ettiğinde kiracısının temel hizmetlerini kapatabilir. Kiracı yaşayabilmek için su elektrik ve doğalgaza ihtiyacı olduğu için de ya bu isteği kabul ediyor ya da tahliye ederek taşınmazı boşaltıyor. Mal sahibi kiracısının taşınmazı tahliyesini talep ettiğinde de yine aynı şekilde kiracı çıkmak istemediğinde aynı yöntemi kullanarak taşınmazın temel hizmetlerini kapatılıp taşınmazın kullanımı engelleyebiliyor.” diye konuştu.

Genel

İhale ile tarla satılacak

Mardin Kızıltepe’de 846,09 m² tarla ihale ile satılacak. 2886 sayılı yasanın 45’inci maddesi uyarınca Açık Teklif Usulü ile yapılacak.

İhale, Kızıltepe Kaymakamlığı Milli Emlak Müdürlüğü hizmet odasında toplanacak komisyonca belirtilen tarih ve saatte yapılacak.

Detaylar için 

Genel

Türkiye’deki bina stokunun büyük bölümü ‘imdat sinyali’ veriyor

Emlak uzmanı Salim Taşçı, Türkiye’de inşaat alanında son 20 yıl içinde yapılan işlemleri “Parola rant, işareti beton” diyerek özetledi. Taşçı, millet bahçelerinden öğrenci evlerine, betonlaşmadan müteahhitlere kadar çeşitli konularda Cumhuriyet’e açıklamalarda bulundu.

“PARA BOŞA GİDER”

Taşçı, milyonlarca lira harcanan millet bahçelerinin birinci derecede SİT alanı yapılması gerektiğini, aksi halde beş altı yıl sonra buraların kesin imara açılıp, konut yapılacağını söyledi. Taşçı ancak bu şekilde yapılan milyonlarca liralık harcamanın boşa gitmemiş olacağını dile getirdi. Artan betonlaşmaya dikkat çeken Taşçı, şöyle devam etti:

“Her yeri betonla doldurduk. Ne yapılıyor 20 senedir? Her yıl 1 milyon konut satılıyor. 30 yıl önce istatistik enstitüsü Türkiye’de 500 bin konut açığı var diyordu. Ben de ‘Hayır, milyonlarca var’ diyordum. Türkiye deprem kuşağında. Binalar ‘imdat çığlığı’ atıyor. ‘Yıkın beni, dedeniz yaşına geldim, doğru dürüst inşaat yapın’ diye bağırıyor.”

“ŞEHRİN AYNASIDIR”

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük kentlerdeki yapıların üçte birinin yenilenmesi gerektiğini vurgulayan Taşçı, binaların şehrin aynası olduğunu ancak Türkiye’deki arabesk yapılaşmanın tamamen ranta dayalı geliştiğini söyledi. Konut satışının 1 milyonun altına düşmediğini kaydeden Taşçı, dahası açık ortaya çıktığını belirtti. Taşçı, “Hadi bunun yarısı kiracılık vasfını kaybetmiş ev sahibi oluyor. Peki niye kiralık ev az? Çünkü korkunç şekilde göç var. Kırsaldan şehirlere yönelme var. Göç, kiralık ev sıkıntısını had safhaya getiriyor. Zenginin tuzu kuru tabii. Evler boş tutuluyor. Peki belediyeler, valilikler niye boş tutuyorsun diye neden sormuyor” değerlendirmesini yaptı.

Müteahhitler için de düzenleme yapılması gerektiğini vurgulayan Taşçı, “Adam karpuz sergisi açıyor, karpuz satıyor. O gün karpuzu çok iyi sattıysa akşam ‘Ben artık müteahhitlik yapayım’ diyor. Müteahhitliğe başlıyor. Bu alana düzenleme şart. Avrupa ülkelerinde müteahhit sayısı 12-14 bin arasında. Türkiye’de ise 380 bin müteahhit var. Önüne gelen müteahhit oluyor. Bunun denetim altına alınması gerekiyor. Her isteyen istediği şekilde müteahhitlik yapmamalı. Ondan dolayı yapılaşmada kaos ortamı var.”

Genel

Kekova’da zeytinliklerin satışa çıkarılması ‘kaçak yapı’ endişesine yol açtı

Demre ilçesinde batık tarihi kentin de bulunduğu dünyaca ünlü Kekova Adası’ndaki zeytinlikler, sahipleri tarafından satışa çıkarıldı. Kekova ve Üçağız Yarımadası’nda bir taraftan çok sayıda kaçak yapıyla ilgili şikayetler bulunurken, diğer taraftan bu adalardaki doğal sit alanı ve zeytinlik arazilerle ilgili satış ilanları arttı. Kaçak yapıların birçoğuyla ilgili yıkım kararı olmasına rağmen uygulanmadığı, bazılarıyla ilgili mahkeme süreçlerinin devam ettiği Kekova’da, son dönemde çok sayıda zeytinlik ve doğal sit alanı konumundaki araziler satışa çıkarıldı.

SATIŞ İLANLANLARI ARTTI

İnternet üzerinden verilen satış ilanlarından birinde Kekova Adası’nda müstakil tapulu 16 bin 273 metrekarelik zeytinlik için toplamda 1 milyon 627 bin TL talep ediliyor. Ada üzerindeki alanın zeytinlik olmasına rağmen ‘Satılık Arsa’ ibaresi dikkat çekiyor. Bir başka ilanda, Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki Kekova Adası’nda 20 bin metrekarelik arsa için 2,5 milyon TL isteniyor. İmar durumu sit alanı ve zeytinlik olmasına rağmen, ‘Satılık Arsa’ olarak gösteriliyor. Başka bir ilanda 30 bin metrekare için 4 milyon TL fiyat belirlenmiş. Aynı şekilde zeytinlik alan emlak tipi olarak ‘Satılık Arsa’ olarak gösteriliyor. Kale Üçağız’da ise denize sıfır Kekova Adası manzaralı özel koyu olan 19 bin 822 metrekare tarla vasfındaki arazi için 65 milyon TL isteniyor.

DOĞAL SİT VE ZEYTİNLİK STATÜSÜNDE

Tarihi batık kenti ile Türkiye’nin dünya turizminde kullandığı tüm reklamlarda görselleri mutlaka kullanılan Kekova’daki satış ilanlarının artışına ilişkin açıklama yapan Antalya Kent İzleme Platformu Başkanı Mustafa Şahin, doğal sit alanı ve zeytinlik statüsünde olan bu özel mülkiyet arazilerine, satışı sonrasında hiçbir şekilde çivi dahi çakılamayacağına dikkati çekti.

‘İMARA AÇILMASI MÜMKÜN DEĞİL’

Bu alanlarda yapılaşma mümkün olmamasına rağmen, kaçak yapılaşmalara şahit olunduğunu söyleyen Mustafa Şahin, bölgede daha önce 100 binlik imar planı çalışması yapıldığını, Kekova’nın da bir kısmını içine alan bu plana karşı açılan davanın sürdüğünü kaydetti. Şahin, “Zeytinlik alanların imara açılması mümkün değil. Ama bu şekilde el değiştirmeler mülkiyet hakkında mümkün ve satın alan kişi de kullanım hakkı neyse ancak o çerçevede yararlanabilir” dedi.

‘BÖLGE CAZİBE ALANINA DÖNÜŞÜYOR’

Havalimanı, duble yol tarzı doğayı tahrip edecek projelerin bölgedeki vatandaşın iştahını kabarttığını dile getiren Şahin, “Bölge cazibe alanına dönüşüyor. Bundan da herkes bir şekilde nemalanmak istiyor. Örneğin otoyol güzergahı boyunca sit alanları ve tarımsal alanlar tehdit altında kalacak demektir. Kaçak yapılaşma da bölgede en önemli sorunlardan biri” diye konuştu.

BİR GECEDE YAPILAN VİLLA YIKILMIŞTI

Çok sayıda kaçak villa ve benzeri yapının bulunduğu Kekova, Üçağız yarımadalarında 2021’in Temmuz ayında Yazkam Koyu’nda geçmişte ağıl olarak kullanılan taş yapı, İstanbullu bir iş kadını tarafından satın aldıktan sonra ağıl yıkılarak, yerine taştan 70 metrekare villa yapıldı. Orman arazisine yapılan villaya karşı açılan davada, villanın orman arazisine, birinci derecede tarihi ve doğal sit alanına, kıyı kenar çizgisi içine ve Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi içine inşa edildiği için yıkım kararı verildi. Yıkım kararının kesinleşmesinin ardından kaçak inşa edilen villa yıkıldı.

2020’DE DE 4 KAÇAK VİLLA YIKILDI

Yine Demre’de Hazine’ye ait birinci derece doğal ve tarihi sit alanına kaçak yapılan 4 villa, Demre Belediyesi yıkım ekiplerinin müdahalesi sonrası, 2020’nin Ocak ayında villaları yaptıran kişi tarafından kendi iş makineleriyle yıkıldı.

İNGİLİZİN KAÇAK VİLLASI KARARI BEKLİYOR

Üçağız Yarımadası’nda, Özel Çevre Koruma bölgesi ve 1’inci derecede doğal sit alanında ‘Ziyat Koyu’ olarak adlandırılan bölgede, İngiliz Cloudya Jamey Hankes’in büyük ortağı olduğu Eighty Five Ninety Five İnşaat Emlak Turizm ve Ticaret Şirketi üzerine kayıtlı kaçak yapı yıkılarak, 2020’de villa inşasına başlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Demre Belediyesi’nin yıkım kararları mahkemece onaylandı. Ancak istinaf mahkemesindeki itiraz sürecinin devam etmesi nedeniyle yıkım için bu kararın çıkması bekleniyor. (DHA)

Genel

Zeytinlikler ‘satılık arsa’ oldu

Antalya’nın Demre ilçesinde batık tarihi kentin de bulunduğu dünyaca ünlü Kekova Adası’ndaki zeytinlikler, sahipleri tarafından satışa çıkarıldı. Kekova ve Üçağız Yarımadası’nda bir taraftan çok sayıda kaçak yapıyla ilgili şikayetler bulunurken, diğer taraftan bu adalardaki doğal sit alanı ve zeytinlik arazilerle ilgili satış ilanları arttı. Kaçak yapıların birçoğuyla ilgili yıkım kararı olmasına rağmen uygulanmadığı, bazılarıyla ilgili mahkeme süreçlerinin devam ettiği Kekova’da, son dönemde çok sayıda zeytinlik ve doğal sit alanı konumundaki araziler satışa çıkarıldı.

Zeytinlik alana ‘satılık arsa’ ibaresi

İnternet üzerinden verilen satış ilanlarından birinde Kekova Adası’nda müstakil tapulu 16 bin 273 metrekarelik zeytinlik için toplamda 1 milyon 627 bin TL talep ediliyor. Ada üzerindeki alanın zeytinlik olmasına rağmen ‘Satılık Arsa’ ibaresi dikkat çekiyor. Bir başka ilanda, Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki Kekova Adası’nda 20 bin metrekarelik arsa için 2,5 milyon TL isteniyor. İmar durumu sit alanı ve zeytinlik olmasına rağmen, ‘Satılık Arsa’ olarak gösteriliyor. Başka bir ilanda 30 bin metrekare için 4 milyon TL fiyat belirlenmiş. Aynı şekilde zeytinlik alan emlak tipi olarak ‘Satılık Arsa’ olarak gösteriliyor. Kale Üçağız’da ise denize sıfır Kekova Adası manzaralı özel koyu olan 19 bin 822 metrekare tarla vasfındaki arazi için 65 milyon TL isteniyor.

Doğal sit ve zeytinlik statüsünde

Tarihi batık kenti ile Türkiye’nin dünya turizminde kullandığı tüm reklamlarda görselleri mutlaka kullanılan Kekova’daki satış ilanlarının artışına ilişkin açıklama yapan Antalya Kent İzleme Platformu Başkanı Mustafa Şahin, doğal sit alanı ve zeytinlik statüsünde olan bu özel mülkiyet arazilerine, satışı sonrasında hiçbir şekilde çivi dahi çakılamayacağına dikkati çekti.

‘İmara açılması mümkün değil’

Bu alanlarda yapılaşma mümkün olmamasına rağmen, kaçak yapılaşmalara şahit olunduğunu söyleyen Mustafa Şahin, bölgede daha önce 100 binlik imar planı çalışması yapıldığını, Kekova’nın da bir kısmını içine alan bu plana karşı açılan davanın sürdüğünü kaydetti. Şahin, “Zeytinlik alanların imara açılması mümkün değil. Ama bu şekilde el değiştirmeler mülkiyet hakkında mümkün ve satın alan kişi de kullanım hakkı neyse ancak o çerçevede yararlanabilir” dedi.

‘Bölge cazibe alanına dönüşüyor’

Havalimanı, duble yol tarzı doğayı tahrip edecek projelerin bölgedeki vatandaşın iştahını kabarttığını dile getiren Şahin, “Bölge cazibe alanına dönüşüyor. Bundan da herkes bir şekilde nemalanmak istiyor. Örneğin otoyol güzergahı boyunca sit alanları ve tarımsal alanlar tehdit altında kalacak demektir. Kaçak yapılaşma da bölgede en önemli sorunlardan biri” diye konuştu.

Bir gecede yapılan villa yıkılmıştı

Çok sayıda kaçak villa ve benzeri yapının bulunduğu Kekova, Üçağız yarımadalarında 2021’in Temmuz ayında Yazkam Koyu’nda geçmişte ağıl olarak kullanılan taş yapı, İstanbullu bir iş kadını tarafından satın aldıktan sonra ağıl yıkılarak, yerine taştan 70 metrekare villa yapıldı. Orman arazisine yapılan villaya karşı açılan davada, villanın orman arazisine, birinci derecede tarihi ve doğal sit alanına, kıyı kenar çizgisi içine ve Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi içine inşa edildiği için yıkım kararı verildi. Yıkım kararının kesinleşmesinin ardından kaçak inşa edilen villa yıkıldı.

2020’de de 4 kaçak villa yıkıldı

Yine Demre’de Hazine’ye ait birinci derece doğal ve tarihi sit alanına kaçak yapılan 4 villa, Demre Belediyesi yıkım ekiplerinin müdahalesi sonrası, 2020’nin Ocak ayında villaları yaptıran kişi tarafından kendi iş makineleriyle yıkıldı.

İngilizin kaçak villası kararı bekliyor

Üçağız Yarımadası’nda, Özel Çevre Koruma bölgesi ve 1’inci derecede doğal sit alanında ‘Ziyat Koyu’ olarak adlandırılan bölgede, İngiliz Cloudya Jamey Hankes’in büyük ortağı olduğu Eighty Five Ninety Five İnşaat Emlak Turizm ve Ticaret Şirketi üzerine kayıtlı kaçak yapı yıkılarak, 2020’de villa inşasına başlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Demre Belediyesi’nin yıkım kararları mahkemece onaylandı. Ancak istinaf mahkemesindeki itiraz sürecinin devam etmesi nedeniyle yıkım için bu kararın çıkması bekleniyor.

Haber

Enflasyon haziranda yüzde 78,6’ya çıktı

Tüketici fiyatları haziranda aylık bazda yüzde 4,95 artarken, yıllık enflasyon yüzde 78,62’ya çıktı. Anketlerde manşet enflasyonun aylık yüzde 5, yıllık yüzde 78,30 artacağı tahmin ediliyordu. Tüketici fiyatları Ocak-Haziran döneminde yüzde 42,35 artış gösterdi.
Çekirdek enflasyon yıllık 57,3’e yükseldi. Yurt içi üretici fiyatları aylık yüzde 6,77 artartken, yıllık üretici fiyatları yüzde 138,31 arttı.

Ulaştırmada yüzde 123,4 artış

Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 123,37 ile ulaştırma, yüzde 93,93 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 81,14 ile ev eşyası oldu.

Üretici fiyatları yüzde 138,31 arttı

TÜİK verilerine göre, Yİ-ÜFE (2003=100) 2022 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 6,77, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 61,68, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 138,31 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 88,77 artış gösterdi.

Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taşocakçılığında yüzde 142,68, imalatta yüzde 120,47, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 369,20 ve su temininde yüzde 81,47 artış olarak gerçekleşti.

Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara malında yüzde 126,06, dayanıklı tüketim malında yüzde 85,98, dayanıksız tüketim malında yüzde 111,81, enerjide yüzde 317,87 ve sermaye malında yüzde 85,65 artış olarak gerçekleşti.

Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taşocakçılığında yüzde 6,97, imalatta yüzde 6,33, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 9,53 ve su temininde yüzde 6,94 artış olarak gerçekleşti.

Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara malında yüzde 6,07, dayanıklı tüketim malında yüzde 4,00, dayanıksız tüketim malında yüzde 5,05, enerjide yüzde 12,02 ve sermaye malında yüzde 6,27 artış olarak gerçekleşti.

Haber

5 başlıkta asgari ücretin önemi

H. Bader ASLAN

Geçen haftanın ekonomi gündemini büyük oranda yılın ikinci yarısında asgari ücretin ne olacağı belirledi ve Cuma günü Sayın Cumhurbaşkanı, yüzde 30 zam ile net asgari ücretin 5500 TL olarak belirlendiğini duyurdu.

Asgari ücretin ne olduğu ve ne kadar zam yapılacağı, enfl asyon ve hayat pahalılığı nedeniyle her zamankinden önemli bir hale geldi ama konunun tek boyutu bu değil. Gelin asgari ücretin neden önemli olduğunu beş başlık altında özetleyelim…

1-ENFLASYON VE HAYAT PAHALILIĞI

Asgari ücret tespiti Türkiye için sadece bu yıl değil, her yıl önemli bir süreç. Ama bu yılı öncekilerden önemli kılan özel bir durum var. Çok değil, geçen Kasım ayında yüzde 21 olan enfl asyon, sadece altı ay içinde yüzde 73,5’e yükseldi. Bu sabah Haziran verisi açıklandığında daha yüksek bir oran göreceğiz. Gıda ve enerji başta olmak üzere pek çok ürünün fiyatı moral bozucu derecede yükseldi. Gıda enfl asyonu, manşet enfl asyonun çok daha üzerinde. Yani asgari ücret ile geçinenler ve düşük gelirliler, enfl asyonu diğer gelir gruplarından daha sert hissediyor.

Bu grafik 2020 başından bu yana yaşanan enfl asyonu ve asgari ücret düzeyini gösteriyor. Her ikisinin de 2020 başında 1 olduğunu varsayalım. 2020 boyunca ücret sabitken enfl asyon yükselmeye devam ediyor ve asgari ücretliler bir refah kaybı yaşıyor (1 ile işaretli kısım). 2021 başında yapılan zamla bu refah kaybı gideriliyor hatta yapılan zammın getirdiği ek refah üç ay boyunca enfl asyonun üzerinde kalıyor. Ancak 2021’in son döneminde birden enfl asyon hızlanıyor ve 2 ile işaretli kısımda gördüğünüz ölçüde refah kaybı yaşanıyor. 2022 başında yapılan zam ile bu kayıp karşılansa da iki ay içinde etkisi ortadan kalkıyor. Bu yılın ilk yarısında fiyatlar hızla yükselmeye devam ettiği için yıl ortasında geçen haftaki zam yapılıyor.

2-ASGARİ ÜCRETİN YAYGINLIĞI

Asgari ücretin Türkiye için önemli olmasının ikinci nedeni, asgari ücret ve buna yakın ücret alanların sayısının yüksek olması. Asgari ücret çalışan nüfusumuzun küçük bir kısmı tarafından kazanılan bir ücret olsa, bu kadar önemli olmayabilirdi. Ama farklı göstergeler çalışan nüfusun çok önemli bir bölümünün emeğinin karşılığı olarak asgari ücret aldığına işaret ediyor. Türkiye’de çalışan sayısı 30 milyon 371 bin. Bunların yarıya yakın bir kısmının asgari ücret, asgari ücretin bir miktar altı ya da bir miktar üstünde ücret kazancı olduğu tahmin ediliyor.

3-ÜLKEDEKİ ÜCRET YAPISI

Türkiye’de ücretli çalışanlar hakkında yapılabilecek bir tespit ise şu: Asgari ücret ve diğer ücretler arasında yaygın kopukluk yok. TÜİK’in Kazanç Yapısı Araştırması’na göre asgari ücretliler, ülke genelinde ücretli çalışanların yaklaşık yarısı kadar gelir elde ediyor.

Ortanca ücret seviyemiz de bunu teyit ediyor. Ortanca ücret, ülkedeki tüm ücretler düşükten yükseğe doğru sıralandığında tam ortada kalan ücret seviyesini gösterir ve ülkedeki asgari ücretin diğer ücretlerden ne kadar farklılaştığını anlamamıza yarar. Oranın yüksek olması asgari ücretin, diğer ücretlere yakın bir düzeyde olduğu, düşüklüğü ise uzak olduğu gibi yorumlanır. Türkiye’de asgari ücretin ortanca ücrete oranı son derece yüksek. OECD’nin 2020 verilerine göre yüzde 69 ile Kolombiya, Şili ve Kosta Rika’dan sonra dördüncü sırada geliyoruz. Son yıllarda oran hep bu civarda dalgalanıyor. Yani Türkiye’de asgari ücret, genel olarak diğer ücretlere çok yakın.

4-ASGARİ ÜCRET ARTIŞININ BİR REFERANS OLMASI

Dördüncüsü, asgari ücrete yapılacak artış oranı, sadece asgari ücreti ve asgari ücretlileri etkilemiyor. Pek çok işletmedeki asgari ücretliler dışında çalışanların ücret artışları da buna göre belirleniyor. Ayrıca, bazı meslek gruplarının fiyat tarifeleri de asgari ücret artışı ile paralellik gösteriyor. Bunun yanında, işsizlik ödenekleri ve sosyal güvenlik primlerinin alt ve üst sınırları da asgari ücrete göre değişiyor. Yani asgari ücretin ne olacağı, sadece asgari ücretlilerin değil, diğer çalışanların, işverenin, sigorta şirketlerinin, ev sahiplerinin, vb. de sorunu.

5-VERGİ GELİRLERİ

Türkiye’de toplam vergi gelirlerinin aşağı yukarı 4’te birini gelir vergisi oluşturuyor. Bunun da çok büyük kısmı ücretlilerin kazançlarından alınan gelir vergisi oluşturuyor. Ücretlilerin yarıya yakınının asgari ücretli olduğu mevcut durumda, asgari ücret artışı aynı zamanda devletin vergi gelirlerinin de artması anlamına geliyor.

Haber

Altılı masa 5. taplantısı: Liderlerden ortak açıklama

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Merkezi’nde düzenlenecek “Liderler Buluşması”nda buluştu.

Toplantıdan sonra yapılan yazılı açıklamada, “BDDK’nın geçtiğimiz hafta içinde aldığı kararlar da açık bir şekilde serbest kambiyo sisteminden sermaye kontrol sistemine geçişin adımları olarak görülmektedir. Siyasi iktidar tarafından Haziran ayında TBMM’ye sunulan ek bütçe ise ekonomi politikalarının iflasının itirafıdır” ifadesi dikkat çekti.

Liderlerin yaptığı ortak açıklama şu şekilde:

“Ülkemize ve milletimize ağır ekonomik, sosyal ve psikolojik bedeller ödeten Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin açtığı yaraları sarabilmek, hukukun üstünlüğünü ve siyasi ahlakı yeniden tesis edebilmek için büyük bir kararlılıkla başlattığımız işbirliği sürecinin beşinci toplantısını bugün İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in ev sahipliğinde gerçekleştirdik.

İktidarın milletimizi kutuplaştırarak birbirine hasım ilan eden bu kutuplaşma üzerinden çıkar düzenini sürdürmeyi amaçlayan kirli siyasetinin karşısında huzurun hâkim olduğu “Yarının Türkiyesi’ni” inşa etmeye kararlıyız.

Bu vesileyle, bundan tam 29 yıl önce Madımak ve Başbağlar’da yitirdiğimiz vatandaşlarımızı bir kez daha saygı ve rahmetle anıyor, yaşananlardan ders çıkararak, nice acı tecrübeleri yaşamamıza sebep olmuş bu siyaset anlayışını ve bu nefret dilini reddettiğimizi ve memleketimizde toplumsal barışı mutlaka tesis edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

Bugünkü toplantımızda, işbirliğimizin geldiği aşamayı, milletimizin gündemindeki sıkıntıları ve o sıkıntıları çözmek üzere atılacak yeni adımları ele aldık.

Altı siyasi partinin Genel Başkanları olarak, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakatımız” ile “Temel İlkeler ve Hedefler” metnimizi daha önce milletimizle paylaşmıştık. Ayrıca, görevlendirdiğimiz Seçim Güvenliği ve Kurumsal Reformlar Komisyonlarının çalışmaları da kamuoyunun takdirine sunulmuştur.

Anayasal ve Yasal Reformlar Komisyonu çalışmalarını düzenli bir şekilde sürdürmektedir.

İktidarın son dönemde devreye sokmaya çalıştığı politikaların dünyaya kapalı ve otoriter bir yapının kalıcı nitelik kazanması hedefine dönük olduğu açıktır. Bu çerçevede, BDDK’nın geçtiğimiz hafta içinde aldığı kararlar da açık bir şekilde serbest kambiyo sisteminden sermaye kontrol sistemine geçişin adımları olarak görülmektedir.

Siyasi iktidar tarafından Haziran ayında TBMM’ye sunulan ek bütçe ise ekonomi politikalarının iflasının itirafıdır. İktidar, tercihini bir kez daha enflasyonla ve işsizlikle mücadeleden, çiftçinin, memurun ve emeklilerin dertlerinden değil yandaş müteahhitlerinden ve faiz lobilerinden yana yaptığını açıkça göstermiştir.

Genel Başkanlar olarak bizler, iktidarın ülkemizi geçen yüzyılda kalan, kapalı bir ekonomi-politik sisteme yöneltme çabalarına karşı mücadele etme kararlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz.

Kurallı, verimli, rekabetçi, istihdamı önceleyen bir ekonominin güvencesi olarak, yüksek enflasyon ve işsizliği bitirmeye, çiftçimizi, emekçimizi, sanayicimizi, esnafımızı, memurumuzu ve emeklimizi refaha kavuşturmaya; milletimizin hiçbir ferdini açlık sınırının altında bir asgari ücrete mahkûm etmemeye kararlıyız.

Öte yandan, TBMM gündemindeki, özünde sansür niteliği taşıyan dezenformasyon yasa teklifi, siyasal ve toplumsal muhalefeti suçlu ilan ederek cezalandırmaya ve demokratik seçim ortamını zedelemeye odaklanmıştır. Dezenformasyon yasasının ertelenmesi bizi asla rehavete sürüklemeyecektir. Basın ve ifade özgürlüğünü savunma konusundaki kararlı tutumumuzu sürdüreceğiz.

Türk dış politikasında ise son yıllarda kişisel ve tepkisel tercihlere bağlı olarak yaşanan; savrulma, hedefsizlik ve vizyonsuzluğun son örneği, NATO’nun Madrid Zirvesi sürecinde görülmüştür. Türkiye’nin haklı taleplerini somut güvencelere bağlamayan üçlü mutabakat metni, bir iç siyaset malzemesi olarak kullanılması dışında herhangi bir değer taşımamaktadır.

Bu çerçevede dış politikayı şahsi menfaatlere göre değil, millî menfaatlere göre yöneteceğiz. Türkiye’yi itibarı sarsılan değil; sözü dinlenen, saygın ve bölgesinin en güçlü ülkesi yapacağız.

Bir kez daha altını çizmek isteriz ki;

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçtiğimiz 2018 yılından bu yana sadece siyasi iktidarın ve bir avuç azınlığın memnun olduğu, vatandaşlarımızın ise feryat ve isyan ettiği, adaletsiz, haksız ve keyfi uygulamalarla, çarpık ve gayri ahlaki kriterlerle karşı karşıyayız.

Ülkemizin yaşadığı, özellikle son dört yıldır katlanarak artan ve milletimize ağır bir yük hâline gelen tüm sorunların kaynağında, tek bir kişinin ve onun belirlediği dar bir zümrenin tahakkümünü esas alan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi vardır.

Bu sorunları aşabilmenin yolu, siyasi iktidar ve ortaklarının tüm gündem değiştirme çabalarıyla yıpratmaya çalıştıkları Cumhuriyet değerlerimize ve demokratik hukuk devleti ilkelerine sımsıkı sarılarak millî egemenliğimizi esas alan “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi” yine milletimizin teveccühü ile hayata geçirmek üzere, seçim sandığının bir an evvel milletimizin önüne getirilmesidir.

İşte bu nedenle, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile hedefimiz:

Mahkûm edildikleri işsizlik ve baskı altına alınmaya çalışılan özgürlükler de dahil olmak üzere, gençlerimizin önündeki tüm engelleri kaldırıp, hayallerine kavuşabilmelerini sağlamaktır.

İşletmelerimizin yurt dışı ile rekabet edebilmeleri ve hem ulusal hem de uluslararası piyasalarda marka değeri oluşturmalarına destek olmaktır.

Esnafımızın, üreticimizin, sanayicimizin ve çiftçimizin, tüketiciye, uygun fiyata kaliteli ürün sunabilmesi, ürettiğinden kazanabilmesidir.

Memurumuzun, işçimizin, emeklilerimizin hak ettiği yaşam kalitesine kavuşmasıdır.

Kapsayıcı politikalarla yoksulluğun, özellikle de kadın ve çocuk yoksulluğunun sonlandırılması, milletimizin her bir ferdinin refahtan adil pay almasını sağlamaktır.

Özetle, sadece yönetim sisteminin değil, topyekûn hayatlarımızın değişmesidir. Milletçe hak ettiğimiz, 21’inci yüzyıla yakışır, mutlu ve refah içinde bir Türkiye’ye kavuşmaktır.

Bilinmesini isteriz ki;

Altı siyasi partinin ortak akıl ve makulde buluşmak üzere oluşturduğu istişare mekanizmasını, adaylık tartışmasına indirgemeye çalışanlar, milletimizin ve ülkemizin geleceğine dair büyük bir kazanım olarak gördüğümüz çalışmalarımızı asla sekteye uğratamayacaktır.

Bir kez daha ilan ediyoruz ki;

Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Güçlendirilmiş Parlamenter sistemden yana olan, demokrasi âşıklarının adayı olacaktır.

Bu vesileyle, 9 Temmuz 2022’de idrak edeceğimiz Kurban Bayramının aziz milletimize ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.”