Haber

“Bekle-gör”ün zamanı değil

Servet YILDIRIM

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun bugün alacağı kararı öngörmek zor ama nasıl bir karar alması gerektiği üzerine konuşmak mümkün. Aslında her ne kadar sürdürülebilir büyümeye geçiş sorunu da olsa ekonominin içinde bulunduğu durum ve enflasyon beklentilerindeki bozulma para otoritesine politika uygulamasında çok fazla esneklik bırakmıyor. Enflasyon hedeflemesi yapan bir merkez bankası için mevcut tablo oldukça sıkıntı verici. Enflasyon hem tüketici, hem de üretici fiyatlarıyla yılbaşında hedeflenenin ve piyasanın beklentisinin üzerine çıkmış. Ana eğilimi gösteren çekirdek enflasyon göstergeleri yüksek seviyelere ulaşmış. Enflasyon beklentileri hızla bozulmaya başlamış. Kurlardan enflasyona geçişkenliğin yüksek olduğu bir ortamda TL’deki zayıflama devam ediyor.

İşte bu gelişmeler normal şartlarda Merkez Bankası’nı bugün faiz artırmak zorunda bırakır. Her şeyden önce yasası böyle davranmasını gerektirir. Merkez Bankası yasasında bankanın temel görev ve yetkilerinin tanımlandığı ünlü 4’üncü maddesinde “Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır” der. Yine aynı maddenin temel görevleri sıraladığı bölümü ise bankaya “Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı ve para ve döviz piyasaları ile ilgili düzenleyici tedbirleri almak” görevini verir. Yasal açıdan bakıldığında fiyatlardaki ve finansal sistemdeki istikrar açısından bankanın aksiyon alması gerekiyor. Bu iki alandaki istikrar için ise öncelikle TL’deki istikrarın sağlanması gerekiyor. Döviz kurlarının yükselmesi hem beklentileri bozuyor hem de ithal malların fiyatlarını TL cinsinden artırarak enflasyonu artırıyor. Buna ek olarak ithal mallarının fiyatları arttıkça toplam arz azaldığı için fiyat düzeyleri ayrıca artıyor.

Kurdaki istikrarı sağlamanın ise çeşitli yöntemleri var. Son dönemdeki gibi sermaye çıkışının yaşandığı dönemlerde kısa vadeli faizlerin yükselmesi sermaye çıkışlarını caydırıcı etki yapmaktadır. Bunun da ötesinde Türkiye’nin mevcut durumu tersine çevirebilmesinin yolu sermaye çıkışını önlemek olduğu kadar dışarıdan içeriye taze sermaye girişini de başlatabilmektir. Yabancı parasını bir ülkeye getirirken yüksek getiri arar. Borç verirken ya da şirket hissesi veya emlak alırken amacı kendi ülkesinde kazanamadığı parayı kazanmaktır. Asırlardır bu piyasalarda kural budur. Sadece bizim değil birçok ülkenin karşılaştığı durumdur. Sorunu burada değil, ekonomilerin bu paraya bağımlı hale gelmesinde aramak gerekir. Mevcut tabloda ekonominin rahatlaması için dışarıdan kaynak girişinin sağlanması elzemdir.

Yüksek getiri arayan yabancı yatırımcı için kur kritiktir. Eğer TL değer kaybetmeye devam ederse TL varlıkları alan yabancının çıkışta uğrayacağı devalüasyon kaybı faizden kazandığını silip götürür. Rahmetli Güngör Uras’ın bir zamanlar dediği gibi şimdi ise “Yabancı yatırımcının içine kurt düştü. Döviz fiyatının ne kadar artacağı belli değil. O halde faiz artırımı olmalı ki, faiz güvencesi, döviz riskindeki belirsizliği dengeleyebilsin.”

Peki, Merkez Bankası bugün ne yapar? Tahmin etmek zor. Ancak TCMB açısından “bekle-gör”ün zamanı değil. Enflasyon hedeflemesi rejiminin başarısı açısından, hem politika araçları hem de iletişim yoluyla beklentilerin yönetilebilmesi önemlidir. Ben faiz artırımı konusunda baskı altında olan Banka’nın faizi doğrudan artırmak yerine dolaylı davranmayı tercih edeceğini düşünüyorum. Anketlere göre piyasadaki beklenti de bu yönde. TCMB’nin “politika faizim” dediği ve ihale yoluyla bir haftalık fon sağladığı yüzde 8.25 olan repo faizine dokunmayıp, bankaları fonlamak için yüzde 11.25’lik geç likidite penceresi (GLP) faizini artırabilir. GLP 2017’ye kadar günün sonunda para bulamayan ya da elindeki parayı plase edemeyen bankaların başvurdukları teknik bir imkândı ve çok fazla dikkate alınmazdı. Politika faizini artıramayan merkez bankasının parasal sıkılaştırmayı geçici kılmak için başvurduğu bir yol olarak ortaya çıktı. Böylece faiz artırmadan faiz artırmış olacaktı. Bir süre etkili de oldu ama yaklaşık 1.5 yılın sonunda TCMB politika faizini tam 8.5 puan artırmak zorunda kaldı. Eğer sıkılaştırma GLP yoluyla yapılacaksa çeyrek ya da yarım puanlık artışlar yerine daha yüksek artışlar yapılmalı. Ama sermaye çıkışını tersine çevirecek ve rezerv üzerindeki baskıyı hafifletecek asıl güçlü hareket GLP yerine politika faizini ya da her ikisini birden artırmaktır. Para politikası ne kadar basit ve açık olursa o kadar başarılı olur. Basitlik ve netlik politika uygulamasının etkinliğini azaltmaz, aksine daha da artırabilir. Bu arada faiz artırımının yanı sıra TCMB’nin bazı likidite önlemleri açıklaması da sürpriz olmamalı.

Leave A Reply