Haber

Sömestir tatilinde yaklaşık 1 milyon kişi termal otelleri tercih etti

Termal Sağlık ve Turizm Derneği Başkanı Yavuz Yılık, havaların soğuk olması termal otellere ve diğer alternatif turizme yönlendirdiğini söyledi.

Yılık, “Aileler bir taraftan termal turizm yaparken bir taraftan da Uludağ’a çıkmış oldular. Termal otel doluluk oranları yüzde 100’e ulaşmış durumda” açıklamasında bulundu.

Çocukların hem dinlendiğini hem de sağlıklı bir ortamda tatillerini geçirdiğini kaydeden Yılık, ailelelerin İzmir, Denizli, Pamukkale, Afyon, Bursa ve Yalova’da kayak ve termal turizmini birleştirerek güzel bir tatil yaptığını, yerli halkın yüzde 80’e yakınının tercihinin bu bölgeler olduğunu, yüzde 20’sinin de yurt dışından katıldığının altını çizdi.

Otel rezervasyonlarının kayak ve termal açısından tam doluluğa ulaştığını hatırlatan Yılık, yaklaşık 1 milyona yakın kişinin sömestir tatilinde termal otellerde konakladığına dikkati çekti.

Ailelerin öncelikli tercihi

Yalova Termal Kaplıcaları İşletme Müdür Yardımcısı Burhan Topsöğüt ise 1080 dönümlük bir arazi içerisinde tesise sahip olduklarını, Yalova’nın hem tarihi hem arkeolojik bölgede konumlandığını ve doğal sit alanı olduğunu söyledi.

Topsöğüt, İstanbul’a yakın olduklarından dolayı sömestir tatili vesilesiyle ailelerin genelde apartları tercih ettiklerini belirtti.

Şu anda otellerinin yüzde 65’inin çocuklu ailelerden oluştuğunu kaydeden Topsöğüt, “Her sene bu şekilde oluyor. Otelimizin doluluk oranı okullar tatile girdiğinde, bayramlarda İstanbul ve Ankara’dan daha çok aileyi ağırlıyar.” ifadelerini kullandı.

Topsöğüt, otellerinin tercih edilmesinde ise açık termal havuza sahip olmalarının etkili olduğunu sözlerine ekledi

Haber

Doğu’da kar nedeniyle 961 yerleşim birimine ulaşım sağlanamıyor

Van, Hakkari ve Bitlis’te kar ve tipi nedeniyle 961 yerleşim biriminin yolu ulaşıma kapandı.

Van Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, dün akşamdan bu yana etkili olan kar ve tipiden dolayı 579 mahalleye ulaşım sağlanamıyor.

Karla mücadele ekipleri, kapalı yolların açılması için çalışmalarını sürdürüyor.

Van Valiliği de yoğun kar nedeniyle İpekyolu, Edremit ve Tuşba ilçelerinde özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde bugün eğitime ara verildiğini duyurdu.

Bu ilçelerdeki engelli ve hamile kamu personellerinin de idari izinli sayılacağı bildirildi.

Kar kalınlığının yarım metreyi geçtiği kent merkezinde, evler, araçlar ve ağaçlar kar altında kaldı. Güne karla uyanan vatandaşlar, kar altında kalan araçlarını ve iş yerlerinin önünü temizledi. Bazı yolların kapalı olması nedeniyle araçlarını çıkaramayanlar, yürüyerek işe gitmeye çalıştı.

Van Büyükşehir Belediyesi ekipleri, kentteki ana arterlerde ve kaldırımlarda biriken karları temizledi.

Yoğun kar nedeniyle kentte düzenlenmesi beklenen bir çok program da iptal edildi.

Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü ekipleri, Van-Bahçesaray kara yolundaki 2 bin 985 rakımlı Karabet Geçidi’ni çığ tehlikesine karşı geçici olarak kapattı. Van-Hakkari kara yolunda da ulaşım kontrollü olarak sağlandı.

Bitlis

Bitlis’te İl Özel İradesi Genel Sekreteri Ümit Kurtkan, kentte kar ve tipiden dolayı 257 köy yolunun ulaşıma kapandığını belirtti.

Kurtkan, kardan kapanan köy yollarının ulaşıma açılması için çalışmaların yürütüldüğünü kaydederek, acil durumlar için ekiplerin hazır bekletildiğini ifade etti.

Kar ve soğuk havanın yaşamı olumsuz etkilediği kentte, vatandaşlar ve sürücüler zor anlar yaşadı.

Belediye ekipleri cadde ve sokaklarda karla mücadele çalışması yaptı, vatandaşlar da ev ve iş yerlerinin önündeki karları temizledi.

Hakkari

Valilikten yapılan bilgilendirmeye göre, Hakkari ve ilçelerinde 28 köy ile 97 mezra yolu ulaşıma kapandı.

İl Özel İdaresi karla mücadele ekipleri, olumsuz hava koşulları nedeniyle kapanan 125 yerleşim biriminin yolunun açılması için çalışmalarını sürdürüyor.

Muş

Muş’ta da etkili olan kar, kent merkezini beyaza bürüdü. Muş-Bitlis kara yolunda yoğun kar ve sis nedeniyle sürücüler ilerlemekte güçlük çekti.

Karayolları ekipleri, Muş-Bitlis kara yolunda kar temizleme çalışması yürüttü.

Erzurum’da gece ve sabah saatlerinde aralıklarla etkisini gösteren kar yağışının ardından kent beyaza büründü.

Karın ardından oluşan soğuk havanın da hakim olduğu kentte, sürücüler, karla kaplı yollarda ilerlemekte zorlandı.

Yağış sonucu kent merkezinde kar kalınlığı 11, Palandöken Dağı’nda ise 78 santimetreye ulaştı.

Büyükşehir Belediyesi ekipleri, kentteki vatandaşların ihtiyaçlarını karşılaması ve ulaşımın rahatlıkla sağlanması için kar temizleme ve tuzlama çalışması yaptı.

Kars

Dondurucu soğukların yaşandığı Kars’ta, bazı göletler, dereler ile sulak alanlar dondu.

Susuz ilçesine bağlı Porsuklu köyünden geçen çay da soğuk hava nedeniyle tamamen dondu. Buzla kaplanan çayda çocuklar buz üzerinde eğlenceli vakit geçirdi.

Soğuk hava nedeniyle kent merkezindeki bina çatılarında da buz sarkıtları oluştu.

Ardahan

Ardahan kent merkezinde kısa süreli kar yağışı etkili oldu.

Kar yağışı yükseklerde ise tipiye dönüştü.

Kentin Ardahan-Posof ve Ardahan-Şavşat bağlantılı kara yollarında yoğun tipi ulaşımı aksattı.

Ağrı

Ağrı’da ise gece saatlerinde etkisini gösteren kar yağışı, ulaşımda aksamalara yol açtı.

Beyaza bürünen kentte vatandaşlar da karla kaplı kaldırımlarda ilerlemekte güçlük çekti.

Karayolları, İl Özel İdaresi ve Ağrı Belediyesi ekipleri, ulaşımda herhangi bir sıkıntı yaşanmaması için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.

Yoğun kar uyarısı

Meteoroloji 14. Bölge Müdürlüğü, Van ve Hakkari için yoğun kar uyarısında bulundu.

Müdürlükten yapılan açıklamaya göre, bölge genelinde hava parçalı çok bulutlu, Van ve Hakkari çevresinde yoğun kar yağışlı olacak.

Hava sıcaklığının mevsim normallerinde seyredeceği bölgede rüzgarın, kuzeyli yönlerden hafif, zaman zaman orta kuvvette esmesi bekleniyor.

Günün en yüksek sıcaklıklarının ise Van’da 1, sıfırın altında olmak üzere Hakkari ve Muş’ta 1, Bitlis’te 3 derece olması bekleniyor.

Hava sıcaklıkları yurt genelinde azalıyor

Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan duyuruya göre, Türkiye’nin kuzey, iç ve doğu kesimlerinde hava yarın sabah saatlerine kadar parçalı ve çok bulutlu olacak.

Karadeniz, Doğu Anadolu’nun güneydoğusu ve Güneydoğu Anadolu’nun doğusuyla Sakarya, Bilecik, Sivas ve Ardahan çevrelerinde karla karışık yağmur ve kar yağışı tahmin ediliyor. Diğer yerlerde havanın az bulutlu ve açık geçmesi bekleniyor.

Rize, Artvin, Hakkari ve Şırnak çevrelerinde yoğun kar yağışı öngörülürken, sabah ve gece saatlerinde iç ve doğu kesimlerde buzlanma ve don olayıyla birlikte yer yer sis ve pus tahmin ediliyor.

Hava sıcaklıklarının yurt genelinde 2 ile 4 derece azalması, kuzey ve iç kesimlerde mevsim normallerinin yer yer altında seyretmesi bekleniyor.

Rüzgarın, genellikle kuzeyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Doğu Akdeniz’in iç kesimleri ile Malatya, Elazığ, Adıyaman çevreleri ve Muğla’nın iç kesimlerinde kuvvetli ve tam fırtına (70-100 kilometre/saat) şeklinde esmesi öngörülüyor.

Kaynak: AA

Haber

BTM, 2023’e kadar 10 “Turcorn” çıkaracak

Ev sahipliğini İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç’in yaptığı açılış töreninde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, “Vizyoner fikirleri dünyayla buluşturmayı ve girişimcilerin finansa daha kolay erişmesini amaçlayan bu Merkezin, pek çok start-up’ın başarısında söz sahibi olacağını düşünüyorum” dedi. Girişimciliği bir ekosistem olarak ele aldıklarını dile getiren Varank, “2023 Stratejimizin temel politika bileşenlerinden birini girişimcilik olarak belirledik. Fikirlerini ekonomik değere dönüştürmeyi başarmış çalışkan girişimcilerimiz var. Hatta onların başarı hikâyeleri, dış basında da sıklıkla kendine yer buluyor. Bugün de 13 farklı girişimci kendilerini anlatmak istiyormuş. Onları da kırmayacağım programdan sonra kalıp onların fikirlerine kulak vereceğim. Biz Bakanlık olarak sunduğumuz desteklerle, bu başarı hikayelerinde, girişimcilerimizin yanında yer alıyoruz” diye konuştu.

Girişimcilik ekosistemi daha da güçlenecek

Önümüzdeki dönemde, girişimcilik ekosistemini daha da güçlendirecek somut adımlar atacaklarını belirten Varank, “Ekosistemde yer alan tüm paydaşların faydalanması için Türkiye Girişim Ekosistemi Platformu ve İnternet Sitesini kuruyoruz. Bu platformda yatırımcılar tanıtılacak ve girişimcilerin kullanabileceği kaynaklar hakkında bilgiler yer alacak. Erken dönem girişimciler için vergisiz veya kolay vergili dönem gibi uygulamaları geliştirmek istiyoruz. Girişimlerin başlangıç aşamasından, ölçeklenme aşamasına geçişlerinin daha sıkı takipçisi olacağız. Bu noktada özellikle, küreselleşme iddiası olan derin teknoloji tabanlı girişimleri pozitif ayrıştıracağız. Finansman kaynaklarını çeşitlendirmek için; melek yatırımcı sayısı ve etkinliğini artıracak, kitlesel fonlamanın kullanımını yaygınlaştıracağız. Dolayısıyla 2023 Stratejimize koyduğumuz en az 10 Turcorn, yani bir milyar dolar üzerinde değerlemeye sahip Türk Unicorn hedefi uzak bir ihtimal değil” dedi.

“Özel sektör de girişimciliği desteklemeli”

Halihazırda, girişimciliği yüzde 90 oranında kamunun desteklediğine dikkat çeken Varank, “Ancak bu sağlıklı bir durum değil. Özel sektörün de bu alana daha fazla yönelmesi, ilgi göstermesi, risk alması, yatırım yapması lazım. İki yönlü mekanizmayı etkin şekilde işletmeliyiz. Bir taraftan girişimcilerimiz kendilerini daha iyi anlatmalı, yurtiçi ve yurtdışından yatırım çekmeye odaklanmalı. Diğer taraftan özel sektör; girişim sermayedarlığına yönelmeli, keşfedilmemiş potansiyeli ekonomiye kazandırmalı. Melek yatırımcılar ve risk sermayedarları daha fazla ön plana çıkmalı. Biz elbette kamu olarak desteklerimize devam edeceğiz. Fakat, hızlı büyüyen, dinamik, rekabetçi ve gençleri cezbeden yeni iş alanları için özel sektörün piyasaya sunacağı ilave kaldıraç da önemli” diye konuştu.

Ekonomik görünümün canlanmaya devam ettiğini, yeniden büyüme eğilimine girildiğini, faizler düşüp iç talebin güçlendiğini ve ekonomiye olan güvenin arttığını belirten Varank, “İhracat rakamları yükseliyor, yani dış talep cephesi de kuvvetli. 2020 yılında büyüme çok daha fazla hız kazanacak. Gerek insan kaynağı gerekse Ar-Ge alanında kurduğumuz güçlü altyapı sayesinde emsal ülkelere göre ciddi avantajlara sahibiz. İşte böyle bir konjonktürde; yeni alanlara yönelen, trendleri belirleyen, iç ve dış pazarlardaki boşluklara odaklanan start-up’lar geleceğin kazananları olacak. Resmi açılışını yaptığımız bu Merkezde; start-up’ları, girişimleri, harekete geçirme, cesaretlendirme ve yönlendirme konusunda oldukça kritik bir fonksiyon üstlenecek” dedi.

Varank, Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’nin geleceğin Turcorn’larına ev sahipliği yapmasını temenni ettiğini belirterek sözlerini tamamladı.

Girişimci beyinlere sahip çıkmamız gerekiyor

“Bugün burada gördüğümüz seçkin topluluk, bize yarınlar için umut veriyor. Aynı zamanda bize, Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’nin hedefine ulaştığını gösteriyor” diyerek sözlerine başlayan İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç de konuşmasında, “İstanbul Ticaret Odası’nın yeni yönetimi olarak, göreve geldiğimiz andan itibaren bütün ağırlığımızı Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’ne verdik. Çünkü Türkiye’nin sıçrama yapmasının ancak girişimci fikirlerine sahip çıkmasıyla mümkün olacağının bilincindeydik” dedi. Avdagiç şöyle devam etti:
“Türkiye olarak bizim beyinlerimize sahip çıkmamız, onları geliştirmemiz, önlerini açmamız gerekiyor. Bunu yapabilirsek, yenilikçi fikirlerin endüstriye hızla etki ettiği bir çağda, bizim büyük bir başarı ortaya koymamız mucize değildir.

Biz de özel sektörün en büyük meslek örgütü olarak Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi ile bu konuda, üzerimize düşeni yapıyoruz. Allah şükürler olsun ki, emeklerimizin karşılığını aldık. Gayretlerimizin neticesinde BTM, İstanbul Ticaret Odası’nın bölgesel ve küresel gücünü layık bir merkez haline geldi. Artık Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi, yenilikçi fikir sahiplerine, projelerini hayata geçirmede gerekli tüm bileşenleri sunan bir startup merkezidir.”

BTM, dünyada bir ilk

Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’nin, açılışı yapılan yeni mekanındaki mevcut fiziki kapasitesiyle, girişimci sayısıyla, sahip olduğu iş ağıyla; Türkiye’nin en büyük startup merkezi olduğunun altını çizen Avdagiç, “Bizim için en büyük ölçüt olan dünyadaki benzer startup merkezler arasında ise ‘hatırı sayılır’ bir konumdadır. Bunun delili de Doha’da düzenlenen World IncubationSummit’te, UBI Global tarafından 700’den fazla kuluçka ve hızlandırma merkezi arasından ‘Dünyanın En Gelecek Vaad Eden Programı’ ödülüne layık görülmesidir. BTM’nin benzersiz bir özelliği ise dünyada ilk defa bir ticaret odası tarafından kurulan startup merkezi olmasıdır. Bunun sağladığı imkan ve desteklerle katılımcılarına önemli ayrıcalıklar sunuyor” diye konuştu.

2,5 yılda 10 kat büyüdü

“BTM olarak biz girişimcilerimizden herhangi bir hisse veya ortaklık talep etmiyoruz. Tüm hizmetlerimizi ücretsiz olarak sunuyoruz” diyen Avdagiç, sözlerini şöyle tamamladı: “2017’de 30 startup ve 100’e yakın girişimciyle yola çıkan BTM, tam 10 kat büyüdü. Bugün BTM’nin başta yapay zeka olmak üzere birçok sektörden kabul ettiği 300’den fazla startup ve 1000’e yakın girişimcisi bulunuyor. Bu gelişmeyi, fiziksel kapasite olarak da gösterdik. 300 metrekarelik mekanımız, bugün açılışını yaptığımız bu merkezle 3000 m²’lik bir merkeze dönüştü. Yeni mekanımızda yeni hedeflere ve projelere start verdik. Biz, gördüğümüz ilgi sebebiyle, Türkiye’den ilk çıkacak Unicorn’ların, Sayın Bakanımızın tabiriyle ilk Turcorn’ların adresi olma hedefine, her geçen gün bir adım daha yaklaşıyoruz. İnşallah, Sayın Bakanımızın dediği gibi 2023’e kadar bu alanda Türkiye olarak en az iki elin parmakları kadar Turcorn’lar çıkaracağız.”

Girişimciler de sahne aldı

BTM’nin yeni yerleşkesinin açılışının ardından Küresel Doğan Startuplar: Winglobal etkinliğinin ikinci ayağında yer alan girişimciler sahne aldı. 13 girişim, katılanlara ve yatırımcılara projelerini anlattı. Winglobal’de dereceye giren 5 startup ABD’deki Silikon Vadisi’ne gitme şansını elde edecek.

Haber

Bakan Varank, yerli üretim elektrikli faytonu test etti

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Bursa ve Denizli’de elektrikli araçlar üreten bir firmanın elektrikli faytonunu, geçmişte Formula 1 yarışlarına da ev sahipliği yapan Tuzla’daki İstanbul Park’ta test etti.

Test sırasında Bakan Varank’a, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, Pendik Belediye Başkanı Ahmet Cin, Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, Elektrikli faytonu üreten Referans Limited Şirketi’nin Genel Müdürü Haluk Şahin ve Intercity Yönetim Kurulu Başkanı Vural Ak da eşlik etti.

Elektrikli faytonla ilgili yetkililerden bilgi alan Varank, hem faytonun hem de firmanın diğer elektrikli araçlarının direksiyonuna geçti.

“Güzel ve kullanışlı bir araç”

Varank, test sürüşü sonrası AA muhabirine yaptığı açıklamada, son zamanlarda faytonların gündemde olduğunu belirterek, “Bu firma, yerli golf araçları, elektrikli araçlar üretiyor. Aynı zamanda inovatif bir ürün olan elektrikli fayton da geliştirdi. Biz de belediye başkanlarımızı ve sayın valimizi yanımıza aldık ve bu aracı test ettik. Gerçekten memnun kaldık. Gayet güzel ve kullanışlı bir araç.” dedi.

“Hayvanlara eziyet edilmemeli”

Varank, atlı faytonların elektrikli alternatifinin bulunduğunu, hayvanlara eziyet edilmemesi bakımından elektrikli araçların kullanılması gerektiğini vurguladı.

Yerli üreticilerin desteklenmesi gerektiğine işaret eden Varank, “Her ortamda yerli üretimin öneminden ve kullanımından bahsediyoruz. Ülkemizde üretilen ürünlerin yabancı ürünlere tercih edilmesini istiyoruz. Bu konuda aslında mevzuat da var. Yerli ürünlere fiyat avantajı uygulanması konusunda mevzuat şu anda zaten uygulamada.” diye konuştu.

Varank, yerli ve milli olarak geliştirilen ürünlerle bir başarı hikayesi yazmak istediklerini vurgulayarak, “Burada da bir örneğini görmüş olduk. İnşallah böyle ürünler Türkiye’de kullanılır, hem vatandaşlarımızın hem de turistlerimizin faydasına sunulur.” dedi.

Teknolojik ürünlerde yerli üretime dönük fiyat avantajlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Varank, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mevzuatta yerli malı ürünlere özellikle kamu ihalelerinde yüzde 15 fiyat avantajı uygulanması orta ve yüksek teknolojili ürünler için mecburi. Diğer ürünler için de bu durum kamu otoritelerinin kararına bırakılmış durumda. Yerli ürünlere fiyat avantajı uygulanması konusunda kamu idarelerimizle, bakanlıklarımızla, yerel yönetimlerimizle sık sık görüşmeler gerçekleştiriyoruz.

Yerli üreticilerin yüzde 15 fiyat avantajıyla desteklenmesi, hem üretemediğimiz ürünlerin millileştirilmesi açısından, hem de Türkiye’de bir ölçek oluşturulması açısından önem taşıyor. 11. Kalkınma Planı çerçevesinde Sanayi İcra Kurulu kurulması mevzu bahis. Burada özellikle kamu alımlarında, büyük ölçekli ihalelerde yerlileşmeyi temin edecek şekilde Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik edeceği bir kurul oluşturmak istiyoruz. Bu kurul vasıtasıyla da Türkiye’de yerlileştirme alanında önemli bir adım atmış olacağız.”

“Düşük enerji tüketimine sahip ve çevre dostu”

Elektrikli faytonu üreten Referans Limited Şirketi’nin Genel Müdürü Haluk Şahin, “Bütün araçlarımızı yerli ve milli olarak üretiyoruz. Elektrikli otobüs, klasik araçlar, fayton, kamyonet gibi trafiğe çıkabilen elektrikli araçlarımız var. Bursa’da ve Denizli’de üretim yapıyoruz. 33 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz.” dedi.

Dünyadaki rakiplerinin yüksek fiyatlarla satış yaptığına dikkati çeken Şahin, şunları kaydetti:

“Biz elektrikli faytonu daha uygun fiyatlara yerli ve milli olarak Denizli’nin Sarayköy ilçesinde üretiyoruz. Düşük enerji tüketimine sahip çevre dostu elektrikli faytonların yurt içi ve yurt dışı pazarlara satışını gerçekleştiriyoruz.

15 yıllık bir Ar-Ge çalışmasının sonucu ortaya çıkan elektrikli fayton, 6-8 saatte şarj oluyor ve tek seferlik şarjla 70-80 km gidebiliyor. 30 km hıza ulaşan aracımız, 4 tekerlek hidrolik fren sistemi ile çalışıyor.”

Haber

Hazır yemekçiler kamunun açtığı ihalelerden şikayetçi

Mehmet KAYA – Yeşim ARDIÇ

Sektörün düşük kârlılıkla giderek eridiğini dile getiren sanayiciler, konkordatonun da sektörde adeta moda haline geldiğini, son 6 ayda konkordato alan firmaların piyasaya borcunun 150 milyon lirayı aştığını bildirdiler. Sektörün teşvik belgeli yatırımlardan yararlanamadığını bildiren yemek sanayicileri, finansman sorunun çözümü için yemek sanayicilerine de teşvik belgesinden yararlanma imkanı sunulması gerektiğini vurguladılar.

HAKAN BOZKURT /REVA YEMEK GIDA SANAYİ VE TİCARET LTD ŞTİ. GENEL MÜDÜRÜ:

Kantinci 10 liraya aldığı 100 kişilik yemeği 150 kişiye 12 liradan satıyor

Reva Yemek olarak, zaman zaman kamu kurumlarıyla iş yapıyoruz. Bizim hizmet verdiğimiz kamu kurumu aynı işi daha sonra ihaleye çıkarıyor. Ancak biz girdiğimiz bütün ihalelerde hep sonuncu firma oluyoruz. Kamu verdiği işi takip ve malları kontrol etse, o fiyatlara iş yapılmasının mümkün olmadığını görür. Örneğin 150 gr et yazılıyor ama gelen fiyat 5 lira, bizim kendi maliyetimizin 10 lira olduğunu düşünürsek, 4 çeşit yemek için 5 lira fiyat veren şirketle yarışma imkanı yok. Bu iş sadece 150 gr yerine 80 gr et koyarsan olabilir.

Okullarda kantincilerle de sorun yaşanıyor. Kantinciler bizden 10 liraya aldıkları 100 kişilik yemeği 150 kişiye 12 liradan satıyorlar. Yemekte bir sorun çıkarsa kim cezalandırılacak.

Tarım Bakanlığı’nı çok seviyoruz ve destekliyoruz ancak Bakanlık elemanları kamu kurumlarını neredeyse hiç denetlemezken, dışarıdan iş yapan firmaları en küçük noktasına kadar inceliyorlar. Denetimlerde firmaya göre standart arıyorlar. Öyle standartlar var ki bunların tamamını şart koşsanız, Ankara’da bir tane yemek firması kalmaz. Firmaya göre standart belirlemek adet haline geldi.

Biz büyük firmalardan mal alıp büyük firmalara satış yapıyoruz. Ürün verdiğimiz firmaların ödeme takvimine bağlı kalmak zorundayız. Ancak tahsilat yapamasak bile verdiğimiz ürünün KDV’sini ve peşin vergisini ödüyoruz. Bu süreçte başta enerji olmak üzere maliyetlerimiz sürekli artıyor. İş mahkemeleri karar verirken firmanın gücüne bakıyor, eğer büyük firma ise nasıl olsa öder diye cezayı kesiyor.

NURTEN KARAEYVAZ/HARDAL GIDA YEMEK SANAYİ VE TİCARET LTD. ŞTİ. ŞİRKET MÜDÜRÜ:

Hizmet verdiğimiz firmalarda yemeğin önemi en sonlarda

Hazır yemek sektöründe bir çok sıkıntılar var. Mesela okullardaki yemekler kantincilerin inisiyatifine bırakılmamalı. Kantinciler yemek bedelinin bir kısmını kendilerine alıp ayrıca bir gelir sağlıyorlar.

Biz finansman konusunda da sıkıntı yaşıyoruz. Bankalar, reel sektörün yanındayız deyip sürekli paketler açıklıyor ancak şubeye gidip başvurduğumuzda ise “henüz netleşen bir şey yok, katma değeri yüksek, ihracat yapan sektörlere verilecek” diyorlar. Yani hiçbiri bizi kapsamıyor. Aslında hepimiz zincirin bir parçasıyız ve emek yoğun bir sektör olarak istihdama ciddi katkı sağlıyoruz. Biz işçi çıkarmadan ayakta kalmaya çalışırken, “100 bin lira kredi veririz ama 5 işçi daha alırsanız” denilmesi de üzücü bir durum. Hizmet verdiğimiz firmaların politikalarında yemeğin önemi sonlarda geliyor. Halbuki yemek; işçi sağlığını, performansını ve hatta psikolojisini etkileyecek önemdedir. Bu mantığı maalesef yerleştiremiyoruz biz firmalarımıza. Okullarda kantin ve yemek ihaleleri ayrılmalı, iş kantincilere bırakılmamalı. Herhangi bir risk durumunda zaten sıkıntıya biz giriyoruz. Kantinci ise başka yemekçi çağırarak yoluna devam ediyor.

EMRE GÜNER/24 YEMEK YÖNETİMİ MÜDÜRÜ:

Sektörümüz desteklenmediği için teşvik belgesi alamıyoruz

Biz, 24 Yemek Yönetimi olarak 20 senedir açık büfe restoran işletmeciliği ve taşıma yemek hizmeti yapan bir firmayız. Hazır yemek sektörü, yüksek yatırım gerektiren, emek yoğun bir sektör. Ciddi bir istihdam sağlıyoruz. Yaptığımız iş insan sağlığı için çok önemli. Reel sektöre verilen destekler, teknoloji, Ar-Ge vs olduğu için biz bunlardan çok yararlanamıyoruz. Bu desteklerin bizler için de olması sektörün gelişimini hızlandıracaktır. Biz teşvik belgesi kapsamında yatırım yapmak istiyoruz ancak sektörümüz desteklenen sektörler arasında olmadığı için teşvik belgesi alamıyoruz. Gıda firmaları başvuruyor ama hazır yemek firmaları teşvik için başvuramıyor. Bunun sağlanmasını istiyoruz. Kurlardaki artışla birlikte, bizim maliyetlerimiz de yüzde 40 civarında arttı, oysa enflasyon bunun altında yükseldi. Ancak biz maliyet artışlarını fiyata yansıtamadık ve düşük kârlılıkla giderek eriyen bir sektör var.

Kayıt dışılık ve denetim konuları da ciddi problem. Hem gıda sanayindeki hem de yemek sektöründe yetersiz denetim, yaptırımı düşük cezalar, kayıt dışı çalışma var. Gıda sektöründeki tağşişlere uygulanan cezalar caydırıcı olmuyor, bu hammaddelerin yemek üretiminde kullanılması insan sağlığını olumsuz etkileyecek sonuçlara sebep oluyor. Yemek sektöründe de merdiven altı üretim yapanlar var. Maalesef sadece kayıtlı olan firmalar denetleniyor. Kayıtsız olanlar denetlenmiyor. Bu haksız rekabete sebep oluyor.

MURAT ZALALTUNTAŞ/FESLEĞEN YEMEK MÜDÜRÜ:

Konkordatolarda ciddi artışlar başladı, adeta bir moda haline geldi

Fesleğen Yemek olarak, hem kamu hem de özel sektöre hizmet veriyoruz. Hizmet verdiğimiz kurumların başında Sağlık Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı gelmektedir. Millî Savunma Bakanlığı ihalelerini istisna kapsamında yapıyor. Millî Savunma Bakanlığı’ndaki ihaleler şu anda genel endekse bağlı alınıyor. Genel endekste fiyat farkının reel olmaması sebebiyle mart ayında yapılan ihalelerde fiyat farkının eksi yönde ilerlemesi sebebiyle cebimizden para ödüyoruz . Ama gıdada mart ayından bugüne geldiğimiz noktada yaklaşık 1yüzde 15-20 fiyat artışı var.

Enflasyon verilerinin devlet politikası bizi çok ciddi bir zarara uğratıyor. Firmalarda şu anda gerçekten zorlanmaya başlamasıyla konkordato almaya başladılar. Tabi bu konkordato almak da yemek sektöründe bir moda haline geldi. Mevzuata göre, konkordato alan bir firmanın mal varlığının ve olası gelirinin olması lazım. Oysa firmalar ihaleye giriyor, zarar ediyor, konkordato alıp geçmişe dönük borçlarını durduruyor.

Şu anda yaklaşık 6 aydaki piyasaya konkordato alan firmaların borcu 150 milyon TL civarı. Üstelik, bunlardan bir kuruş borç ödeyen de yok. Burada da tedarikçi firmalar büyük sıkıntı yaşıyorlar. İhalelerde oluşan fiyatlar arasında da büyük farklılıklar oluşuyor. Aynı kurum için İstanbul’da 5 lira olan fiyat Ankara’da 17 liraya kadar yükseliyor. Artık maliyetler kişiye bağlı olarak çıkmaya başladı. Kamu İhale Kurumu’nun bununla ilgili önlem alması şart ve buradan çıkan kararlar çok değişkenlik gösteriyor. Önceden elma ile armudu karıştırıyorlardı, şimdi elma ile patlıcanı karıştırmaya başladılar. Artık ihalelerde özel ilişkiler artmaya başladı.

Daha önce de söylendiği gibi kamu kurumları, farklı birimlerinde farklı standartlar belirliyor. Herhangi bir bakanlık, bir kurumu için 200 gr şart koşarken, başka bir kurumu için 80 gr-100 gr istiyor. Oysa şartnamede ne yazarsa yazsın, 80 gr ürün veriliyor. Oysa ciddi firmalar ihalelere, şartnamede yazan rakama göre hazırlanıyor ve teklif veriyor. Şartnamesi 200 gr yazan ihaleyi kazanan şirket 80 gr ürün veriyor ve bu durum haksız rekabete yol açıyor.

Kişisel ilişkiler yüzünden, ihaleyi biz kazanırsak bizden 200 gr, başkası kazanırsa ondan 80 gr istiyorlar. Sonuç olarak kamudaki en büyük problem, sözleşmelere uyulmaması.

ADNAN KESKİN/YILDIZ YEMEK SANAYİ VE TİCARET LTD. ŞTİ. ŞİRKET MÜDÜRÜ:

Özel ilişkileri olan kişiler ihale alarak devleti zarara uğratıyorlar

Yemek sektörü öncelikle bence iki aşamada değerlendirilmeli, bir tanesi büyük ölçekte ihaleleri yapan firmalarımızın sorunları, bir tanesi de piyasa yemeği yapan ve daha çok ihaleci olmayan bire bir ilişkilerle iş alan firmaların sorunları. Büyük ihalelerde, özel ilişkileri olan kişiler ihale alarak devleti zarara uğratıyorlar. Bu çok önemli bir konu. Piyasada fiyat kırılganlığı, özellikle gıda ve yemek sektöründeki firmalara bankaların bakış açıları, finansal ulaşımımızı güçleştirmekte. Bu yüzden arkadaşlar, nakit akışını sağlayabilmek için çok düşük fiyatlar vererek ihalelere giriyorlar.

İddia ediyorum, yemek sektörü devre dışı bırakılsa Türkiye’de infial olur, terör artar, iç barış bozulur. Buna rağmen yemek sektöründe iş barışının sağlanması mutlaka ve mutlaka yasaların düzgün uygulanması ve mahkemelerin iş barışı konusunda düzgün karar vermesi gerekiyor. Maalesef ben yemek sektöründe bir tane iş mahkemesini kazanan iş yeri sahibini ya da patronunu görmedim. Sadece tazminat yüzünden işyerini kapatan arkadaşlar var.

Bir diğer sorun da kalifiye eleman. Şu anda genel işsizlik yüzde 15, üniversite mezunlarında işsizlik yüzde 27 seviyesinde. Fakat ne acıdır ki yemek sektöründe işçi bulmakta güçlük yaşıyoruz. Çalışanlar bu işi meslek olarak görmedikleri için sıkıntı çekiyoruz.

Devlet okullarında yönetim kantincilerle anlaşarak yemek firması bulmasını istiyor, bu kesinlikle kanunsuz bir durum. Oysa bunların T arım Bakanlığı’ndan yemek üretim izni almaları ve şube açmaları gerekmektedir. Kantinciler yemek firmalarıyla anlaşarak getirdikleri yemeği, okulun bir sınıfında öğrencilere satıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın kesinlikle bu işe el atması lazım. yani okullarda kantin ihalesine çıkarken, yemek ihalesine de çıkılmalıdır.

Et ve Süt Kurumu ithal ettiği eti bazı firmalara verdi, onlar işleyip tekrar ESK’ya verdiler. Piyasada et 30 lira iken bunlara 21 liradan et verdiler ve bu firmaların yıllık kazancı 300-350 milyon lirayı buldu. Yaklaşık iki yıl bunlara ciddi para akışı sağlandı.

Ayrıca etçilikte kırıntı diye tabir ettiğimiz ürünler asker kurumların ihalelerine et olarak girdi ve firma sadece bundan 300 bin lira kazandı.

Kamu İhale Kurumu, itirazları değerlendirirken ilgili kamu kurumunu arıyor ve “İtiraz var ne yapalım?” diyor. Bence firmaların sınıflandırması yapılmalı ve her firma her ihaleye girememeli, elektronik ihale de bu konuda çözüm olabilir.

CÜNEYT VOLKAN KURTULDU/ YEMEKTÜRK MÜDÜRÜ:

Yemek kartları sadece restoranlarda kullanılmalı

Ben hem restoran işletmeciliği yapıyorum hem de merkez mutfaktan taşıma usulü dediğimiz hizmeti veriyorum. Denetimsizlik ve denetimlerdeki yetersizlikler bu sektördeki en büyük sorunlardan bir tanesi. Bu doğal olarak fiyat bazlı sıkıntıları ve rekabeti doğuruyor. Sektördeki düşük fiyat politikalarını ortaya çıkartıyor. İnsan sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor.

Yaklaşık 4 yıl önce firmamızdaki kalifiye eleman problemini çözmek için çalışma başlatarak eğitim firması kurduk. Tesisimizin en üst katını 5 derslikten oluşan bir okul haline getirdik, bir öğretmen kadrosu kurduk. Toplam, 170 kursiyer mezun ettik bunların 15 kadarına kendi iş yerimizde istihdam sağladık. Burada sistem bize, mezun ettiğimiz kursiyerleri, 6 ay boyunca işe yerleştirme ve iş devamlılığı sağlanmasını istedi. Bu da çok mümkün olmadı. İŞKUR’a gidip, kursiyerler işe yerleştirmenin bizim işimiz olmadığını söyledik. Talebimiz karşılık bulmayınca da işi mecburen durdurduk.

Bu sorunun çözülmesi için buna benzer faaliyetlerin arttırılması ve bu gibi firmaların desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir kamu işi yapmıyorum ama kurumsal firmalarla çalışıyoruz ve sözleşmeli işler yapıyoruz. Bu sözleşmeli işlerimizin belirli dönemlerde fiyat artışları var. Açıklanan enflasyon oranlarıyla, gerçekleşen gıda enflasyonunun arasında ciddi fark olması firmalardan zam dönemlerinde alacağımız zam oranlarında bize çok büyük sorun teşkil ediyor. Firmamızı ticari anlamda koruyan fiyatları alamıyoruz bu konuda destek bekliyoruz. Okullardaki kantin işletmecilerinin yemekler ve yemekhaneler üzerinde söz sahibi olması çok ciddi problemlere sebep oluyor. Düzenlenmesi gereken önemli hususlardan biri de bu. Bu durum öğrencilerin sağlıklı, hijyenik ve dengeli beslenmelerinden ziyade ticari bir fırsatçılık oluşturuyor.

Son olarak, yemek kartları durumu var. Ben restoranlarımda yemek kartı da kullanmak durumundayım, Yemek kartlarının sadece yemek için kullanılmadığı bir ortamda şöyle bir problem çıkıyor; insanlar bunu ev ekonomisi haline çevirdiler. Yani şirket öğlen yemeğini yesin diye personeline yemek kartı veriyor, belli bir miktar ödeme yapıyor. Ancak personel onu öğlen yemekte kullanmıyor. Gidiyor, marketten evine market alışverişi yapıyor, gidiyor arabasına akaryakıt alıyor. Bu da bizim için bir handikap. Sadece bizim için değil yemek kartlarına ödeme yapan şirketler için de bir handikap. Çünkü şirket personeli öğlen yemek yemediği için performans kaybı yaşıyor ve verimliliği düşüyor. Yemek kartlarının sadece restoranlarda kullanılması noktasında düzenlemeler getirilmeli.

ARSLAN ATLI/YEMEK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI/ROKA KURUMSAL YEMEK HİZMETLERİ ŞİRKETİ GENEL MÜDÜRÜ:

Günde 5 milyon kişiye yemek veriliyor, 2 milyon kişi çalışıyor

Toplu beslenme günümüzde giderek artan ve sürekli olarak gelişen bir sektördür. Ülkemizde 5000 dolayında yemek şirketi faaliyet göstermektedir. Bunun 3000’e yakını İstanbul’da 500 kadarı da Ankara’da çalışıyor. Ortalama günde 5 milyon kişiye yemek hizmeti verilmektedir. Ülkemizde 6 milyar dolarlık bir ciro yaratan 500 bin direkt, 2 milyon dolayı istihdam yaratan toplu yemek sektörü, şu anda tüm hizmet sektöründe istihdam yaratılmasında ikinci sırada yer almaktadır. Toplu beslenme alanında hizmet veren kuruluşların en önemlileri yemek fabrikalarıdır. Sektörde hizmet yerinde üretim ya da fabrikada üretilerek tüketim yerine taşımak kaydı ile iki ayrı hizmet şeklinde uygulanmaktadır. Toplumun büyük kesiminin, toplu beslenme hizmetleri aracılığı ile beslenmesi bu sektörün insan sağlığı açısından önemini ortaya koymaktadır. Ülkemizde insan sağlığını tehdit eder hale gelen toplu beslenme sistemleri ile ilgili gerek yasal düzeyde gerek ise sektör bazında birçok belirsizlik ve sorunlar bulunmaktadır. Zamanında ve doğru şekilde yapılmayan denetimler yüzünden merdiven altı firmaların sayısı her geçen gün artmaktadır. Merdiven altı firmalar maliyeti düşürmek amacı ile kalitesiz gıda maddeleri kullanmakta, hijyen ve standardı sağlamaya yönelik yatırım ve harcamalardan kaçınmakta, kalifiye olmayan iş gücü ve sağlıksız üretim koşullarında üretim yapmakta böylece hem hizmetten yararlananların sağlığını tehdit etmekte, hem de standartlara uygun üretim yapan ciddi firmalara karşı dayanılmaz bir haksız rekabetin artması sonucunu doğurmaktadır. Sektörde hizmet sunanların ve alanların, toplu beslenme hizmetlerinin insan sağlığı açısından önemini anlayacak bilinçte olmaması, sektör için büyük bir sorun olmaya devam etmektedir.

Yemek firmaları sürekli ve düzenli olarak denetlenmeli, kayıt dışı merdiven altı firmalar tespit edilerek faaliyetleri durdurulmalı, denetimler uzman kişiler (diyet uzmanı, gıda mühendisi) tarafından yapılmalı ve ilgili bakanlık tarafından toplu beslenme / yemek fabrikaları yönetmeliği çıkarmalıdır. Hazır yemek sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikte ve sayıda personel yetiştirecek Meslek Okullarının açılması sağlanmalı, yönetim kademelerinde Diyetisyen, Gıda Mühendisi, Gıda ve Beslenme konusunda uzman kişiler çalıştırılmalıdır. Kamudaki özelleştirmelerde, ihalelerde en düşük fiyat uygulamasından vazgeçilerek yaklaşık maliyetlere uygun olarak işler ihale edilmeli, hizmetin satın alınmasında tek kriter olarak fiyat değerlendirilmemeli ayrıca hizmet satın alanların ve sunanların bilinçlendirilmesi için eğitim, seminer ve toplantılar düzenlenmelidir.

Sonuç olarak hazır yemek sektörünün tüm sorunlarının çözümüne yönelik olarak, ilgili bütün kurumların (Bakanlıklar, Üniversiteler ve Sivil Toplum kuruluşları v.b.) oluşturacağı bir çalışma grubu kısa ve uzun vadede alınabilecek tedbirleri ve önerileri tartışmalı ve uygulamaya koymalıdır. Bu durum insan sağlığı açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Haber

Çavuşoğlu: Rusya’nın taahhütlerine uymasını bekliyoruz

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsviçre’nin Davos kasabasında devam eden 50’nci Dünya Ekonomik Forumu (WEF) kapsamında düzenlenen “Ortadoğu ve Afrika’nın Jeopolitik Görünümü” başlıklı açık oturumda konuştu.

Moderatörlüğünü WEF Başkanı Borge Brende’nin yaptığı oturumda Çavuşoğlu, 10 yıl önce Orta Doğu’daki temel sorunun İsrail-Filistin ihtilafı olduğunu anımsattı. Çavuşoğlu, bu sorunun halen daha da derinleşerek sürdüğüne dikkati çekerek, “Çünkü İsrail yasa dışı işgali ve uzlaşmaz politikalarını sürdürüyor.” dedi.

Çavuşoğlu, aradan geçen sürede Orta Doğu’da Filistin sorununa ek olarak çok sayıda kriz yaşandığına işaret ederek, 9 yıldır devam eden Suriye kriziyle Yemen, Libya ve Irak’taki sorunların tüm dünyayı etkilediğini vurguladı.

“Bütün bu sorunların çözümünde Türkiye olarak aktif çaba gösteriyoruz.” diyen Çavuşoğlu, Türkiye’nin Suriye krizinin insani boyutunda 3,6 milyon kişiye ev sahipliği yaptığını, Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönmeleri konusunda çalıştığını anlattı.

Çavuşoğlu, sorunları ve krizleri sadece yönetmek değil çözmek için uğraşılması gerektiğini vurgulayarak, “Kriz yönetimi er ya da geç hepimizi olumsuz etkileyecek.” ifadesini kullandı.

Moderatör Brende’nin, Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerine yönelik sorusu üzerine Çavuşoğlu, Türkiye’nin Rusya’yla Kırım’ın yasa dışı ilhakı, Gürcistan ve Ukrayna gibi başka konularda da ihtilafları bulunduğunu ve Rusya’nın Suriye’de rejime verdiği desteği de tasvip etmediklerini söyledi.

Bu sorunlara rağmen Rusya ile Suriye ve Libya gibi önemli krizlerin çözümünde birlikte çalıştıklarını ifade eden Çavuşoğlu, bu sayede İdlib’de insani krizin önüne geçebildiklerini söyledi.

Tüm bunlara rağmen İdlib’de durumun hala kritik olduğuna işaret eden Çavuşoğlu, “Rejimin ayrım gözetmeksizin sivillere yönelik saldırıları kabul edilemez. Rejimin garantörü olarak Rusya’nın ateşkes konusunda taahhütlerine uymasını bekliyoruz. Cumhurbaşkanımız Berlin’de de bunu Putin’e tekrar hatırlattı.” diye konuştu.

Türkiye’nin Rusya ile farklı konularda ayrı düşünmesinin önemli konularda çözüm için iş birliği yapılmasına engel olmadığına değinen Çavuşoğlu, aynı şekilde İran’la da Suriye konusunda diyalog halinde bulunduklarını kaydetti.

Çavuşoğlu, Libya’da General Halife Hafter’le ilgili, “Ne Moskova’daki ortak açıklamayı imzaladı ne Berlin’de açık bir destek taahhüdünde bulundu. Meşru Sarraj hükümeti ise iki konuda da yapıcı davranıp desteğini açıkladı. Türkiye’nin şu anda sadece askeri danışmanı ve eğitmeni var. Ateşkese uyulmasını bekliyoruz.”

Kaynak: AA

Haber

WD Grup Otel Mobilyaları 2020’de 12 milyon dolarlık ciro hedefliyor

Zehra ORUÇ
BURSA – Dış ticaret firması olarak 2012 yılında kurulan Watan Design, ardından fason yaptırdığı imalat ile proje taahhüt hizmetine başladı. Firma, 2 milyon dolarlık fabrika yatırımı ile üretimi kendi bünyesine alarak 2019 itibari ile anahtar teslim proje yapmaya başladı. Bugün, hizmetinin yüzde 90’ını otel projelerine kanalize eden grup, tamamen yurtdışına çalışıyor. Watan Design markası ile Ortadoğu, Afrika ve Körfez ülkelerine yoğun çalışan grubun hedefi Avrupa’ya açılmak. Projelerinin yüzde 75’ini Suudi Arabistan’daki otel yatırımlarının oluşturduğunu anlatan WD Grup Otel Mobilyaları AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Güner Düzel, ayrıca Katar, Kuveyt, Dubai, Ürdün, Bahreyn, Filistin’de de projelerinin bulunduğunu söyledi. Üç, dört ve beş yıldızlı oteller, konferans salonları, hastane ve üniversite projelerinin mobilyalarını imal ettiklerini belirten Düzel, ürünlerin tasarımından üretim ve montajına kadar tamamını kendi ekipleriyle gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Ortadoğu ve Körfez ülkeleri pazarlarının değerlendiren Düzel, “Ortadoğu ve Körfez ülkeleri ile zaten siyasi sorunlar yaşıyoruz. Hassas bir noktadayız. Müşteri her an Çin veya İtalya’ya yönelebiliyor. Türk şirket olarak fiyattaki en büyük rakibimiz Çin, kalitede de İtalya. Ortadoğu ve Körfez ülkelerinin bizi tercih etmelerinin başlıca sebepler; konum olarak yakın ve Müslüman bir ülke olmamız” şeklinde konuştu. Aynı anda altı proje yürütme kapasitelerinin bulunduğunu kaydeden Düzel, 9 bin 500 metrekare kapalı alanda 100 kişilik istihdam ile üretim gerçekleştirdiklerinin bilgisini veren Yunus Güner Düzel, bunun 35’inin yurtdışı ekiplerinin, 12’sinin de tasarım merkezi ekibinin oluşturduğunu söyledi. Düzel, 2021 yılında 15 ila 20 bin metrekarelik bir alanda kendi fabrikalarını inşa etmeyi planladıklarını sözlerine ekledi. Öte yandan, lüks ev mobilyaları alanına da giriş yaptıklarını aktaran Düzel, önümüzdeki iki yılda yeni fabrika yatırımıyla bu alandaki faaliyetlerini de artırmak istediklerini açıkladı. 2019 yılında 8 milyon dolarlık ciro ile kapatmaya hazırlandıklarının da bilgisini veren Düzel, 2020 yılı için de 12 milyon dolarlık ciro hedefledikleri sözlerine ekledi.

Markasını koruma altına aldı ama taklitleri çoğalıyor

Sektörlerinde proje taahhüt tasarım ve Ar-Ge ile öne çıktıklarının altını çizen Yunus Güner Düzel, tasarım merkezi olmak için başvurularını tamamladıklarının da bilgisini verdi. Düzel, öte yandan İSO kalite belgeleri ve Turquality için de başvurularını gerçekleştirdiklerini ifade ederek, “Markamızı Suudi Arabistan, Dubai ve Katar’da koruma altına aldık. Ancak yeterli çözüm olmadı. Suudi Arabistan’da taklitlerimiz çıkmaya başladı. Hedefimizde yurtdışında da yapılanmaya gitmek var. Ancak bunu Türk markamız ile sürdüreceğiz” dedi. Yunus Güner Dizel, yurtiçi otel projelerinde de yer almak istediklerini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yurtiçinde otel yatırımcıları yatırım bütçelerini inşaata harcayıp, mobilya yatırımlarını takas ticareti üzerinden yapmak istiyor. Ancak biz buna sıcak bakmıyoruz. Aslında yurtiçinde çalışmakta olduğumuz otel projeleri var; ancak onlar da yine yabancı yatırımcı.”

Haber

Çağdaş Holding, yüzünü Avrupa ve ABD’ye döndü

Çağdaş Holding Yönetim Kurulu Üyesi Dağlarca Çağlar, Avrupa ve ABD’de eski, atıl durumda olan yapı ve turizm tesisleriyle ilgilendiklerini belirterek, “Bunları satın alıp, bulundukları bölgelere uygun bir restorasyonla ekonomiye kazandırmak istiyoruz. Bu kapsamda hedefimiz Çağdaş Holding’i gelecek 5 yıl içinde ‘Bodrum merkezli bir global şirket’ haline getirmek.” dedi.
Dağlarca Çağlar, AA muhabirine holding açısından 2019’da yaşanan gelişmeleri değerlendirdi, 2020’den beklentilerini paylaştı.

Çağdaş Holding olarak zor geçen bir 2019’da oldukça başarılı bir performans sergilediklerini anlatan Çağlar, faaliyette bulundukları gayrimenkul sektörünün ciddi bir düzeltme döneminden geçtiğini söyledi.
Çağlar, son dönemde toparlanma sinyalleri hissedilse de gayrimenkul açısından yıl genelinde zorlukların yaşandığını aktararak, “Özellikle fiyat olarak belli bir ölçeğin üzerindeki projelerde bu durgunluğu hissettik, ama bununla birlikte yabancı ilgisi de oldukça üst düzeyde. Bu da aslında bir miktar yerli ilgisindeki düşüşü karşılaşmış oldu.” diye konuştu.

Turizm sektöründe çok başarılı bir yıl geçirdiklerinden bahseden Çağlar, şunları kaydetti:
“Son dönemde yatırımlarımızı artırdığımız teknoloji perakendesinde 2019 bizim için büyüme yılı oldu. Genel olarak değerlendirdiğimiz 2019 gerçekleşmeleri yıl başında yaptığımız bütçelerle yakın seyretti. 2020 için de hedefimiz yaklaşık yüzde 20 büyümeyle konsolide ciromuzu 300 milyon liranın üzerine çıkarmak. Çağdaş Holding olarak, 1994’ten bu yana Bodrum’da çok sayıda yatırıma imza attık. Bugüne kadar bölgede geliştirdiğimiz gayrimenkul projesi sayısı 30’un üzerinde. Sadece son 5-6 yılda hayata geçirdiğimiz yatırım tutarının 300 milyon avroya yakın olduğunu söyleyebiliriz. Burada tabii turizm yatırımlarının etkisi çok büyük.”

“Bodrum, Swissotel’in birden fazla oteline ev sahipliği yapan tek Avrupa şehri olacak”

Dağlarca Çağlar, Bodrum’da 2015’te 75 milyon avroluk yatırımla açtıkları Swissotel Resort Bodrum Beach’in ardından 2020’de de şehir merkezinde Swissotel Residences Bodrum Hill’i tamamlamayı hedeflediklerini dile getirdi.
Burası için yatırım öngörülerinin 100 milyon avro civarında olduğunu belirten Çağlar, otel bölümünün 2020’nin, rezidans bölümünün 2021’in yaz aylarında tam teşekküllü olarak hizmet vermeye başlayacağını bildirdi.

Çağlar, bu projenin Avrupa’da bir ilki temsil edeceğini aktararak, “Swissotel Resort Bodrum Hill’in hizmete girmesiyle birlikte Bodrum, Swissotel’in birden fazla oteline ev sahipliği yapan tek Avrupa şehri olacak. Bunun dışında Bodrum’un en özel koyu olarak gördüğümüz Cennet Koy’daki projemizde de ilk etabın teslimlerini bu yıl içinde gerçekleştireceğiz.” bilgilerini verdi.

Çağdaş Holding olarak son dönemde ağırlık verdikleri diğer bir konunun da teknoloji perakendesi olduğunu aktararak, şunları ifade etti:

“Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi’nde yapacağımız yeni organik ve inorganik büyüme hamleleriyle bu iş kolumuzu daha da güçlendirme konusunda istekliyiz. Tüm bunların yanı sıra önümüzdeki 3-4 yıl Çağdaş Holding’in yurt dışına açılması için de önemli bir süreç olacak. Özellikle Avrupa ve ABD’de eski, atıl durumda olan yapı ve turizm tesisleriyle ilgileniyoruz. Bunları satın alıp ardından bu yapıları, bulundukları bölgelere uygun bir restorasyonla ekonomiye kazandırmak istiyoruz. Bu kapsamda hedefimiz Çağdaş Holding’i gelecek 5 yıl içinde ‘Bodrum merkezli bir global şirket’ haline getirmek.”

“Bodrum’u Cannes, Saint Tropez, Nice gibi markalarla yarışır hale getirmeliyiz”

Dağlarca Çağlar, turizmin 2019’u en başarılı tamamlayan sektörlerin başında geldiğine işaret ederek, bunu Bodrum’da yakından hissettiklerini söyledi.

Yıl sonu itibarıyla Bodrum’daki toplam yabancı turist sayısının 1,5 milyona yaklaştığını anlatan Çağlar, “Swissotel olarak özellikle yüksek sezonda doluluk oranlarımız yüzde 90’ların altına hiç düşmedi. Gelecek yıl da bu yükselişin devam etmesini bekliyoruz. 2016 ve 2017’deki büyük düşüşün ardından 2018’de başlayan ve 2019’da artarak devam eden toparlanmanın 2020 ve ötesine taşınması, bizim gibi bölge yatırımcıları için de ayrı bir motivasyon kaynağı olacaktır.” değerlendirmelerini yaptı.

Çağlar, el birliğiyle Bodrum’un marka değerinin ön plana çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bodrum’u Cannes, Saint Tropez, Nice gibi markalarla yarışır hale getirmeliyiz. Bunun için sektörün tüm paydaşları el ele vermeli. İlk etapta Bodrum’u 12 ay yaşanır bir turizm destinasyonu haline getirmek, turizmi sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmak kritik öneme sahip. Bunu gerçekleştirdiğiniz zaman hem bölge esnafının üzerindeki yükü alıyorsunuz hem de bölge ve ülke ekonomisine ciddi katkıda bulunuyorsunuz. Yapılması gereken Bodrum’u mevsimlerden, sezonlardan bağımsız bir çekim merkezi haline getirmek. New York, Chicago gibi Kuzey Amerika bölgesinde yaşayan Amerikalılar için Miami ne ifade ediyorsa, Bodrum da Avrupalılar için o anlama gelmeli.”

Haber

Çağdaş Holding, yüzünü Avrupa ve ABD’ye döndü

Çağdaş Holding Yönetim Kurulu Üyesi Dağlarca Çağlar, Avrupa ve ABD’de eski, atıl durumda olan yapı ve turizm tesisleriyle ilgilendiklerini belirterek, “Bunları satın alıp, bulundukları bölgelere uygun bir restorasyonla ekonomiye kazandırmak istiyoruz. Bu kapsamda hedefimiz Çağdaş Holding’i gelecek 5 yıl içinde ‘Bodrum merkezli bir global şirket’ haline getirmek.” dedi.
Dağlarca Çağlar, AA muhabirine holding açısından 2019’da yaşanan gelişmeleri değerlendirdi, 2020’den beklentilerini paylaştı.

Çağdaş Holding olarak zor geçen bir 2019’da oldukça başarılı bir performans sergilediklerini anlatan Çağlar, faaliyette bulundukları gayrimenkul sektörünün ciddi bir düzeltme döneminden geçtiğini söyledi.
Çağlar, son dönemde toparlanma sinyalleri hissedilse de gayrimenkul açısından yıl genelinde zorlukların yaşandığını aktararak, “Özellikle fiyat olarak belli bir ölçeğin üzerindeki projelerde bu durgunluğu hissettik, ama bununla birlikte yabancı ilgisi de oldukça üst düzeyde. Bu da aslında bir miktar yerli ilgisindeki düşüşü karşılaşmış oldu.” diye konuştu.

Turizm sektöründe çok başarılı bir yıl geçirdiklerinden bahseden Çağlar, şunları kaydetti:
“Son dönemde yatırımlarımızı artırdığımız teknoloji perakendesinde 2019 bizim için büyüme yılı oldu. Genel olarak değerlendirdiğimiz 2019 gerçekleşmeleri yıl başında yaptığımız bütçelerle yakın seyretti. 2020 için de hedefimiz yaklaşık yüzde 20 büyümeyle konsolide ciromuzu 300 milyon liranın üzerine çıkarmak. Çağdaş Holding olarak, 1994’ten bu yana Bodrum’da çok sayıda yatırıma imza attık. Bugüne kadar bölgede geliştirdiğimiz gayrimenkul projesi sayısı 30’un üzerinde. Sadece son 5-6 yılda hayata geçirdiğimiz yatırım tutarının 300 milyon avroya yakın olduğunu söyleyebiliriz. Burada tabii turizm yatırımlarının etkisi çok büyük.”

“Bodrum, Swissotel’in birden fazla oteline ev sahipliği yapan tek Avrupa şehri olacak”

Dağlarca Çağlar, Bodrum’da 2015’te 75 milyon avroluk yatırımla açtıkları Swissotel Resort Bodrum Beach’in ardından 2020’de de şehir merkezinde Swissotel Residences Bodrum Hill’i tamamlamayı hedeflediklerini dile getirdi.
Burası için yatırım öngörülerinin 100 milyon avro civarında olduğunu belirten Çağlar, otel bölümünün 2020’nin, rezidans bölümünün 2021’in yaz aylarında tam teşekküllü olarak hizmet vermeye başlayacağını bildirdi.

Çağlar, bu projenin Avrupa’da bir ilki temsil edeceğini aktararak, “Swissotel Resort Bodrum Hill’in hizmete girmesiyle birlikte Bodrum, Swissotel’in birden fazla oteline ev sahipliği yapan tek Avrupa şehri olacak. Bunun dışında Bodrum’un en özel koyu olarak gördüğümüz Cennet Koy’daki projemizde de ilk etabın teslimlerini bu yıl içinde gerçekleştireceğiz.” bilgilerini verdi.

Çağdaş Holding olarak son dönemde ağırlık verdikleri diğer bir konunun da teknoloji perakendesi olduğunu aktararak, şunları ifade etti:

“Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi’nde yapacağımız yeni organik ve inorganik büyüme hamleleriyle bu iş kolumuzu daha da güçlendirme konusunda istekliyiz. Tüm bunların yanı sıra önümüzdeki 3-4 yıl Çağdaş Holding’in yurt dışına açılması için de önemli bir süreç olacak. Özellikle Avrupa ve ABD’de eski, atıl durumda olan yapı ve turizm tesisleriyle ilgileniyoruz. Bunları satın alıp ardından bu yapıları, bulundukları bölgelere uygun bir restorasyonla ekonomiye kazandırmak istiyoruz. Bu kapsamda hedefimiz Çağdaş Holding’i gelecek 5 yıl içinde ‘Bodrum merkezli bir global şirket’ haline getirmek.”

“Bodrum’u Cannes, Saint Tropez, Nice gibi markalarla yarışır hale getirmeliyiz”

Dağlarca Çağlar, turizmin 2019’u en başarılı tamamlayan sektörlerin başında geldiğine işaret ederek, bunu Bodrum’da yakından hissettiklerini söyledi.

Yıl sonu itibarıyla Bodrum’daki toplam yabancı turist sayısının 1,5 milyona yaklaştığını anlatan Çağlar, “Swissotel olarak özellikle yüksek sezonda doluluk oranlarımız yüzde 90’ların altına hiç düşmedi. Gelecek yıl da bu yükselişin devam etmesini bekliyoruz. 2016 ve 2017’deki büyük düşüşün ardından 2018’de başlayan ve 2019’da artarak devam eden toparlanmanın 2020 ve ötesine taşınması, bizim gibi bölge yatırımcıları için de ayrı bir motivasyon kaynağı olacaktır.” değerlendirmelerini yaptı.

Çağlar, el birliğiyle Bodrum’un marka değerinin ön plana çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bodrum’u Cannes, Saint Tropez, Nice gibi markalarla yarışır hale getirmeliyiz. Bunun için sektörün tüm paydaşları el ele vermeli. İlk etapta Bodrum’u 12 ay yaşanır bir turizm destinasyonu haline getirmek, turizmi sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmak kritik öneme sahip. Bunu gerçekleştirdiğiniz zaman hem bölge esnafının üzerindeki yükü alıyorsunuz hem de bölge ve ülke ekonomisine ciddi katkıda bulunuyorsunuz. Yapılması gereken Bodrum’u mevsimlerden, sezonlardan bağımsız bir çekim merkezi haline getirmek. New York, Chicago gibi Kuzey Amerika bölgesinde yaşayan Amerikalılar için Miami ne ifade ediyorsa, Bodrum da Avrupalılar için o anlama gelmeli.”

Haber

Dünyanın en değerli 10 şirketinden 7’si teknoloji şirketi

Dünyanın en değerli şirketleri listesine 10 yıl önce 2 teknoloji şirketi girebilirken, 2019 verilerine göre piyasa değeri en yüksek şirketler listesinde dijital teknoloji üzerine yoğunlaşan 7 şirket yer alıyor.

Online istatistik portalı Statista tarafından yayımlanan “2019’da Piyasa Değerine Göre En Büyük 100 Şirket” raporuna göre teknoloji şirketlerinin yükselişi devam ediyor. 2010 yılında sadece 2 teknoloji şirketi en değerli 10 şirket arasında kendine yer bulabilirken 10 yıl sonra teknoloji şirketleri listeyi domine ederek 7 şirketle listede yer aldı.

İlk 10’daki teknoloji şirketleri sıralamasında Amerikalı şirketlerin ağırlığı dikkati çekiyor. ABD listede 5 şirket (Apple, Microsoft Corp, Alphabet Inc., Amazon ve Facebook) ile kendine yer bulurken, Çin listede 2 şirket (Alibaba ve Tencent Holding) ile yer aldı. 

Markets Insider sitesinde yer alan habere göre, sadece teknoloji şirketleri baz alındığında, dünyanın en değerli 5 teknoloji şirketi de ABD’de yer alıyor. ABD’li 5 teknoloji şirketinin piyasa değeri ise 5 trilyon doları aşmış durumda. Yapay zekadan bulut bilişime, e-ticaretten akıllı telefonlara kadar hemen hemen her alanda faaliyet gösteren şirketler her geçen gün değerlerini artıyor. 

İşte listede yer alan ilk 5 teknoloji şirket ve piyasa değerleri:

1. Apple Inc: 1,38 trilyon dolar

1976 yılından Steve Jobs, Steve Wozniak ve Ronald Wayne tarafından temelleri atılan Apple adını ilk olarak ürettiği bilgisayar kitleri ile duyurdu. Şirket günümüzde tüketici elektroniği, bilgisayar yazılımı ve kişisel bilgisayar tasarlayan, geliştiren ve satan çok uluslu bir Amerikan şirketi olarak biliniyor. Şirketin en bilinen donanım ürünleri Mac serisi bilgisayarlar, iPhone akıllı telefon, iPad tablet bilgisayar ve Apple Watch adlı akıllı saatleri olurken en bilinen yazılımları ise OS X ve iOS işletim sistemleri, iTunes medya tarayıcısı, Safari internet tarayıcısı, Apple TV+,  iMessage, ve iCloud olarak ön plana çıkıyor. Şirket, Markets Insider’da yer alan Ocak 2020 verilerine göre 1,38 trilyon dolar piyasa değeri ile dünyanın en değerli teknoloji şirketi olarak ön plana çıkıyor. 

2. Microsoft Corp: 1,27 trilyon dolar 

4 Nisan 1975 yılında Bill Gates ve daha sonra şirketten istifa edecek olan Paul Allen tarafından kurulan Microsoft, bugün bilgisayarlarda en çok kullanılan işletim sistemlerinden biri olan Microsoft Windows ile adını bütün dünyaya duyurdu. Şirket, 1980’lerde MS-DOS işletim sistemi ile kişisel bilgisayarlara yönelik işletim sistemi pazarında çok önemli bir yere gelirken ardından Microsoft Windows ile de liderliğini sürdürdü. Şirketin Microsoft Windows dışında en çok bilinen yazılımları, Microsoft Office paketi, Internet Explorer ve Edge web tarayıcıları olurken, donanım ürünleri ise Xbox video oyun konsolları ve Microsoft Surface tablet serisi olarak ön plana çıkıyor. Şirket en büyük satın alımlarını ise Aralık 2016’da 26,2 milyar dolara LinkedIn ve Mayıs 2011’de 8,5 milyar dolara Skype Technologies alarak yaptı. Şirketin Ocak 2020 verilerine göre, 1,27 trilyon dolar market değeri bulunuyor.

3. Alphabet Inc: 1 trilyon dolar

Alphabet Inc. Google ve Google’a ait diğer şirketleri tek çatı altında toplamak için 2015 yılında kuruldu. Merkezi Kaliforniya’da bulunan şirketinin başında Google’ın kurucuları Larry Page ve Sergey Brin bulunuyor. Şirketin en bilinen hizmeti ise daha çok arama motoru olarak hizmet veren Google olarak ön plana çıkıyor. 1998 yılında özel bir şirket olarak kurulan Google, Alexa tarafından dünyanın en çok ziyaret edilen internet sitesi olarak gösteriliyor. Google arama motoru hizmetinin yanında YouTube, Android işletim sistemi, Gmail, Google Takvim, Google Harita, Google Drive ve Google Pixel akıllı telefonu gibi pek çok konuda da kullanıcılarına hizmet veriyor. Alphabet ayrıca yapay zeka üzerine çalışmalar yapan DeepMind şirketinin de sahibi konumunda bulunuyor. Şirketin Ocak 2020 verilerine göre 1 trilyon dolarlık piyasa değeri bulunuyor.

4. Amazon : 931 milyar dolar

ABD merkezli bir diğer teknoloji şirketi olan Amazon e-ticaret, bulut bilişim, yapay zeka, dijital yayın platformu konularında ön plana çıkıyor. Jeff Bezos tarafından 5 Temmuz 1994’te Amerika Birleşik Devletleri’nin Seattle şehrinde kurulan Amazon piyasa değeri açısından dünyanın en büyük alışveriş sitesi konumunda bulunuyor. Amazon son dönemlerde robotik teknolojiye yaptığı yatırımlar sonucunda işçi çıkarmalar ile de gündeme gelse de şirket 2018 verilerine göre yaklaşık 650 bin işçi sayısı ile ABD’nin en çok işçi istihdamı sağlayan şirketlerinden biri konumunda. Amazon’un en çok kullanılan servisi olan e-ticaretin yanında şirketin dijital video izleme platformu Amazon Prime Video, Amazon Music, bulut bilişim hizmeti sağlayan Amazon Web Services, e-kitap okuyucu Kindle ve sesli ev asistanı Amazon Alexa gibi diğer ürünleri de bulunuyor. Amazon’un Ocak 2020 verilerine göre market değeri ise 931 milyar dolar olarak dikkati çekiyor. 

5. Facebook : 632 milyar dolar 

Sosyal medya platformu Facebook 2004 yılında Mark Zuckerberg tarafından kuruldu. Kuruluşunun ilk yıllarında sadece Harvard Üniversitesindeki öğrencilerin kullanımına açık olan platform daha sonra ağını bütün Ivy League okullarını kapsayacak şekilde genişletti. 2006’dan sonra ise şirket 13 yaşından büyük herkesin kullanıcı olabilmesine izin verdi. Dünyanın en büyük sosyal medya platformu haline gelen Facebook’un 2019 yılı Statista verilerine göre aylık aktif 2,45 milyar kullanıcısı bulunuyor. Şirket, 2012 yılında 1 milyar dolara Instagram’ı 2014 yılında da 19 milyar dolara WhatsApp’ı satın alarak, Facebook uygulaması ve Facebook Messenger uygulaması ile birlikte en çok indirilen uygulamalar listesinde dört uygulaması ile yer almayı başardı. Facebook arkadaşlık sitesinin yanısıra dijital para birimi Libra, projesi ile de gündemi uzun süre meşgul etmişti. Facebook’un Markets Insider Ocak 2020 verilerine göre market değeri ise 632 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. 

Çinli 2 şirket ilk 10’da 

“2019 Piyasa Değerine Göre En Büyük 100 Şirket” raporuna göre ilk 10’da iki Çinli şirket bulunuyor. 2019’da 480 milyar dolar market değeri bulunan Alibaba dünyada e-ticaret, e-ödeme sistemi ve bulut bilişim ile ön plana çıkıyor. 472 miyar dolar pazar değerine sahip olan Tencent Holdings ise WeChat gibi Çin’de  çok yaygın kullanılan ve kullanıcılarına yemek siparişinden hastane randevuna kadar pek çok konuda dijital hizmet veriyor. Tencent aynı zamanda Alibaba’nın ardından Asya’nın en büyük ikinci şirketi konumunda. Son yılların en çok konuşulan video paylaşım platformu TikTok’ta yine Çinli bir firma olan ByteDance tarafından işletiliyor. Ayrıca Çin, “Made in China 2025” planıyla, dünyanın en yüksek teknoloji üreten ülkesi olmayı hedefliyor. 

Kaynak: AA